Türkiye’deki Kompleksli “Batı” Tanımı ve “Batı Düşmanlığı”

Bu sorunlu yazı hakkında ⁦Tuncer Sengoz⁩ iyi bir eleştiri yazmış ve buradaki dandik “Faşizm tanımı”na da eğilmiş. Yazıda sırıtan Türkiye’deki kompleksli “Batı” tanımı ve “Batı düşmanlığı” tanımına/konusuna yeniden dikkat çekmek gerek>>

  • Yön anlamında değil de siyasi/kültürel anlamda “Batı” terimi Romalılar tarafından, 286 yılında Roma imparatoru Diokletian’ın Roma İmparatorluğunu yönetim bölgelerine ayırmasıyla ortaya çıkıyor ve daha sonra bizim İstanbul’un “Doğu Roma” adını almasıyla tanımlanıyor…
  • Buradan, herkesin kendine göre bir “Batı” kavramının/tanımının ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Roma dönemi öncesinde de, buraların (İstanbul’a kadar kuzey-batı Anadolu) “Truva” hakimiyetinde olduğundan Helenler, Atina ve Ege’nin ötesi bizim insanımız tarafından “Batı” sayılıyor..
  • Roma kendini “Batı” ve “Doğu” Roma diye ayıra dursun, Asya için “Batı” ile “Rum” aynı şey. Çin için de Hindistan için de uzun yüzyıllar boyunca “Batı”, “Rum”dan ibaret ve onun batısı, yani daha sonra esasen Cermenlerin kontrolüne geçen eski Roma pek ciddiye alınmıyor…
  • Modern zamanların eşiğinde “Batı” teriminin ilk kez Martin Luther İncil’inde (Eski ve Yeni Ahit’de) kullanıldığını biliyoruz… Ama bizi asıl ilgilendiren: II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar kullanılan “Batı” terimi, -zira buranın “entel” aklı o dönemde donmuş bulunuyor…
  • Dünyanın II. Dünya Savaşı öncesi tarihine gereğinden fazla kapılanmış Sağcı/”Solcu”/İslamcı gazete köşesi/kenarı yazar-çizerlerinin onmayan “Batı Düşmanlığı” saplantısını anlamaya yardım edecek konulardan biri, “Batı” kavramının diğer Avrupa ülkelerdeki algılanma biçimi olmalı…
  • Mesela Nazi döneminde Almanya’da ve Mussolini İtalya’sında “Batıya karşı savaş” söylemine bakarak, (başka örnekler ve tanımları da örnek vererek), “Batı”dan anlaşılanın İngiltere ve Fransa ile onların dünyaları olduğunu görebiliriz. Ama bu kadar da değil. Hristiyanlık da var…
  • “Batı” kavramının İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar, “Kolonyalizm”, “Emperyalizm” terimleriyle ve “Kültürel Hristiyanlık” ile biraraya getirildiği de malum, burada, yeni ortaya çıkan Sovyetler ve Sol enterasyonalizminin de bir rol oynadığı açık…
  • “Batı kavramının, Soğuk Savaş’daki anlamını henüz kimse unutmadı ve bu tanıma Türkiye de dahildi, buna sadece Sol -herkesçe duyulur ölçüde- itiraz ediyordu, Batı “Emperyalizmi”ne karşıydı. (İslamcılar dahil) Sağcıların “Batı” ile pek sorunu yoktu, ama o tanım da değişti… >

(Bu arada kısaca, “Sovyet Sosyal Emperyalizmi”ne karşı çıkan ve çıkarken dolaylı yoldan ABD’yi savunan Maocu bir çevre de vardı, kısaca hatırlatmakta fayda var!)

  • İkinci Dünya Savaşından sonra Almanya ve İtalya, “Batı karşıtlığı” söylemini terkedip, “Batılı” oldular. Bunu, günümüzün süper devletleri olmak yolundaki Çin ve Hindistan’ın tavrında, Afrika’nın Asya’nın Güneyamerika’nın tavır ve söylemlerinde de görmek mümkün…
  • Türkiye’de adeta “ağızda sakız” veya entel sayılmanın bir tür amentüsü haline gelmiş türden “Antiemperyalizm” (yani bir tür Amerika ve Avrupa düşmanlığı/kompleksi) ve “Batı karşıtı” olmak, ne Çin’in ÇKP’sinde ne Küba’da ne de Afrika’da ve Güneyamerika’da var… >
  • Günümüzde siyasi anlamda “Batı” kavramı, Aydınlanma’ya ve onun sonucu oluşmuş Özgürlük, Eşitlik, Birey olmak gibi evrenselleşmiş kavramları karşılıyor, emperyalist Dünya Savaşlarını ve öncesinin Avrupa merkezci kültür Hristiyanlığı döneminin “Batı” kavramını değil…
  • Konuya bu açıdan yaklaşıldığında, “Batı”ya hâlâ eskimiş “Emperyalizm” “Faşizm” gibi terimlerle yaklaşanların, “Atatürk Dönemi”ne sahip çıkmak -haklı nedeni- adına, aslında II. Dünya Savaşı öncesinin düşünce ve terimlerinde donup kalmış oldukları görülüyor…
  • Günümüzün bu basit/ilkel “Batı karşıtlığı” konusunda, feyzini II. Dünya Savaşı öncesi dönemden alan İslamcıların, Milliyetçi/Ulusalcıların ve “Solcu”ların kolayca biraraya gelebilmerinin nedeni, ideolojiler çağının sonuna, kısacası günümüze ayak uyduramamakla ilgili bir sorun…
  • Türkiye’nin, “Biz neydik be abi” şeklinde özetlenebilecek -günümüzle uyumsuzluk sorunu yaşayan- her türden Sağcı ve “Solcu” tarafından yapay bir şekilde hayatta tutulmaya çalışan “Batı Düşmanlığı” tutmuyor, eskisi gibi alıcısı yok… Buna ‘Makul aklın zaferi’ de diyebiliriz… <<

Kaynak; Twitter, Selçuk Salih Caydı @selcuksalih

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir