Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Korku Hikayesi ; Sandık (“Peri kızları beni çağırıyor!”)

Vakit geldi! Bu gece korku floodu var. Hikaye aktaracağım. Anlatacağım hikayenin adı: “Sandık”. Toplaşın!

  • Bu sefer aktaracağım hikaye kısmen rivayet, kısmen söylencelerden etkilenme, kısmen kurgu, aslı meçhul. Anadolu’nun köylerinden birinde, böyle dağlara yakın, orman dibinde, az insanın yaşadığı bir köyde geçiyor.
  • Rivayete göre ya cinayetten ya başka bir durumdan kaçak bir genç,  yolu bu köye düşmüş. Mevsim kış. Soğuktan ölecek. Ama evlere sığınmaya da korkuyor birisi şüphelenip ihbar eder veya kovar diye.
  • Ancak köye bakınırken bakmış, daha uzakta bir ev var, tepelik bir yerde. Köy mezarlığına yakın. Bacası tütüyor. Demiş bu eve sığınayım. Eğer beni almazlarsa, diğer köylülere haber veremeden içindeki bir şekilde silahla korkutur kendimi eve sokarım.
  • Karda bata çıka eve gitmiş. Eve yaklaştıkça ürperti duymuş inceden. Ev köyden hayli uzak. Mezar taşları beyaz beyaz sökün ediyorlar karanlıkta. Arada kurt ulumaları vs.
  • Eve yaklaştıkça ürpertisi artmış. Bir metruk ev. Kim kalır, nasıl yaşar diye düşünürken yumruklamış tahta kapıyı. Yaşlıca bir kadının sesi. Kimdir o diye sesleniyor.
  • Yolcu olduğunu, soğuğa yakalandığını, bir müddet ısındıktan sonra yine yola revan olacağını söylemiş ayaküstü. Kapıyı iki büklüm ihtiyar bir kadın açmış. İçeri buyur etmiş. Vakit tam akşam vakti daha gece olmamış. Loş bir kandil aydınlatıyor içeriyi.
  • Kadın buyur evladım yorgunsundur diye baş köşeye oturtmuş delikanlıyı. Silahtan şüphelenmemiş mi diyeceksiniz. Köylerde yaşayanlar bilir. böyle yabanın yırtıcısının bol olduğu yerde en yakın köye giderken bile tüfek taşırlar, patlatarak giderler kimi yerde hatta korkutmak için.
  • Neyse önüne bir tas sıcak çorba da koymuş kadın. Kaçak çorbasını içerken kadın buna demiş: Belli halinden aylardır dağlarda dolanmışsın, gidecek bir yerin de yok fırtınada. Bu fırtına birkaç güne diner, sen yine yoluna gidersin. Birkaç gün burada kal istersen ama bir şartla.
  • Delikanlının canına minnet. Sormuş nedir şartın diye. Kadın tek odalı eski evde kalıyor, bir köşedeki büyük sandığı göstermiş. Gündüz bana odun kesersin, öte beri taşıyasın. Geceye doğru bir süreliğine de bu sandığa giresin ve ne olursa olsun, ne duyarsan duyasın sakın açmayasın ben açmadıkça. Ben kapağı açınca çıkar şuradaki döşekte yatarsın. Kaçak demiş herhalde kadına başka gelen giden var. halden de anlıyor. Beni ele vermemek için böyle tedbir alıyor. Kabul etmiş.
  • Geceye doğru bir ara kadın sanki korkuya kapılmış durduk yere. “Hadi çabuk gir sandığa oğul, gelmeleri yakındır” demiş. Delikanlı bu durumu görünce şaşırmış. Kadın niye böyle korkuyor diye meraklanmış.
  • Demiş bu gelenler seni niye dehşete düşürür? Eşkıyaysa eğer korkmayasın ana benim de silahım var kimse ilişemez. Kadın buna acır gibi bakmış, Ama öyle böyle bir bakış değil sanki o kaçak ölümcül hasta da bir daha yürüyemezmiş gibi.
  • Oğul demiş bu gelenlere silah kâr etmez sakın seslerini falan duyunca sandığı merak edip açmayasın, açarsan felaketin olur. garip gelse de girmiş sandığa beklemeye başlamış.
  • Derken, uzaktan uzağa bir takım sesler duymaya başlamış. Gümbür gümbür sesler. Dağlardan kayalar düşüyor sanmış ilkin ama öyle değil. Düzenli. Güm! Güm! Güm! Sanki adım sesi gibi. Ama o gümbürtüyü açıklayamıyor, dağlar taşlar kıyama gelmiş gibi. Yer sallanıyor inceden.
  • Sesler yakın dışarıdan konuşmaya benzer sesler duyuyor anlamıyor. Derinden, tok, anlaşılmaz güm güm sesler. Dua okuyor içinden gözlerini yumup. Çok sonra sesler uzaklaşmış, kaybolmuş.
  • Yaşlı kadın sandığı açar açmaz sormuş: O sesler neydi, ev başıma çökecek sandım, kimler yürüdü öyle ana? Kadın demiş. Dağın tepesinde bir göl vardır, orada oturur bazen bu yana inerler. Kim olduklarını ne sen sor ne ben söyleyeyim demiş.
  • Ertesi gün kaçak odun falan kesmiş, kadın buna evi süpürtmüş. Sofra hazırlatmış ama sade tabak çanak. Yemek falan pişirmemiş kadın. Kaçağın garibine gitmiş. Sormuş misafir gelecekse sofra hazırlandıysa yemek nerede diye.
  • Kadın demiş bu sefer gelenler dünkülerden değil, buraya sığabilecek evsafta kimseler. Bir de bizim gıdamızı yemezler kendi gıdalarını çıkınlarda taşırlar.
  • Gece gelmiş neyse. Yine sandık faslı. Bu sefer ne duyacağım diye korkuyla bekliyor. Kadından da inceden tırsmaya başladığından ona fazla bir şey de soramıyor haliyle.
  • Bu sefer bir anda korkunç bir fırtına patlak vermiş. Rüzgar uğulduyor, gök gürlüyor falan, yer gök zangırdıyor. Ama bu seslerden korkmamış asıl, Konuşma sesleri yine. Ama böyle insan gibi değil. Kapı gıcırtısı gibi kulak tırmalayıcı. İhtiyar kadın sesi gibi. Arada bebek ağlaması falan.
  • Bu gelenlerin sesi acayip ama konuşmasını anlıyor. Yaşlı kadınla sohbet eder gibi konuşuyorlar. Derken biri: “Hadi ne topladıysak yiyelim”
  • Bebek ağlamaları, çocuk zırıltıları, etlerin kemikten sıyrılmasını işiterek anlayabilmiş garip kaçak. Yine gözleri yumuk dua ediyor. Sesler kesilince kadın sandığı açıyor. Bir bakıyor, sofrada kan lekeleri, kemik parçaları.
  • Yaşlı kadın diyor: Bu gelenler böyledir bolca yerler, doymamış gibi yerler. Sonra da böyle berbat ederler. Şu bezleri alıp temizlersin demiş. Kaçak korka tiksine yapmış dediğini.
  • Demiş kendi kendine ben soğuktan kaçayım derken aklımı oynatacağım. Tez vakitte savuşmalı. Eğer bu gece de misafiri gelirse yine son kez kalırım sonra savuşurum. Akşam bir bakmış yine sofra ama bu sefer taslar dolu. Sevinmiş garip belki bu sefer gelen insandandır diye.
  • Kadın korkulu bir halde yine ama öncekilere göre daha telaşlı. Demiş bu gece gelenler başkacadır. Ne ses duyarsan duy açma sakın kapağı. Demiş ben korkudan sandık içinde bile gözlerimi yumuyorum. Bir de bakmaya nasıl cesaret edeyim?
  • Kadın yine demiş bu gelenler başkadır. Seslerini duyarsan açmak istersin. Başımızı derde koyarsın. Delikanlı meraklı. Girmiş sandığa yine. Bu sefer ortalık sessiz sakin ama sanki kavak dallarının hışırtısı gibi bir acayip sesler geliyor.
  • Sesler eve yaklaştıkça kaçak yutkunuyor zira hiç duymamış böylesini: bir sürü yılan. Tıslamalar birbirine karışıyor. sanki evi hep çevirmişler. ama asıl acayiplik bu da değil. Tıslama sesi kapıya dek geliyor.
  • Sonra birden adım patırtıları. Öyle alelade adım sesleri de değil, kibar, latif. Nalın giymiş kadın adımı, adımların nazik vuruşundan anlamış, bir süre sonra adımlar artmış, sanki konak hareminde.
  • Derken, kadının neden ne ses duyarsan duy açma, sana kapağı açtırır dediğini anlamış, Kadın sesleri geliyor. Daha önce öylesini işitmemiş. Her kelimede her duyuşta kahroluyor sanki böyle sesler duymadığından evvelden. İçine bir kurt düşmüş. “Acaba sesler, böyleyse çehreleri nasıldır?” Kurt kemiriyor içini. Her gülüşte kapağı açmamak bakmamak için zorlanıyor,
  • Derken, dayanamayıp açıyor kapağı. Bir de bakıyor o güne dek söylencelerde duyduğu, insanları aşık edip öldüren peri kızları toplaşmış. Saçları ta topuklarına uzanıyor, sanki pelerin gibi kanat gibi örtüyor, gözleri ışıl ışıl. O böyle seyrederken birden bir tanesi görüyor.
  • Göz göze geliyor. Peri kızı utancından kızarıyor: “Aman burada namahrem var!” diye bağırıyor. Diğer peri kızları da dönüp bakıyor. kaçağı görünce sanki varolmamış gibi bir anda kayboluyorlar. Yaşlı kadın ağlamaklı saçlarını yoluyor. kaçak hala efsunlu gibi.
  • Kadın demiş: “Başıma ne işler açtın! Hem bana hem kendine halel getirdin, öldük biz! Öldürecekler bizi! Mahvedecekler!” “O gelenler buradaki mıntıkanın peri padişahının kızlarıdır, haremidir. Onlara insan gözü değse sağ bırakmazlar! Musallat olurlar!”
  • Kaçak başına gelenin farkında değil. Birden dışarıdan sesler duymuş. O peri kızlarının sesi gibi. Adını söyleyip dışarı çağırıyorlarmış. Dışarı çıkmaya hamle etmiş kadın eline ayağına yapışmış. Sabaha kadar çıkma, görünmezsen savuşurlar ezan vakti savuşursun demiş, Ama ne mümkün.
  • Kaçak kış kıyamet demeden fırlamış dışarıya. Sesler geliyor mezarlık tarafından. Seslere doğru bata çıka yürüyor. aklı uçmuş. Mezarlıkta ağaç tek tük, taşlar var. Onların ötesinden peri kızlarının saçlarının parıltısını görüp yürüyor. Bilinmeze doğru yürüyor.
  • Sabaha karşı köylüler bembeyaz örtülmüş mezarlığın ortasında simsiyah bir acayip karaltı fark ediyor. Ağaç değil. Hayvana da benzemiyor. Gidip bakıyorlar o kaçağın cesedi. Buz kesmiş ama vaziyeti garip. Gözünün feri gitmiş. Eli ayağı ağzı yüzü başka taraflara eğrilmiş.
  • Diyorlar, bu eşkiya herhalde. Yanlışlıkla geceleri kendi kendine konuşan şu yaşlı kocakarının evine girmeye kalktı bu hale geldi. ev görünüyor çünkü ve mezarlığın ötesinde hemen. kapısı açık duruyor. kadınla alakalıdır diyorlar varıp bakıyorlar kadın da aynı vaziyette ölüp kalmış öyle.
  • Denir ki o iki uğramışın cenazelerini alelacele gömmüşler. Donmuş toprağı kazmak için kazan kazan su kaynatmışlar korkularından. Kadını evin oraya, çocuğu mezarlığın hemen dışına tepelik bir yere gömmüşler.
  • Bazı geceler sesler duyarlarmış o taraflardan güya:  erkek sesi: “Beni buradan çıkarın! Peri kızları beni çağırıyor! Beni çıkarın!” Kadın sesi: “Senin yüzünden öldüm! Senin yüzünden öldüm!”

Bu flood burada biter. Başka korkulu yahut tarihli floodlarda görüşmek üzere. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola. İyi geceler efendim…

Bu Konu, Mehmet Berk Yaltırık @SonGulyabani  Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |