Anadolu Pop – Rock

Flood'un Yayınlandığı Tarih:10 Ocak 2020 @ 21:07

Anadolu efsaneleri, kavga, isyan, hapishane, yurt sevgisi, toplumculuk, kara sevda, dostluk, yarenlik, yoldaşlık, ölçülü bir erotizm, sitem, sevinç, espriler, neşe ve daha nice unsurla beraber Anadolu Pop/Rock bir dönemi kasıp kavurdu, bir neslin kültür kodlarını oluşturdu.

  • Yitip gitmesine gönül razı değil. Nesilden nesle aktarmalı, yaşatmalı. Akışa bu duygularla başlıyorum. Zamanla yeni ilavelerle çoğalır, zenginleşir. Eksiği, gediği, fazlası, yanlışı olacaktır; benimki amatörce bir katkı. Okuyanda biraz ilgi, merak tetiklersem ne mutlu bana.
  • 1. Leylim, Leylim | Fikret Kızılok (1972)

  • Leylim, Leylim bağlama ve kavalla başlar, trenin akıp gitmesini andıran bir ritimle devam eder. Kara Tren ismiyle de bilinir. Konusu kara sevda. 1972 yılında 45’lik olarak çıkmıştı. “Çayır çimen koşa koşa, vardım anamın yanına, kardeş bacı hep bir olmuş, hiçbirinin dilleri yok”
  • Fikret Kızılok, Anadolu Pop’un en parlak ve yaratıcı sanatçılarından biriydi. Aşık Veysel’le bir hikayesi var ki, romanlara, filmlere konu olur. Veysel öldüğünde, “artık ona can veren parmaklar yok” deyip mezarı başında sazını kırmış bir adam.

  • 2. Dadaloğlu | Cem Karaca, Kardaşlar (1970)

  • Bağlama ile başlayan, Cem Karaca’nın “sıtma görmemiş” sesi ile “Ay Dost” diye haykırarak giriş yaptığı isyanın türküsü. Sözleri, hakkında pek az şey bilinen 19. yy ozanı Dadaloğlu’na ait: “Hakkımızda devlet etmiş fermanı, ferman padişahın dağlar bizimdir.”
  • 3. Bağbozumu | Selçuk Alagöz (1970)

  • “Bağın kapısını açtım, sandım ki cennete düştüm, yar ile tenha buluştum, ne bağ duydu ne bağbancı.” Erotik çağrışımlı olsa da, tasavvufi semboller taşıyan bir türkünün uyarlaması. Seher, bülbül, bağa (gül bahçesine) girmek, bağbancı hep sembol. Teslim Abdal anonim bir kişilik.
  • 4. Cümbür Cemaat | Erkin Koray (1976)

  • Erkin Koray’ın bu şarkısında bir meyhane dost grubu hikaye ediliyor. Aralarından birine hasret duyuyorlar. “Şişeler elimizde, leblebi cebimizde, hasret var içimizde, sen yoksun aramızda”.
  • 1970’lerin ortalarında bu şarkılar, dönemin toplumcu sanatçılarınca fazla “lümpen” bulunuyor ve kıyasıya eleştiriliyordu. Erkin Koray, Mezarlık Gülleri isimli otobiyografisinde, gündelik konuşma diline kazandırdığı sözlere dikkat çekiyor. Cümbür cemaatin orijinali cumhur cemaat.
  • 5. Aldırma Gönül | Edip Akbayram, Dostlar (1977)

  • Sözler Sabahattin Ali’ye ait. Bir dönem cezaevine düşen herkesin dilindeydi. (Türkiye’de cezaevine düşmemiş, kovuşturma açılmamış, mahkemelerde süründürülmemiş aydın var mı?) “Dertlerin kalkınca şaha, bir sitem yolla allaha, görecek günler var daha, aldırma gönül aldırma.”
  • Şarkının bu versiyonu sadece 45’lik plak olarak kaydedilmiş, Edip Akbayram’ın albümlerinde farklı versiyonlarla seslendirilmiştir. Ben en çok 45’lik plak kaydındaki versiyonu seviyorum. Ayrıca bu şarkı benim için çok özeldir, çünkü satın aldığım ilk 45’lik plak budur.
  • 6. Alla Beni Pulla Beni | Barış Manço (1981)

  • Muhteşem bir bas riff’iyle başlayan şarkı, aynı zamanda Sözüm Meclisten Dışarı albümünün açılış parçası. Bu şarkıda Manço’nun düet yaptığı kadın, kaydın yapıldığı yıllarda 19 yaşındaki kuzeni Deniz Tüney Aliefendioğlu.
  • Şarkının hoş bir esprisi var: Şarkı “alla beni, pulla beni al koynuna” diyen kadın vokali ile başlıyor. Sonra Barış başlıyor asıp kesmeye: “Senin için dağları deler, yol açarım yar, denizleri kuruturum, senin için gök kubbeyi yerlere çalarım, canımı iste, canım bile sana kurban”
  • Barış anlamıyor; ama kadın devam ediyor:”Dağlar taşlar uçan kuşlar senin olsun yar,
    Deniz Derya gökler hep yerinde dursun yar,
    Gönlüm senden bir şey ister nasıl desem yar?
    Alla beni pulla beni, al koynuna yar.”
  • Barış hala anlamıyor:”Saçlarına yıldızlardan taç yapayım yar,
    Bir nefesle güneşleri söndüreyim yar,
    Çıra gibi, uğrunda ben yanayım yar,
    Canımı iste, canım bile sana kurban yar”
  • Barış anlasın diye:”Yıldızlar yerinde güzel bırak dursun ya,
    Saçlarımı ellerinle okşa yeter yar,
    Gönlüm senden bir şey ister nasıl desem yar?
    Alla beni pulla beni al koynuna yar “(anlasana ulan!)
  • Şarkı bu minvalde devam edip gidiyor. Ancak daha hoş espri şu ki, daha “alla beni” dendiği anda bütün antenlerin açıldığı günümüze gelene kadar, on yıllar boyunca bu şarkıyı hep dinledik, söyledik, ama pek azımızın aklına bu “erotik” çağrışımlar geldi. Çok naif bir nesliz biz.
  • 7. Ali Desidero | MFÖ (1990)

  • Türk pop müzik tarihinin en eğlenceli hikayelerinden birini anlatan Ali Desidero 1990’larda kült olmuş, hatta bir tıraş bıçağı markasının reklamına konu olmuştu. Dönemin biri erkek biri kadın iki prototipini anlatması bakımından da ilginçtir. Üstüne tez yazılsa yazılır.
  • Kız yarım yamalak bir feminist “entel”: “Bir kusuru var yalnız kızın, biraz entel takılmakta, teoride desen zehir gibi, pratik desen sallanmakta, bazen ben hümanistim diyor, bazen rasyonalist oluyor. Değişik bir psikoloji!”
  • Erkek ise, kahvede pişpirik oynayan, MFÖ dinleyen bir “ot”. Kıza takılıyor, ama kız ona yüz vermiyor. Ama oğlanda bir “şeytan tüyü” var, kızı çekiyor. Kız merak ediyor: Acaba serseri mi, yoksa dahi mi?
  • Şarkının sonunda kız, oğlanı imtihan etmeye karar veriyor: “(Kız) diyor felsefeyi sever misin? Ali diyor biz hep dönerciyiz. Luther diyor kız, Machiavelli? Şampiyon biziz diyor Ali, attığımız gollerden belli!” 90’larda böyle dönüşüyor Türkiye (Ok Boomer!)
  • “Clarke çekmek”, kahvedekilerin “ınının ınının ınınının” demesi … Çoktan unutuldu gitti. Eski ve hoş klişelerdir. Bilmeyenler araştırsın, Google’da bulamıyorlarsa büyüklerine sorsunlar.
  • 8. Yekte | Alpay (1973)

  • Bu şarkının sayısız cover’ı var, ama hiçbiri Alpay’ın 1973 versiyonunun yerini tutamıyor. Bir kez daha erotik çağrışımlı bir şarkı (senelerce dinledik, kaç kişi fark etti?)Yekte, yekte yavrum yekte,
    Pastırmalar denkte,
    Kızlar oynamakta,
    Ne olursa olsun delikanlılıkta!
  • “Karşıdan gösterdin o beyaz teni,
    Deli ettin sevdiceğim sen beni,
    Emin ol dünyada değişmem seni,
    Şu yalan dünyanın malına güzel!”Yekte, elbise, ferace (uzun elbise) gibi bir giysiye verilen ad. Şarkıya niye adını verdi acaba? Bir tür fetiş mi acaba?
  • 9. Öyle Bir Yerdeyim ki | Selda Bağcan (1986)

  • Ahmet Kaya ile düet. Sözler şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiirinden alınma. Hasan Hüseyin şiirleri ’70’lerde dilden dile dolaşırdı. (Kör olasın demiyorum, kör olma da gör beni) Bu ne beter çizgidir bu, bu ne çıldırtan denge, yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe…
  • 10. Sevdan Beni | Cem Karaca, Dervişan (1977)

  • Sözler Ahmed Arif. Bir başka hapishane şiirinden uyarlama, Türk progresif rock tarihinin 10:41 uzunluğundaki şaheseri. Yoksulluk Kader Olamaz albümündeki şarkının cd versiyonlarında her nedense 6. dakikadan sonraki bölüm kesilmiş – ki bu bölüm belki de şarkının en güzel bölümü.
  • Şarkıya havasını veren, en az Cem Karaca’nın sesi kadar, klavyedeki Uğur Dikmen. Basıyla, davuluyla, sözleriyle, albüm kapağıyla, kısacası her şeyiyle bence Türk rock müzik tarihinin en iyi çalışması. “ellerim kelepçede, tütünsüz, uykusuz kaldım, terketmedi sevdan beni.”
  • 11. Bu Memleket Bizim | Kerem Güney (1977)

  • Bir dönem gençliğinin ezbere bildiği, Nazım Hikmet’in şiirinden uyarlama. Bende 45’lik plağı vardı. “Dört nala gelip Uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan, bu memleket bizim” “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim”
  • 12. Bir Ayrılık, Bir Yoksulluk, Bir Ölüm | Ersen ve Dadaşlar (1974)

  • Sözler Karacaoğlan’a ait. Gitarda Fehiman Uğurdemir, basta Taner Öngür. TRT’de belki 10 sene boyunca sürekli bu şarkı çalınmıştı. “Nice sultanları tahttan indirdi, nicesinin gül benzini soldurdu, nicelerin gelmez yola gönderdi, bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.”
  • 13. Lambaya Püf De | Barış Manço (1971)

  • Hınzır Barış’tan bir başka erotik şarkı. “Kol basıyor, kol sarıyor, kız ben yanıyorum, ben yanıyorum sarı kız!” Şarkıda sözü geçen “kol”, bekçi, devriye, muhafız anlamında (kol gezmek sözü buradan geliyor. Kolcu baskını korkusu ile Barış’tan erotik fanteziler.
  • Bu şarkıyla ilgili çok güzel çocukluk hatıralarım var. Konya’da bir açık hava sineması vardı: Emek Sineması. Haftada bir gün muhakkak ailece bu sinemaya giderdik. Locada oturur, gazoz içerdik. (Loca dediğim alçak bir duvarla ayrılmış yer) Seyirci yerini alana kadar müzik çalardı.
  • Film başlamadan hemen önce, Lambaya Püf De başlardı. O zaman anlardık ki film başlayacak. Şarkının 25. saniyesinde Barış “Püf De” dediği anda ışıklar söner, şarkı bitene kadar herkes yerini alır, sonra da film başlardı. 1970’lerin Konyası, bugünün İzmir’inden daha medeniydi.
  • 14. Günlerimiz | Tülay German (2000)

  • Müzik Zülfü Livaneli, sözler Yağmur Atsız. Livaneli’nin başyapıt denecek çok eseri var. Bunu özellikle çok seviyorum. Tülay German zaten Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi yorumcularından biri. Bir kitaba başlar gibi, koşarken yavaşlar gibi, ölen arkadaşlar gibi, sessiz, sitemsiz.
  • 15. Karlı Kayın Ormanı | Zülfü Livaneli (1978)

  • Bu şarkıyla ilgili çok eğlenceli bir anım var: Yıl 1982. ODTÜ’yü kazandım ve yurda yerleştim. 1. Yurt’ta kalıyorum. Kampüste ilk günlerim. O yıllarda 12 Eylül dönemi devam ediyor. Sıkıyönetim var ve ODTÜ de malum… Jandarma yurtlara arama bahanesi ile sürekli baskın yapıyor.
  • Sabahın kör karanlığında “koğuş kalk” haykırışıyla uyanıyoruz. Jandarma arama yapmaya gelmiş. Koridorlar dizi dizi asker dolu. O yıllarda Cem, Zülfü, Selda kasetleri filan yasak. Jandarma aramada bunları bulsa en az bir gece karakolda geçirme tehlikesi var.
  • Abilerimiz tecrübeli. Zulada sürekli birkaç paket sigarayla “erkek dergisi” tutuyorlar. Jandarma çavuşu odaya geldiğinde hemen cebine üç-beş paket sigara, koltuğunun altına bir erkek dergisi sıkıştırıyorlar. Yalap şalap aramada bizim kasetler, kitaplar ve elbette biz kurtuluyoruz.
  • Bir cumartesi sabahı uyandık. Kahvaltı yapmaya kız yurtlarından birinin kantinine gideceğiz. Hafta sonunun en büyük “olaylarından biri” bu. Yurttan tam çıktık, tam karşıdaki büfede yumruk-yıldızlı kocaman bir pankart asılı. Biz pankarta bakarken karakol yolunda jandarma belirdi.
  • Biz şaşkın şaşkın sağa sola bakarken tam karşıdaki kız yurdunun (6. yurt) bütün pencereleri açıldı, müthiş bir protesto başladı: “Jandarma Defol, burası ODTÜ!”. Hay allah acaba kahvaltıdan vaz mı geçsek, hadi şuradan servise atlayalım şehre inelim derken jandarma her yeri çevirdi.
  • Biz o kargaşada servise atladık, şehre gittik. Gece son servisle yurda bir döndük ki, yurtlar bomboş. Meğerse jandarma yurtlarda kim var kim yok hepsini toplayıp karakola götürmüş. Bekle gelen yok, bekle giden yok. Sabaha karşı tam umudu kesmiştik ki koşa koşa yurtlara geldiler.
  • Şöyle olmuş: Jandarma herkesi götürüp sorguya çekmiş. Sorgu, sual… Tabi bir şey çıkmamış. Ama maksat zaten bir şey çıksın değil ki, eziyet etmek. Tam da final dönemi. En sonunda bunları serbest bırakmaya karar vermişler; Sabahın 4’ü. Bunlar topluca çıkmışlar. Hava buz gibi.
  • Eller, yüzler soğuktan mosmor, titreye titreye yurtlara dönerlerken biri başlamış mırıldanmaya: “Karlı Kayın ormanında …” Derken ona eşlik edenler, biraz daha yüksek sesle, biraz daha cesaretle … Bunlar hep beraber bağıra çağıra Karlı Kayın Ormanı söylemeye başlamış.
  • Karakolda ne kadar nöbetçi asker var, komutanları salmış bunların peşine. (Faşistin tekiydi.) Önde bunlar “karlı kayın ormanı”, arkada jandarma erleri “yaylalar, yaylalar”… Sabahın dördünde kaça kaça geldiler yurda. Kahkahalarla gülüyorlar, ama korkmuşlar da… Çocukluk işte…
  • Ya nereden nereye… Karlı Kayın Ormanı’nın suç olduğu günlerden bugünlere. Devam edeceğim. Okuyan herkese teşekkürler.

Yazar; Tuncer Şengöz

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Video İndir | Yorumlar Libros Gratis | Free pdf download |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x