Kabadayı Hikayesi ; Konya Efeleri ve Oturaklar (Hovardaların kanlı vakaları)

Vakit geldi! Bu gece eski Konya’ya, oturaklara, efelerin hovardaların kanlı vakalarına uzanacağız! Toplaşın!

  • O dönemleri Kör Ahmet gibi ustaların günümüze aktardığı acı hikayeleri olan türkülerle araştırmaya başladım.

  •  Faytonların tıkırdadığı, Meram bağlarına uzanan yolda yürüyen efelerin, külhanilerin, gece toplanmalarının zamanından bahsedeceğim kısaca.
  • Yedi düvelin kabadayısını, külhanisini kanlı bıçaklı kimselerini anlattım. Her bir dönem ve mıntıka kendine has. Eski Konya da böyle.

  • Gündüz vakti esnafın, işinde gücünde insanların dolandığı bir asude şehir. Gece olup el ayak çekilince başka ve gizli bir alem ortaya çıkar.
  • Konya başta olmak üzere Anadolu’ya has bir eğlence. Ama nasıl eğlence? Daha doğrusu hangi eğlence? Misal çetnevirler yapılır. İki türlüdür.
  • Biri evlenmeden önce bekarların toplandığı hali. Bir de normal ailelerin kışın toplandığı meyvelerin, kuruyemişlerin yendiği, çayların içildiği. İsmen olmasa da halen devam eder. Sonra baranalar vardır, müzikli eğlenceler, sazlar çalınır. Fasıl gibi sıra gecesi gibi.
  • Bir de başka türlü, gece el ayak çekilince yapılan, genelde hali vakti yerinde olanların kır evlerinde gerçekleştirdikleri bir eğlence var.
  • Buna da “oturak” diyorlar. Bugün yerini gazinolara, başka mekanlara bırakmış, daha farklı bir alt kültür. Anlatacağım mevzu bunun etrafında.
  • Zira kanlı mevzular yaşanabiliyor. Bunlar sonradan türkü oluyor. Bu türküler buralarda çalınabiliyor. Oturaklarda “kadın” var çünkü.
  • Ta Selçukluya kadar uzanır denir oturak için. Bu eğlenceyi genelde hali vakti yerinde olanlar tertipler. İçki, oyuncu kadın, müzik vardır.
  • Şimdi “kabadayı dedin eğlence ne ayak?” dememek lazım. Nerede olursa olsun eğlence yerlerinin türlerinin tarihiyle yeraltı iç içe geçmiştir.
  • Diyelim bir yerde oturak düzenlenecek. Yeri gizli tutulur. Önceden kararlaştırılır ve gelecek olanlar davet edilir. Ancak eğer o gün istenirse “Tahta siniye böğrümüzü virelim” denilerek de yapılabilir. Beş ana unsuru vardır: hovardalar,oyuncu kadınlar, saz ekibi, türküler ve efeler.
  • Saz ekibi cura, tef, ut, kanun, keman, cümbüş çalan ve alemde canlı müzik icra eder. Türküler o alemle örtüşen müziklerdir yöreye hastır.
  • İçkili olur tabi, mezeler vs. hazırlanır. konuklar yatsı namazından sonra alem düzenlen eve gelir. saz düzeni yapılır ve alem başlardı.
  • Hovardalar oturak alemlerinin tüm masraflarını karşılayan, alemi düzenleyen kişilerdir. Tahta sini etrafına dizilirler. Hafif havalar başlar
  • Oyuncu kadınlar sigara, meze yahut ilk kadehi ikram ederler. Ardından oynamaya başlar. O devirlere yetişenler anlatır bu oyuncu kadınlar öyle genç falan değil. Çoğu yaşı geçkin olurmuş. Eğlencede kadın bulunsun, sakilik etsin diye. Ancak istisnai vakalar ve durumlar da var.
  • Zira oturaklarda kadın oynarken ancak seyredilir. Dokunmak, laf atmak, kişilerin arasında konuşması dahi hoş görülen bir durum değil.
  • Ancak aksi durumlar oluyor. Zira kadın uğruna bıçakların tabancaların işlediği oluyor. Hovardalarla birlikte işin içine belalılar yani efeler var!
  • Efe dediysem bu yerel ağızda bir yakıştırma. Kabadayı vs. anlamında. Yoksa Ege’deki zeybeklerle, efelerle benzer pek bir yanı yok.
  • Ne onlardaki teamül ve teşkilatlanma var, ne de anlam olarak karşılıyorlar zira. Bunlar daha çok oyuncu kadınların korumaları, belalıları.
  • Hepsi değil tabi. Ahalinin deyimiyle “Yedi kıranla barışık” kavlinden nitelendirdikleri netameli kimseler de var. Bunlar 50’lere kadar varmış.
  • Bazı isyanlara falan karıştıkları da olmuş. Delibaş Memet Ayaklanmasında şehirdeki taşkınlık eden olmuş falan. Biz oturaklara dönelim.
  • Hovarda oturakta para saçar. Bazen işin dozunu kaçırınca devreye efeler girer. Yahut iki ayrı efe tek kadın uğruna karşı karşıya gelir.
  • Oturaklardaki hikayesi kanlı ezgisi neşeli türkülerin bir kısmı bu hovardalara efelere yakılmıştır. Misal “Hocamın Evleri” türküsü bir tanesi
  • Neşelidir ezgisi ama Meram bağlarına kaçırılan bir kızın, basılan bir evde mangaldan çıkan bir yangında hayatını kaybedenleri anlatır.
  • “Hocamın evleri bağlarbaşında/Hoca bir kız sevmiş aman on dört yaşında/Aman hocam aslan hocam iş işten geçti “içtiğin rakılar hocam testiyi geçti/yüksek odalarda mangal kömürü/mevlam hovardalara versin ömürü” “çalgı çaldım kız oynattım o da nafile/meramda bağlarımız var o da nafile” şeklindedir sözleri.
  • Ya oturaklarda alem sürerken kavga çıkar, yahut bir oyuncu kadın kaçırılmıştır, onun belalısı izini bulur oturağı basar. Kavgaya yani kapışmaya davetin kendine has bir ritüeli vardır.
  • Kendine has ama çok geniş bir bölgede örneklerini gördüğüm bir ritüel bunu söylemeliyim. Ritüel şöyle efe belinden saldırmasını çeker, siniye, yere yahut bahçeyse toprağa fırlatır: “nokta!” derler, kozumuzu paylaşalım manasında. Bu bıçak, saldırma fırlatma ritüeli yaygın.
  • Mesela Misket Türküsü var hani Ankara’dan oradaki efelerin kapışmalarında saldırmalarını yere atmaları anlatılır hikayesine. Hayli uzakta Edirne’de, eski Edirne kabadayılarının hasımlarının önüne masaya vs. bıçak fırlatmaları da aktarılan anlatılardandır.
  • İşte Konya efelerinin kapışmaları da bu şekilde başlar. ama bazı uyanıklar anında ortamda yanmakta olan bir kör kandile ateş ederler, sonra karanlık çökünce karambole silahlarını namlularını doğrultup karşılarındakine ateş ederler.
  • 1950’lere kadar varlar demiştim. Meşhur bir kabadayı vardır eskilerden Abdullah Palaz, Abdullah Dayı derler. Gaziantepli. Onun hatıralarında okumuştum ki o hatıraları da kitaplaştıran, yazıya döken kişi Turhan Temuçin’dir. Timuçin de bir dönem Ankara’da Hacettepe kabadayılarını görmüş, bulunmuştur.
  • Abdullah Dayı, Konya Cezaevine sürüldüğünde burada Konya’daki efelerle bir mevzusunu anlatır. 1950’lerden sonraki anlatılarda denk gelmedim.
  • Konya efeleri tarihe karışır ama oturaklar 80’lere dek gelir. Bazı kimselerden derleme babında anlatılar dinlemişliğim var bu hususta.
  • Sonra yerini haliyle gazino, pavyon vb. daha dönemsel eğlenceler alır. Tek tük video görürsünüz nette onların oturakla pek alakası yoktur.
  • O günlerden geriye acılı türküler kalır. “Ali efe çifte sarar kuşağı, Salıvermiş mor tokalı saçağı, Biri aydın biri Konya uşağı” yahut, “Şu Sille’nin ortasında kahveler annem/İçmiş içmiş sarhoş olmuş efeler annem” gibi. Oturak kadınları da türkülerde kalır.
  • Tıpkı Develi adlı bir oyuncu kadına yakılan “Meram yolunda, şişe elinde, yarin kolunda” gibi yahut oturakla alakasız lakin acı bir sevdayı anlatan nice türküler gibi.
  • Bu flood burada biter. Sürç-i lisan ettikse affola. Korkulu flood yarım saat sonra. Uyuyanlar uyusun sabah okunabilir.
  • Ayrıca konuyla ilgili meraklısına Barana Türküleri:

 Edebi yansımaları: Sabahattin Ali’nin (87’de filme de uyarlandı) Gramofon Avrat öyküsü var: https://t.co/uIDHyAiEfY

Bir de Anadolu Korku Öyküleri-2’de “Mezardan Gelen” öykümde işlediğim tema da yine eski Konya’da, bu olaylara değinmektedir.

Dün söylemeyi unuttum. Birine sinirlenildiğinde söylenen: “Seni siniye çıkarır oynatırım!” sözünün arka planı bu mevzudur.

Bu Konu, Mehmet Berk Yaltırık @SonGulyabani  Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Cevapla