LGBT’nin Tarihçesi; Sosyal ve Politik boyutları!

Olaya dini açıdan yaklaşmak lüzumsuz, zira bunu bilmiyorsanız öğreneceğiniz yer burası olmamalı, öyleyse bile anlatacak kişi ben değilim. Ben olaya sosyal/politik boyutta kısa birkaç yorum yapacağım.

  • İkinci dünya savaşı sonrası tutuklanan eşcinseller (1) üzerine başlayan tartışmalar sonrası tıbbi ve yasal boyutta bazı düzenlemeler yapılana kadar Avrupa’da LGBT diye bir mesele yoktu. 1500’lerden 20. yy ikinci yarısına kadar eşcinsel faaliyetin cezası ölüm ya da hapisti.
  • Bu tip suçlardan ceza alan kişilerin suçları bile bu başlık altında tanımlanmıyordu. Sözü bile edilmeyen, her din ve toplumda olumsuz değerlendirilen, bir hastalık ve anomali olarak değerlendirilen bu eğilim, bulduğu destekle bugün bir azınlık ve mağduriyet tartışmasına dönüştü.
  • İlk olarak ABD’de 50lerde H. Hay tarafından insan hakları örgütünün bir uzantısı olarak kurulan Mattachine Topluluğu, Avrupa’da ve hala reddeden Kuzey İrlanda hariç Birleşik Krallık’ta kopyaları açılarak devam etti. Şimdi en büyük örgüt ise Küresel LGBT İnsan Hakları Örgütü.
  • Bu kurum ve Avrupa ya da Avrupa ülkeleri dışındaki şubeleri, (Afganistan, Lübnan başta olmak üzere) kurumlaşıyor ve kendi cinsellik algılarını ve sözde özgürlük mücadelelerini bu ülkelerdeki kadın ve erkek eşcinsel topluluklarla beraber yürütüyorlar.
  • Lübnan ve Afganistan, Filistin gibi ülkelerde faaliyetlerini yürüten bu örgütler, “azınlıkların haklarını korumayı öğreteceği ve mücadeleye öncülük edeceği” iddiasıyla bu ülkelere geliyor ve onlardan hiç bir şey öğrenmeden onlara mücadele etmeyi, kimlik kazanmayı öğretiyorlar.
  • Bir yapılanma düşünün ki size haklarınızı korumayı ve mücadele etmeyi öğreteceğini iddia ediyor fakat bu kimlik örneğin “Filistinliler” değil, “yerel eşcinsel bireyler” değil, “küresel LGBT topluluğu” ve batı icadı bir anlayış ve ideoloji.
  • “Küresel ve sömürgeci sermaye, yeni cinsel tanım ve eğilimler ortaya çıkararak yeni bir kimlik kargaşası ortaya çıkarmaya, bunları kurumlaştırmaya ve kendi dünya görüşlerini kabul eden topluluklar oluşturmaya yatırım yapıyor” diyor bu konuda bir kitabı mevcut olan J. Massad.
  • Oryantalizm okuluyla tanıdığımız Edward Said’in çalışmalarını devam ettiren Joseph A. Massad’ın Desiring Arabs eserinde, Ortadoğu’da cinsellik algısının nasıl olduğu, 20 yy yazar ve düşünürlerinin Batı bu konuda algısına nasıl evrildiği anlatılıyor.
  • Buradaki genel tartışma ve iddia şu: “Sınırların olmadığı, fikir, sermaye, rekabet ve kültürlerin arada sınır olmadan aktığı bir küresel köy”. Neoliberal politika yaklaşımı, eğitim, iletişim, etnik köken, ebeveynlik anlayışı ve yaşam tarzı üzerine “tek potada eritme” üzerine.
  • Bütün dünyadaki kültür ve anlayışların tek potada erimesi demek, yerel anlayış, ideoloji, yaşam tarzı, dil ve kültürlerin yok olması riskini ve hayatın her alanında rekabeti doğuruyor. Bu durumun bir çok toplumsal yansıması da oluyor.
  • Azınlık ve mağduriyet üzerinden kendilerini kabul ettirip kendi algı ve anlayışlarını öğrettikleri LGBT yapılanmaları ve diğer azınlık gruplar ve bunların halk nezdinde kabul görüp yaygınlaşması, ülkelerde içinde bulundukları kültürü, yönetimi, yaşam tarzını değil, onların anlayış ve yaşam tarzlarını,
  • küresel politika ve faaliyetlerini hoş gören, sorgulamayan, yeri geldiğinde ülkelerine yapılacak müdahale ve yaptırımlara ses çıkarmayacak, liberal ve küreselci topluluklar oluşuyor. Kendi dünya görüşlerini yansıtmanın yolu sadece bu değil.
  • Eğitim öğretim materyallerine işlenen ideolojiler, sosyal medya platformlarında yakın zamana kadar süzülerek verilen içerikler, Netflix, gazeteler ve tv programları gibi kitlelere ulaşan kanallar üzerinden “eşitlik” aldatmacasıyla, tek tipleşen bir küresel anlayış yerleşiyor.
  • Şimdilerde ders kitapları ve eğitimde eşcinsel çiftlerin yer alması vs (queer pedagogy) ihtiyacı ciddi bir tartışma konusu.
  • Her toplum için bunun yansımaları farklı olmakla birlikte, görsel ve işitsel medya araçları ile küresel olarak aynı yönelim ve hassasiyetlerle yetişen nesiller, kendi geçmiş ve değerlerinden habersiz şekilde yetişiyor ve kendi toplumlarındaki din, kültür ve dili temelden sarsan fikirleri hoş görüp kabullenmeye başlıyorlar. Örn. Müslüman olmasına rağmen eşcinselliğe saygı,anlayış besleyen ve hatta destek verenler ortaya çıkıyor.
  • Dil, kültür ve din üzerinde farklı etkileri üzerine uzun uzun yazılabilir, fakat bu seriyi olan bitenden az çok haberdar etmek, çok uzatmadan birkaç kaynak verip bazı fikirleri orataya koymak önceliğiyle yazdığım için daha fazla detaya girmeyeceğim.
  • Özetle: Hemcinsine ilgi duymak ve kurumsal olarak bu oluşuma destek vermek ayrı şeylerdir ve asıl tehlikeli olan, kasten yönlendirilen ve yönetilen bu ikincisidir.
  • Komplo teorisi gibi konuşmak istemem ama bu konudaki tartışmaları okursanız, tek tipleşen, cinsiyetsiz toplum yerel kültür, dil, din ve anlayışların ortadan kalkmasına doğrudan ve dolaylı hizmet eden ve kimler tarafından yönetildiği malum olan bu tip kurumlarla, cinsel eğilimlerden bağımsız olarak mücadele edilmesi ve kontrol altında tutulması gerekiyor.
  • Aksi halde bugün Twitter’da da gördüğümüz (bazıları kasten oluşturulan profiller olsa da) Müslüman kız, tesettürlü anne kimliklerinin yanında LGBT üyesi kimliği taşıyan bireylerin doğrudan ayeti, dolaylı olarak Allah’ın emir ve yasaklarını inkar edişi ve bunun yaygınlaşması,
  • Dini hassasiyetlerde önce esneklik doğurur, nihayetinde kökten siler. Ali Şeriati’nin en sevdiğim sözlerinden biri şudur: Şuursuzluk, şerefsizlik kadar suçtur. Bu konulardaki İslami ölçü ve anlayışı öğrenmek ve gerekli noktada bunun aksiyona yansıması, her Müslümanın görevidir.
  • Bir insan hem Müslüman olup hem LGBT üyesi, sempatizanı, destekçisi olamaz. Modernleşme ve küreselleşme kavramları altında zaten takvimi, çalışma gün ve saatlerini, yediğimizi içtiğimizi, eğitim ve hukuk sistemimizi teslim etmiş ya da onlara uydurmuşuz. Dinin adaptasyonu olmaz.
  • Muhafazakar hükümet döneminde bile boyuta gelebilen, siyaset ve sermaye odaklarından gördüğü büyük destekle bu hale gelebilen, eğer müdahale edilmezse zaten batılılaşmış hayatlarımızı iyice olması gerekenden uzaklaştıracak tehlikeli bir yapılanma bu.
  • El hasıl, kendimizi bileceğiz, geçmişimizi, dinimizi, kültürümüzü ve dilimizi iyi öğreneceğiz. Onların dilini ve kültürünü de bilip tanıyacağız. Şuurlu, kim olduğunu, nereden geldiğini, dünyanın nereye gittiğini bilen ve gören nesiller yetiştireceğiz. Başka çaremiz yok. Vesselam.

Kaynak; Twitter, Aliya@aliyabegovic_

Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar