Atatürk Dönemi, Sanayileşme ve Emperyalistlerle Mücadele!

Flood'un Yayınlandığı Tarih:8 Ocak 2018 @ 04:22

Türkiye’nin en mühim meselesi olan “sanayileşme” üzerine bir flood/bilgisel geliyor… Bol rt/fav rica ediyorum.

  • Türkiye’nin sanayileşme sorunu Türkiye’den önceye, Osmanlı’ya dayanır. Çünkü Osmanlı sanayileşemediği gibi, mevcut cılız sanayisini de Balta Limanı anlaşması ile emperyalistlere kaptırmıştır.
  • Bir Alman subayı olan Van Moltke, 1830’larda Osmanlı topraklarını gezip rapor yazıyor. Bu raporda Osmanlı sanayisini şöyle anlatmış: Başkentin yanında uçsuz bucaksız tarlalar boş durur, Osmanlı buğdayı dışarıdan alır.
  • Von Moltke şöyle devam ediyor: Osmanlı’da hammaddeyi dışarıya veriyor. Dışarıdan yabancı mal satın alıyor. Ama sattığı hammadde dışardan gelen malı karşılamıyor. Çünkü sanayi yok.
  • Dönemin yazarlarından İngiliz Edward Michelsen: Kapitülasyonlardan sonra Osmanlı endüstrisi mahvolmuştur. Pamuk endüstirisi İngilizlerin elindedir. Bu topraklarda Osmanlı endüstrisinin izi bile kalmamıştır.
  • Özetle Osmanlı sanayileşemiyor. Kapitülasyonlar vererek mevcut sanayisini de kaybediyor. Neticede borçlanıyor. Hem de %15-20 faizden borçlanıyor. Durum öyle ki, o dönemde geliri 17 milyon iken 13 milyonu borca gidiyor. Kalan 4 milyonla koca Osmanlı geçinebilir mi? Batıyor.
  • Osmanlı borcu borçla kapatmaya çabalıyor. Öyle bir borçlanma ki bu… Sadece 1854/1874 arasında toplamda 5,2 MİLYAR Frank borçlanıyor. Fakat bunların da 3 milyarı faize gidiyor. Abdülhamid böyle bir ortamda tahta çıkıyor. Ne yapabilir ki?
  • Abdülhamit’in başarısı toprakları kaybetmemek falan değildir. Abdülhamit toprak kaybetmiştir. Onun başarısı şu: Borç ödemek… Evet, Abdülhamit borçları ve faizleri ödemeyi başarabilmiştir. Ve ciddi bir eğitim atılımı yapıp okullar açmıştır.
  • Osmanlı, sanayi atılımı yapamadığı için hem geri kalmış hem de mevcut sanayisini kaybetmiş, bu nedenle borçlanmaya başlamış ve ekonomisi iflas etmiştir. Ve dağılma sürecine girmiştir. Hem de çok acı şekilde dağılmıştır. Türkiye’yi kuranlar bu acıyı yaşamış insanlardır.
  • Mustafa Kemal yaşanan bu süreci çok iyi bilir: Mazide, Tanzimat devrinden sonra ecnebi sermayesi özel bir konumdaydı, devlet ve hükümet ecnebi sermayesinin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. Her yeni millet gibi Türkiye buna muvafakat edemez.
  • Osmanlı’yı dağıtan sömürgeci ülkeler, aynı biçimde Türkiye’yi de sömürge yapmak için bizzat Mustafa Kemal’e teklifte bulunur. Mustafa Kemal bunu 24 Nisan 1924’te gizli TBMM toplantısında anlatır.

“O vakit denildi ki, boğazlardan vazgeçiniz, egede Yunanistan’a ve Fransa’ya taviz vermek sizi o kadar sarsmayacaktır. Ve diğer taraflarda kontroller yapmamıza müsaade etmek bundan size zarar gelir mi?”  “Efendiler, bu sözleri bana sarf eden Rawlinson adında bir kaymakamdır. Tabi, biz de bu tekliflerin kabul edilemez olduğunu kendisine söyledik.”

  • Olanları biliyoruz. Önce Yunan Anadolu’dan kovuldu, sonra İngiliz ve Fransızlar memleketi terk etti.
  • Türkiye, Osmanlı’nın düştüğü hataya düşmemek için, kapitülasyonların tamamını Lozan’da kaldırdı. Ve ciddi bir sanayi atılımı başlattı.

Mustafa Kemal şöyle söylemiştir: Memleketin temel sanayisinin kurulması bitmedikçe, her bakımdan yürek istirahati duymamıza imkan yoktur.

  • Türkiye kapitülasyonları kaldırmıştı. Fakat sanayileşmek öyle kolay değildi. Sermaye lazımdı. O da Türkiye’de yoktu. Bu nedenle yapılacak iki şey vardı… İlki borç almaktı. Fakat emperyalistler, borç vermek için taviz almak istiyordu.
  • The Economist 11 Nisan 1925’te şöyle yazmıştır: Yabancı sermaye sorunu, Türk liderini düşündürmeye devam etmektedir. Türkiye eğer MUTLAK BAĞIMSIZLIK tutkularından vazgeçip yabancılara GENİŞ AYRICALIKLAR tanırsa, sermaye bulabilir ve üretim artışı sağlayabilir.
  • Aynı dergi 26 Haziran 1926’da şöyle yazmıştır: Türkiye sanayileşmek istiyorsa, yabancı firmalara BAZI KOLAYLIKLAR sağlamak zorundadır.
  • Gördüğünüz gibi emperyalistler, Türkiye’yi de aynı Osmanlı’yı sömürgeleştirdiği gibi sömürgeleştirmek istemiştir.
  • The Economist 7 Haziran 1930’da ise şöyle yazmış: Savaş sonrasının yorgun Türkiye’si sanayileşmek için büyük paraya muhtaç. Bu durum TBMM tutanaklarından anlaşılmaktadır. Fakat Türkiye’de bu para yoktur. Türkiye yabancı sermayeye güven vermek zorundadır.
  • Görüldüğü gibi, emperyalistler Türkiye’nin sermayeye muhtaç olduğunun farkında. Parayı ancak “kapitülasyon karşılığı” vermek istiyor. Böylece Osmanlı’yı batırdığı gibi Türkiye’yi de avucuna almak niyetinde.
  • Peki Atatürk ne yapmıştır? EMPERYALİSTLERE KAPI GİBİ DİRENMİŞTİR.
  • Dünya 1929’da global krizle boğuşurken İngiliz büyükelçisi Mr. Helm şöyle rapor yazmış: Türkiye’nin ekonomik durumu gittikçe zora giriyor. Rejimin geleceği tehlikede. Türkiye yabancılara başvurmadığı taktirde çökme eşiğine gelebilir.
  • Mr. Helm şöyle devam ediyor: Eğer Türkiye YÜKSEKLERDE GEZEN MAĞRUR BAŞINI eğer ve gerçekleri görürse güvenilir bankalardan iyi koşullarda yardım sağlayabilir. Türkiye bu yardımlar sayesinde gelişebilir.

***

Bu sözler çok tanıdık değil mi sizce?

  • Özetle, 1923-1929 sürecinde emperyalizm Türkiye’nin sanayisi olmadığını, paraya ihtiyacı olduğunu bilmektedir. Emperyalizm Türkiye’nin para için kendi avuçlarına düşeceğinden, aksi halde Türkiye’deki Kemalist rejimin çökeceğinden neredeyse emin gibidir.
  • Fakat Atatürk Türkiye’si bu tuzağa düşmemiştir. Emperyalist baskıya KAPI GİBİ direnmiştir. Ve 1929’da 1. Beş Yıllık Sanayi Planını devreye sokmuştur.
  • Devlet, yabancıdan medet ummak yerine bizzat kendisi sürece el koymuş ve KAMU ÖNCÜLÜĞÜNDE KALKINMA harekatını başlatmıştır.

Atatürk Türkiye’si “Yabancıdan taviz karşılığı borç alıp riske girip hızlıca sanayileşmek” yerine, devletin kıt imkanlarıyla ağır ağır ama “BAĞIMSIZ” sanayileşmeyi tercih etmiştir. Menderes’in, Özal’ın, İnönü’nün, Erdoğan’ın, Demirel’in ve diğerlerinin YAPAMADIĞI da budur.

Atatürk taviz vermemiştir. Atatürk çözüm üretmiştir ve en önemlisi BAŞARILI olmuştur. Türkiye sanayisi;

1. beş yıllık plan döneminde %31,1

2. beş yıllık plan döneminde %37,1

3. beş yıllık plan döneminde %45,4

oranında büyümüştür. Bunun adı BAŞARIDIR.

  • Atatürk meseleyi çözmüştü arkadaşlar. Nutuk’un 386. sayfasında “Bizden öncekilerin düştükleri yanılgılar yüzünden ulusumuzun sözde var sayılan bağımsızlığı kayıtlar altında bulunuyordu” derken, tam olarak bu meselenin farkındaydı.
  • Atatürkçü olmak demek, şapka takmak, rakı içmek, marş söylemek, heykel yapmak değildir. Atatürkçü olmak demek YABANCILARA TAVİZ VERMEMEK, TAM BAĞIMSIZLIK İÇİN ÇABALAMAK ve HAYSİYETLİ OLMAK demektir.

Mustafa Kemal Atatürk; “ENDÜSTRİLEŞMEK en büyük milli davalarımız arasındadır. Çalışması ve yaşaması için memleketimizde her çeşit sanayii kuracağız ve işleteceğiz. En ileri ve en refah Türkiye idealine kavuşabilmek için; bu bir ZARURETTİR.”

  • Atatürk Türkiye’sinin KAMU ÖNCÜLÜĞÜNDEKİ sanayi atılımı başarılı olmuş ve meyvelerini de vermiştir. Onlarca fabrika açılmış, Türkiye uçak üretip satacak noktaya gelmiştir. Fakat Atatürk’ün erken ölümü ve 2. dünya savaşı, süreci kesintiye uğratmıştır.
  • Savaşın ardından İnönü, ABD ile “gizli ikili anlaşmalar” imzalayarak Türkiye’nin ABD güdümüne girmesine neden olmuştur. Bu politikayı Menderes aynen devam ettirmiştir.
  • Menderes NATO’ya girebilmek için ABD için Kore’ye asker göndermeyi kabul etmiştir. ABD karşılığında Kore Savaşı’nın gıda ihtiyacını Türkiye’den tarım ürünleri alarak karşılamaya söz vermiştir. Türkiye’ye “tarım ülkesi olmayı” önermiştir.
  • Türkiye NATO’ya girerken önce uçak fabrikalarını kapatıp ihtiyaçlarını NATO/ABD’den “yardım adı altında” almaya ve karşılığında borçlanmaya başlamıştır.
  • Kore savaşı bittikten sonra, borçların vadesi geldiğinde Türkiye’nin ekonomisi 1958’de çökme noktasına gelmiştir.
  • Menderes, tavizlerin para etmediğini anlayınca, iktidarını kaybetmemek için demokratik düzeni bozup otoriterleşti. Akabinde moratoryum ilan edip, çareyi Sovyetler’den borç almakta buldu. Fakat bir darbe ile devrildi. AMERİKANCILIĞIN ve TAVİZCİLİĞİN sonu budur. Maalesef.
  • Menderes’ten sonra göreve gelen İnönü, Kıbrıs sorununu çözmek için ABD’ye kafa tutmaya cüret edince, hükümeti kaybetti. Yerine, Amerikancı ve tavizci DEMİREL geldi. Taviz vermek yerine sanayileşmeyi aklından bile geçiremeden, o da devrildi.
  • İnönü-Menderes ABD ile öyle anlaşmalar imzalamıştır ki, Türkiye her açıdan ABD güdümüne girmiştir. Ordu, ekonomi, siyaset, medya, eğitim… Her dinamik ABD’nin nüfuzu altına girmiştir.
  • Türkiye 1974’te bu hegemonyaya isyan edip Kıbrıs’a girince, tüm dengeler değişti. ABD Türkiye’yi terbiye etmek için ekonomik ve askeri ambargolar uyguladı. Türk ekonomisi sanayileşmemiş ve bağımlı bir ekonomi olduğundan kısa süre içinde tökezlemeye başladı.
  • Önce sokaklar karıştı. Akabinde ekonomik kriz baş gösterdi. Maraş ve Çorum katliamları yaşandı.
  • Ecevit, devletinin içinde AMERİKANCI BİR YAPILANMA olduğunu fark etti. Buna KONTRGERİLLA dedi ve onu DEŞİFRE etmek gibi tehlikeli bir işe koyuldu.

Bu sıralarda ABD’de Executive Intelligence Review – 1978 gizli raporu yayınlandı. Bu rapor öyle bir rapordur ki… İçinde yazanları okuduğunuz vakit KAHRAMAN bilinen HAİNLERİ görmeye başlarsınız. Bu raporu da, başka bir zaman GENİŞ GENİŞ yazarım. Okuduğunuz için teşekkürler.

Yazar; CON SINOV

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Video İndir | Yorumlar Libros Gratis | Free pdf download |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x