Korku Hikayesi; Varna Hortlağı (‘Bir demir kazıkla bir Deli Rıza lazım’)

Vakit geldi! Korku floodu başlıyor. Bu gece Balkanlara uzanıyoruz. Bu sefer asude sahil şehri Varna taraflarına! Toplaşın efendim!

  • Vakanın yaşandığı dönemler tahminen 1920’ler yahut 1930’lar. Varna yakınlarında daha ziyade oradaki Türklerle meskûn bir kasaba var. Koruların hemen dibinde. Başka yerlerden insanların gelip sık sık avlandığı bir yer.
  • Kasaba ahalisinin -eğer toplanıp kuzu ziyafeti çekmiyorlarsa- yegâne meşgalesi sürek avları. Zira yaban domuzları çoğu zaman sıkıntı yaratıyorlar. Ahali sık sık sürek avına çıkıyor bu nedenle.
  • Sürek avları ahalinin gösteriş yaptığı bir nevi serencam aynı zamanda. Parlatılmış körüklü çizmeler, fişeklikler, eski harplerden kalan nişanlar, hamaylılar, kamalar, mavzerler falan arz-ı endam ediyor.
  • Gösteriş olur da ağa takımı, bey takımı geri durur mu? Durmaz elbet. Bu kasabada yaşayan Rüstem Bey denilen biri var. Köyün en ileri geleni. Ziyafet oldu mu kesesinden ikramda bulunan, gösterişten kaçınmayan biri.
  • Necati Cumalı’nın Rumeli 1900’ünde dayısı Zülfikar Bey’in tasvirini anımsayın. Yahut Viran Dağlar’ı. Rakı masasında otlakları, arazileri kiralayan, sözleri senet kabul edilen eskinin Rumeli beylerinden.
  • Tabi sürek avları ve avcılık söz konusu olunca Rüstem Bey de bunlara iştirak ediyor. Hatta sık sık tek başına avlara çıkıyor. Sadece servetiyle değil gözü kara yapısıyla da kasabada parmakla gösterilen biri.
  • O yörenin de Deliormanın korularını, yabanını aratmaz ormanları var. Bu mıntıkaları bilen bilir gündüz dahi sonsuzluğa uzanan ağaçlarla, göğü kaplayan dallarla hayli ürkütücüdür. Bir de gecesini düşünün!
  • Bazen akşamları bazen de geceyi geçirmecesine ormanlarda dolanıyor Rüstem Bey. Eşkıyalardan, komitacılardan kalma kovukları, doğal siperleri, hendekleri biliyor. Eli boş dönüşünde dahi muzafferane geçiyor meydandan.
  • Bir gün Rüstem Bey yine tek başına ava çıkıyor. Harp etmeye gider gibi tepeden tırnağa silahla mücehhez geçiyor meydandan. Kahvehanedekiler buyur ediyorlar, gitmeden ayak üstü söyleşmek istiyorlar.
  • Rüstem Bey oturunca kahveler geliyor, cıgaralar sarılıyor, ayaküstü de olsa sohbet harlanıyor. Konu tabi çok dolanmadan av mevzularına geliyor, Rüstem Bey üstü örtülü bir övünmeyle tek başına koruları dolanacağını söylüyor.
  • Evvelden katırlarına yükledikleri ufak tefek eşyalarla kasaba kasaba dolaşan çerçiler varmış. Bir çerçi de o esnada kahvehanede soluklanıyormuş. Rüstem Bey’in av bahsini duyunca kulak kabartıyor.
  • Rüstem Bey’in dolanırken dikkatli olmasını, filanca yerdeki Bulgar köyünün yakınlarından hiç geçmemesini söylüyor. Bahsettiği yer kasabanın biraz uzağında, orman içinde hayli ufak bir köy.
  • Eşkıya mı vardır, yoksa ormancılar geleni geçeni falakaya mı yatırır diye soruyorlar. Ahali de meraklanıyor haliyle. Çünkü o yandan hiç fena haber gelmemiş, silah patırtısı işitilmemiş. Rüstem Bey hiç oralı değil.

Çerçi normalde Silistre’ye doğru gidiyor geze geze. Sabaha karşı bu bahsi geçen Bulgar köyüne gidiyor. Köyde kimse görünmüyor, kimse kapısını açmıyor. Güneş tamamen yüzünü gösterince çıkıyorlar.

  • Çerçi bu tuhaf hareketlerine bir anlam veremiyor zira gün doğmadan kalkar işinin başına koşar normalde çoğu, köylük yer. Buna akşamları köy civarında fazla dolanmaması gerektiğini, fazla orada oyalanmayıp başka yere savuşmasını söylüyorlar.
  • Adamcağız tabi Bulgar köylülerin bu ikazını anlayamamış, sormuş. Eşkıya? Yok. Ormancı? O da değil. Israr edince Türkçeyi daha iyi bilen biri, ahali huylanmasın diye Türkçe ikaz ediyor çerçiyi.
  • Dediğine göre köyden birinin kızı kendi canına kıymış. Gece olunca önce kendi ailesinin sonra akrabalarının, en son diğerlerinin tek tek kapısına uğrayıp yumruklayarak içeri girmek istiyormuş.
  • Kızı tahta perdelerin, kapıların arasından gören varmış. Bir-iki kişi çatıdan tüfek atıp vurduğu halde kız gömüldüğü vakit üzerinde olan elbiseyle, topraktan topak topak olmuş saçlarıyla, gözleri ışıl ışıl dolaşıyormuş civarda.

Rumeli ahalisi böyle şeylere inanır malum, floodlarda anlattık.

  1. Balkanlardan bir Korku Hikayesi ; “Gece Dolaşan” (1600’lü Yıllar )
  2. Korku Hikayesi; Mikonos Adası’nın Hortlağı! (‘Herhalde huzur bulamıyor’)

  3. Korku Hikayesi ; Sırbistan’ın yaşayan efsanesi Sava Savanoviç!

  4. Korku Hikayesi; Osmanlı Dönemi, Balkanlarda Kağıtlara Nakşedilmiş Dehşetler!

  5. Korku Hikayesi; “hayalet gelin” anlatısı nedir? neler anlatılır? (Balkanlar)

  6. Korku Hikayesi; Balkanlardaki batıl inançlar; “Dracula” ve “Kazık Çakma”

  • Çerçi Bulgar köyüne musallat olan hortlağı duyunca oradan yüz geri edip günü geçirmek ve sabah erkenden yola çıkmak üzere bizimkilerin kasabaya gelmiş işte.
  • İşte çerçi bunları anlatıp Rüstem Bey’e avda dikkat etmesini, o köyün olduğu yere sokulmamasını söylemiş. Rüstem Bey “Biz çok eşkıya, domuz gördük bir şey olmaz” diyerek ayağa kalkmış. Kahveciye bahşiş bırakıp ormanların yolunu tutmuş.
  • Tüm kasabanın dilinde Rüstem Bey. Kimi diyor geri dönmeyecek, kimi de diyor üç gün sonra cesedine ormancılar rastlayacak. Peşinden gitmeye de ürküyorlar. O karanlık korular daha da koyu görünüyor gözlerine.
  • Devrisi gün kimse çıkıp gelmesini beklemezken Rüstem Bey geliyor omzunda tüfeğiyle. Bir şey vuramadığını söylüyor, kahvede çok durmayıp evine geçiyor. Geceleyin bulunduğu yerde fazla uyuyamadığını, soğuktan hastalandığını söylüyor sorana.
  • Birkaç gün içerisinde civarda domuzlar daha fazla görünmeye başlıyor. Sürek avına çıkmanın vaktinin geldiğini anlıyorlar. Köylü toplanıyor. Rüstem Bey de geliyor. Yorgun görünüyor ama yürüyüşü, adımları sağlam.
  • Kasaba ahalisi buna yatıp dinlenmesini söylese de o iyi olduğunu söylüyor. Hazırlıklar bitince onlarla birlikte süreğe çıkıyor. Öbekler halinde ormana dağılıyorlar. Domuz sürüleri bölgeye dadandığından neredeyse her gün süreğe çıkıyorlar.
  • Çıkıyorlar çıkmasına da neredeyse her gün aralarından biri eksiliyor. Akşam karanlığında dönüş esnasında fark ediyorlar. Devrisi gün yahut sonrasında ölüsüne rastlıyorlar. Boylu boyunca uzanıp hasta gibi yatar vaziyette bulunuyorlar.
  • Ölülerin sayısı altıyı geçince, köyde hastalık çıktı zannediyorlar. Ama bir yandan da çerçinin Bulgar köyüyle ilgili söyledikleri akıllarından çıkmıyor. Meseleyi kendi aralarında çözemeyince bir bilene danışmaya karar veriyorlar.
  • Köyün müezziniyle imamına danışıyorlar önce. Onlar böyle şeylerden anlamadıklarını ama kendilerinden daha yaşlı olduğunu söyledikleri, Varna yolunda oturan bir hocadan bahsediyorlar. Birkaç atlı onun yanına gidiyor.
  • Bahsettikleri hoca mütevazı bir çiftlikte kalabalık ailesiyle birlikte yaşıyor. Kendi yağında kavrulan bir tip. Buna mevzuyu anlatıyorlar. Bulgar köyünün mevzusunu da anlatıyorlar.
  • Hoca kasabalarına hortlağın, Bulgarların lisanında “vampir”in musallat olduğunu söylüyor. Muhtemelen Ebussuud Efendi fetvasını ve çok uzak bir devre olsa da kulaktan kulağa söylenceler aracılığıyla Tırnova benzeri vakaları biliyor. (Korku Hikayesi ; Vampir Yeniçeriler & Tırnova Cadıları)
  • Nasıl kurtulacaklarını soruyorlar. Hoca önce hortladığından şüphelenen kimsenin kabrini bulmalarını, daha sonra da kalbine kızgın demirden bir kazığın sokulmasını söylüyor.
  • Kasabalıyı alıyor bir korku. Süklüm püklüm dönüyorlar kasabaya. Kim cesaret edip de hortlağı bulacak, kızgın kazığı kalbine saplayacak diye tartışıyorlar. İçlerinde Deli Rıza dedikleri kasabadan işsiz güçsüz bir adam var.
  • Bu köyün daimi içkici, kavgacı takımından hatta alanında tek örnek. İlgi alanına girse Rüstem Bey gibi tek başına ormanlarda dolaşmaya cesaret edebilecek tek kasabalı. “Siz hortlağı bulun ben kızgın demirden kazığı saplarım” diyor.
  • Kasabalı hortlağı aramaya lüzum görmüyor. Rüstem Bey’den şüphelenmekte hepsi. Adam akşamları ancak dışarıya çıkıyor ve köyün civarında dolaştıktan sonra böyle olduğu biliniyor.
  • Demirci ocağı misali ateş yakılıyor Rüstem Bey’in evinin önünde. Deli Rıza keçeyle sardığı demir kazığın sivri ucunu ateşte kızdırıyor. Kasabalı, imamla müezzin falan bir ağızdan dua okuyorlar. Mırıltıları diğer sokaklardan duyuluyor adeta.
  • Deli Rıza kazığı çıkarıp kapıya gidiyor. Tekmeyi vurup dalıyor içeriye. Evin içi mezbelelik gibi. Pis bir koku hakim. Perdeler hep örtülü. Evde bulamayınca hortlağı ahıra giriyor koşturarak Deli Rıza.
  • Ahırda saman yığının ardında bir talikanın dibinde uzanmış vaziyette loş ışığa karşın görüyor hortlağı. Ahırın kapısını açıyor tam görebilmek için. Işık içeri vuruyor. Rüstem Bey’i diğer kasabalılar da görüyor oracıkta. Ancak bakılacak gibi değil.
  • Kolları sanki beline doğru daha da uzamış. Tırnakları simsiyah ve sipsivri. Dişleri taşra çıkmış. Gözleri açık vaziyette olduğu yere uzanmış. Gözleri ışıl ışıl loşluğun içerisinde. Deli Rıza kazığın kızıllığı geçmeden göğsünün ortasından mıhlıyor hortlağı.

Bulgar polisi, askeri falan sorgu morgu olayına girer diye vakayı saklıyorlar. Rüstem Bey’i kimsenin bilmediği bir yere defnediyorlar. Kasabada ölümlerin ardı arkası kesiliyor. Şimdi diyeceksiniz bu kurgu mu yoksa derleme mi?

  • Bunu muhtemelen hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Çünkü ben her ne kadar detay ve kurgu kazandırsam da bu mevzuyu bir filmde duydum! “Filmse kurgudur” diyeceksiniz şimdi. Hikayedeki bir detay beni aksi yönde düşünmeye sevk etmiştir.
  • 1970 yapımı Ölüler Konuşmaz Ki filmini biliyorsunuzdur. Bir ara burada sıkça paylaşıldı. Hortlak temasını işleyen bir filmdir. Filmde bir ara hoca karakteriyle ana karakterler arasında şöyle bir konuşma geçer:

“-Vallahi ölenler ecelden ölür. Ama benim gördüğüm bildiğim bir olay var.

-Yaşadın mı bizzat?

-Evet.

-Hortlağı gördün de hala yaşıyor musun hocam?”

-“Bilirsiniz bu hikâyeler Balkan memleketlerinde geçer. Biz Varnalıyız. Gençliğimde kasabaca sürek avına giderdik. Rüstem Bey kasabamızın en ileri geleniydi. Fakat her av sonu bir kişi eksilirdi aramızdan. Sonra din adamlarına danıştık… Aramızda yaşayan bir ölünün olduğunu söylediler. Deli Rıza demir kazığı ateşte kızdırıp, Rüstem Bey’in cesedinin kalbine sokmayı başardı. Böylece hortlaktan kurtuldu bizim kasabamız. Ama yazık oldu Rüstem Bey’e.

-Desene bir demir kazıkla bir Deli Rıza lazım bize…

Şimdi mevzuyu alelade bir kurguda, folklorik bir anlatı olduğunu düşünmeye sevk eden ne? 2012’de Bulgaristan’da Szopol’de kalbinde demir kazıkla gömülü bir iskelet bulunmuştu hatırlayan hatırlar. Demir kazıkla öldürme Bulgaristan taraflarının folklorunda yaygın.

  • Ölüler Konuşmaz Ki’nin senaristi Drakula İstanbul’da filmini ve Kazıklı Voyvoda romanını (A. Rıza Seyfi’nin Dracula adaptasyonu) biliyor muhtemelen. Ancak böylesine folklorik bir detaya kurgu olarak nasıl ulaştı?
  • Belki kurguladı belki de bir muhacirden benzeri bir anlatı dinledi. Bu hep meçhul ve ilginç bir anlatı olarak kalacak. Hikayenin şekli yapısına gelelim. Folklor anlatıları genelde sandığınızdan daha kısa ve detaysızdır.
  • Benim size burada aktardığım her hikaye-anlatı istisnasız kurgu içeriyor çünkü orjinaleri bir paragrafı dolduran, detayları tek cümleyle geçilen anlatılar. Bu hikayenin de orjinali yukarıda aktardığım film repliğidir.

Benzeri vakalara ilişkin anlatıları konuyla ilgili floodlarda (sabitlediğim bağlantıda mevzut) okuyabilirsiniz. Başka korkulu, tarihli floodlarda görüşmek üzere. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola. İyi geceler efendim…

Bu Konu, Mehmet Berk Yaltırık @SonGulyabani  Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Abone ol
Bildir
guest
1 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
trackback
Madam Bela | Kabadayı Hikayeleri - Mutlaka Oku
4 yıl önce

[…] Yarın da Balkanlardan bir korku mevzusu anlatacağım 23.00’te. Tekrar hatırlatayım. Görüşmek üzere; Korku Hikayesi; Varna Hortlağı (‘Bir demir kazıkla bir Deli Rıza lazım’) […]

mutlakaoku.com |
1
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x