Suriye’deki Savaşın Gerçek Yüzü; Nedenleri ve Sonuçları

Suriye’deki durum üzerine konuşmak için sürecin geçmişinden ve Barış Pınarı Harekatı’ndan bahseden iki ayrı flood yapacağım. Bu flood sürecin geçmişinden bazı önemli noktalara vurgular içerecek. Harekatı anlatan flood’da ise çerçeveyi genişletip kendi tespitlerimi sunacağım.

  • Türkiye’de her konu duygusal düzlemde ele alındığı için benim yorumumda da savaş, barış, terör, kan, ölüm, işgal, operasyon, Türk, Kürt, şehit, kahraman, hain, zalim, mazlum kelimeleri görmek isteyenler olacaktır. Ben bilim insanı kimliğimle bunlardan sıyrılarak konuşacağım.
  • Apolitik bir tarafsızlıktan bahsetmiyorum. Olaya gerçekler ve olgular üzerinden bakıyorum. Kimlik, histerik duygusallık, şoven veya mikro milliyetçilik, neoliberal Pollyanna’cılık, yeni dünya değerleri hurafesi gibi zırvalar üzerinden değil.
  • Toplumsal hafızamız 21 gün olduğu için sürecin geçmişi unutuldu. Önce bunu tazeliyelim. Medyadaki kadrolu devekuşları ve liberal borazanlara göre Arap Baharı etkisiyle Esad’a karşı bir isyan çıktı. Bu ortamda IŞİD fırsat buldu. ABD de bu vahşete mecburen müdahil oldu.
  • Robert S. Ford’un kim olduğunu, “ılımlıları”, eğit-donat”çıları, sahada CIA ve Pentagon’un farklı ortaklarla yürüttüğü tavşan-tazı oyununu, İsrail desteğiyle Kanada’ya nakledilen Beyaz Bereliler’i veya destabilizasyon operasyonu kavramını bilmesek NYT Bestseller olacak hikaye
  • Suriye’de proxy kuvvetlerle rejimin çökertilmesi ve paralelde -tohumları önceden filizlenmiş- portatif kontra terör gruplarıyla uzun süreli bir kaos hedeflendi(Libya gibi). Rusya’nın dahli rejimin düşmesini engelledi ancak diğer hamilerin eliyle destabilizasyon devam ediyor.
  • Suriye’nin destabilizasyonu sadece ABD değil, AB ve Britanya’yı da içeren global bir konsorsiyumun projesiydi. Bahane olarak Arap ülkelerine gaz hattı projesi sunuldu. Katar gazı Arap ülkeleri ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşacak ve Avrupa Rus boyunduruğundan kurtulacaktı.
  • Esad müttefiki Rus çıkarlarını korumak için projeyi reddettiği gibi alternatif bir proje için İran’la anlaştı ve işgal başladı. Türkiye ve Arap ülkelerinin “kardeş Esad”la olan derdi de tam bu rant için. Hala Esad’la niye düşman olduk sözlerini gevelemeye gerek yok.
  • Mezhepçilik/Türkmendağı konusunu da eklememiz gerekiyor. Globalist kapitalizm çağında uluslararası ilişkilerde en önemli belirleyici iktisadi faaliyetlerdir. Din, mezhep, millet ortaklığı söylemleri bu amacın araçlardır, ülke içi siyasette de rızanın üretilmesini sağlarlar.
  • Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin varlığı ve talepleri yeni bir konu değil. Bunu değil Suriye’de rejim değişikliği hedefleyen Erdoğan-Davutoğlu ikilisine, az jeopolitik bilen lise öğrencisine sorsak böyle bir kaostan Kürtlerin de bağımsızlık taleplerinin çıkacağını söylerler.
  • Karşıt görünen şeyler bazen aynı amaca hizmet eder. 60’ların sonunda bir akademisyen “K. Irak Kürtleri devletleşebilir bu konuda biz ne yapacağız” dedikten yıllar sonra PKK kurulmuştu. SDF rejiminin ortaya çıkışında en büyük pay Türkiye’nin Suriye politikalarına aittir.
  • Britanya önderliği ve neocon aklıyla yürütülen açılım süreci de PKK’nın Suriye için hazırlanma dönemiydi. Örgüt rekor katılım aldı. Salih Müslim’i defalarca Ankara’da ağırlandı, belediye araçlarının Kobane’ye gitmesine göz yumuldu, Süleyman Şah Op. koordinasyon yapıldı.
  • Kobane yaralılarına tıbbi destek sunuldu, PYD taraf değiştirmeden önce uzunca süre Esad’la savaştı. İç siyasete yansıyan aksi söyleme rağmen, o dönem PYD Türkiye’nin bölgede ilişkiler kurduğu aktörlerden biriydi. Peki ne oldu da işler bu noktaya geldi?
  • Başka bir parantez. Yıllardır devam eden bir çatışma içerisindeki tüm tarafların, özellikle radikal örgütlerin(IŞİD ve diğer El Kaide türevleri) etrafı çevrili ama petrol satıp silah alacakları lojistik hatları bir şekilde bulup kullanabiliyorlar.
  • Burjuva savaş hukukunun asla konuşmadığı, konuşulmasına izin vermediği bu mesele, sadece “usta gazeteci”ler tarafından “gereğine uygun” olarak kullanılabiliyor. Bu lojistik hatlarını işletenler isteseler savaşı 6 ayda bitirebilirler.

30 Kas 2015; Usta gazetecilere bravo İŞİD’le petrol ticaretini sadece RTE’ye ihale ettiler. Barzani, EXXON, İsrail, Fransa ve Kıbrıs’tan bahseden yok.

  • Rusya duruma müdahil olunca ABD’de CIA’in örtülü proxyleri ve eğit-donat’tan daha ciddi biçimde Pentagon ile sahaya indi. Bir eliye “ılımlı” ları destekleyenler, diğer elleriyle onunla savaşacak olanları destekledi. Bir diğer seçenek olan Barzani bu işe uygun görülmedi.
  • ABD 2014 sonunda YPG ile birlikte yeni bir ambalaj çalışmasıyla SDF’nin kuruluş sürecini başlattı. Halk Koruma Birlikleri gibi sol tandanslı bir isim yerine Suriye Demokratik Güçleri ismi seçildi. Türkiye sahada faydalandığı aktörü kaybediyordu. Daha da açarsak;
  • “Gezi’de darbeyi gören” Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışı ve anaakım medya eliyle parlatılıp HDP’nin baraj atlatılması ve Erdoğan’ın iktidarının sallandığı 7 Haziran dönemi ve sonrasında AKP-HDP ortaklığının bitmesi sadece iç siyasetin konusu değildir.
  • AKP defalarca ABD’yi Suriye’ye müdahaleye davet etti, bunun için “kurgusal felakatler” bile organize edildi ama ABD bölgeye başka bir ortakla(PYD) müdahil oldu, ABD içi fraksiyonlar ve lobiler bu kararda etkili oldu. Türkiye’de ABD gazıyla girdiği bu işte yalnız başına kaldı.
  • Daha önce de IKBY’ni Irak merkezi yönetimine karşı yalnız bırakan ABD, Türkiye’yi de benzer bir duruma düşürdü. Mevcut popüler söylem “ABD Kürtleri(PYD) sattı” tarihin tekerrür eden trajedisi değil komedisidir. Bunun detayları 2. flood’da olacak.
  • Türkiye ABD PYD ortaklığına uyum sağlamadı, aksine süreci yavaşlatmak için ABD’ye üslerin açılması gibi konularda zorluklar çıkarmaya başladı. Bu da Türkiye için kısa süreli bir destabilizasyon periyodunun başlangıcı oldu. Önce IŞİD saldırıları başladı.
  • IŞİD yaklaşan seçim öncesi HDP’yi hedef aldı. Bu söylemsel bazda yürüyen HDP-Erdoğan geriliminde muhalefetin HDP’ye kenetlenmesine neden oldu. Ekonomik sıkıntılarla beraber 7 Haziran sürecine girildi. Erdoğan’ın iktidarı zayıfladı, Davutoğlu-CHP koalisyonu gündeme geldi.
  • IŞİD’in Suruç katliamı sonrası PKK’nin polislere karşı misilleme yapması ile Açılım Süreci son buldu. Hendek savaşlarına paralel PKK ve IŞİD arka arkaya metropollerde saldırılar düzenlemeye başladılar. Bu dönemde ABD için başta üsleri açmak olmak üzere beklenen tavizler geldi
  • Dünyası Erdoğan olan muhalefet bu bombaları T24/Diken liberal medya etkisiyle yine eksik(yarım) yorumladı. Seçimden 2 gün önce patlayan bomba bile yanlış yorumlandı. Kimse kusura bakmasın ama liberal medya muhalefeti adeta A Haber seviyesinde, davar güder gibi güdüyor.
  • Finalde tavizler sonuç verdi. Ekonomiye akan kaynağı belirsiz para, içeride patlayan bombaların yarattığı korku iklimi, ortak düşman psikolojisi ve milliyetçi söylem Erdoğan’ın iktidarını -şimdilik- pekiştirdi. Üstteki süreçte Gülenciler de HDP’ye paralel hareket etti.
  • Bu 2. flood’da bahsedilecek bir mesele ama kısa bir ön bilgi verelim. Çünkü bu kısım okuyucuların kafasının en çok karıştığı yer. Madem böyle bir durum var global aktörler neden Erdoğan’ı devirmeye çalışmıyor, yoksa çalışıyorlar da başaramıyorlar mı?
  • Amaçları Erdoğan’ı devirmek değil. Kendi bölge siyasetlerine daha uygun gördükleri biçimde Erdoğan’ın eli güçlenirken iktidarının zayıflaması. Türkiye’nin güçlü bir müttefikten çok kendine zarar veren, yardıma muhtaç, güdülmeye ve taviz vermeye hazır hale gelmesi.
  • İçeride istediğini yapmaya muktedir ama genel durum itibariyle güçsüz, biriktirdiği sorunlar nedeniyle iktidarı bırakma şansı olmayan bu yüzden taviz vermeye müsait bir Erdoğan tam da Türkiye için istenen aygıt. Aynı zamanda Türkiye’de krizin kalıcılığının garantisi.
  • Bu noktadaki bir diğer anektod, Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Suriye’ye TSK’yı sokamamasına karşın, başarısız planlanmış Amerikancı 15 Temmuz darbesiyle askeri bürokrasi çözülmüş ve siyasi iradeye teslim olmuştu ve operasyon tam Mercidabık’ın 500. yılına yetişmişti.
  • – ABD ve PYD, IŞİD’in kontrolündeki petrol bölgelerini ele geçirdi, bu yarı fiyatına giden terör örgütleri bölgelerindeki petrolün IKYB-Türkiye-Kıbrıs-İsrail-Yunanistan üzerinden akışına sekte vurdu ve Türkiye için bir kabus senaryosunu gündeme getirdi.
  • Bu kabus senaryosu tüm Ortadoğu petrol ve gazının Türkiye’ye hiç uğramadan PYD’nin oluşturacağı koridor ile Akdeniz’e ulaşmasıydı. Savaşın gerekçesi gösterilen boru hattı bile Esad’a rağmen bu şekilde inşa edilebilirdi. Bu da Türkiye’yi duruma müdahaleye itti.
  • AKP’nin iç siyasetteki aşırı milliyetçi söylemlerine ve “PKK’yı bitirme” iddiasına rağmen, şu an Türkiye’ye 900km sınırı olan neredeyse Suriye’nin yarısı büyüklüğünde ordusu, ağır silahları ve petrolü olan bir SDF devleti oluştu.
  • Barış Pınarı Harekatı da bu durumu değiştirmek üzere yapılmış bir harekat değil, Türkiye hedeflediği derinlikte – bir bölgeyi kontrol etse bile -ki çok zor- bu bölgenin güneyinde bu devlet daha resmi(2. flood’da açıklayacağım) biçimde varlığını sürdürecek.
  • Diğer önemli konumuz göç. Göçün daha iyi bir hayata ulaşma harici 3 ana nedeni var. İlki çatışmanın ortasında kalmamak, diğeri sürekli değişen yönetimlerin(IŞİD, Nusra, PYD) politik yaklaşımlarından kaçmak, üçüncüsü ise bu yönetimlerin kimlik nedeniyle uyguladığı baskı
  • Çatışmalar ağırlıklı olarak kuzey(ÖSO) ve doğu(IŞİD) yönünden başladığı için Araplar ve Türkmenler Türkiye ve Irak’a, Kürtler Türkiye’ye ve IKBY’ye sığındı. Özellikle IŞİD’in yaydığı korku fırtınası bölgenin insansızlaşmasına çok büyük katkı sağladı.
  • IŞİD’in bölgenin insansızlaştırılmasına katkı sunan bu “terör pratiği” İsrail devleti kurulmadan öncede bölgede Araplara karşı terör eylemlerine girişen, hatta daha sonra İsrail Ordusu’na dönüşen Haganah ve İrgen terör örgütlerine aittir.
  • Bu nedenle yıllar önce dile getirip 3 yıl önce tekrarladığım şu soruyu tekrar hatırlatmak istiyorum. IŞİD bölgeyi kimin için temizliyor.

2016; IŞİD işgali başladığında bir soru sormuştum. IŞİD’in bölgede kalıcı olma olasılığı var mı? Eğer yoksa önemli olan IŞİD’den sonra ne olacağı!

  • SDF’nin kendi ulus devletini inşa çabası ile zorunlu göç, etnik temizlik(6-7 Eylül), pogrom gibi faaliyetlerde bulunduğu sadece SNHR(Katar destekli) değil, SDF’nin müttefikleri olan HRW(Amerikan), Amnesty(İngiliz) raporlarına bile yansımış durumda.
  • Türk milliyetçileri Suriyelilere harcanan parayı bir kayıp olarak gündeme getirirken, orta seviyeli burjuvazi duruma ucuz iş gücü, pazarın genişlemesi; iktidar ise nüfusa dahil olmadan üretim-tüketime dahil olarak GSMH’a katkı sağlayan eşsiz bir fırsat gözüyle bakıyor.
  • Güneydoğu’ya birkaç yüz Türkik göçmen yerleştirilmesine demografiyi bozacağı için tepki gösteren HDP, çoğunluğu Arap olan Suriyelilerin geri dönmesine SDF adına, AB ise fonladığı gruplar ve medyası aracılığıyla göçün kendine dönmemesi için karşı çıkıyor.
  • Bahsettiğimiz kısımda Suriye’de tüm aktörler menfaat odaklı. Hiç biri hümanizm, insan hakları, demokrasi gibi neoliberal hurafeler veya ümmet, millet, mezhep, vatan, bayrak, şehitler gibi hamasi söylemler için çalışmıyor. Bunlar iki tarafın kullanışlı aptalları için gerekli!
  • Tüm aktörler kendi makyavelist politikalarını gayet pragmatik biçimde uyguluyor. Bu hurafeleri amentü belleyen duygu/coşku-sever “Pollyanna”larımız ve “Polat Alemdar”larımız da oradan oraya savruluyor. Sağlıklı düşünebilmek için bunlardan sıyrılmanız şart.
  • Bu flood çok genel oldu eleştirisini duyar gibiyim. 2. flood’da Barış Pınarı Harekatı’nın başlangıcı, geleceği ve olası sonuçlarına dair ağırlıklı olarak kendi tespitlerimi paylaşacağım, orası daha hareketli olacaktır. Görüşmek üzere.

Yazar; Yıldırım

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Video İndir | Yorumlar Libros Gratis | Free pdf download |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x