Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Tarihten Hikayeler ; Çökertme Türküsü (“Çökertme’den Çıktımda Halil’im”)

Çifte flood dedik sözümüz söz. 2.si başlıyor. Eşkıya hikayesi bu sefer. Çökertme Türküsü’nün hikayesini anlatıyorum. Toplaşın! (Res.Mahlukât)

  • Mevzu 1900’lerin başında, Bodrum’da geçmekte ve türlü rivayetlerle aktarılmaktadır. Kimi anlatıda sade Halil, kimisinde Halil Efe diye.
  • Kimine göre Akçaalan’da (Turgutreis) bir diğer rivayete göre de Karabağ’da Bekir Tepesi denilen yerde 1870’te dünyaya gelir Halil.
  • Hacı Yusuf ailesinden Demirci Ali’nin oğludur. Annesi Çingene olduğundan lakabı Cingen Halil’dir. O dönem Bodrum kasaba. İki geçim kaynağı var
  • Ya sünger ya kaçakçılık. İkisinin de ucunda ölüm var. Halil kaçakçı. Tütün kaçakçısı. O dönemin en yaygın suçu ve mesleği. Efeler için bile bir tür okul.
  • Neden yaygın? Anadolu’da reji var o dönem, Tütün Reji’si.Çünkü devir Düyun-u Umumiye devri, dış borçları tahsil hesabı pek çok vergi kaynağına çörekleniyor bu idare. Reji idaresi de bir tür şirket. Tütün kaçakçılığına karşı önlem için reji kolcuları kuruyor.
  • Bunlar kıyımları nedeniyle pek çok türküde iyi anılmazlar bu bahsi geçen türkü de dahil.Halil işte bunlarla yaşıyor ilk vukuatını. Ancak açık vermiyor. İlk vukuatını işleyene kadar.
  • Geçen eşkiya töreleri floodunda anlattım, çoğu anlatıda yüzde yüz iyi, olumlu anlatılmaz bu kişiler. Belirli töre, ahlak vb. anlayışına göre yaşarlar, değer yargıları vardır.
  • Kiminin gerçek öyküsünü okursanız: “Nasıl türkü yakmışlar?” dersiniz. Halil de onlardan biridir. Zira ilk vukuatı, namus cinayetidir. Kız kardeşi Zeliha’yı öldürdüğü rivayet edilir.
  • Hem katil hem kaçakçı, Çifte suçla aranıyor Halil. Ama tek rakibi kolcular ve zaptiye değil. Rakip tütün kaçakçıları da söz konusu. Birbirlerine baskın yapıyorlar.
  • Halil bir gece iş üstündeyken baskın yerler. Ölümüne çıkarmayacaklar bunları. Halil “sargıdan sıyrılır”. Ölümüne peşine düştüklerini anlar.
  • Rakip çeteden Kör Bayramı vurmuştur. İki cinayetin katili olarak aranmaktadır. Kaçakçılığında sıkça gittiği İstanköy adasına kaçar (Kos).
  • Bir süre bu adada saklanır. Kaçakçılığından tanındığından bir düğüne davet edilir. Korku yahut hasımlık mı bilinmez bazı Rumlar, Halil’i ihbar ederler. Tütün rejisi kolcuları düğün esnasında hükümet güçleri gelip Halil’i yakalayarak Bodrum’a götürürler. Yargılanır suçlarından. Bodrum Kalesi’ne hapsedilir.
  • Çerkez Kaymakam’la ilgili araştırma yaptığım esnada bu kalenin belgelerine denk geldim. 1895’e doğru tadilat görüp açılıyor. Açılışıyla ilgili belgeleri gönderen kaymakamın adı sayesinde Çerkez Kaymakam’a ve türkünün izlerine ulaştım zaten. Ama ona ileride değineceğim. Bodrum Kalesi’ne dönelim biz.
  • Kalede ilk yatanlardan biri Halil.Bodrum Zindanı “cezaevi” olarak o dönemde yeni, yani modern cezaevi anlamında. Ama namı kısa sürede imparatorluğa yayılan üç korkunç cezaevinden biri oluyor. (Diğerleri Sinop ve Adana-Payas)
  • Refi Cevad Ulunay, Sayılı Fırtınalar’da dönemin namlı cezaevlerinden bahseder. Adana ve Sinop Zindanlarıyla birlikte Bodrum Kalesi de vardır.
  • İstanbul’da bir kabadayı rahat durmazsa önce Sinop’a, orada da rahat durmazsa Bodrum’a, yine azıtırsa Adana Zindanı’na. Son durak Payas.
  • Halil yedi sene yatmış Bodrum Kalesi’nde ve 7 sene boyunca diş bilemiş kendisini ihbar edenlere. 1902’de çıkar çıkmaz ayağının tozuyla ilk vukuatları, kendisini ihbar eden İstanköy Rumlarıyla arasındaki olaylardır.
  • Bodrum Zindanı’na da girip çıktığından (malum bu tür altkültür mensupları için orası da bir tür okul, mertebe vb.) hayli isim yapmıştır. Düğünlere davet edilir sıkça, ağırlanır.
  • Kaderi de yine böyle davet edildiği bir düğünde değişecektir. Bodrum yakınlarında bir düğüne. O tarihlerde düğün dediğim erkeklerin arasında toplanıp gerçekleştirdikleri eğlenceler, oturak alemi gibi. Oyuncu kadınlar bir belalının peşinden bu tür eğlencelerde dolaşıyor.
  • Halil’in gittiği düğün (sanırım Gümüşlük yakınlarında) Kocakaya köyünde. Burada bir oyuncu kadını görür Halil. Çakır Gülsüm yahut Güssün…
  • Gülsüm’ün ardında türlü rivayet var zira olayın ve türkünün kaynağı kendisi. Asıl adı Hafize. Dertli Ali adlı bir belalısı getirmiş düğüne.
  • Halil görür görmez sevdalanmış tabi. Dertli Ali falan dinler mi? Tuttuğu gibi kaçırmış Gülsüm’ü dağlara. Ondan sonra da almış başına belayı.
  • Zira Gülsüm’ün peşindeki sadece Dertli Ali değil ki? Bodrum’un pek çok hovardası peşinde. Rivayete göre Bodrum kaymakamı da…
  • Rivayet dememin nedeni birbiriyle çelişen ifadelerle birlikte, ismine ulaştığım kaymakamla alakalı bazı bilgiler. Yöre halkıyla arazi kaynaklı bazı sorunlar yaşamış, şikayet gitmiş hakkında birkaç kez. Halkın pek sevdiği gibi değil, Bodrum zindanı’nın yaptırılmasında da adı var hep. Bu yüzden Halil’in başına gelenler onun halk nezdindeki bakış açısıyla bağdaştırılarak söylenmiş olabilir. İhtimal tabi. Rivayete dönelim.
  • Söylenceye göre Çerkez Kaymakam yani belgelere göre Ömer Lütfi Hulusi Bey, Gülsüm’ü eğlencelerden birinde görmüş. Bir diğer rivayet de Gülsüm’ün annesiyle birlikte kaymakamın evinde hizmetçi olduğu, kaymakamın da buradan tanıdığı. Hülasa Gülsüm’de gözü olduğu söyleniyor.
  • Halil’in vukuatını duyar duymaz peşlerinden zaptiyeleri salıyor. Halil dağda geziyor, ele geçirilemiyor. Bu şekilde namı yayılmaya başlıyor.
  • Bakıyor böyle yakalanacağı yok, ikna etmeye çalışıyor düze inmesi için. Kolculardan olan ve türküde adı geçen Şerifalioğlu İbrahim Çavuş ile Selamoğlu’nu çağırtıyor. Zira bunlar Halil’i tanıyorlar. Kaç asker lazımsa alın iknaya gidin, gelmezse ölüsünü getirin diyor. Onlar da böyle yapamayacaklarını ama dostları olduğundan ikna edebileceklerini söylüyorlar.
  • Tedarik görüp dağlara vuruyorlar kendilerini. Halil’e rastlıyorlar, kucaklaşıyorlar. Oracıkta bir eğlence tertipleyip sofra kuruyorlar. Muhabbet muhabbeti açıyor. En son lafı geliyor teslim olmasını istiyorlar, kendisine bir şey olmayacağı konusunda söz veriyorlar. Kabul etmiyor tabi. “Efenin ölüsü dağda kalır, teslim olmam!” diyerek geri gönderiyor onları.
  • Kendine bunu yakıştırdığı meçhul ama doğrudan kaymakamla zaptiyeyle hem de rejiyle hasım. Takipler sıklaşır, Halil yanında Gülsüm’le dolaşmaktadır. Zamanla diğer kaçaklardan da yanına katılanlar olur, her biri kızanı olurlar Halil’in, Ancak çember günden güne daralmaktadır.
  • En son yine Selamoğlu ile İbrahim Çavuş yanına gelir gizlice Halil’in, kaymakam konusunda uyarırlar. Bunun üzerine Halil ile Gülsüm, bir süreliğine Bodrum’dan uzaklaşarak adalar tarafına kaçmayı düşünürler. Adım adım tertiplenir plan.
  • Türküden anladığım kadarıyla Halil adamlarından ayrılır,İbrahim Çavuş ve Gülsüm’le birlikte saklandıkları yerden kaçıp Yalıkavak yakınlarına, Çökertme’ye gelirler. buradan “gankava” denilen süngerci teknelerinden biriyle denize açılacaklar ve İstanköy adasına kaçacaklardır.
  • Rum kaptan Kosta Paho (Koslu Paho) ile anlaşırlar, onun gemisiyle kaçacaklardır. Ancak Kaptan, Halil’i pek sevmemektedir. İstanköy (Kos) adasındaki Rumlarla kavgasından ötürü mü yoksa kaymakamın para ödülü nedeniyle mi bilinmez. Tayfası Andon’u kaymakama gönderir.
  • Andon, kaptanının söylediklerini birbir aktarır kaymakama. Gemiyi bir şekilde Bodrum yakınlarına Bitez tarafına getireceğini burada Halil’i yakalayabileceklerini söyler.
  • Kaymakam da kendi planını tertipler. Önce reji kolcuları kol kayığıyla Kolcubaşı Barka’nın, Ali Kaptan komutasında denizden ilerleyecektir. Karada da Kaptan Paho’nun demir atacağı yerin yakınlarında jandarma komutanı Ömer Çavuş pusu kuracaktır.
  • Gündüz vakti Halil ile Gülsüm’ün bindiği tekne denize açılır. Çökertme’den. (Çökertme’den çıktım başım selamet, İbram Çavuş Allah’ıma emanet!)
  • Kaptan dalgaları bahane ederek önce Aspat tarafına gitmeyi teklif eder ve böylece dalgalar durulunca rahatça adalara geçebileceklerini söyler.  Tekne, Aspat yerine Bitez yalısı yani koyu tarafına gelerek Hırsız Yatağı denilen yere demir atar, dalgaların durulması beklenir güya.
  • Halil’le Gülsüm geminin iç kısmında bir şey gördükleri yok. Beklerken akşama doğru bir içki sofrası kurulur teknede. Kaptan rica etmiştir. Kaptan onların bardağına koyduğu içkiye “balık ağusu” dedikleri sersemletici bir zehirden katar ve bunun etkisiyle Halil’le Gülsüm uyurlar.
  • Ömer Çavuş jandarmalarıyla karada pusudadır. Paho, Halil ile Gülsüm uyuduktan sonra demir alarak jandarmaların bulunduğu yere doğru yanaşır.
  • Karada bekleyen Ömer Çavuş tekne yaklaşınca, Halil’in uyutulduğunu falan bilmediğinden erkenden ateş eder. O esnada tekneye yanaşan kolcuların teknesi de ateş altında kalır. Kolcubaşı Barka’nın Ali küfür kıyamet Kosta’nın teknesini durdurtur. Gemi durunca ateşi keserler. Kolcubaşı Barka’nın Ali Kaptan, kolcu kayığıyla yanaşarak Paho’nun teknesine çıkar. O esnada tüfek seslerini duyan Paho telaşlıdır.
  • Kaptan Paho Halil’in uyanıp kendisini öldürmesinden çekindiğinden sanki bir anda etrafları sarılmış gibi Halil’i uyandırır. Ancak Halil de Gülsüm de sersemlemiş vaziyette. Uyanamazlar. Yarı baygınken onlar Barka’nın Ali Kaptan kolcularıyla kıskıvrak yakalar ikisini.
  • Halil ile Gülsüm’ü sersemlemiş bir vaziyette yakalayarak kol kayığına götürürlerken Halil’in güvertede ayağı kayar, kolcular telaşlanır. Gizlediği bir silahı çekeceğinden şüphelenen Barka’nın oğlu Ali Kaptan, Halil’i ayağından yaralar tabancasıyla. (Türküde de geçer bu kısım (“Güvertede gezer iken kunduram kaydı”)
  • Halil yaralı vaziyette Bodrum’a götürülür, ölmemiştir henüz. Halk önceden ikaz edilmiş tabi. Millet toplanmış güverteye, Halil’i yakaladıkları söyleniyor seyrediyorlar manzarayı. Kolcu teknesi Bodrum rıhtımına yaklaşmaktadır.
  • Halil kaymakamlık binasının önünde, Eski Telgrafhane İskelesi’nde karaya çıkartılır, halk seyretmektedir. O sırada “Kel Mülazım” namlı bir jandarma çavuşu Halil’in yaralı ve eli kolu bağlı halini gösterir: “Hükümete karşı gelenin sonu budur!” der.
  • Halil’i yaralarını tımar etmeden kaymakamlık binası yakınlarındaki bir karakolun nezarethanesine atarlar hemen. Halil burada hem yarasının acısından hem de yapılan işkencelerden ötürü bitap düşmüştür, can çekiştiği rivayet edilir.
  • Kaymakam, Halil’in işinin mahkemeye kalmadan halledilmesini emredince Ömer Çavuş gece nezarethaneye gelip Halil’in boğazına çökerek öldürür.
  • Halil’in sırtındaki elbiselerini çıkarmadan alelacele gömerler.O sırada zindanda bulunan Karakayalı Mehmet (Ülküm) ve Peksimetli Mustafa adlı kişilerin anlattığına göre bugünkü Bodrum’da Halk Bankası’nın yanındaki meneç ağacının dibine gömülür Halil’in cesedi.
  • Gülsüm’e ne olmuştur? Hakkında anlatılan pek çok şey vardır. Bir rivayete göre Yalıkavak’ın karşısındaki Küdür bölgesine yerleşmiş Gülsüm. Çalgıcılık yapmış. Goca Güssün adıyla anılan bir çalgıcı kadın için o olduğu söylenirmiş.
  • Kimi rivayet asıl adının Hafize olduğunu, adını kimliğini gizlemek için yıllarca Çakır Gülsüm adını taşıdığı şeklindeymiş. Yine yaşayanların aktardığı, Şerifalioğlu İbrahim Çavuş’un, Halil’in ölümünden çok sonra karısının üstüne alarak evlenmiş güya Gülsüm’le.
  • Çerkez Kaymakam? Dedim ya onun bu hikayedeki rolü yakıştırmadır belki de. Onun sonu peki? Hakkında bulabildiğim son malumat 1908’de Bodrum Kaymakamlığı’nın sona erdiği. Başka yere mi atandı, meşrutiyetle görevden mi alındı meçhul.

Bu mevzudan geriye yakılan acılı bir türkü kalmıştır. Yorumlayan çok ama Cem Karaca’dan dinleyelim:

Bu flood burada biter. Başka tarihli yahut korkulu floodlarda görüşmek üzere. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola.İyi geceler efendim…

Bu Konu, Mehmet Berk Yaltırık @SonGulyabani  Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Güncelleme: 10 Eylül 2017 — 09:15

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |