Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Korku Hikayesi ; Yılanlı Vadi (‘Piramit’in karanlık dehlizlerinde’)

İkinci flood gelecek dedim geldi. Bu sefer Mısır çöllerine uzanıyoruz. “Yılanlı Vadi” hikayenin adı. Başlıyoruz…

  • Osmanlı ordusunun Kahire’ye girdiği günlerde. Kahire cengi sona ermiş, Memluklerden kaçabilenler çöllere kaçmış. Şehirden kaçabilenler arasında Melik Tumanbay da var. Çöllere çekiliyor. Osmanlı ordusu şehrin yakınlarına kamp kurmuş.
  • Askerler arasında Tumanbay’ı tutup getirene sayısız ihsanda bulunulacağına dair bir söz dolaşıyor ama çölün neresine kaçtığı meçhul tabi. Ama tesadüf bu ya askerlerden biri Kahire’ye girildiği esnada ufak, süslü bir sandıkla deve sırtında kaçan bir kölenin sesini işitmiş. “Vadi-üs Hayye tarafında buluşulacak!” diye sesleniyormuş ardından atla deveyle seğirten memluklere. Asker duyduğunu bir-iki gün saklamış.
  • Daha doğrusu alelade bir buluşma mıntıkası sanmış önce. Sonra Tumanbay’ın saklanması meselesine uyanınca arkadaşlarına da söylemiş. Bir grup asker aralarında kavilleşmiş. Bir gece gizlice çöle çıkıp Tumanbay’ın peşine düşecekler. Kimseye sezdirmemeye çalışıyorlar.
  • Çölde kılavuzluk yapmaktayken şehirdeki savunma esnasında esir düşen, memluk beylerinden birinin de azatlı bir kölesi de yanlarında. Adamı zorla tutuyorlar yanlarında. Çünkü adam Vadi-üs Hayye’yi sorunca olmazlanıyor ilkin. “Orayı bilen çoktur ama giden olmaz” diyor. “Madem öyle neden bileni çoktur?” diye sorulunca: “Kervanlar kırılıp kaybolmasın diye bilinmelidir” karşılığını vermiş. Askerler şaşkın.
  • Neticede Rumeli’den Anadolu’dan kalkıp gelmişler. Oraların yabancısı hepsi. Köle dili döndüğünce derdini anlatmaya başlamış bunlara: “Yılanlı Vadi derler oraya. Tekin yer değildir. Kafile, kervan uğramaz! Siyah ehramı (piramit), yılan mabude tasvirini gören uzaklaşır”demiş.
  • Askerlerden bir kısmı demiş: “Tumanbay iyi akıl etmiş. İnsanın korkacağı, kimseyi aramayacağı yerde saklanmış. Saklandığı yeri de bulduk!”. Askerlerin diğer bir kısmı ise ehram kelimesini duyar duymaz çekinmiş. Çünkü yabancı da olsalar ahaliden duymuşlar, kafir kralları zamanında dikilen bu dev yapının içinde hala dolaşan şeyler olduğunu işitmişler. Biraz çekinceyle bakıyorlar. Yine de kararlarından dönmemişler.
  • Geceye doğru ortalık sakinleşince Mısır memleketinin ucu bucağı görünmez çöllerine revan olmuşlar. Çöl rüzgarının uğultusunu dinlerken Osmanlı ordugahının çerağları da arkalarında gözden yitmiş. İnsan ayağının az değdiği çöllere girmişler. Ay ışığının ve yıldızların parıltısı altında cahiliye çağlarından kalma putperest tapınaklarını, ehramları seyrede seyrede yol almışlar. Adları unutulmuş tanrı ve tanrıça suretlerini gördükçe ahalilerinin çoktan çölün tozuna toprağına karışmış olduğunu düşünüp ürpermişler.
  • Öyle ıssız bir mıntıkaya gelmişler ki Memluk süvarisinin hangi cesaretle at sürdüğüne şaşmışlar. Rüzgarın uğultusu dışında bir ses yok.  Derken bir vadinin ortasında, ay ışığı altında camdan yapılmışçasına parlayan söylenildiği gibi siyah mermerden bir ehram görmüşler. Vadinin hemen dibinde devasa, tuhaf görünümlü bir mabude heykeli varmış. Heykele yaklaştıkça develer huzursuzlanmaya başlamış. Mabude belden aşağısı yılan suretinde, dimdik duruyor. Daha önce Mısır seferi sırasında han duvarlarında gördükleri bir tasviri andırıyor.
  • Hayvanları zapt etmek güçleşince orada bir başka heykel yıkıntısının orada hayvanları bağlayıp elde kılıç, zemberek vadiye inmişler. Kılavuz esir bir yandan da anlatıyor, kum fırtınasında yolunu kaybeden kervanların buraya düştüklerinde bir daha çıkamadıklarını anlatıyor. Yürüdükçe sağda solda öbek öbek at ve deve kemikleri, çadır parçaları falan gördüklerinden ürpertileri iyice artıyor bunların.
  • Tam ehrama yaklaştıkları sırada karanlığın içinden bir şeklin kendilerine doğru koşturduğunu görüyorlar. Memluk zırhına bürünmüş bir asker. Asker bir şeyden kaçıyor gibi. Bir yandan da Çerkes lisanında haykırıyor, kaçıp uzaklaşmalarını söylüyor bunlara. Tuzak zannediyorlar. İçlerinden biri zemberekli yayla vuruyor adamı. Sırt sırta verip memlukların karanlığın içinden atılmasını bekliyorlar. Bekledikleri gelmiyor.
  • Kılavuz esir karanlığı gösterip: “Hayye! Hayye!” diye bağırmaya başlıyor. Bağırtıya sayısız hışırtı ve tıslama karşılık veriyor. Kumların içinden fışkırır gibi çıkan renk renk yılanın her taraftan üzerlerine doğru geldiğini görüyorlar.
  • Meşaleler yakıyorlar. Meşalelerin ateşinde yerde yatan onlarca yılan ölüsünü ve neredeyse yirmi-otuz kişilik Memluk savaşçılarının cesetlerini görüyorlar. Cesetlere, hayvan ölülerine dikkatli bakınca sayısız yılan tarafından sokularak öldüklerini fark ediyorlar.
  • Yılanlar sağdan soldan artıyor. Bunlar sanki kurtulacaklarmış gibi piramite doğru koşturuyorlar. Esir tam tersine piramite doğru koşmayıp yılanların üzerine koşturuyor. Askerler piramitin kapılarının açık olduğunu fark ediyorlar, taş blokların arasından geçiyorlar. Yılanlar kapıya yaklaşamıyor.
  • Esir kurtulacaktı neden buraya koşturmadı diye şaşırıyorlar. Kapıları Tumanbay’ın askerlerinin açtığını, buraya saklandığını düşünüyorlar. Askerlerin bir kısmını kapıya nöbetçi olarak bırakıp kalanlarla piramitin dehlizlerine sapıyorlar. Amaçları Tumanbay’ı yakalamak. “Sabaha dek bekleriz, sabah olunca Tumanbay haricindeki memlukleri önlerine atar yılanların arasından sıyrılır geçeriz” diyorlar.
  • Piramitin karanlık dehlizlerinde, tünellerinde elde meşale ilerliyorlar. Duvarlarında yılan vücutlu yaratıklara atılan insan tasvirleri var. yılan bedenli insanların korkunç nakışlarının bulunduğu dehlizleri ve salonları arşınlarken korkudan birkaç kez geri dönmeyi düşünüyorlar.
  • Bazen adım attıkları yerde çıtırdayan insan kemiklerine basıp yahut kapakları örtülü lahitlere denk gelip korkuyla duraksıyorlar. Askerlerden biri, bir sütun dizisinin ardında kendisini seyredip kaybolan bir kadın silueti görünce diğerlerinden uzaklaşıp o yana seğirtiyor. Tumanbay’ın cariyelerinden biri olabileceğini düşünüp diğerlerinden habersiz yapıyor bunu. Sonradan fark ediyorlar kaybolduğunu. Bu sefer kayıp askerin peşine düşüyorlar. Bir yerde ölüsüne rastlıyorlar. Kemikleri ezilip kırılmış gibi ama hiç vuruşma sesi de duymamışlar.
  • Aynı kadın siluetine bunlar da rastlayınca temkinle peşine düşüyorlar. O esnada kapının oradakiler de zemberekleri tetikte bekliyor. Biri fırlayıp gelse delik deşik edecekler. Bir bağırtı kopuyor dehlizden. Askerlerden birinin faltaşı gibi gözlerle, korkmuş bir halde koşturduğunu görüyorlar. Tutamıyorlar. Aralarından sıyrılıp yılanların içine atıyor kendini piramitin dışına. Hepsi seyrediyor tabi. Askerler meşalelerini dehlize çevirince gördükleri son şey kıvrıla kıvrıla üzerlerine gelen devasa bir gölge ve bir çift kırmızı göz oluyor.

Bu flood da burada biter. Başka korkulu,tarihli floodlarda görüşmek üzere. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola. İyi geceler efendim…

Bu Konu, Mehmet Berk Yaltırık @SonGulyabani  Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Güncelleme: 10 Eylül 2017 — 09:07

1 Yorum

Yorum Ekle
  1. Çok farklı bir yazı olmuş. Yemek yememiştim bunu okuduktan sonra yedim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |