Korku Hikayesi ; Anadolu’da Albastı & Alkarısı İnancı!

Saat gece yarısını vurdu! İlk flood başlıyor. Bu gecenin konusu Alkarısı yahut Albastı! Toplaşın!

  • Albasması yahut al denilen musibetin müsebbibidir. Anadolu’da cinler ve perilerden sonra en çok derlenen anlatılar onunla ilgilidir.
  • Yeni doğum yapan kadınların yedi gün yalnız bırakılmaları halinde albasmasına yakalandığına, buna da alkarısının sebep olduğuna inanılırmış.
  • Alkarısına cinden periden sonra en çok denk gelinen anlatı türü dedim. Şimdi şöyle bir durum var Anadolu inançları örneğinde 20. yy’a doğru, Farklı isimler altında, belli bölgelerde inanılan varlıklar, şehir kültürünün baskın hale gelmesi tek tip eğitim vb. etkenlerle tek bir şeye, tek bir varlığa dönüşüyor: Cin’e.
  • Bu isim altında anlatılar görülüyor. Ama eski kuşaklardan yapılan derlemelerde yöresel özellikler, isimler vb. korunuyor. Albastı yahut alkarısına bu yüzden artık cin anlatılarında denk geliniyor. Anadolu’da yaygın olduğundan ismi de çeşitli tabi.
  • En yaygını Alkarısı. Daha eski anlatılarda lohusaların ciğerini söktüğü, kanını içtiği anlatılan bir varlıktır. Tasviri de ismi de türlü türlü.  Al, alkarısı, alanası, alkızı, albasması, alarvadı, alacama, albıs, almış gibi adları vardır. Anadolu yaylalarından ta Altay dağlarına dek.
  • Bazı yöresel deyişlere de konu olmuştur: “Albasti ufağuni, o ağlaya ağlaya. Hoca bakti uşağa, Dedi buni albastı”(Karadeniz yöresinden misal)
  • Altaylardaki Almış-Albıs biraz daha değişik tabi ona ayrı flood yaparım. Albastı, al yani kırmızı rengi ve ateş ruhuyla bağdaştırılır.
  • Kökeninde şamanî doku ağırdır, kötücül kadın tasviri bağlamında Lilith’e kadar uzanan bir tasavvur da vardır (kültürel temas nedeniyle vb.)
  • Al ruhu nedeniyle ve Kazakistan’daki vb. bağlantıları nedeniyle şamani kökeni ağırlıklıdır. Tasviri ve kılığı yöreden yöreye değişir.
  • Kimi yerlerde keçi, tilki, kedi, köpek, buzağı, örümcek, kuş, gelin, kefenli ölü. Kimi yerlerde umacı gibi elbisesiz, kimisinde kefenli bazı anlatılarda ise al yani kırmızı giysili. uzun boylu, uzun parmak ve tırnakları olan, saçları dağınık tasvir eden de var.
  • Yağlı vücutlu, el ve ayakları ufak ancak iri, dişlek, bir bir dudağı yerde, bir dudağı gökte, oldukça çirkin dev anası umacı gibi tasvir eden de var.
  • Muğla yöresinde denizden çıkan ve yalnız bırakılan çocukları çalarak deniz dibine götürür. Dobruca Türklerinde sarışın ve şişman bir kadındır.
  • Kimisinde güzel bir kadın olarak anlatılır, kiminde peri kızları gibi saçları uzun ancak gözleri ürkütücü. Tasvir değişse de musibeti aynı.
  • Lohusalara ve bebeklere musallat olur, ölümlerine sebep olur. Al hastalığının bir-iki gün süren belirtileri vardır. Bu esnada fark edilmezse lohusanın yahut bebeğin ciğerini söker.Çoğunlukla bununla beslenir, kimi anlatılarda suya atar.
  • Peki ne yaparlar buna karşı? İki türlü tedbir Tıpkı daha önce Balkanlı vampir floodlarda anlattığım gibi bir korunma tedbirleri var bir de “işin uzmanına danışılan” tedbirler. İşin uzmanı dediğim “Alcılar”yani.Hortlakçılar, cadıcılar, cinciler gibi.
  • Eğer birisi geceleyin kanlı elleriyle ciğer taşıyan bir kadın görürse onu hemen yakalayıp üzerine iğne, çuvaldız gibi metal bir eşya batırabilir yahut elbisesinden, saçından parça koparabilirse o kişi artık ocaklı olur ve ‘alcı’ denilir. Al karısı, alcının soyundan gelen kadınlara zarar veremez. “Filancalar albasması ocağıdır” derler vb.
  • Alkarısından korunmak için doğum yapan kadın kırk gün kırk gece dışarı çıkmaz ve asla yalnız bırakılmaz. Baş ucuna Kur’an asılır.
  • Yastığının altına bıçak, makas, demir para, iğne, çuvaldız gibi metal eşyalar yahut çörek otu, soğan, sarımsak kabuğu, süpürge konulur.
  • Lohusanın üzerine erkek elbisesi bırakılır yahut lohusa bunları giyer. Varlığı kandırmak için lohusa erkek taklidi yapar bir nevi. Rakı içer, tabancayla evin dışına ateş eder vb. benzeri tedbirler beşiğe elbise koyma, çocuk için aş pişirip dağıtma vb. şeklinde yapılır.
  • Alkarısı kırmızı renkten çekinir diye lohusaya al tülbent, kurdela takılır. lohusayı ziyarete gelenlere kırmızı renkli nöbet şekeri verilir.
  • Alcının eşliğinde evin civarında tüfek atılır, davul çalınır, gürültü yapılır, sağaltım yapılır bir nevi. Bugünkü gelişmelerin ışığında tabi hangi hastalıktan kaynaklı, nöbet, humma biliniyor. Ancak Anadolu’da azalma olsa da albastıya dair hikayeler anlatılmaya devam ediyor.
  • Bunlar da farklı isimler ve motifler görünüyor. Mesela bir anlatıda bebeği moraran bir kadın o gün evine kirli elbiseli bir kadının uğradığını öğreniyor.
  • Birinde köyün çeşmesine abdest almak için sabaha karşı inen bir hocadan bahsediliyor, “huri” diyorlar yörede alkızına, İşte bu hoca hurileri ilkin kadın sanmış normal, sonra birinin elinde kanlı bir ciğer olduğunu, bunu suda yıkadığını görmüş. Diğerine de anlatıyormuş falanca hocanın gelini yeni doğum yaptı onun ciğerini söktüm. Hoca bunu duyunca dua okuyarak bileklerine yapışmış. Onlar da hocanın kanının karıştığı, bezinin ulaştığı doğum yapan kadınlara ilişmeyeceklerine söz verip kaybolmuşlar. Uzunca bir süre o yörede doğum yapan kimselerin yastık altına o kişinin elbisesi, eşyası vs. götürülüp bırakılmış.
  • Bir diğer anlatı azıcık ürpertici. Bir köyde “Cinli” diye anılan deli bir kadın varmış. Bir gün yolda giden alkızlarına rastlamış, nereye gittiklerini sormuş ve “falancanın gelini doğum yaptı ciğerini sökmeye gidiyoruz” dedikleri cevabını almış. O kişiye söylemiş ama söylediklerini dinlememişler. Birkaç gün sonra gelin vefat etmiş.

  • Kimi anlatılarda alkarısı atlara da musallat olmaktadır. Yelelerini ördükleri, sabaha dek yordukları, atın sırtına katran veya sakız sürerek yakalandıkları vb. anlatılır. Floodlardan birinde anlatmıştım yine.
  • Bu motif neden bu kadar yaygın diyeceksiniz. Kan içme ve ciğer motifine sahip olup, yine Karadeniz havzasında görülen cadı, obur vb. varlıklarla benzerliğe binaen daha fazla önplana çıktığı görülür.
  • Hortlak, cadı anlatıları bile artık nadir derlenirken, alkarısının bu isimle bu kadar yaygın olmasının nedeni var. İlki doğum yapan her kadının yakalanabileceği rahatsızlıklarla ilgili. Kültürle birçok isim taşınırken, hastalıkla ilintili olan bir varlığın adı diğerlerine göre daha kalıcı oluyor. Bir de “cin” anlatılarına dönmeye “musallat olma” özellikleri nedeniyle daha müsait. Bu nedenle sayısı azalsa da Anadolu’da halen alkarısı memoratı derlemek mümkün. Hortlak-cadı vb. ise çok, çok az. Bunu da önceki floodlarda açıklamıştım.
  • Alkarısının başarılı bir edebiyat uyarlaması vardır. Sahaflara düştü artık. Erkut Deral’ın Gece Gelini adlı romanı. Okuma tavsiyesi:

  • Alkarısı inanışının bağdaştırıldığı hastalıklarla alakalı olarak makale tavsiyesi: “Alkarısı İnanmaları ve Bilim”: https://t.co/VCMAnQdy51
  • Tekinsiz ama tanıdık bir ezgiyle bu flood biter. Eşkiya floodu saat 2’de başlayacak. Sürç-i lisan ettikse affola.:

Bu Konu, Mehmet Berk Yaltırık @SonGulyabani  Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

guest
3 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
Anonim
Anonim
1 yıl önce

“Kimi anlatılarda alkarısı atlara da musallat olmaktadır. Yelelerini ördükleri, sabaha dek yordukları, atın sırtına katran veya sakız sürerek yakalandıkları vb. anlatılır. Floodlardan birinde anlatmıştım yine.”

Bu olay benim annemin dedesinin başına gelmiş ve alkarısını yanında 7 yıl çalıştırmış kendisini giderken onun soyundan gelenlere kendi soyundan gelenlerin musallat olmayacağına söz vermiş.

trackback
Korku Hikayeleri; Cadılar (Cazilar) - Mutlaka Oku
1 yıl önce

[…] yahut cazilara gelince; bunlar daha kendine özgü. Alkarısı andıran yönleri de var, sihirle ilişkili olmaları da bazı anlatılarda […]

Tarık
Tarık
4 yıl önce

Alkarısı yavaaş! Ciğerimi söktüüün. 🙂

mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Video İndir | Yorumlar Libros Gratis | Free pdf download |
3
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x