Siyasal İslamcılar ve Mizah (‘Türklerde Mizah Anlayışı’)

Mizahtan fellik fellik kaçan “Teolojik Politika”nın, (yani dinin kendine müslüman siyasi amaçlar için kendince “yorumu”nun ve kullanılmasının), ‘Gülmek’ ile çok ciddi sorunları var ve buna “Sağlıklı/zinde insan ruhu” adına değinmek gerek… >>

  • İslamcılık “Mizah” yapmaya kalktığı zaman ortaya nasıl garip bir malzemenin çıktığı ve o malzemeye ‘Normal’ saydığımız Dünya insanının gülmediğini/gülemediğini biliyoruz (aynı durum mesela Hristiyancı tarikatlarda da var) zira dinin tarif ettiği ‘Gülmek’, masum sayılmıyor…
  • Tek Tanrılı dinler öncesinin çok Tanrılı dinlerinde, mesela Anadolu’ya uzun süre hakim olan eski Yunan dönemi Tanrılarının -Hristiyanlık ve İslam’dakinin tersine- güldüklerini, ama bu gülüşün “Büyüklenerek gülmek” (veya başkalarının düşüşüne gülmek) şeklinde olduğunu biliyoruz…
  • İslamcıların ‘Gülmek’ ve ‘Mizah’ ile neden bu kadar ciddi bir sorunlarının olduğu ve “Son gülen iyi güler” cinsinden bir “gülmek” türü benimsedikleri, ( Arap ülkelerinde de) Mizah üretememek bir yana, neden anlamadıkları ve ezdikleri konusunda ciddi araştırmalar yok malesef…
  • Kahkahalarla, gereğinde ayıla bayıla, karnını tutarak doyasıya ‘Gülmek’ dediğimiz edimin din/dincilik ile ilişkisi hakkında Hristiyan dünyasında önemli bir külliyat var (Budistler Hindular Taoistlerde mizah/fabl/vs. olduğunu, İslam/Hristiyanlık kadar katı olmadığını biliyoruz)…
  • Bu konuda herkesin bildiği en iyi/popüler edebî eser, kuşkusuz Umberto Eco’nun “Gülün Adı” adlı devasa romanıdır. Orada, iki Hristiyan tarikatı arasındaki “gizli fikir mücadelesi”nin sonucu cinayetlerin nedeni, Gülmeyi öven “kayıp” bir Aristoteles risalesini gizli tutmaktır…
  • Hristiyanların gülmekle sorunlu oluşları hakkında, Danimarkalı filozof Sören Kierkegard’ın düşünüp yazdığını biliyoruz, ama dinciliğin asıl derdi, -bugünkü anlamda ‘normal’ saydığımız- ‘Gülen insan’ın “otoriteden çekinmeyen, eleştirel, özgür birey” hâli…
  • “Gülün Adı” romanındaki cinayetlerin sorumlusu yaşlı kör keşiş, insanların ancak korktukları takdirde Tanrı’ya yakın olduklarını, gülmenin günahkarlık olduğunu söyler. Tırmizî’ye göre de “çok gülmek kalbi katılaştırır” (çünkü ‘gülmek’ esasen, “birinin düşüşüne gülmek” sayılır)…
  • Türklerin çok eski ve sağlam bir mizah anlayışları ve de tarihlerinde mizahi kişilikler vardır, üstelik bunlar -mesela Nasreddin Hoca örneğinde- Anadolu’daki eski keşiş geleneğine ve öncesinin “esrik bilge” geleneğine dayanır. En baskıcı dönemlerde bile mizaha dokunulmamıştır…
  • İslamcıların mizaha karşı aşırı hoşgörüsüz hali ve mizahı “hakaret” sayıp yasaklamaları, Türkiye’nin binlerce yıllık kültür ve uygarlıklarıyla doku uyuşmazlığına sahip olduğundan, pek buralı/yerli de sayılamaz… Kahkaha atan insan geleneği bu topraklarda çok eski ve köklü… <<

Siyasal İslamcılar ve ‘Yeşilçam’ın Düzebaz Hacı-Hoca’ Tiplemesi!

Yazar;

Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar