Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Türkiye’de Oy Dağılımını Etkileyen Başlıca Sosyal Sebepler!

Bu Konu, Tuncer Şengöz @TuncerSengoz Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, son paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

  • “Abi sen bu halkı hiç tanımıyorsun?”, “bizim halkımız kitabi analizlere uymaz”, “fildişi kulenden ahkam kesiyorsun”, gelin biraz deşelim:
  • Öncelikle “halkımız” dediğiniz hangisi? İstanbul Ümraniye mi? Kadıköy mü? Lüleburgaz mı? Yozgat mı? Van mı? Ovacık mı? Hopa mı? Akşehir mi?
  • Cami cemaati mi, hafta sonu rakı sofrasındaki ahali mi? Ankara 100. yıl halkı mı? Mamak mı? Çay yolu mu? Cebeci mi? Keçiören mi, Hoşdere mi?
  • Türkiye’de homojen tek bir halk mı var? 80 milyonluk bir ülke burası. 80 bin milyon kültür var.”Halk” diye koskocaman bir soyutlama olur mu?
  • Gelin biraz bu halkın oy verme eğilimlerini analiz edelim.. Buradan hem referanduma, hem de bambaşka türlü bir analitik bakışa ulaşacağız.
  • Türkiye’de neo-liberal kapitalizmin yıkıcı etkileri 1980’lerde başlıyor: Toplumun geleneksel bütün yapıları dağılma sürecine giriyor.
  • Buna eşlik eden göç olgusu var. Türkiye’de tarım destekleme politikalarından vazgeçme, gümrük duvarlarını indirme kentlere hücumu tetikliyor
  • Milyonlarca insan nesillerdir alışık olduğu ilişkilerden kopararak kent varoşlarına yığılırken onları koruyacak tüm kurumlar hızla çözülüyor
  • Köyler kasabalar ıssızlaşırken nüfusun yaklaşık 1/4’ü İstanbul’a yığılıyor; tarım işçiliğinden kopuyor hizmet sektörüne ucuz emek oluyor
  • Böylece oy davranışlarında çok temel bir değişim başlıyor, geleneksel parti bağlılığı azalıyor, pragmatik oy eğilimleri ortaya çıkıyor.
  • Bu sayede tek bir jenerasyonun içinde aynı insanlar kolayca partiden partiye geçiş yapıyor, neredeyse her seçimde başka partiye oy veriyor.
  • Oy vermek artık bir siyasal tavır filan değildir. Bütün 80 ve 90’lar boyunca oy, pazarda satılığa çıkarılan bir metadır.
  • 2000’lerin başındaki ağır krizde bu süreç bitiyor. (Bir döngü tamamlanıyor) Oylar 2002 seçimlerinde 18 parti ve bağımsızlara dağılıyor.
  • 16 parti baraj altında kalıyor; barajı aşan oy sayısı %55 civarındadır. (Başka bir deyişle %45 oy “yanlış” adrese gitmiştir.)
  • 2001 çok ağır bir kriz, milyonlarca insanı işsiz ve güvencesiz bırakıyor, kamu hizmeti alamaz hale getiriyor. Meclis dışında kalma lüksü yok
  • 2002’de iktidara gelen AKP bu dönemde vahşi kapitalizmin savurduğu milyonlarca insana geleneksel kamusal düzenin dışında hizmet götürüyor.
  • Mahalle dayanışması, işsize, yoksula (“makarna kömür” yardımı diye çok aşağılanan) yardımlar, sağlık / cenaze hizmetleri, yol, altyapı
  • Bedava ders kitabı, işsize iş (güvencesiz, müvencesiz, taşeron, maşeron), ilaçta ciddi indirim, vs.. Ayrıca varoş kadınını sosyalleştiriyor:
  • Bütün partiler içinde gençlik ve kadın teşkilatı en çok çalışan parti AKP oluyor. Böylece 80 ve 90’ların dağınık oyları konsolide oluyor
  • Bu arada 1970’lerdeki kısacık dönemde (her nedense) “sol” bir parti olduğu inancı doğuran CHP, geleneksel merkez sağın rolünü üstleniyor.
  • Kendilerine özgü siyasal söylemleri olan MHP ve HDP bir yana, oylar 2002 sonrası bir tarafta CHP, diğer tarafta AKP’de konsolide oluyor
  • Oy geçişleri 2002-2015 döneminde CHP: %19’dan %26, AKP: %34’den %49. Biri 7, diğeri 15 puan. Bu arada 2009 krizi yaşandığını unutmayalım.
  • CHP dünya siyasal literatürüne geçen bir performans gösteriyor. 15 sene boyunca iktidar yıpranması denen olguya rağmen 7 puan kazanabiliyor
  • (zaman unsurunu bir tarafa bırakıp) döngülere bakalım: 1945-1971: Önce DP, sonra AP tek parti dönemi (arada kısa bir AP-CHP koalisyonu var)
  • 1973-1980: Koalisyonlar dönemi; CHP-MSP, 1. ve 2. MC’ler, CHP ve AP azınlık hükümetleri.
  • 1983-1991: ANAP tek parti dönemi, 1991-2002 koalisyonlar dönemi: DYP-SHP, DYP-ANAP, RP-DYP, DSP-DTP-ANAP, DSP-MHP-ANAP,
  • 2002 sonrası AKP tek parti dönemi. (Bu dönemin sosyal arka planını yukarıda çok kabaca özetledim).
  • Görüldüğü gibi, tek parti ve koalisyon dönemleri birbirini takip eder. Bu arada Türkiye olağanüstü bir demografik değişimden geçer.
  • Nüfusu 20 milyondan 80 milyona gelir. Köy /kent oranları tam tersine döner. Dünya ile temasta kozmopolit kültüre sahip bir orta sınıf doğar
  • Birbirinden habersiz köylü toplulukları büyük kent varoşlarına yığılır ve birbirlerinden “haberdar” olurlar.
  • Haberdar olmayanlar hala tek bir köylü topluluğunun yaşadığını zannediyorlar. Dünya ile doğrudan temastaki kesimleri saymıyorum bile
  • Hiç bilinmeyen meslekler doğar, yeni ve vahşi kapitalizmin etkisiyle keskinleşen yeni sınıflaşmalar oluşur. Kültürel yarılmalar ortaya çıkar
  • Sadece son 15 seneyi ele alalım: İstanbul nüfusu ikiye katladı. Ticaret, borçlar, tüketim, internet kullanımı, aklınıza ne geliyorsa
  • Bu olağanüstü değişimde oy verme eğilimlerinin donup kaldığını zannetmek gülünçtür. Tıpkı Fukuyama’nın “tarihin sonu” tezi.
  • 2015’de 2002’de başlayan bir döngü tamamlandı. O günden bugüne yaşananları düşünelim: Terör saldırıları, darbe girişimi, TL’nin çöküşü,
  • yüz bin civarında insanın kamudan atılması, proje liseleri, imam hatipleştirmeler, akademisyenlerin atılması, “kentsel dönüşüm”,
  • Bütün bunlar oldu ve hiç bir etkisi olmadı öyle mi? %kırk dokuz buçuk AKP tabanında konsolide oldu ve tarihin sonu geldi, öyle mi?
  • Dünyaya meteor da düşse, uzaylı istilası olsa bu “kömürcü, makarnacı takımı” asker gibi mota mot oy kullanacak, öyle mi?
  • Kahve ağzıyla “sen bu halkı tayanımıyosun hocammmmmm” düzeyini biraz aşıp baktığınızda olağanüstü değişimler olduğunu görüyorsunuz
  • Hem döngüsel değişim, hem tarihsel bir yol ayrımında tarihsel bir kırılma, hem 1980’den, 1990’lardan, 2001-02’den daha şiddetli bir çözülme
  • hem kapitalizmin (bence) nihai krizinden bir türlü çıkamayan dünyada olağanüstü değişim, hem “serbest ticaretin” sonu hem yeni küresel düzen
  • Bütün bu etkileri alt alta toplayın, çarpın, eşitliğin bu tarafında ne kaldı? Hiç bir şey bilmiyorsanız toplumdaki memnuniyetsizliğe bakın
  • Zannediyor musunuz ki bütün o kadın/çocuk tacizlerinden, dağılan milli eğitimden, her gün gelen polis/asker ölüm haberlerinden,
  • “90 yıllık parantez kapatıyoruzzzzzz” çığlıklarından, Atatürk heykelinin kamyon sırtında götürülmesinden, ana akım medyanın mevcut tavrından
  • yerlerde sürüklenen akademisyenlerden, mecliste anayasa görüşmelerinin seyrinde yaşananlardan bir tek siz, “beyaz türkler” rahatsızsınız?
  • O “makarnacı, kömürcü” diye aşağıladıklarınız olan biteni oh olsun diye mi seyrediyor sanıyorsunuz?

Eğer öyle sanıyorsanız asıl siz çıkın fildişi kulelerinizden. Fazla tepeden bir bakış bu.

Sen, bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları (Sponsor) | Pdf Kitap İndir