Yeni bir başlangıç geliyor! (‘İstanbul Seçimi’nin sonuçları belliydi!’)

Daha birkaç ay önce kötümserliğin hüküm sürdüğü ve “Bizden adam olmaz” lafının türevlerinin “fikir” niyetine savunulabildiği Türkiye’nin o günlerini kimse hatırlamak istemiyor (ve o yüzden de pek hatırlamıyor)… Şimdi bir bitişle birlikte yeni bir başlangıç geliyor… >>

  • İstanbul Seçimi’nin sonuçları belliydi. Adını artık “Demokratik Muhalefet” koymak gereken Muhalefetin (çünkü seküler parlamenter demokrasinin ve hukuk devletinin yeniden ihyası temelinde bir araya gelen siyasi partiler/çevreler/gruplar koalisyonu) iktidar yürüyüşü sürüyor…
  • Başlangıçta kendi aralarında “uzlaşmaz sorunları var” sayılan çevrelerin biraraya gelmesini sağlayan ve aralarındaki sınırları önemsezleştiren bu birleşmenin itici gücünü oluşturanlar arasında, muktedir Plütokrasinin “can havliyle” attığı -önü arkası düşünülmemiş- adımları var…
  • Türkiye’de sona ermekte olan islami muhafazakarlar devrinin bitiş hızını, Muhafazakar Plütokrasinin söylemi, tavırları, bugünden yarına yüzseksen derece değişen kararları ve gerçeği manipule eden her türlü girişiminin radikallik derecesi belirliyor…
  • Açıkçası, -iyimser biri olarak- gelişmeler tahminlerimden daha olumlu ve daha hızlı yaşanıyor ve bu gelişme sürecine ve mantalitesine uygun insanların, politikaların ortaya çıkması, gelişmeleri paradigmaya ve konjonktüre uygun olarak areta bir “iyi kader” gibi işliyor…
  • Türkiye parlamenter sisteme -bir şekilde- dönecektir, çünkü iyi-kötü demokrasi kültürünün gereği bu ve teknik olarak bugünkü sistemden çok daha iyi. Ama hiç bir şey asla eskisi gibi olmayacak. Türkiye, eskinin kompartımanlar arası özgüvensiz “didişme kültürü”nü bitiriyor…
  • Uygar demokratik koşullar altında herşeyin konuşulup birlikte kararlar alındığı, birlikte yönetilen, halktan bin türlü yolla toplanan vergilerin kıymetinin bilindiği, tek tek “Lider”lerin pek bir öneminin olmadığı, ortak akıl dönemi geliyor…
  • Eski Türkiye’yi temsil eden ve alçaklık-yükseklik kompleksleri ve insanların zayıflıkları zaafları, yani eskilerin deyimiyle “Kötülüğün malzemesi” olan alandan -sadece oradan- siyasi güç devşiren zihniyet yeniliyor, bambaşka/yepyeni bir mantalite geliyor…
  • Türkiye’ye hakim olmakta olan mantalite, -eskilerin deyimiyle- “Kötülükten beslenmeyen”, insanların iyi yanlarını esas alan ve gücünü oradan devşiren yeni bir mantalite ve öylesine güçlü ki, ona karşı yapılan her “müdahale” ve engelleme, “radikalliği” oranında onu büyütüyor…
  • Burada asıl önemli olan bu yeni Mantalite olduğundan, hakkında birkaç şey söylemek istiyorum… Yeni Kurucu Mantalite, aslında herhangi bir partiyle falan da alakalı değil, ama birçok partiyi, sanki aynı demokratik partinin değişik fraksiyonlarıymış gibi biraraya getirebiliyor…
  • Yıllardır, ana muhalefet partisinin geleceğin Merkez Partisi olabileceğini yazıyordum, şimdi birçok parti birlikte bir tür merkez siyasi partiler grubu haline geliyor ve bu durumun, parlamenter sisteme geçildikten sonra da sürmesi büyük olasılık…
  • Artık Kürtlerin haklarını savunan parti ile milliyetçi partiden kopan yeni milliyetçi partibin, küçük islamî muhafazakar parti ile seküler Cumhuriyetçilerin, uygar demokratik insanî ve vicdanî şartlar altında birlikte oturup seslerini yükseltmeden konuşabildiklerini görüyoruz…
  • Yeni Türkiye, diğer Müslüman ülkelerde de gözlemlendiği üzere, Suriye’den Sudan’a, oradan Libya’ya, neoseküler yüksek insani değerlerin esas alındığı ve titizlikle korunduğu bir yer olmaya aday, ama bu titizliğin despotik, zorla dayatan bir anlayışın ürünü olmayacağı açık…
  • Bu gelişmenin istikameti artık herkesin aklında ve gönlünde kesinleşirken, Yeni Türkiye’yi önemli sınavlar vekliyor. Bunların ilkinin, “Çinin/Minin Rusyanın beşinci kolu olmaya hevesli birtakım Ulusalcı çevreler olabileceğini yazmıştım. Ama asıl sınav başka bir yerde…
  • İyimserliğimi sadece Türk/Kürt dostlarım değil, yabancı dostlarım da eleştiriyorlardı, (onlar da iyimserlere dönüştüler sonunda) ama eleştirilerinin şekli de değişti. Konu, “İnsanî yüksek değerler” dediğim şey. Bu değerleri Batı/Avrupa ile özdeşleştirmeye yatkın olmak bir hata…
  • Değişim/Dönüşüm Dönemlerinde örnekler, özenilenler önemlidir, bunlar genellikle gereklidir de… Ama bugün (ve yakın gelecekte), “Yüksek İnsani Değerler”i Batı’dan (veya Doğu’dan) bağımsız ilkeler olarak düşünüp yeniden yazmak daha doğru…
  • Mesela, günümüzün en önemli romancılarından Fransız Michel Houellebecq ve Kanadalı Margareth Atwood, Batılı tüketim toplumlarının düşüşünü yazıyorlar ama bunu “İnsanlığın düşüşü ve sonu” olarak yazıyorlar. Değerlerin yitimi ve ruhçürüten Kapitalizmin iflasını görmek şart…
  • Sistemin aşılması perspektifine -Türkiye’yi devralmak üzere olan- yeni Demokratik Mantalite mutlaka ciddiye almak ve “insanlığın düşüşü”nü aşmakta olan bir alternatif opsiyonu olarak geldiğini unutmamak zorunda… “Yüksek İnsani Değerler” Batı’da solsa, bu coğrafyada yaşar… <<

Yazar; Selçuk Salih Caydı‏

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x