Korku Hikayesi ; Nebbaş & Kör Lağımcı (‘Kaçamazsın nebbaş!’)

Gecenin ikinci flood-zinciri geliyor. Bu sefer anlatacağım korkulu hikaye “Nebbaş”. Favori mekanım Balkanlara uzanıyoruz bu sefer…

  • Yine Osmanlı zamanı. Tuna boyunun aşağılarında bir şehirde geçiyor mevzu. “Kör Lağımcı” diye hitap ettikleri bir adam var şehirde.
  • Asıl ismini, nereli olduğunu, tabiiyetini ne kendi ne başkası biliyor. Çocukluğundan beri tek gözü görmediğinden bu lakapla çağırıyorlar.
  • Şehrin varoş, varoşa denilen dış kısmında, mezarlığın hemen dibinde bir kulübede yaşıyor. Neden lağımcı diyorlar? Küçüklüğünden beri
  • şehrin lağımcı uşaklarının yanında yetişmiş, kâh lağım kâh mezar kazmış, bağlarda bostanlarda çalışarak hayatını kazanmış.
  • Ahalinin verdiği yemeklerle karnını doyurur, kendisine verilen kulübede yaşayıp karın tokluğuna ömür sürermiş.
  • İnsanlar ne bir kap yemeğini ne de sadakasını eksik etmezlermiş. Kazma sallamazsa baca temizlermiş, çatı aktarırmış, bahçe temizlermiş.
  • İnsanlar acımayla karışık bir saygı gösterirler, hürmet ederlermiş. Çünkü gecenin karanlığında çevirdiği netameli işleri kimseler bilmezmiş.
  • Gün geceye dönüp el ayak çekilince “ölülerin etinden sütünden faydalanmak” diye söyleyegeldiği uğursuz fiiline koyulurmuş Kör Lağımcı.
  • Her mezarlığın girişini çıkışını bilip, kimin ne vakit gömüldüğünden haberdar olduğundan işini çarçabuk halleden azılı bir nebbaşmış.
  • Dişlerden söktüğü altın ve gümüş haricinde, taze cesetleri de çıkarıp hayvan etidir diye ucuzdan harabe dibi beygir kasaplarına satarmış.
  • Günlerden bir gün kimsenin vefat etmediği, hayli “yolsuz” bir vakte denk gelmiş. Kulübesinde tek başına öylece oturuyormuş.
  • Fırtına varmış o gece. Gökgürlüyor, kulübesi zangırdıyor, yağmur damlalarının tıpırtısını dinliyor öylece eskimiş bir çuhaya sarınmış vaziyette
  • Kapısı yumruklanmış aniden: “Benim kapımı çalan olmaz, bu fırtınada yolunu şaşırıp da kim geldi acaba?” diye kalkmış açıp bakmış.
  • Kapıda uzun boylu, ince yapılı, hayli uzun ve sağlam görünen bir çuhaya sarınmış bir adam var. Adamın yüzünü seçemiyor karanlıktan.
  • Kör Lağımcı sen misin?” diye sormuş. Kambur korkuyla kafasını “Evet,” anlamında sallayınca ayaklarının dibine bir kese fırlatmış.
  • Şavkıyan bir başka yıldırımda sikkelerin parıltısını ayan beyan görmüş. Adam demiş: “Bir arkadaşım ansızın canını teslim etti. Vasiyet etti.
  • Kimsesi yoktu benden başka. Bu şehre gömülmek istedi. Gelirken rahmete denk geldim.” Lağımcı demiş, cenaze ne vakit olacak?
  • Adam demiş “vasiyetiydi, cenazemi bir sen bir de kabrimi kazan kaldırsın.” Lağımcıya garip gelmiş ama parası iyi. Kısmet resmen.
  • Keseyi kuşağına sıkıştırıp battaniyeyi sırtından atmış. Duvara dayalı kazmasını küreğini kapıp adamla birlikte mezarlığa yollanmış.
  • Çamurlara bata çıka mezarlığa doğru yürürken mevtanın nerede olduğunu sormuş. Adam mezarlığa bıraktığını söylemiş, “yanına gidiyoruz” demiş.
  • Adam gerçekten de mezarlığın girişinden az biraz uzağa bembeyaz görünen bir şey bırakmış. Demiş: “Ben burada beklerim, sen defnedip gel.”
  • “Defnettikten sonra beni çağırırsın hızlıca duamızı eder çıkar gideriz” Lağımcı çok etkilenmemiş. Ömrü geceleri mezarlıklarda geçmiş zaten.
  • Mevtanın yanına gittiğinde kirli yelken bezine sarılmış olduğunu fark etmiş. Yağmura çamura rağmen oracıkta bir mezar kazmaya başlamış.
  • Bir an içine cesedin görünüşüne bakma isteği düşmüş. Eğer görünüşü bozulmamışsa kasaplara satıp bundan da alacağı akçeleri düşünmüş.
  • Mezarlığın girişinde dikilmekte olan adamı şüphelendirmemek için kazmayı sürdürmüş. “Gömeceğim zaman fark ettirmeden bakarım” demiş.
  • Kazdığı çukurdan güç bela çıkmış. Yelken bezini çepeçevre saran ipleri açmış. İçindeki yüzü bir anlığına yıldırım şavkında görüvermiş.
  • Mevta tıpkı kendisinin aynısı. Birebir benziyor. Mevtaya bakarken bir başka yıldırım şavkısında gözlerinin açıldığını görür gibi olmuş
  • Cesedin gözleri hep mi açıktı yoksa o an mı açıldı diye düşünürken önündeki yelken bezi kendiliğinden hışırdamaya başlamış. Kıpırdıyormuş.
  • Tam kendini rüzgar diye avutacakken yelken bezinden sıyrılan mevtanın gözleri önünde doğrulduğunu gördüğünde nefesi kesilmiş birden.
  • Çamur deryasına bata çıka mezarlığın derinliklerine doğru koşmaya başlamış. Bir an dönüp baktığında siluetin ve şeklin değiştiğini görmüş.
  • Kafasını bir anlığına geriye çevirdiğinde yıldırım ışığındaa ölüyle göz göze gelmiş sanki. Kendisini mezarlığa getiren ince, uzun adam.
  • O anda mezarlığın dört bir yanından ürkünç bir ses çınlamaya başlamış: “Kaçamazsın nebbaş! Kaçamazsın nebbaş!”
  • Adam kollarını açmış aniden. Kolları kendisine doğru adeta uzamış, ayaklarından yakalayıp kendine doğru çekmeye başlamış lağımcıyı.
  • Kazdığı çukurun başına sürüklenmiş. Adam nebbaşın üzerine doğru eğilip uzun parmaklarıyla bu kez boğazına doğru uzanmış.
  • Nebbaş bir başka yıldırım şavkında çarpık çurpuk parmakları, kirden sararmış uzun tırnakları görünce korkudan dili tutulmuş.
  • Adam hırıltılı sesiyle: “Sana akıbetini gösterdim nebbaş!” diyerek boğazına çökmüş lağımcının. Lağımcı çırpınmış beyhude yere.
  • Bir-iki gün ortalıkta görünmeyen nebbaşı mezarlığın orta yerinde kazılmış bir mezarın dibinde bulmuşlar. Elleri boğazına kenetli vaziyette.
  • Yüzü gözü değişmiş, insanlar bakmaya ürküyor. Cesedini tetkik ederken bir tane para kesesi bulmuşlar, içinde ne olduğu anlaşılmıyormuş.
  • Keseyi açtıklarında içinden birkaç soğan kabuğu lağımcının cesedine doğru süzülmüş. Hazır kabre gömüvermişler oracıkta. Ancak…
  • Sabah bir bakıyorlar adamın cesedi mezarın dışında, biri kazıp çıkarmış gibi. Geri gömmüşler. Ertesi gün tekrar dışarıda.
  • Cesedi kemiren hayvan yok, börtü böcek yok hayli tuhaflarına gitmiş ahalinin. Bir gece gömüp nöbet tutmuşlar.
  • Gecenin ilerleyen vakitlerine doğru nöbettekilere ağır bir uyku çökmüş. Hepsi aynı rüyayı gördüklerini fark etmişler uyandıklarında sabah.
  • Uzun ince boylu bir adam mezara dek gelip toprakları elleriyle açıyor, çırpınan lağımcıyı boğazlıyormuş. Lağımcı boğulmadan önce
  • nöbette uyuyanlara: “Ben vaktinde pek çok fenalık yaptım. Uzun vakitler bu cezayı çekeceğim, beni sakın gömmeyin” demiş.
  • Köylüler aynı şeyi görmenin dehşetiyle lağımcının cesedini alıp kuş uçmaz kervan geçmez bir mıntıkaya bırakmışlar.

Bu Konu, Mehmet Berk Yaltırık @SonGulyabani  Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar