Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Tarihten Hikayeler ; Eşkiyalar ve Töreleri (“Bizim yolumuz yol değildi”)

Saat gece yarısını vurdu. Gecenin konusu eşkiyalar ve töreleri! Flood başlıyor! (Not: Korkulu değildir, tarihli olan bu flood)

  • Konuyla ilgili öncelikle şu alıntıları hatırlatmalı. Zira meseleyle ilgili mühim bir tartışmanın bam telidir:

  • Eşkiyalık mevzusuyla ilgili iki temel yaklaşım var çünkü. İki tip eşkiya vardır. Biri halkın belleğinde yaşayan diğeri resmi evrakta görülen
  • Aslında eşkiyanın tabiri, tanımı tek. Sadece aynı mefhuma iki farklı bakış var. Romantik ve realist bakış. Benzeri durum eşkiyaları kısmen şehir kültüründe karşılayan kabadayılarda da var. Romantik bakış halk hikayelerinde,türkülerde, roman ve filmlerde hakimdir.
  • Bir de resmi evrakta,belgelerde,bazı gazete haberlerinde geçen soğuk, vaka-i adiyesi bol realist bakış açısı vardır.”Hangi eşkiya?” dedirtir
  • Yaşar Kemal’in İnce Memed’iyle Kemal Tahir’in Rahmet Yolları Kesti’sini okuyanlar bu ikilemi daha iyi anlayacaktır. Halk belleği de kişiye göre bazen efsaneler vs. atfettiğinden yanıltıcı olabilmektedir.
  • Mesela adına türkü yakıldığı için “bu kesin iyidir” diyebileceğiniz birisi adli kayıtlarda ve karşıt grupların gözünde daha farklı resmedilebilir. Kaldı ki her türkü olumlamaz meseleyi. pusu temalı türkü de var.
  • Zaten bu türkülerin bir kısmının temelinde iki farklı yerel otoritenin yani iki farklı örfi temsilin çatışması söz konusudur.
  • Genel kabul kimseye “ilişmeyen” eşkiyanın yani diğer bir otoriteye karşı köylüyü koruyan ve harama uçkur çözmeyen eşkıyanın üç şeyle ödüllendirildiğidir. Yaşarken saklar. Öldüğüne inanmaz, ermişlik dahi atfedebilir. Öldüğü kesinse türkü ve söylencelerde yaşatır.
  • Ama türküleri sadece köylü yakmıyor. Diğer otoritenin de türküleri, hikayeleri oluyor. Yani aynı figür bir taraf için kötü, bir taraf için iyi olabiliyor.
  • Aynı kişiden iki farklı insan gibi bahseden türküler var hatta. Mesela Makedonya taraflarında İbraim Hoca türküsünün iki farklı yorumu var.
  • İbraim Hoca, Müslüman ahalinin söylediği versiyonda yine eşkiya ama daha babacan ve kalender anlatılıyor. Bir de Hristiyan versiyonu var. “baş haramija ve kesejia” diye bahsedilen İbrahim Hoca, Kruşevo valisine haber salıp haraç istiyor göndermezse yakmakla tehdit ediyor.
  • Hekimoğlu,ahaliyi Gürcü muhacirlerden (bir diğer otoriteden) koruduğundan saygıyla anılır vb. Örnekler çoktur. Konuyla ilgili bir tartışma da eşkiya denilip denilmemesiyle ilgili. Günümüzde hakaret gibi kullanılıyor “haydut” misali ama bir dönemler kırsal bölgede bunlar övgüydü.
  • “Eşkiyadan beter”li, “eşkiyayla gezer”li Anadolu türküleri kadar Balkanların da hajduk’lu, haydutlu epik türküleri vardır, denk gelinir.
  • Bu tartışmalar nedeniyle en girift konulardan biridir bence. Bir de bazen o mevzunun tarafları yıllar geçse de bazı şeyleri unutmaz, hala hatırlanır. Bu sayede pek çok eşkiya ve kabadayı torunuyla bir-iki yazım sayesinde tanışma imkanı da buldum.
  • Konunun diğer zorluğu ise belgeler olayı yansıtır. Raconları, yaşayışları, töreleri için illa sözlü ürünlere bakmak gerekir. Bunda da malzeme sizi yanıltabilir.
  • Mesela Çökertme türküsündeki Halil’i araştırıyordum. Efe yakıştırması yapan anlatı vardı. Birkaç anlatı tütün kaçakçısı diyordu. İkisini ayrı şeyler zannettim.
  • Sonra araştırma derinleşince gördüm, tütün kaçakçılığı zeybekler, efeler için bir tür okul gibi ilk orada kendilerini yetiştirdiklerini bulmuştum. Neticede eşkiya her şeyden önce “kaçak”tır. (Ek bilgi: 19. ve 20. yüzyıllarda Kuzey Arnavutluk’ta, Karadağ’da, Kosova’da ve Makedonya’da Arnavut komitalarına da kaçak deniliyor.)
  • Türlü çeşit adı vardır eşkiyanın yöresine ve devrine göre. Anadolu’da zeybek ve efe, Rusya’da kozak, Yunanistan’da kleft, Ukrayna’da haydamak-aydamak, Balkanlarda hayduk, harambasa vs.
  • Bir de bazı yörelerde belli dönüşümler söz konusudur. Mesela Batı Anadolu’da sekbanlar, sarucalar, leventler vb. 18. yy sonlarına doğru zeybeklere, efelere bırakır yerini.
  • En yoğun değişim Balkanlarda gözlemlenmektedir. 1600’lere dek hayduklar silah taşıyabilen, yani silah taşımasına müsaade edilen gayrimüslimlerken, 1700’lere doğru ağalarla, yeniçeri zabitleriyle karşı karşıya gelen kimse olarak görülür.
  • Hayduklar; Bulgarlar, Romenler, Moldovalılar, Hırvatlar vb. arasındaki birçok folklor hikayesinde ve türküde anılmışlardır. 20. yüzyılın başlarına doğru bunlar yerlerini komitacılara (kumitacılar-komitadji) bırakmışlardır. Hatta Bulgarlarda hajduk olup komitacı olan “Dedo” (Dede) lakaplı İljo Maleshevski için “Son Hajduk” da derler, bu dönüşümün örneklerinden biridir. Biz eşkiyalara dönelim.
  • Hep 100 yıl öncesinden örneklerle gidiyorum ama çoğu bölge için eşkiyalık o kadar eski değil. Dedemden ve Halit Çapın’ın köşe yazılarından okuduğum kadarıyla Türkiye’de 60’larda, 70’lerde görülmüşler. O Kemal sunal filmlerinde işlenen mevzu biraz buradan kaynaklanır zaten.
  • Son okuduğum mevzuları artık tamamen adli olay belgeleri olup 80’leri vs. işaret eder genelde. Mesela Muğla’da dağa çıkan ama adına türkü yakılmayan son eşkiya denilen Muğla Canavarı lakaplı Eşref A. gibi isimlerdir.
  • Filmlere yani modern zaman ürünlerine konu olan eşkiyaların isimleri 60’lara doğru geçen gerçek isimlerden alınmadır. (Tilki Selim, Koçero vb.)
  • Eşkiyaların varlığı bölgenin yapısıyla alakalı ulaşıma kapalı bölgelerde eğer bir de ahali kendisine bir kötülük gelmeyecekse kolay kolay, uzun seneler varlıklarını sürdürebiliyorlar. ulaşım sistemleri geliştiğinden tarihe karışma gibi durumu var çoğu bölgede. Belli sınırlı bölgede de, artık “gasp” olaylarıyla anılıyorlar.

Efeler, zeybekler bir süre sonra kendine has ritüelleri,hiyerarşisi vb. olan ayrı bir kültür haline gelir. Ancak eşkiyaların da kendilerine has töreleri, teamülleri, raconları var. Kaynağını flood sonunda vereceğim, bu töreler nelermiş birer birer aktarayım size.

  • Eşkiya olsun zeybek olsun vb. dağda “yatağı” olmadan yaşayamaz. “Yatak” dağ köylüleridir, obalardır vb. (bkz. Ruhi Su, Zeybek ile Yörük)
  • Yatak tutmayan veya elinden yitiren,köylüyü ahaliyi bezdiren eşkiyanın fazla uzun yaşayamayacağı kabul edilir. Yataklık hala kullanılır vb.
  • Eşkıyalar, kolcu ve jandarmadan çok kendileri gibilerden yani diğer eşkıyalardan çekinirler. Çoğu eşkiyaya ölüm benzerinin elinden gelmiştir.
  • Kendilerini silahlarıyla (gümüş kama,aynalı martin vb.) özdeşleştirirler. Öldürdüklerinin silahını taşımayı uğursuzluk sayma inanış da varmış.
  • Yaşadıklarını överek anlatmayı sevmezler, ellerinden bir kaza çıkmış gibi anlatırlar. Aksi türlüsünü ayıplanırmış eskiden.
  • Kendi aralarında bir tür mahkeme usulü varmış. Yapılacakla, idamlar, cezalar kendi aralarında konuşulur, öyle karara bağlanırmış.
  • Bir yerde konakladıklarında çevreye gözcüler bırakırlarmış. Gözcüsüz, tedbirsiz konaklayan eşkıya, ya çok toy ve deneyimsiz sayılırmış ya da kendine aşırı güvenen biri olduğuna yorulurmuş. Bazı kurt eşkiyalar ise tuzak alameti sayarmış. Geçen bir hikaye floodunda aktarmıştım.
  • Eğer bir yerde aşırı sessizlik, hayvan geçmemesi vb. anlaşılırsa pusuya yorulurmuş. Bu yüzden çoğu eşkiya saatler öncesinden pusu yerine gelir. taşa toprağa kıpırtısız yatarmış ki kabil olsa hayvan gözü dahi alışsın kendilerini tabiatla bir saysın.
  • Diyelim ki bir rakip çete söz konusu Karşı karşıya kaldıkları çete veya kolcunun etnik özelliklerine ve bağlantılarına dikkat ederlermiş. kabile toplumundan geliyorlar mı? kan davası güderler mi? bu hususiyetleri nişancılık ve muhariplikliklerine nasıl sirayet etmiştir? Düşmanlarına karşı bunlara dikkat edip tedbir alırlarmış.
  • Misal Alabardalı Kabakçı Salih Efe’yi bilen bilir. Milli Mücadele yıllarında Çerkeslerden bir çeteyle vuruşur. Daha sonra bir yüzbaşı, kan davası güderek kendisini öldürür. Eşkiyalar tasarılarını kendilerine saklarlar, ketumdurlar.
  • Eşkıyalığa “yol” derler. “Bu yola girdik” şeklinde anlatılarına başlarlar genelde. Elini eteğini çekmiş eşkiyalar, gençlere, yeni yetmelere kendilerine özenenlere ihtar olarak “Bizim yolumuz yol değildi” derler. Bu deyimi kabadayılar da kullanırlarmış.
  • Eşkıyalığın kendi aralarında bir rütbe sistemi vardır. En başta çete lideri bulunur. Onun altında sağ kolu, kendince zabitleri bulunur. onların da altında kızanlar vardır. Kızanların da altında acemiler bulunur. Acemilere erzak ve cephane taşıtırlar, silah vermezler.
  • Acemilerden ilk beklenen müsademede kertenkele gibi kayalara yapışıp mermilerden saklanmalarını öğrenmek, mermi vızıltılarına alışmalarıdır.
  • Mermiye kıymet biçtiklerinden talim amaçlı atışlarında başarılı olana tüfek verirler, çetenin kızanlarından sayılır. Şimdi diyebilirsiniz “Yahu eşkiya bunlar mermiden saklanmak nedir?” En dikkat ettikleri şeydir, ilk öğrettikleri “deve gibi ayakta dikilmemektir”. Namlu parıltısını yahut gümbürtüyü işiten yere yapışır, siper alır. Ayakta vurulana acemi gözüyle bakıp alay edebilirler.
  • Kendilerince bir istihbarat ağları vardır, casus beslerler! İki türlü adamları olur genelde bu tür işler için. İlki daima belli yerlerde yaşayan, yatak, saklanacak yer ayarlayan kimselerdir. Köye inen kervan, kolcu ve yörenin derebeyi, ağası hakkında bilgi verir bu.
  • İkinci tür adamı ise duruma göre devşirirler. Onun aracılığıyla hasım çetenin adam sayılarını, faaliyet bölgelerini vs. araştırırlar. Günlük haber getirir bu ikinci tür casus. Bilgileri olmadan hasım çeteyle vuruşmaya girmezler. “Korku dağları bekler” kavlince tedbirlidirler.
  • Hep ölüm tehlikesiyle yaşadıklarından buna alışmışlardır. Su testisi su yolunda kırılır derler yataklarında ölmeyeceklerini kabullenmişlerdir.

  • Müsademe sırasında çoklukla etrafları kuşatılır. Buna “sargı” derler. Sargı sırasında vuruşurlarken karşı tarafa küfrederler. Neden? Karşıdakini kızdırarak ölçüsüz hareket edip yanlış yapmalarını sağlamaya çalışırlar. Küfrü yiyen adam deneyimliyse bunu bilir ve ses etmez.
  • Acemi olan kafayı çıkarıp küfrü basanda kurşunlara hedef olur. Küfürleşme karşılıklı olunca hakaret sebepli ölü olmasızın kan güdülebilir. Sözlerini kanun, senet sayarlar. Zaten yaptıklarını bir tür meslek olarak görürler. Sermayesi adam öldürmektir derler kendi aralarında.
  • Eşkıyanın namuslu olması eşkıyalar için hayat memat meselesidir. O sayede çevreden destek görürler. (Yatak mevzusunu başta anlattım)
  • Kendilerini takip eden zaptiye ve kolcuya karşı iki tür yaklaşımları vardır. Eğer gençse, deneyimsizse ondan çekince duymazlar. Ancak yaşı geçkin ve tecrübeli çavuşlardan çekinirler.
  • Çatışmalarda küfürleşmeleri, birbirleriyle vuruşmaları bunlar arasında husumet yaratır. Eğer sargıdan kurtulursa, toy ve deneyimsiz birini sadece yaralar, gafil avlasa da öldürmez. (bkz. Eşkiya-1996’da alakalı bir sahne vardır) Ama tecrübeli bir başçavuş veya kıdemli bir kır serdarıysa durum başkadır. Kır serdarı eskiden eşkıya vb. olup sonradan düze inip devlet emrinde çarpışan çete liderleridir. Eşkiyalar eğer bunlardan biriyle hasımsa tez elden kurtulmaya bakarlar. (Çivi çiviyi söker hesabı) Tecürbeli zaptiye eşkıyayı eşkıya gibi takip edeceğini bildiğinden tehdit sayarlar.
  • Ancak asıl korkuları, çekinceleri daha başkadır. Hasmı tüfekle yenebilirsin. Ancak çete içerisine dedikodu, şüphe, anlaşmazlık girmişse geçmiş olsun. En çekindikleri şey budur. Aralarına bir kez bir husumet girdi mi günden güne büyüyen şüpheleri aralarında çatışmaya neden olur.
  • Her sorunu öldürerek hallettiklerinden dolayı bu tip çeteler kurt oyununa çıkmış kurt sürüsüne benzetilirler. Birde ölüm hali var, zaman zaman uykusuz kalıyorlar,sinirler gergin. hep tetikteler.
  • Çarpışmalarda yanındakinin kurşunuyla ölme ihtimalini düşünmeye başlarlarsa namluyu ötekine doğrultmakta çekinmezler. Kaderlerini birbirlerine ve silahlarına bağladıkları için güvene büyük önem verirler.
  • Bu güvende en ufak bir bozulma bağlılıklarını tersine çevirir. Sonu ölüme varabilecek kararlar almaktan (yakınları olsa da) çekinmezler.
  • Çetenin başındaki kişi en çok zorluklara dayanan ve en çok çetinlik gösteren kişidir. Bu yüzden müfrezeler genelde lideri hedef alırlar. Mevsim zorluklarına, yorgunluğa ve bundan şikayet edilmesine tahammül göstermezler pek.
  • Ağır bir hastalık geçirmedikleri sürece ellerinden silahlarını bırakmazlar, dağ bayır dolaşmayı sürdürürler. Ölüm düşüncesi nedeniyle rahat yatakta dinlenmeyi göze alamazlar. Ömür boyu böyle yaşayabilirler. Ancak affedilmesi, aff-ı şahane kesinleşirse silah bırakırlar.
  • Ama bu barış kısa sürer, normal hayata alışamaz ve yeniden dağlara döner. Bu döngü genelde bir çatışmada öldürülünceye kadar sürer. Kendi canlarına kıymayı zavallılık sayarlar. Dağ hayatına alıştıklarından hapishanede yaşamayı kendilerine yediremezler, çokça firar ederler.
  • Eğer sargıdalarsa ve mevsim (sis vb.) bölge müsaitse çatışmadan sıyrılırlar (Kuyruk savurma derler buna) Hasımlık yoksa kaçanı kovalamazlar.
  • Kendi adamları dahil diğer insanlara karşı daimi güvensizdirler. İnsana “iki ayaklı kurt” derler. (Bkz. Zeybek Yemini’nde buna atıf vardır)
  • Ahaliden destek için acize vs. yardım ederler,kabilse çeşme vb. yaptırılır, miktarınca dağıtılır, bu sayede “nam”ı da yayılmış olur.
  • Eşkıyalar yaptıkları baskın yada tahribattan sonra etkileri hafifleyinceye kadar ortalıktan çekilirler. Yataklar biraz da bu yüzden mühim.

(Kaynak da yazalım: Refi Cevad Ulunay’ın, Balçıklı Ethem Ağa’nın yaşam öyküsünden naklettiği “Dağlar Kralı”. Bulursanız muhakkak okuyun! – Ek olarak: Eşkıyalık ve Eşkıya Türküleri, Rumeli Ayan ve Eşkıyası 1-2, Saruhan’a eşkıyalık, Avrupa ve Önasya’da Eşkıyalık.)

Bu flood da burada biter. Başka korkulu,tarihli floodlarda görüşmek üzere. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola. İyi geceler efendim…

Bu Konu, Mehmet Berk Yaltırık @SonGulyabani  Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Güncelleme: 10 Eylül 2017 — 09:18

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |