Türkiye’deki Suriyelilerin Durumu Ne Olacak? Suriyeliler Ne düşünüyor?

Bugün size, İstanbul’daki sığınmacıları kayıtlı oldukları şehirlere, kayıtsızları Suriye’ye yollama politikamız hakkında bizzat bu politikadan etkilenen Suriyelilerin ne düşündüğünü aktaracağım.

  • Bunu zaruri görüyorum. Zira TV’lerimiz -tıpkı 8 yıldır olduğu gibi- hala daha mikrofonu Suriyelilere uzatmaya tenezzül etmiyor, siz ne düşünür, ne yaşarsınız diye. Adeta “ne olsa konuşurum abi” formatında aynı güvenlikçi, hukukçu, anketçi, gazeteci, akademisyen ekip akşamları konuşmayı sürdürüyor…
  • Pazartesi günü gittiğim Suriyelilere sağlık hizmeti veren kuruluşta hastalarla görüştüğümü fark eden bir hanım koştu geldi yanıma, “Röportaj konun farklı ama çok dertlerim var, beni de dinle” diyerek. Dışarı çıktık, durumunu ağlayarak anlattı
  • 6 sene evvel Halep’ten eşi+2 çocuğuyla gelmiş. 4 sene Adana’da sefalet içinde yaşamışlar. “Evimiz ahır gibiydi, ne güneş giriyordu içeriye, ne hava; evin düzgün bir tabanı bile yoktu” diyor. Eşi günlük 30 TL yevmiye ile bir lokantada geceleri temizlikçilik yaparak geçinmişler.
  • “O dönemde hiçbir yardım alamadık; çoğunlukla günde tek bir öğün yemek yiyebiliyorduk. 3. çocuğum doğduğunda onu beslemek için süt bile alamıyorduk” diyor. İstanbul’daki kız kardeşi, burada hem iş imkanı hem de daha fazla yardım var diye çağırmış. 2 yıldır İstanbul’dalarmış.
  • Eşi burada bir yemek fabrikasında şoför olarak iş bulmuş, İstanbul’a gelme arifesinde Kızılay kart da çıkmış. “Tam insan gibi yaşamaya başlayıp huzura kavuştuk, bir anda yeni kararla yıkıldık” diyor. Adana’ya kayıtlı olduklarından Ramazan ayında Kızılay kart desteği kesilmiş.
  • Şu an eşi Adana’da ev ve iş arıyormuş; bulduğunda ailesini de götürecekmiş. Ama Adanalı bütün ev sahipleri kirayı yıllık istiyormuş; “Bizde o kadar para ne arar?”diyor. “Adana’ya dönmektense ölmeyi tercih ederim. Çünkü orada hayat bizim için ölümle eşdeğerdi” diyor ağlayarak.
  • “Hatta savaşa, bombalara rağmen Suriye bile daha iyidir Adana’dan” diye devam ediyor. Halep’teki evlerini ve akrabalarını soruyorum. “Gece uyurlarken evimize varil bombası atıldı; sağ kurtulduk, ama bina kullanılmaz halde, bir çocuğum da kolundan yaralandı” cevabını veriyor.
  • Akrabaları rejimin kontrolünden hiç çıkmayan, görece güvenli olan Batı Halep’te yaşıyormuş. Ama “Biz oraya gidemeyiz, çünkü eşim rejimin arananlar listesinde. Döndüğümüz anda hapse atılacak; ben çocuklarımla tek başıma ne yapacağım” diyor çaresizlik içinde.
  • Eşi Adana’da ev de iş de bulamadığından “20 Ağustos tarihi dolduğunda biz ne yapacağız, nerede kalacağız, ne yiyip ne içeceğiz. Şu an yolda polis gördüğümde yakalayıp doğruca Adana’ya yollayıverecek diye ödüm patlıyor” diyor. Kız kardeşi+komşularından kopacağına çok üzülüyor
  • Bu arada yeni bir şey keşfettim: Bugüne kadar konuştuğum, İstanbul’un Anadolu yakasında yaşayan Suriyelilerin ekseriyeti komşularıyla iyi iletişime sahip; Avrupa yakasında yaşayanların ise ya iletişimi yok ya da Fatih gibi ilçelerde yaşayanlar komşusundan ciddi sıkıntı çekiyor
  • Bu da bana İstanbul’un Anadolu yakası sakinlerinin hala daha Türk ve İslam geleneklerinden kopmadığını gösterdi. Hatta Anadolu yakasındaki Suriyeliler, komşularının kapıyı çalıp bir ihtiyacın var mı diye sorduğunu, kullanmadıkları eşyalarını verdiğini vs. anlattı.
  • Bu Suriyeli hanım da dedi ki “Adana’ya gitmek zorunda olduğum için komşularım çok üzüldü, hatta cumhurbaşkanına kızıp söylenenler oldu. Onlara şöyle dedim: Hayır, Erdoğan bunu asla yapmaz; bu, hükümetin kararı. Biz şu an yaşıyorsak Erdoğan sayesinde. Allah ona uzun ömür versin.
  • Biz Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanınızı çok seviyoruz.” Türkiye’deki tek akrabası olan kız kardeşinden kopacak olmaktan çok üzgün. Halep’e dönmek isterdim ama imkânsız diyor. Annesini özleyip ağladığında 11 yaşındaki kızı, ona “Anne üzülme, ağlama, ben senin annen olurum” diyormuş.
  • 53 yaşında 2 çocuklu bir hanım da röportaj esnasında konuyu değiştirip bu meseleye giriyor. Kendisi İstanbul kayıtlı. Ama 4 yıldır burada yaşayan kardeşi kayıtlı olduğu Bursa’ya dönmek zorunda. İşi vardı, arkadaş edinmişti, çocukları okula alışmıştı. Şimdi hayatları altüst diyor
  • Çocuklarının önümüzdeki dönem için İstanbul’da okul kaydı yenilenmemiş, gitmeleri için. “Bursa’da şu an kiralar 4 kat arttı. 300 lira kira veren tanıdığıma şimdi ev sahibi çık git diyor; diğer evlerin kirası yükseldiğinden o da yeni bir kiracıya yüksek fiyata vermek istiyor
  • Zaten Suriyelilere ev vermeye razı olan az; verdiklerinde de değerinden yükseğe veriyorlar. Kardeşim bu şartlarda Bursa’da nerede kalacak?” diyor endişe içinde. Bu endişe o kadar yaygın ki. Birçok şehirde kiraların bir anda fırladığı söyleniyor.
  • Yıllardır İstanbul’da yaşayan ama başka şehirlere kayıtlı yüz binlerce Suriyeli var.İstanbul’un cazibe merkezi olmasının nedeni, hem iş bulma imkanının hem maddi-manevi yardım sağlayan STK’ların daha fazla olması hem de kozmopolitliği nedeniyle yabancıların daha rahat hissetmesi
  • Suriyeliler gittikleri şehirlerde büyük ihtimal iş bulamayacak, kendi kendine ayakta duramayıp yardıma daha fazla muhtaç hale gelecekler. Peki onlara kim yardım edecek? Daha evvel mesela Kızılay kartın finansmanının önemli kısmı AB’den sağlanırken bu yıl sonunda o da kesilecek
  • Zira Doğu Akdeniz’deki gerginlikler nedeniyle AB yaptırımları yürürlüğe girecek. Türkiye’nin ekonomik durumu ortada. Sığınmacılarla ilgili yeni politikaya geçişi zaruri kılan şartlar elbette ki vardır; ama uygulama şeklinin yeni yeni sorunlar yaratacağına hiç şüphe yok.
  • Birkaç örnek vereyim. Birçok ailenin bireyleri farklı şehirlere kayıtlı. Mesela bir eş Bursa’ya, diğeri İstanbul’a kayıtlı. Bunun bir nedeni tüm aile bireylerinin aynı anda Türkiye’ye gelmemesi, diğeri ise İstanbul’da kayıtsız yaşarken buraya kayıtlı biriyle evlilik yapması.
  • Bu durumdakiler şaşkın, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Başka şehre kayıt nakli çok zor olduğundan ve İstanbul, Bursa gibi şehirlerin kotası çoktan dolduğundan çaresizlik içindeler. Ailelerimiz dağılacak mı, dağılırsa çocuklarımız ne olacak diye soruyorlar.
  • Kimi ailelerde ebeveyn+çocukların çoğu başka şehre kayıtlı; ama İst.’da yaşarken doğanlar İstanbul kimlikli. Bunların hali ne olacak? Kayıtlı oldukları şehre döndüklerinde İstanbul kimlikli çocukları okula gidecek mi?Çünkü şu an farklı şehre kayıtlı çocuklar okula kaydedilmiyor
  • Diğer sorun nasıl gidecekleri. Gitmek için para lazım diyorlar. Şehirler arası taşınma masrafı çok yüksek; gittikleri yerlerde ev tutarken komisyon-depozito gibi bir yığın ek masraf çıkacak. Bunun altından nasıl kalkarız diye soruyorlar. Kiraların fırladığını yazdım zaten
  • Nakliyat masrafı olmasın diye İstanbul’daki mevcut eşyalarımızı satsak, 2. veya 3. el olduğundan düşük fiyata gidecek; 1000 liraya elden çıkarsak gideceğimiz şehirde aynısını belki 3000 liraya alamayacağız; madem gitmek zorundayız, bari nakliyat masrafı karşılansa diyorlar.
  • Kısaca kayıtlı olduğu yere gitmek isteyenler de çok büyük bir maddi külfetle karşı karşıya. Suriye’ye dönsek güvenlik ve iş yok diyorlar, kiminin evi zaten yerle bir olmuş durumda. Suriye ekonomisinin tamamen çökmüş olduğunu daha evvelki floodlarda zaten yazmıştım.
  • Diğer bir problem çocukların okulları. İstanbul’da dışlamacılıkla karşılaşsalar da çoğu okullarına alışmıştı. Şimdi farklı bir şehirde yeni bir hayata uyum sağlamakta zorlanacaklar. Okullara kayıtlarda sıkıntı yaşamaktan endişeliler. Nihayetinde her okulun da öğrenci kotası var
  • Kimlik naklinin imkansıza yakın olduğunu öğrendim. Sadece kanser gibi ciddi 1 hastalığı olup bulunduğu şehirde tedavisi veya ilacı olmadığını ispat eden kritik durumdakilerin İstanbul’a nakil izni varmış. Ama ailesiyle değil, tek başına.(Resmi kaynaklardan teyit almış değilim)
  • Bu da ayrı bir büyük sorunumuz diyor Suriyeliler. Yanında ailesi veya refakatçisi olmadan ağır hasta nasıl gelebilir, gelse tedavisi sırasında ona kim yardım eder, eşi refakatçi olarak gelse bile diğer şehirde kalan çocukları bir başlarına ne yapar diye soruyorlar.
  • Kısaca İstanbul kimliksiz olanlar şu an evlerinden dışarı çıkamıyor, çıkanların ödü kopuyor yakalanacağız diye. Bu yüzden bir yığın Suriyeli işini kaybetti; ailelerine kim bakacak? Yani İstanbul’da kaçak yaşasalar da kayıtlı oldukları şehre gitseler de işsizlik+açlık çekecekler
  • Bazılarının maddi durumu iyi. İstanbul’da iş kurmuş, para kazanmışlar. Ama şimdi işlerini kapatıp gitmek zorundalar. Kayıtlı oldukları şehre gittiklerinde yeniden iş kurabilecekler mi, kursalar İstanbul’daki gibi işleri tutacak mı? Çoğunun iş için İst.’a geldiğini hatırlatayım
  • Okullarda kayıt yenilemesi otomatiktir, konuyu açar mısınız diye soran oldu. Normalde öyle. Ancak ebeveynleri kayıtlı oldukları şehre gitmeye zorlamak için yeni bir uygulama bu. İstanbul kimliksiz olduğu halde burada yıllardır okula giden çocukların şu an kaydı siliniyormuş
  • Şu sıralar İstanbul’da Suriyelilerin kaçak iş yerlerine veya kaçak işçi çalıştıran Türklere ait iş yerlerine denetimler arttı. Usulsüzlüklere göz yumulmuyor, büyük cezalar veriliyor. Aslında bu son derece doğru bir uygulama. Ancak bundan zararlı çıkanlar yine Suriyeliler oldu.
  • İstanbul’da oturma izni olan, ama Türk patronun-kazancı az olduğundan veya keyfi nedenlerle-çalışma izni çıkartmadığı Suriyeliler işten atılıyor. Bazı patronlarsa çalışma izni alıyor, ama SGK’yı Suriyelinin kendisinin ödemesi şartıyla. Maaşımız zaten az, nasıl ödeyelim diyorlar
  • Kısaca şu an devletimiz usulsüz ve kaçak durumları düzeltmek istiyor olabilir ve bunda haklıdır. Ancak hızlı bir şekilde uygulanan her yöntem yeni yeni mağduriyetler doğuruyor. Suriyeliler diyor ki “İşini kaybeden ve yerinden edilen her aile toplumun sırtında bir yük olacak
  • Ve yine diyorlar ki “Bugüne kadar kendi kendine yetenimiz epeyce çoktu; ancak bundan böyle işsiz ve muhtaç sayımız artacak. Ekonomik kriz varken biz size yük olmak istemiyoruz.” Son olarak, İstanbul’un gibi 15-16 milyonluk devasa bir şehir, 1 milyon Suriyeliyi kaldırabilir.
  • Bugün ve yarın vaktim el verdiği ölçüde Suriye’deki tarihi siyasi, askeri, toplumsal, iktisadi, hukuki, dini hayatı anlatarak kafamızda beliren sorulara cevap vermeye çalışacağım. Zira kötü bir özelliğimiz, kendimizi bütün dünyanın örnek alması gereken bir norm saymamız;
  • +her olaya/ülkeye Türkiye’yi merkez alarak, kendi iç tartışmalarımız+tecrübelerimiz ışığında bakmamız. Oysaki her toplumun kendi tarihi-coğrafi-kültürel-siyasi-iktisadi koşullarından kaynaklı farklı davranış+düşünce tarzı vardır; bu gayet doğaldır, kriminalize etmek anlamsızdır
  • Öncelikle Suriyeli gençlerin neden savaşmadığını anlatacağım. 15 gün evvelki floodda Suriye’deki savaşın vatan savunması değil, kardeşin kardeşi öldürdüğü bir İÇ SAVAŞ olduğunu, ayrıca Suriye’nin daha 2012’de Suriyelilerin elinden çıkıp bölgesel+küresel bir savaşa dönüştüğünü
  • hatta 3.Dünya Savaşının Suriye topraklarında yaşandığını belirtmiştim. Biz Suriye’deki savaşı kendi tecrübemiz ışığında okuduğumuzdan, iç savaşa dair bir fikrimiz olmayıp 1.Dünya ve İstiklal Savaşları zihnimizde uyandığından ve ordumuzu “Peygamber ocağı” olarak algıladığımızdan
  • eline silah almayan Suriyeli gençleri bir vatan haini gibi görüyoruz. Oysa Suriye’nin tarihi-siyasi tecrübesi bizden bambaşka. Askere, devlete, vatana bakış da farklı. Bu yazdıklarımı zihninizin bir yanında tutarak bundan sonraki tweetlerimi okumanızı tavsiye ederim.
  • 2015’te Suriye’nin farklı şehir+kökenlerinden Suriyelilerle derinlemesine mülakatlar yaparken ordu algılarını gençlere sormuştum. “Ordu gençlerin onurunu, haysiyetini yerle bir etmek içindir. Devletin ‘Ben her şeyim, siz bir hiçsiniz’ diye varlığını benliğimize kazıdığı yerdir.
  • Askerlik adeta zillet halidir, sürekli aşağılanırsınız” ilk cevaptı. İkincisi “Komutanların cebini doldurma, çalıp çırpma yeridir, çünkü her şey para kazanma vesilesidir. Düzgün yemek yemek ve uyumak istiyorsanız rüşvet vermek zorundasınız. Hatta sabah talime kalkmak istemiyor,
  • ilk 6 aydan sonra kışlada kalmak istemiyorsanız komutana iyi rüşvet verirsiniz. Eğer paranız yoksa kurtlu ve iğrenç yiyecekler yemeye, yağlı ve kirli çaydanlıklardan çay içmeye mahkumsunuz” cevabı oldu. Üçüncüsü, “Askerde ibadet yasaktır; namazı ve orucu unutmak zorundasınız
  • Gizli namaz kılıp oruç tutabilirsiniz, ama fark edildiğiniz anda ceza alır, bolca dayak yer, hatta hapse atılırsınız. Oruç tutmamamız için Ramazan’ın ilk günü en ağır askeri talimleri yaptırırlar. İbadet ettiği fark edilen subaylar+polisler de genellikle emekli edilir.”
  • Dolayısıyla bizim bilmediğimiz bir konu, onlarca yıldır Suriyeli iyi eğitimli veya dindar gençlerin bu muameleler nedeniyle askere gitmemenin bir yolunu araması, 5 yıl yurt dışında çalışıp hem para kazanmayı hem de bedelli askerlik yapmayı tercih etmeleri.
  • 50’li yaşlarında 1 Suriyeli askerliğini anlatırken dedi ki “Subaylar içip içip bize hakaret eder, kutsallarımıza dil uzatırdı.” Şamlı 1 hanım da dedi ki “Siz asker uğurlarken kutlamalar yapıyorsunuz. Şaşıyoruz. Biz orduya kardeşimizi, oğlumuzu yollarken hüngür hüngür ağlardık”
  • Suriye rejimi+ordusunda %10’luk azınlık Nusayrilerin hakim olduğunu ve Sünnilere kasten ters davrandıklarını hatırlatmak isterim. Tabii ki orduda çok sayıda Sünni subay da var; ancak terfi almak isteyen Sünni subayların askerlere bazen Nusayrilerden beter davrandığı söyleniyor.
  • Suriye ordusunu kuran Fransızların, uyguladıkları böl-yönet politikasının bir gereği olarak azınlıklara öncelik verdiklerini, 1950’ler ve 1960’larda peşi sıra yaşanan darbeler yüzünden profesyonellikten uzak, mezhebi-ideolojik bir ordunun ortaya çıktığını bilmemiz lazım.
  • Suriye ordusu, siyaseti ve toplumunu anlamak için Nikolaos Van Dam’ın İletişim Yayınlarından çıkan “Suriye’de İktidar Mücadelesi: Esad ve Baas Partisi Yönetiminde Siyaset ve Toplum” kitabını mutlaka okumalısınız. Baskısı maalesef yok, isteyenlere PDF’sini yollayabilirim.
  • 50’li yaşlarda Suriyeli 1 hanımla konuştum; babası subaymış, ama yerine getiremeyeceği 1 emir verilince 1979’da istifa etmiş. Dedi ki “Geçmişten beri askerde ya zalimsin ya mazlumsundur, ortası yok. Sünni askerler hep en tehlikeli yerlere,öldürülecekleri cephelere yollanageldi”
  • Ve yine dedi ki “Sizin ordunuzda askerler masaya oturup sağlıklı yemekler yiyor. Bizimkiler ise yerde oturup ekmeğin yanında pis yiyeceklere mahkum. Şu an orduda uyuz salgını var, hijyenin olmaması yüzünden. Ruslar ve İranlılar korkuyor, uyuz salgını bize de bulaşacak diye.”
  • Devletin orduya ayırdığı devasa bütçeyi komutanların cebe indirmesi konusunda da şunu anlattı: “Hava kuvvetlerinde komutan 1 ahbabımız paraları olduğu gibi ordu kasasına aktarırdı; diğer komutanlar böyle olmaz, aramızda paylaşmamız lazım deyince istifadan başka şansı kalmadı.”
  • Mısır ordusu, ülke ekonomisinin yarısını elinde tutarak köşeyi dönmekte; beyaz eşya ve ekmek üretiminden marina ve yol inşasına kadar her işin içindedir. Komutanlar iktisadi alanı kontrol eder. Suriye’de ise iktisadi alan Beşşar Esed’in dayı oğlu Rami Mahluf’un elindeyken
  • Suriye ordusu rüşvet, yolsuzluk, (Lübnan gibi) kaçakçılık ağlarını kontrol üzerine inşa edilmiştir. Dolayısıyla Suriye ordusu, halkın nazarında ne bir milli ordu ne de peygamber ocağıdır. Daha evvelki floodlarda gençlerin neden savaşa gitmediğini kendi dillerinden aktarmıştım;
  • şimdi de İst.’da yaşayan 25 yaşındaki 1 gencin “Neden askere gitmedin?” soruma cevabını paylaşacağım: “Gitseydim ailemi, akraba ve arkadaşlarımı öldürüp katil olacaktım. Düşman işgali olsaydı tereddütsüz vatanımı korumak için askere koşardım. Ama bu savaş sandığınız gibi değil”
  • 6 yıldır İst.’da yaşayan+ailesinin geçimini sağlayan bu genç, yukarıda yazdığım ordudan neden hazzedilmediğine dair 3 gerekçenin 3’ünü de sıraladı ve önemli bir noktaya parmak bastı: “Gençler tam da bunlara karşı ayaklandı. Bunlar sadece ordunun değil rejimin de özellikleri”
  • Yine dedi ki “Sizde askerlik 6 aya indi; bizde ise 2011 öncesi 20 aydı, daha önce 2,5 yıldı. İsyandan sonra rejim terhisleri durdurdu, savaştıracak adam bulamadığından askerlik süresi daha da uzadı. Nusayri gençler bile yurtdışına kaçıyor.” Bunu başka Suriyelilerden de dinledim
  • Bir Türkmen hanım şunları anlattı: “Oğlum askerdeyken isyan başladı. Ön cephede savaşıp da halkını öldürmesin diye komutanlara bolca rüşvet verdik. Geri hizmette bir yıl geçirdi; görev süresi dolduğu halde terhis edilmeyince oğlum izne çıktığında babasına dedi ki ‘Kır kolumu’.
  • Çok fena olduk, ama başka şansımız yoktu, diğer oğlum da askerlik yaşına ulaşmıştı. Eşim oğlumun kolunu kırdı, oğlum 2,5 ay rapor aldı. Bekledik, yine terhis yok. Son hafta oğlumu kadın kılığına sokarak Türkiye’ye kaçırdık. Sınırda gördüğüm manzara hayatımın en berbat anlarıydı
  • O gün rejimin bombardımanı olmuştu; sınırda hayatımda hiç görmediğim kadar yaralıyla karşılaştım. Mesela vücudundaki şarapnel parçası yüzünde sürekli kan kaybeden biri 4 saat ambulans bekledi. Kamyonetin arkasında 2 metrelik dev gibi bir yaralı vardı; hemşire baktı, ölmüş dedi”
  • Niçin savaşmadığını sorduğum başka 1 Suriyeli dedi ki “Kiminle savaşacaktık,birbirimizle mi? Ordumuz kendi halkını öldürmekte; evlerimizin üstüne varil bombaları yağdırmakta; taş üstünde taş bırakmamakta; şehirleri kuşatıp halkı açlıktan kırıp geçirmekte.Neden bahsediyorsunuz?”
  • Suriye’deki savaşın nasıl başladığını, hangi aşamalardan geçip bugüne geldiğini unutuyoruz. Sadece kendi güvenlik meselelerimize odaklandığımızdan kuzey+doğu cepheler dışında neler oluyor bilmiyoruz. Sadece ABD işgaline odaklanıyoruz,Rusya+İran’ın işgal+katliamlarını görmüyoruz
  • Babası asker emeklisi olan hanım dedi ki “Suriye’de savaş bitmedi, yenisi başlıyor. Rusya tüm sahillerimizi, limanlarımızı, havaalanlarımızı işgal etti. Şu an Suriye’yi Esed rejimi falan yönetmiyor, o 1 kukla; Rusya-İran sömürgesine dönüşmüş vaziyetteyiz. Ortada vatan kalmadı”
  • Ülkedeki petrol, doğalgaz ve diğer yeraltı kaynaklarının çoğu ABD veya Rusya kontrolü altında. Daha evvel de zaten Suriye halkının değil, Esed ve Mahluf ailesinin malı olarak görüldüğü söyleniyor. Bu konuya daha sonra tekrar gireceğim.
  • Bu arada yurtdışındaki genç erkekler sadece rejimin askeri olmaktan kaçmadı. Muhaliflerin kontrolündeki alanları tutan milis güçlerinden, ÖSO’dan, IŞİD’den, PYD’den de kaçtılar. PYD’nin çıkardığı “zorunlu askerlik yasası” yüzünden ülkemize on binlerce Kürt genç sığındı.
  • Ayrıca Suriye’de kalan ailesinin geçimini sağlamak için yurtdışında çalışmak ve ailesine para yollamak zorunda olan binlerce genç erkek var. Zira enflasyonun astronomik olduğu ülkede hiçbir aile -gayrimeşru işlere bulaşmadıysa- mevcut maaşla geçinemiyor, insani yardıma muhtaç
  • Peki genç erkek sayısının iyice azaldığı ülkede savaşı kim sürdürüyor? Çoğunlukla yabancı savaşçılar. Yabancılar sadece IŞİD ve YPG saflarında değil; rejimin de sahadaki kara gücü İranlı ve Şii milisler. Dahası Latin Amerika’dan Kuzey Kore’ye kadar her ülkeden savaşçı bulunuyor
  • Suriye sahasındaki yerli bütün güçler silah ve para bakımından dış güçlere bağımlı olduklarından küresel ve/ya bölgesel çıkarların birer aracına dönüştüler. Suriye’yi ve Suriyelileri düşünen yok. Daha önce yazdığım gibi, Suriye Suriyelilerin elinden daha 2012-2013’te çıktı.
  • Gelelim askerlikten bahsederken değindiğim, ama aslında Suriye sisteminin her alanını sarıp çürüten temel probleme: rüşvet, yolsuzluk, torpil. Rüşvet o denli yaygın ki adeta bir hayat tarzı. Rüşvetsiz veya torpilsiz hiçbir devlet kurumunda en küçük bir iş dahi yapamazsınız.
  • Suriyeliler diyor ki “Devlet dairelerinde memurlar sabah 8’de işe gelir, kahvaltı vs. derken 10’a doğru iş başı yapar, öğlen 2 gibi çekip gider. Bu süre zarfında basit 1 belge almak için dahi ya rüşvet vermeniz ya da araya birini sokmanız lazım. Memur Nusayri ise işiniz zordur
  • Eğer rüşvet almaya yanaşmıyorsanız iş dönüşü taksi şoförlüğü gibi 2.-3. iş yapmak zorunda kalırsınız.” Şu an İstanbul’daki Suriye Konsolosluğundan pasaport almak, çocuğunun doğum kaydını yaptırmak vs. isteyen Suriyeliler 100 dolar rüşvet vermeden randevu dahi alamıyormuş;
  • işlemlerin parası ise ayrı bir külfetmiş. Bunu anlatan Suriyeli hanım dedi ki “Yaşadığımız ihanet ve aşağılanmanın haddi hesabı yok.” Dolayısıyla rüşvet sadece Suriye ordusunun değil, tüm sistemin temeli. Bunu bilmeden isyanın ardındaki motivasyonlar anlaşılamaz.
  • Suriyelilerle 2015’te yaptığım mülakatlar sırasında benim açımdan şaşırtıcı olan bir şey öğrendim: Suriyelilerde hukuk devleti nosyonunun olmaması. Dediler ki “Biz ilk kez keyfiliğin olmadığı, kurallara dayalı bir ortam gördük; Türkiye’deki bu ortama ayak uydurmaya çalışıyoruz.
  • Suriye her alanda keyfiliğin kök saldığı, paranın/rüşvetin her kapıyı açtığı, kuralların olmadığı bir ortamdı. Biz hayatımızda ilk defa Türkiye’de hukuk devleti diye bir şey gördük, kanunlarınıza uygun yaşamaya çalışıyoruz, ama zorlanıyoruz. Bu bizim için yepyeni bir tecrübe.”
  • Türk vatandaşları kendi hukuk sisteminin bozukluğundan haklı olarak şikayet ederken Suriyelilerin bu tespiti dikkat çekiciydi doğrusu. Yine İstanbul’da okuyan Kürt kökenli bir Suriyeli gençle konuşurken aynı konuda şunları söyledi: “Suriye’de hukuk sistemi diye bir şey yoktur.
  • Paranın her kapıyı açtığı ve haklı değil, güçlü olanın kazandığı bir sistem vardır. Hukuk, devlet, bürokrasi sıfırdır. Devlet memurlarına ancak rüşvet verirsen işini yaptırabilirsin. Mesela telefon faturası ödeyeceksin; upuzun kuyruk var, hemen rüşvet verip işini halledersin.”
  • Dillendirdikleri diğer konu güvenlik gücü algısıyla ilgili: “Siz oldukça hür 1 ortamda yaşıyorsunuz, biz hayatımızda hiç böyle 1 şey görmedik. Türkiye’de polis/karakol görmek emniyet hissi uyandırıyor; biz ise Suriye’de bunları gördüğümüzde korkudan yolumuzu değiştiriverirdik”
  • Bunları yazma nedenim şu: Arap halklarının neden isyan ettiğini, bu otoriter rejimlerin nasıl ülkesi+halkını çürüttüğünü anlamıyoruz; sonra da tutup Esed+Sisi gibileri kurtarıcı gibi algılıyoruz. Haklı olarak soracaksınız, bölgenin içine düştüğü kaos+iç savaş daha mı iyi diye
  • Tabii ki hayır. Ama bu kaosun müsebbibi, o çürümüş otoriter rejimlerin ta kendisi. Hastalığın sebebini çözüm olarak sunmak bir garabet doğrusu. Diğer bir garabet ise Türkiye otoriter bir rejime sürükleniyor, hukuk devleti isteriz diye bağıranların Esed+Sisi+Mübarek hayranlığı.
  • Suriye ve Irak bir istihbarat devletiyken Mısır ve Tunus bir polis devleti. Peki istihbarat devleti ne demekti? “Her Suriye vatandaşı için 1,5 muhbir vardır” diye bir espri yapılır. Korkudan aile içinde bile kimse siyasi tek bir kelam etmezdi. Zira “Duvarların kulağı vardı.”
  • Baskılara dayanamayıp Türkiye’ye gelen Şamlı 1 öğretmen dedi ki “Bırakın ailemiz ve en yakınımızla konuşmayı, kendi kendimize konuşmaktan (yani düşünmekten) bile ödümüz kopardı. Öyle bir korku imparatorluğu vardı. Devrimle birlikte ilk kez serbestçe konuşmaya başladık.”
  • Suriyeliler şunları anlattı: “5 kişi bir araya gelip herhangi bir şey yapamazdık, içimizde hemen istihbarat biterdi. Camiye giderken mesela aile fertleriyle bile bir arada yürüyemezdik, yolda en fazla ikişerli yürünebilirdi. Her caminin yakınında mutlaka bir istihbarat vardı.
  • Devletten izinsiz sakal bırakılamazdı. 5 vakit namazını camide kılanlar fişlenirdi. Erkeklerin bir araya özgürce gelebildiği tek ortam futbol maçlarıydı, o kadar.” Kısaca Suriyelilerin devlete bağlılığı çok azdı, korkudan boyun eğerlerdi. Artık devlete sadakat hiç kalmadı,
  • dolayısıyla Suriyelilerin uğruna canını feda edeceği bir kutsal devleti yoktu. Diğer bir önemli boyut da şu: Fransızlar böl-yönet politikası uyarınca Suriye’yi mezhepsel temelde böldü. 1920-24 arası harita aşağıdaki gibiydi. Daha sonra batıda Nusayri, güneyde Dürzi ve

  • ve ortada Şam+Halep’in birleştirilmesiyle Sünni ağırlıklı Suriye devletçiği oluşturuldu. 1946’da Suriye bağımsızlığını ilan etmeden kısa bir süre evvel bu topraklar birleşti. Fransızlar mezhepçi temelde parçalamışken, Atlantik’ten Körfez’e Arap birliğini savunan Baas ideolojisi
  • bir üst Arap kimliği aşılasa da, aslında her türlü sivil yapılanmayı ortadan kaldırarak ve 5 kişinin bir araya gelip herhangi bir şey yapmasını engelleyerek insanları parçaladı ve bireyselleştirdi. Dolayısıyla Suriyelilerin birlikte iş yapma tecrübeleri 50 yıldır hiç yoktu Bu da neden isyanlarında başarısız olduklarını açıklıyor. Suriye devletinin temel sorununu daha iyi anlamak için şu makaleyi okumanızı hararetle tavsiye ederim.
  • Baas rejiminin doğası ve uygulaması bilinmeden bugün yaşananlar anlaşılamaz. Bölgede azınlık rejimlerinin meşruiyet sağlama kılıfı olan bu parti/ideolojinin, bolca Arap birliği derken, bugün kendi ülkesini yerle bir ve vatandaşlarını yersiz-yurtsuz ettiğini bilmeliyiz.
  • Bu konuyla ilgili Baas eğitim sistemini de bilmek gerekir. İlkokuldan üniversiteye her düzeyde okullarda Baas Partisi teşkilatları vardır: Baas öncüleri, Baas gençliği gibi. Faal olan ve olmayan iki tür üyelik vardır; ilki tüm toplantılara katılır, diğeri sadece para öder.
  • Her öğrenci en azından para vermek zorundadır. Gençlerin Baas’a girmesi teşvik edilir. Düzenli toplantılara gitmeyenlere nedeni sorulur, katılanların imtihan notları mutlaka yükseltilir. Her genç lisedeyken bir defa yaz tatilinde 2 haftalık Baas kampına katılmak zorundadır ve
  • burada teorik ve pratik dersler olduğu gibi silah kullanmak da öğretilir. Hafız Esed döneminde Kuzey Kore’den ilhamla okullardaki öğrenci forması askeri kamuflaj kıyafetine dönüştürülür; ta 2005’e kadar. Yani yoğun bir ideolojik bombardıman vardır rejime sadakat için.
  • Eğitimde Baas etkisini, kamuflajlı ilkokul öğrencilerini, Suriye’nin “Andımız”ı olan ve her sabah okunan Baas andını görmek ve öğrenmek için 2003 yapımı “A Flood in Ba’ath Country” adlı belgeseli mutlaka seyredin.

  • Gelelim bir başka konuya; her Arap’ı bedevi, fakir, pis, aşağılık vs. saymamıza. Bir kere bu tip yaftalamalar Batı Oryantalizminin ne derece zihinlerimize kazılı olduğunu gösterdiği gibi, aynı zamanda Batı’daki Türklerin de bu ve benzer nice sıfatla yaftalandığını unutturuyor.
  • Evet, Arapların aslen çölde yerleşik ve kısmen de kırsalda kalmış kesimi bedevidir. Suriye’nin doğusunda çok genişçe bir kesim de çöldür. Ancak çölde yaşayan insan sayısının ne denli az olduğunun farkında bile değiliz. Suriye’nin asıl büyük nüfusu Fırat Nehri etrafındaki
  • Halep-Hama-Humus-Şam şehirlerinde yaşar. Özellikle Şam, tarihten beri Arap dünyasının önemli entelektüel merkezlerinden biridir. Bu entelektüel birikime belki en büyük darbeyi Baas rejimi vurdu. Zira Baas’ın tabanı kırsal kesim olup hiçbir zaman şehir merkezinde taban bulmadı
  • 1950’lerde Arap dünyasında yaşanan askeri darbeler şehirli eşrafa karşı taşranın yükselişini temsil etti. Yeni alt sınıf subaylara en büyük direniş şehirli elitten geldi, ama silahlı güç karşısında etkisizleştiler.Darbeci subaylar modern dönem Arap otoriterliğinin kurucusu oldu
  • Demem o ki Suriye’nin nice entelektüeli ve okumuş-yazmış insanı var. Ayrıca Şam, -bizde İstanbul beyefendisi denen, ama artık maalesef pek göremez olduğumuz- insan tipinin benzerine sahip görgülü ve kültürlü nice köklü aileyi barındırıyor ve şimdi bunların bir kısmı aramızda.
  • Fırat ve Dicle havzasından oluşan Bereketli Hilal, insanlığı şekillendiren nice büyük medeniyete ev sahipliği yapmış kadim bir coğrafyadır. Şu an Suriye’deki iç savaş ve Irak’taki Amerikan işgaliyle yaşanan yıkım, sadece iki Arap ülkesinin yerle bir olması değildir,
  • insani değerlerin, tarihi hafızanın ve kadim medeniyet birikiminin yok oluşudur. Şu an bölgemizde bir tarihsizleştirme, kültürsüzleştirme ve hafızasızlaştırma yaşıyoruz; hem İslami hem insani birikim bakımından. Ama maalesef ki biz konuyu güvenlik yüzeyselliğinde ele alıyoruz.
  • Medeniyetinden, kültüründen, tarihinden ve coğrafyasından habersiz, ırkçılığı milliyetçilik ve vatanperverlik sanarak insanlığını giderek yitirmekte olan bizler, torunlarımıza geride ne bırakacağımızı ve onların yüzüne nasıl bakacağımızı hiç düşünüyor muyuz?
  • Son olarak Suriye hakkında yazmaya başladığımdan beri sürekli gelen bir soruyu cevaplayarak bitireyim. Suriyelilerin neden çok çocuğu var? Neden savaş şartlarında hala daha evleniyor ve çocuk dünyaya getiriyorlar? Bu tür konulara girmekten hiç hoşlanmasam da kısaca açıklayayım.
  • Öncelikle ikinci flood’da bu tür sorulara cevaben gelen bir yorum vardı ve psikolojik olarak doğruydu. Özetle şöyle diyordu: Savaş dönemlerinde varoluş mücadelesine giren bireyler çoğalma eğiliminde olur. Öte yandan bu açıklama Suriye örneğinde eksik kalıyor.
  • Zira Suriyeliler zaten dünya ortalamalarının çok üstünde bir doğurganlığa sahiptir. 2015’te “Suriye’de Sosyo-Kültürel Hayat” konulu bir konuşma yapmam istenmişti, Suriyeli çocukları çalışma hayatından alıp okullara yazdırmak için seferber olan bir grup gönüllü tarafından.
  • O dönem yaptığım mülakatlarda bu konuyu da sormuştum. Suriyeli kadınlar dediler ki “Önceki neslin 8-10 çocuğu olurdu, ama artık 5-6’ya indi. Üniversite okuyanlarda 2-3 çocuk olsa da ideal görülen sayı 4 çocuk.” Kısaca bize göre “çok çocuk” kültürel+dini olarak onlarda doğaldır.
  • Öte yandan görüşmelerde elde ettiğim diğer sonuç şu: Gerek kırsalda gerekse -bir istisna olarak- tüccar ve zenginlerin şehri Halep’te 14-15 yaşında kız çocukları evlendirilir ve daha fazla çocuğa sahiptirler; Şam başta olmak üzere şehirli okumuşların ise çocuk sayısı daha azdır
  • Kısaca konunun kültürel-dini bir boyutu vardır. Savaş şartları altında insanların evlenmeleri ve çocuk sahibi olmaları sıkça eleştirilir; ancak savaş, insanoğlunun fikrini ve alışkanlığını değiştirse bile fıtratını -daha acımasız ve bencil hale getirmekle birlikte- değiştirmez.
  • Kısaca böyle özetleyeyim. Öte yandan çocuğu olacak Suriyeli hanımların epeyce stres ve korku yaşadığını da belirtmeliyim. “Doğum esnasında Türk doktorlar bize çok kötü davrandığı ve hatta dövdüğü için korkudan yolda takside çocuğumu dünyaya getirdim” diyen de oldu röportajlarda.
  • Son olarak savaş altında insanlardan fıtratlarını değiştirip başka bir varlık olmalarını bekliyoruz. Suriyeliler savaş varken neden geziyor, gülüyor, süsleniyor, evleniyor vs. diyoruz. Travmalar yaşayan, her şeyini kaybeden, tanıdıklarının ölümlerini gören-duyan insanlar
  • eğer normal hayattan tamamen el etek çekip sürekli acılarıyla baş başa yas tutmaya başlarlarsa akli ve ruhi melekelerini kaybederler. Eşinin ölümü üzerine bitmeyen bir yasla dengesini kaybeden bir Türk tanıdığım var mesela. Öte yandan Suriye iç savaşı 8-9 yıldır devam ediyor,
  • bunca süre insanlardan acılarıyla baş başa kalmalarını beklemek çok acımasızca olur. Bu gezme, gülme ve süslenmelerin hem geleneksel hayat tarzları hem de psikolojik bir ihtiyaç olduğunu belirtmeliyim. Emin olun yaşadıkları sıkıntılar ve gelecek kaygıları o kadar çok ki.
  • Savaş travmasını ve Suriyelilerin yaşadıklarını daha iyi anlamak için İstanbul Şehir Üniv. Psikoloji Bölümünden Doç. Dr. Zeynep Ceren Acartürk’ün BİSAV konuşmasını mutlaka birkaç defa izleyin: SAVAŞ TRAVMASININ PSİKOLOJİK ETKİLERİ VE MÜDAHALE ÇALIŞMALARI

Yazar; Ortadoğu Günlüğü @ztkor

Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar
mutlakaoku.com | #Bilgiseli | #Flood | © 2016 | Tanıtım Yazıları | Glovo Kurye Olmak İstiyorum |