Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Atatürk Hayatının Son günlerinde Neler Yaptı?




Bu Konu, Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, son paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Bu konu, Başka bir konunun devamı niteliğindedir, O konuyu okuyarak başlayabilirsiniz…
Mustafa Kemal’i diğer Türk subaylarından ayıran en önemli yönü!
  • İzmir henüz yeni kurtarıldığında Mustafa Kemal’e “Başardık paşam, kazandık” diyorlar. “Hayır, mücadele yeni başladı” diye cevap veriyor.
  • Savaş kazanılmamış mıydı, başlayan asıl mücadele ne olabilirdi? Asıl mücadele, Türkiye’nin her alanda yükselmesini sağlamaktı.
  • Türkiye, Lozan’da bağımsız Türk devletini kabul ettirdiyse de Misak-i Milli’de yer alan sınırlarının tamamını kabul ettiremedi.
  • Fakat Atatürk, asla, Misak-i Milli’deki sınırlardan vazgeçmedi. Ülkeyi düze çıkarır çıkarmaz, Musul konusunda İngilizlere rest çekti.
  • Şeyh Sait İsyanı çıkmasaydı, Türk ordusu Musul’a girecekti. Çıkan isyan, Türkiye’nin elini kolunu bağladı. Musul’da amaca ulaşılamadı.
  • Diğer bir konu, boğazlar meselesiydi. Türkiye Lozan’da diretemediklerini Montrö’de diretti.1936’da boğazların egemenliği Türkiye’ye geçti,
  • Anlaşmanın imzalandığı gün Atatürk, kızı Afet İnan’a bir telgraf geçti: Boğazlar meselesi tamam, sıra Hatay’da…
  • Misak-i Milli’de Türk şehri olarak kabul edilen Hatay Ocak 1937’de bağımsızlığını kazanmıştı. Peki Türkiye’ye nasıl katılacaktı?
  • Haziran 1937.. Atatürk çiftliklerini devlete bağışlama kararı alır. Başbakan İsmet İnönü, Atatürk’e devlet adına teşekkür telgrafı çeker.
  • 13 Haziran 1937.. Atatürk, teşekkür mektubuna cevap olarak telgraf çeker. İnönü telgrafı alır, okur… Katlar ve çekmecesine koyar.
  • 29 Ekim 1937.. Atatürk Cumhuriyet balosunda Fransız elçiye Hatay konusunu açar ve niyetini söyler: Milletime söz verdim Hatay’ı alacağım
  • 30 Kasım 1937.. Fransız Ordusu, Hatay’daki bir takım kutlamaları bahane edip, müdahalede bulunur. Cevap Atatürk’e verilmiştir.
  • Hatay meselesinin o kadar kolay çözülmeyeceği açıktır. Atatürk çalışmalara başlar. Ocak 1938’i bir dizi temaslarla geçirir.
  • Fakat hiç beklenmedik bir şey olur. Atatürk hastalanır. Ve siroz başlangıcı olduğu anlaşılır. Durumu pek önemsememiştir.
  • 7 Şubat 1938.. Göğüs ağrısı ve öksürük rahatsızlığı başlar. Ertesi gün muayene edilir. Atatürk yine umursamaz. Çalışmayı sürdürür.
  • 27 Şubat.. Şiddetli burun kanaması geçirir. Aynı akşam yapılması planlanan toplantıya katılır. Toplantı bitince Celal Bayar’ı çağırır.
  • Atatürk sağlının iyi olmadığının farkına varır. Fakat ortada Hatay meselesi varken bunun duyulmasını istemez. Yabancı hekime karşı çıkar
  • 6 Mart.. Yerli doktorlar tarafından muayene edilir. Fakat nafile, iki hafta sonra ağrıları dayanılmaz noktalara varır. Durumu kötüdür.
  • 1924’te Türkiye’nin selameti için Musul’a girmekten vazgeçmek zorunda kalmıştı. Şimdi de kendi sağlığı için Hatay’tan vazgeçecek mi?
  • Kendi sağlığı için köşeye çekilip mücadeleden vazgeçeceğini düşünenler, Atatürk’ü hiç tanımamış demektir. Fakat yol ayrımındadır.
  • Hatay için saatlerce çalışmalar, yolculuklar, uzun süren toplantılar… Bunlara devam ettiği sürece, hastalığı ilerleyecektir.
  • 15 Mart. Atatürk’ün ağrıları dayanılmaz noktaya ulaşır. Bayar’ı çağırır ve gerçeği söyler: Çocuk, ne yapacaksan çabuk yap, ben hastayım!
  • 28 Mart. Fransa’dan davet edilen Dr. Fissinger Atatürk’ü muayene eder ve raporunu sunar: Günde 12 saat dinlemek ve çalışmaları bırakmak.
  • Atatürk kısa süreliğine dinlenmeyi kabul eder fakat 17 Mayıs’ta Fransız basını onun çok hasta olduğunu yazınca tepesi atar.
  • Tüm uyarılara rağmen iki gün sonra yapılacak 19 Mayıs bayramına katılma kararı alır.

  • Bununla yetinmez. Fransızlara bir cevap vermek ister. Kutlamalardan hemen sonra ani bir şekilde Mersin’e geçme kararı alır.

  • 20 Mayıs.. Atatürk, Hatay’da yapılan askeri geçit törenini 45 dakika boyunca ayakta izler. Bir ara, yorgunluktan bayılacak gibi olur.
  • 21 Mayıs.. Tüm gün Mersin ve Viranşehir’i gezerek denetlemeler yapar. Yorgunluğu, yüzüne yansımıştır.

  • 24 Mayıs.. Mersin’den Adana’ya geçti. Piyade ve topçu birliklerinin geçit törenini yine ayakta izledi. Akşam fenalaştı. Ankara’ya döndü.
  • 29 Mayıs’ta, karnının su topladığı tespit edildi. Hastalığı ilerlemeye başlamıştı. Çalışmaları bırakmaya niyeti yoktu. İstanbul’a geçti.
  • 2 Haziran’da, “imar planı” adı altında gizli toplantılar düzenlemeye başladı. Böylelikle Hatay için, plan devreye sokuldu.
  • Yorucu çalışmalar sırasında yeniden fenalaştı. 8 Haziran’da Dr. Fissinger yeniden Türkiye’ye geldi. Yeni bir rapor sundu.
  • Dr. Fissinger’a göre Atatürk’ün hastalığı ilerlemişti. Günde en az 20 saat yatarak dinlenmesini ve asla çalışmamasını söyledi.
  • Atatürk Hatay için mücadele verdikçe, sağlığı iyiden iyiye bozulmuştu. Ama duracak mıydı? Hayır. Nitekim durmadı. Çalışmalara devam etti
  • 14 Haziran.. Afet İnan’a telgraf çekti: “Tamamen iyileşme ümidi ve şansı kuvvetlidir.” Hiç iyileşmeme ihtimalinin farkındaydı.
  • Atatürk 16, 17, 20, 22 ve 24 Haziran’da bakanlarla çalışmalarını sürdürdü. Aynı gece yüksek ateş nedeniyle fenalaştı. Üç gün dinlendi.
  • İş öyle bir noktaya gelmişti, Atatürk çalıştıkça iyiden iyiye rahatsızlanıyor, bir iki gün dinleniyor sonra tekrar çalışıyordu.
  • Yine öyle oldu. Üç günlük dinlenmenin ardından 27 ve 29 Haziran’da bakan, general, vali ve elçilerle çalışmalarını İstanbul’da sürdürdü.
  • Bu çalışmaların bir sebebi vardı. 4 Temmuz 1938’te Türk ordusu Hatay’a girdi. Kutlamalar yapıldı. Fakat katılamayacak kadar rahatsızdı.
  • Türk ordusu Hatay’a girmişti ama henüz Hatay’ın Türk toprağı ilan edilmesi için erkendi. Atatürk 9 Temmuz’da çalışmalarını sürdürdü.
  • Rahatsızlığı yeniden nüksetti. 10 Temmuz’da yüksek ateş nedeniyle fenalaştı. Hastalığı tüm dünyaya zatürre olarak ilan edildi.
  • 16 Temmuz.. Dr. Fissinger üçüncü defa İstanbul’a çağrıldı. Atatürk’ü muayene etti ve raporunu sundu. Durum bu kez çok ciddiydi.
  • Atatürk uzun saatler çalışıyor ve uykusuz kalıyordu. Uykusunu yenmek için sık sık kahve içiyor bu kahveler günde 9 fincanı buluyordu.
  • Dr. Fissinger Atatürk’e çalışmanın yanında, kahve içmeyi bile yasakladı. Günde sadece 2 saat boyunca ayakta durmasını tavsiye etti.
  • İki gün boyunca dinlendi. Bu sayede bir haftadır düşmeyen ateşi düşmüştü. 3. gün çalışmalara başladı. 24, 26 ve 30 Temmuz’da uyumadı.
  • 31 Temmuz’da Dr. Eppinger İstanbul’a davet edildi ve Atatürk’ü muayene etti. Atatürk 3 Ağustos’ta yeniden çalışmalara başladı.
  • 15 Temmuz.. Tevfik Rüştü Aras’la çalıştı. 18 Temmuz.. Hatay Devlet Başkanı Tayfur Sökmen’le toplantı yaptı. Ertesi gün elçileri çağırdı.
  • Avrupa’daki tüm büyükelçilerle toplantı yaptıktan sonra, Fevzi Çakma’a askeri manevraları başlatma emri verdi. Hatay meselesi ısınacaktı
  • Atatürk’ün tüm çalışmaları, olası çatışma ve savaş ihtimali içindi. Hatay ya barışla ya da savaşla alınacaktı. Kararı katiydi.
  • 3 Eylül 1938… Hatay meclisi açıldı. 5 Eylül, Atatürk vasiyetini yazdı. 6 Eylül, Dr. Fissinger 4. defa İstanbul’a davet edildi.
  • Atatürk’ün karnı hastalığı nedeniyle su toplamıştı. Büyük sancılar çekiyordu. Riskli olmasına rağmen, su bir ameliyatla alındı.
  • Aynı gün, Hatay konusu nedeniyle Cenevre toplantısına katılacak Tevfik Rüştü Aras’la toplantı yaptı. Akşama rahatsızlandı.
  • 9 Eylül’de Paris büyükelçisi Suat Davaz’la 10 Eylül’de içişleri bakanı Şükrü Kaya ve Budapeşte büyükelçisi Behiç Erkin’le çalıştı.
  • 17 Eylül 1938… Celal Bayar’la yaptığı toplantı sırasında, aklından geçenleri ona anlattı. Yolun sonuna yaklaştığının farkındaydı.

  • Oysa, kaçınılmaz sona tahmin edemeyeceği kadar yakındı. Tek amacı Hatay meselesini çözmeden ölmemekti. Zira, Hatay onun şahsi davasıydı.
  • 21 Eylül.. Karnı yeniden su topladığı için ameliyat oldu. Artık ağrısız günü yoktu. Enerjisi tükenmiş gibiydi.
  • 26 Eylül.. Atatürk ilk defa komaya girdi. Bir gün boyunca komada kaldı. Ertesi gün uyandı ve aynı gün toplantılarına devam etti.
  • 2 Ekim’de Cenevre’den dönen Tevfik Rüştü Aras’la, 3 Ekim’de Başbakan Celâl Bayar ve Atina elçisi Ruşen Eşref Ünaydın’la toplantı yaptı.
  • 6 Ekim.. Yeniden fenalaştı. Durumun farkındaydı. Vasiyetini notere teslim etti, “gerektiği zaman kanunî muamelesini yaparsınız!” dedi.
  • 7 Ekim.. Fevzi Çakmak ve ordu komutanı İzzettin Çalışlar’la toplantı yaptı. Saatler sürdü. Hatay için yapılacak savaş kapıdaydı.
  • 8 Ekim’de yakın dostu Kılıç Ali, 9 Ekim’de Başbakan Celal Bayar ile toplantı yaptı. Aynı gün kız kardeşini ve kızlarını yanına çağırdı.
  • 10 Ekim’de Celal Bayar, Fehti Okyar ve Salih Bozok ile.. 11, 12, 13 Ekim’de Tevfik Rüştü Aras ile toplantı yaptı.
  • 11 Ekim.. Kız kardeşi ve kızlarını tekrar yanına çağırdı. 12 Ekim.. Atatürk komaya girdi. Dört gün boyunca komadan çıkamadı.
  • Dört gün süren koma, Ankara’yı ayağa kaldırdı. İki resmi açıklama yapıldı. 19 Ekim’de komadan çıktı. Aynı gün bakanlar kurulunu çağırdı.
  • Bir lider düşünün. Dört gün komada kalıyor. Uyanıyor. Ayaklanıp akşama, bakanlar kurulunu toplantıya çağırıyor. Amaç ne? Amaç HATAY.
  • 20 Ekim.. Yatağından kalkacak hali yoktu. Bu nedenle Celal Bayar’ı odasına çağırdı. Orada toplantı yaptı. Sonra, Rıza Soyak’la görüştü.
  • Aynı gün, dünyaya Atatürk’ün sağlığı yerinde mesajı verildi. Peki bu çabanın amacı ne? Amaç HATAY. Her şey HATAY’a endeksliydi.
  • 22 Ekim ve 25 Ekim’de Rıza Soyak’la hasta yatağında üçer saat çalıştı. Ertesi gün, kızı Ülkü’yü yanına çağırdı.
  • 26 Ekim.. Kardeşi ve kızlarını yanına çağırdı. 27 Ekim, Celal Bayar ile hasta yatağında toplantı yaptı. 29 Ekim kutlamalarına katılamadı
  • 3 Kasım.. Rahatsızlandı. 4 Kasım, iyileşir iyileşmez Celal Bayar’ı çağırıp toplantı yaptı. 5 Kasım, kardeşi ve kızlarını yanına çağırdı.
  • Kardeşi ve kızlarını sık sık çağırıyordu. Çünkü onları son kez gördüğünün farkındaydı. 6 Kasım’da üçündü defa ameliyatla su aldırdı.
  • 8 Kasım.. Atatürk tekrar komaya girdi. 9 Kasım.. Tüm günü komada geçirdi. Sık sık sayıklıyordu. Bilinci yerinde değildi.
  • 10 Kasım günü, sabah sularında.. Hakkın rahmetine kavuştu. Haber tüm yurda yayıldı. İnönü haberi alınca, çalışma odasına gitti.
  • İnönü masasına uzanır ve çekmeceden Atatürk’ün 13 Haziran 1937’de gönderdiği telgrafı alır… Şu cümleler yazmaktadır:

  • Mustafa Kemal Atatürk, ömrünü memleket için çabalayarak geçirmiş ve gerektiğinde memleketi için canını vermekten çekinmemiştir.

 

  • 29 Haziran 1939… Atatürk’ün uğruna canını vermekten çekinmediği Hatay, vatan toprağına katıldı. Gözü, arkada kalmadı.

Okuyanlar ve paylaşanlara teşekkür ederim. Umarım, anlatmak istediğim şey, anlaşılmıştır.

Güncelleme: 24 Nisan 2017 — 16:56

Konu Hakkındaki Düşünceleriniz?

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017