Yeniçerilerin Kanun Girmez Mahalleri

Vakit geldi. Bu gece üç flood gelecek, bu ilki. Muhtemelen sabahlayacağız, o yüzden uyuyan uyusun sabah okusun. Biz şimdi 18’inci asrın sonlarındaki İstanbul’un netameli semtlerine uzanalım. Yeniçeri zorbazlarının “kanun girmez” mahallerinden eğlence mekanlarına neler değişti?

  • Efendim malum, bu dönem ocaklı olmanın nüfuzundan istifade için kayıkçılardan, hamallardan, tellaklardan hatta ayak takımı ve baldırı çıplak hayta güruhundan kimseler yeniçeri yazılmaya başlarlar.
  • O tarihe kadar sipahi zorbalarından itibaren belli başlı dönemlerde sivrilen zorba tipler, ocağın içinde daimi hale gelirler. Yeniçeri ortaları aynı zamanda bulundukları semtin inzibatından sorumlu olduğu için şöyle bir durum ortaya çıkar:
  • Bulundukları yerin “kanun girmez” mahallere dönüşmesi… Bu dönem ortalar bulundukları mahallenin asayişini temin ettiğinden, o mahallenin bekarları ve delikanlıları da kendilerini (fahri olarak da olsa) o ortanın fedaisi addederlerdi. Zorbazların kolu kanadı altına girmek.
  • başlı başına bir emel haline gelmiştir o dönem. E tabi böyle bir birikme de belli başlı asayişsizlikleri beraberinde getiriyor. Dilimizde hala yaşayan “gündüz külahlı gece silahlı” tabiri o günlerden kalmadır.
  • Bu flood bitince sonuna linkini ekleyeceğim eski bir floodum var “kabadayılığın tarihçesi” ile ilgili. Orada anlattığım bir husus vardır, “kabadayılık iki döneme ayrılır: orta dönemi, mahalle dönemi” diye. Mahallenin namusu=orta namusu demek bu dönem.

Kabadayılığın Tarihi Gelişimi

  • Tekraren anlatmayacağım ama ya eski floodlarımdan ya ekşi’de yazdıklarımdan okumuşsunuzdur: yeniçeri zorbazları orta remizlerini (işaretlerini) dövme yaptırıyorlar, alametleri kendi kahvehanelerine asıyorlar demiştim.
  • Bir de peşkir, mendil üstüne işleyip kolu kanadı altına aldıkları mahbublarına, yosmalara vs. veriyorlar. Görünür yerlerde taşısınlar da ilişen, laf atan olmasın diye. Orta işaretine el atmak namusa halel gelmesidir, o zaman yapan başka bir zorbaz olsa da kan çıkar.
  • Alemdar Mustafa Paşa, Kırcaalililerle İstanbul’a geldiğinde yeniçeri kahvehanelerindeki orta alametlerini kaldırttığı için duvarlara yafta asıp: “Rumeli’nden geldi bir çıtak, bayram ertesi ya kılıç oynayacak ya bıçak” minvalinde yaftalar yapıştırmıştır zorbazlar.
  • Bekarlar, vakti bol olanlar genelde kahvehanelerde toplanıyorlar. Kahvehaneleri işletenler de yeniçeri ileri gelenleri oluyor. Gedikliler. Kendi tabirleriyle “dayılar”.
  • Aslında ilk zuhur ettiğinde “kabadayı” tabiri olumsuz bir anlam taşımaktadır. “Dayı” eski, gedikli yeniçeri demek. Kaba’yı ekleyince “taslakçı”, “kabası” tabiri çıkıyor. Külhani poz kesenleri aşağılamak için kullanıyorlar. Zamanla olumlu bir anlam kazanıp “kabadayı”ya dönüşüyor.
  • İşte bu dayıların işlettikleri kahvehaneler, iskelehaneler bekarların, baldırı çıplakların toplanma yerleri. Yeniçerilerin bir nevi “semt karakolları” bu kahvehaneler. Burada kalan ipsiz sapsızlar bu dayıların çete efradı aynı zamanda.
  • Bu durum sadece İstanbul’da değil, Balkanlarda da var. Hezargrad’ı muhafazayla görevli iki yeniçeri ortası kavgalı olunca, ahali de ikiye ayrılıp bunların kavgalarına iştirak ediyor. (Uzunçarşılı bahsediyor, 1800’ler başı)
  • Semendire sancağında (Belgrad tarafları) yeniçeri zorbazları ta köylere varıncaya kadar kondukları yerlerde hanlar yaptırıyorlar. Buralarda takılıp ahaliyi haraca bağlıyorlar.
  • Sırp ahalide öyle bir tesiri oluyor ki, Sırp ayaklanması çıktığı zaman (Srpski Ustanak) bir yeri isyancılar, hayduklar ele geçirdiğinde tepki olarak ilk başta yeniçerilerle özdeşleştirdikleri bu hanları yıkıyorlar.
  • Devrin İstanbul’unda belli başlı semtler özellikle zorbazların ziyadece bulunduğu, asayiş bozukluğunun merkezi haline geliyor. Bunlardan başı çekeni Galata’da Hendekbaşı dedikleri yer. 1800’lerin başından önceki adıyla “Kanlı Hendek”!
  • Bugün her ne kadar Galata Kulesi, hakkındaki evlilik temalı şehir efsaneleriyle ünlense de bir dönemler dibindeki Kanlı Hendek, Reşad Ekrem Koçu’nun tabiriyle “gladyatör arenası”ndan farksızdır.
  • Yeniçeri zorbazları hasımlarıyla kapışacakları zaman buraya gelirler. “Kapışma” olur yani birbirlerini “bıçak altından geçirmeye” çalışırlar. Bir elde bıçak, bir elde keçeden Selanik çuhası bir elde bıçak rakiplerinden etrafında dönmelerinden hareketle “it dalaşı” tabiri geçer.
  • Kan dökülmezse dahi kule dibindeki surların kuytuları başka türlü rezilliklerin döndüğü yerler olarak karanlık ünlerini sürdürürler. O tarihlerde bir yanı mezarlık arazisi, evler de dağınık. Galata’ya gelip giden kaçak göçek denizci kısmının dahi arz-ı endam ettiği bir mıntıka.
  • Kahvehaneler önplana çıksa da, o dönem bir de “batakhane”ler var. Buralar paralı, zengin kimselerin aldatılarak tuzağa düşürüldükleri, soyulduktan sonra da öldürüldükleri yerler (Yeniçerilikten sonra da varlığını sürdüren bir mefhum)
  • İstanbul tarihine geçmiş en korkunç batakhane Sultan III. Murad’ın gözdelerindenken haşarılıkları yüzünden saraydan çıkarılan Forsa Halil Ağa’nın işlettiği Yenikapı’daki konaktır Koçu’ya göre. Forsa Halil’in romanını da yazmıştır kendisi.
  • Sultan 4. Murad döneminde de “Binbirdirek Batakhanesi” meşhurdur ki onun da romanını yazmıştır Koçu. İşret vaadiyle buralara celp edilen kimselerin genelde cesedi çıkmaktadır özetle.
  • Yeniçerilerin en azılılarının şehirde at oynattığı dönemde “haşarat yatağı” olarak nitelendirilen semtler var demiştim. Sultan II. Mahmud, Vaka-i Hayriye’nin ilk adımlarını buraları dikkat çekmeksizin ayak altından kaldırmasıyla atmıştır.
  • Bağçekapusu yahut Bahçekapı sahil boyundaki iskeleler ve kayıkhanelerin üzerlerindeki “bekâr odaları” bu yerlerden biridir. Buradaki kayıkçı, mavnacı ve hammal çeşitli bekar uşakları yeniçeri yazılmış burada da çeşitli rezaletler, kanlı vakalar, tecavüzler yaşanmıştır.
  • Bağçekapusu mahalline ehl-i namus kadınlar bir yana “dört kaşlı delikanlıların” bile girmeye çekindiği anlatılır, şehrin en pis semtlerinden biri olarak tarif edilir 1800’lerin başında. Başlıca sokaklarından birine ahali “Melek Girmez Sokağı” adını takar!
  • Sultan Mahmud, 1812’deki veba salgınını gerekçe göstererek buradaki bekâr odalarını yıktırır. Hatta Galata ve Kasımpaşa’daki bekâr odaları yine bu esnada yıktırılır. Sonradan buranın üzerine Hidayet Camii adlı bir camii inşa ettirilir.
  • Eminönü tarafında Balıkpazarı, Asmaaltı ve civarının haytalarının toplandığı “Avurzavur’un Kahvehanesi” de bir başka netameli mekandır. Avurzavur adı unutulup namı kalmış bir yeniçeri zorbasıdır.
  • 1829’da “haşarat yatağı” olduğuna hükmedilerek yıktırılmıştır ancak ismi halk hafızasından silinmemiştir. Yine aynı yerde halk belleğinde yaşayan aynı ismiyle bir kahvehane açılır.1901-1902’ye kadar mevcudiyetini sürdürür.
  • Fakat tüm bu saydıklarım hiçbir zaman Üsküdar’daki Balaban İskelesi ve civarı kadar etrafına korku saçamamıştır. Bağçekapusu iskelesi gibi kayıkhanelerin üstündeki bekâr odalarında türlü vukuatlar meydana gelir.
  • Buranın yakınından geçme talihsizliğinde bulunan kadınların, çocukların buralara kaçırıldığı, gündüz gözüyle bile içki alemlerinin yapılıp silah patırtılarının eksik olmadığı bir yer olduğu anlatılır.
  • Buradaki baldırı çıplakların çoğunun Üsküdar mahfazasındaki yeniçeri ortalarına kayıtlıdır. Baldırlarında ve kollarında mensup oldukların ortaların nişanlarını taşıyan bu “hayta”lar ne herze yerse yesin “ocak gayreti” ile burada saklanırlar.
  • Gece ve gündüz hanların, bekar odalarının pencerelerinden haytaların piştov ve tüfekle eğlencesine ateş ettikleri bu yere, yeniçerilerden erbab-ı namus çorbacılar dahi girmeye çekinmiştir.
  • Balaban iskelesi kopukları sık sık küçük çeteler halinde Üsküdar’a inmiş, civar köşkleri basıp bağları talan etmiş, bağlarda uygunsuz kimselerle işret edip yol kesmişlerdir.
  • Deniz kenarında çocuk ve kadın ölülerinin eksik olmadığı bu yerde, dönemi gören bir müellif kendi tabirleriyle uygunsuz kadınların sekizer onar gruplar halinde sokaklarda kol gezebildiklerini söyler.
  • Sultan Mahmud 1811 yılında ani bir emirle beklenmedik bir zamanda burayı da yıktırmıştır. Bağçekapusu, Yemiş, Galata, Tophane, Salıpazarı’nda bulunan kayıkhaneler, kahvehaneler ve bekâr odalarının başına gelen buraya da gelmiştir.
  • Yine dönemi gören bir müellif buradaki iskelehaneleri yıktıkları zaman altından kadın ve yeni doğmuş çocuk cesetlerinin, kemiklerinin çıktığını aktarır.
  • Lakin yeniçerilik kaldırılsa da kısa süre sonra burada yine kayıkhaneler ve bekar odaları açılmış, yine hayta yatağı haline gelmiştir. Sultan Abdülhamid dönemine ve meşrutiyet senelerine kadar bu hali sürdürmüştür.
  • Peki ne için bu etkiden sıyrılamıyorlar? Reşad Ekrem, Aksaray’dan bahsederken burada bulunan Yeniçeri odalarından hareketle, yıkılmalarına rağmen kabadayılık mefhumunun burada devam ettiğini söyler. Sebebi: kahvehaneler.
  • Yeniçerilerin işlettikleri kahvehanelerde zemin bulan bu altkültür, devralanlarla, çıraklarla, müdavimlerle taşınır. Artık “mahalle dönemi” söz konusudur. “Orta namusu” yerini mahallenin namusuna bırakmıştır.
  • “Mahallenin namusu” da bu kahvehanelerde takılan, tulumbacılıkta ve deste güreşlerinde maharetlerini sınayan, atışmalarla maniyi, posta koymayı ağızlarından eksik etmeyen gençlerden sorulmaktadır.
  • Yeniçerilerin “ayakdaş” tabiri eskimiş, yerini aynı tulumba sandığını omuzladıklarından “omuzdaş” tabirine bırakmıştır. Ortalar arasındaki kavgalar da (yeniçeriliğin son senelerindeki gibi küçük çaplı iç savaşlar kadar olmasa da) “sandık” takımlarına devrolunmuştur.
  • Günümüzde de bilinen meşhur “Yangın Olur” türküsünü bilenler niye sandıklar içinde nam salmanın önemli olduğunu, Galata’ya varınca “kıyametin” koptuğunu tahmin edecektir. Yangını söndürme, sandığı hızla taşıma, mal kurtarma bir yarış ve çoğu zaman kavga sebebidir.
  • Fakat kahvehaneler ve meyhaneler, kabadayılık altkültürünün mensuplarını çeken yegane yerlere olarak kalmayacaktır. Tanzimat sonrasındaki dönüşümler ve yeni eğlence yerlerinin zuhuru, eğlenceye düşkün bu kimseleri söz konusu yeni yerlere çekecektir.
  • İstanbul’un ilk barları olarak kabul edilen balozlar, haşarat ve ayaktakımından kimselerin müdavimi olduğu mekânlar haline gelir. Bunlar ilk olarak Karaköy, Tophane civarında bulunmaktadırlar. İtalyanca oyun yeri, “oyun için topluluk” anlamına gelen “Ballo” kelimesinden bozmadır.
  • Tıpkı “racon” gibi yine “Galata etkisi” olarak açıklayabileceğimiz bir sebeple dilimize İtalyanca’dan giren balozlar, iskelelerdeki bekar odaları misali gemicilerin ve hayta güruhundan kimselerin yatağıdır.
  • Galata balozları Sultan Abdülaziz zamanında açılıp hızla artmış, İkinci Abdülhamid ve Meşrutiyet senelerinde de varlıklarını sürdürmüştür. Cihan Harbi senelerine gelindiğinde yerini Beyaz Ruslarla birlikte taşınan yeni tip eğlence mekanlarına bırakarak tarihe karışacaklardır.
  • Zorbanın Balozu, Alafranga Baloz, Yüksek Baloz, Şerbethane Balozu, Madam Bela’nın Batakhanesi gibi mekanlar bilinen balozlardır ki bunlardan Madam Bela’nın kanlı hikayesini daha önce bir başka floodda anlatmıştım.
  • En çok boy gösterilen, nam ve bilek gücünün sınandığı mekanlar Beyoğlu, Galata vb. mıntıkalar haline gelir, bilhassa II. Abdülhamid döneminde yani kabadayıların en yoğun olduğu dönemlerde.
  • Bu devirde belli karakollar dahi, ağırladığı kimselerle anılır hale gelir. Mesela Aziziye Karakolhanesi Sultan Abdülaziz devrinde Galata’nın vurucu kırıcı kabadayılarının, yankesicilerin ve hırsızların uğradığı bir yer olarak hatıralarda yer eder.
  • Bu flood burada biter.  Eskiden yazdığım konuyla ilgili diğer flood-bilgisellerin bağlantılarını altta paylaşacağım. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola.
  1. Külhanbeyleri

  2. Mafya Tarihi

  3. Madam Bela | Kabadayı Hikayeleri

Yazar; Mehmet Berk Yaltırık

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Facebook video indir | Yorumlar Libros Gratis | Pdf Free Books Download |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x