Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Türk Atlarının Özellikleri Nelerdir? (‘Türk Atının Manevra Kabiliyeti’)

Türk atlarının ne gibi özellikleri vardır. İnternette pek bişey yok bununla ilgili;  Türk atları İngiliz ve Arap atları gibi büyük atlar değildir. Dolayısıyla çok yüksek süratli atlar değildirler. Fakat Türk atının diğer atlara kıyasla başka avantajlı özellikleri vardır. Mesela Türk atının manevra kabiliyeti çok yüksektir.

  • Bu durum sebebbiyle süvari-süvari muharebesinde Türk atı, sahibine büyük bir avantaj sağlar. Çünkü birebir muharebede atın üzerinde kılıç,mızrak,gürz, topuz ve şeşber gibi çeşitli silahları kullanan askerlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, ani manevra ile rakibin arkasına geçmektir.
  • Süvarinin, rakibini arkasına veya yan tarafına geçmesi, onu zırhının en zayıf olduu yerden vurma fırsatı verir. Özellikle yakın süvari dövüşlerinde şeşber ve gürz gibi darbzen özellikli silahlar rakibin saf dışı edilmesinde atın manevra kabiliyetine ihtiyaç duyarlar.
  • Soy olarak Türk atının bir diğer özelliği tıknaz ve tüylü olmasıdır. Kabarık tüyleri sebebiyle ince tüylü olan İngiliz ve Arap atlarına göre iklim şartlarından daha az etkilenir. Eskilerin”atın çatlaması” diyerek tabir ettikleri şey, atın iklim şartları sebebiyle hastalanmasıdır.
  • Kaba ve sık tüylerinden dolayı Türk atı iklim şartlarına dayanıklıdır. Dayanıklı olduğu bir diğer husus, adım kondüsyonudur. Türk atı, kısa bacaklarından dolayı daha büyük cins atlara göre daha ritmik bir koşu rejimine sahiptir. Bu da Türk atını uzun mesafede dayanıklı kılar.
  • Atı evcilleştirip savaş sahasına sokan millet Türklerdir. Bunda muhtemelen Hintlilerin icad etmiş olduğu üzenginin payının çok büyük olduğunu kabul edelim. Zira üzengi olmadan asker ayaklarını bir yere basamadığı için elleriyle ata yapışmak zorundadır. Yani silah kullanamaz.
  • Dolayısıyla atlarla ilgili bilmemiz gereken en önemli harbî mevzu, atı bir savaş aracı haline getiren şeyin üzengi olduğudur. Türklerin evcil atları bir savaş aracı olarak kullanması Çinlileri de etkilemiştir. Çinliler atı aslında bir savaş aracı olarak kullanıyorlardı.

  • Fakat asker atın sırtında değil, atın çektiği arabada savaşıyordu. Bunun Latince adı “Quadrigae”dir. Dört tekerli olduğundan bu isim verilmiştir (Malumunuz; Qua: 4). Çince’sini bilmiyorum. Çinlilerin kullandığı bu savaş arabalarının manevra kabiliyeti süvariye göre çok düşüktür.
  • İşte bu düşük manevra kabiliyetinden dolayı Çinliler MÖ 307’de bir devrim yaparak, atın üzerine doğrudan binen Hun süvarilerinin tekniklerini benimsediler. Bu da yeni bir iş kollarının ortaya çıkması anlamına geliyordu. Yani bir nevi askerî anlamda daha fazla profesyonelleşme…
  • Üzenginin kapalı ağız olması, atın geminin atın ağzına zarar vermeyecek şekilde ama atın idaresini kolaylaştıracak şekilde olması, farklı eğer biniş takımları, okçu süvari için gerekli durumda yedek oklarını koyması için yedek kırba, daha dayanıklı deri üretimi vs. vs…
  • Bahaeddin Ögel Hoca”İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi”kitabının baş taraflarında Afanasyevo Kültürü’nden bahseder. MÖ 2500’lere tarihlendirilen Güney Sibirya’daki bu kültürde atın önemine dikkat çeker. Bu kültür muhtemelen Proto-Türklerin de dahil olduğu atlı kültürdür.
  • İşte bu kültürün devamı olan ve MS 5. yüzyıl itibariyle adına Türk dediğimiz kavim, bilhassa Avrupalıların çok çekindikleri bir özelliğe sahiptir. Bu özellik, Türk süvarisinin geriye doğru kaçarken (aslında düzenli geri çekiliş: ricat) geriye doğru ok atabilmesidir.

  • Türklerin bu özelliği haiz olmasındaki iki unsurdan biri okçuluk kabiliyeti, diğeri ise bu hareketleri rahatça yapabilmesine imkân sağlayan KISA BACAKLI TÜRK ATI’dır.Uzun bacaklı atlarda sekme eğimi daha geniş yarıçaplı bir daire çizdiğinden, hedef sürekli yükselip alçalmaktadır.
  • Gyula (Julius) Nemeth, “Attila ve Hunları” adlı eserinde okurken gülmekten kendimi alamadığım bir durumdan bahseder: Türkler, tabi ihtiyaçlarını dahi, atın üzerinden inmeden hallederler!!! Rüyalarını bile atın üzerine uyurken görürler.
  • Yani uyurken aniden düşme hissiyle uykudan sıçrama sebebimizin atalarımız olduğuna en kalbî duygularımla inanıyorum. Elalemin Romalısı bile öyle diyor. Adam niye övsün bzi durduk yere. Zaten sürekli de övmüyorlar, atlarımıza da çirkin diyorlar.
  • “At binenin, kılıç kuşananın” sözünün yanısıra “Atı alan Üsküdar’ı geçti” gibi atasözleri, Türk kültürünün ata dair birer temsilleridir. Atlarla ilgili olarak şunu söyleyeyim ki ben atlara çok acıyorum. Sebebini söylediğimde siz de üzülecek ve şaşıracaksınız.

  • Çünkü atlar, süvarilerinin zırhlı olmasının dezavantajını, süratleriyle avantaja çevirirler.Bu sebepla düşman, süvariyi zayıf yerinden vurmaya çalışır:Atının ön bacaklarından…Ön bacakları kılıç darbesi yiyen at etkisiz hale gelir ve üzerindeki süvari ağır zırhıyla ortada kalır.
  • Yani her tarafı ağır zırhlarla kaplı olan süvariyi etkisiz hale getirmek için düşman onu değil zavallı atının ön bacaklarını hedef alır.Süvari yüksek hızla manevra yapmayacaksa atın bacaklarının ve alttan gelecek tehlikeleri bertaraf etmek için süvarileri mızraklı piyadeler korur.
  • Atla ilgili bir başka ilginç husus, savaşlarda atın kuyruğunun topuz şeklinde bağlanmasıdır. Bunun sebebi düşmanın, atın bir denge unsuru olan kuyruğundan tutarak atı etkisiz hale getirememesi içindir. At deyince aklıma başka hikâyeler de geliyor. Meğerse bir küçük kitap olurmuş.
  • Mesela II. Mahmut’a çok güzel bir at hediye edilmiş. Sultan, İmrahor’a (emir-i ahur/ahır amirinden bozma) dönüp “Bu ata iyi bakın, kim bana ‘Bu at öldü’ derse onun kellesini alırım! Ona göre” demiş ve atı titreyen İmrahor’a teslim etmiş. Sakınan göze çöp batar misali at ölmüş!
  • İmrahor son abdestini almaya giderken Padişahın musahibi (Sohbet arkadaşı/nedim) Said Efendi’yi görmüş. Padişah üzerinde hatrı büyük olan Efendi’nin eteğine yapışmış. “Aman efendi hazretleri, Allah’ını seversen beni kurtar” deyip durumu anlatmış.
  • Said Efendi “Sen yine de son abdestini bir alıver hele. Biz de bir şansımızı deneyelim” deyüp Devletlü Saadetlü Hazretlerinün zemin-i tahtını bûs itmüş. “Aman Hünkarım, gelirken Istabl-ı Âmire’de size hediye edilen o güzelim atı gördüm” deyince Sutan “Ata bir şey mi oldu?” demiş.
  • “Aman efendim, ata ne olacak, şahane bir at” “Beğendin mi?” “Hem de nasıl Sultanım. Ben hayatımda böylesini görmedim” “…” “Fakat Sultanım, mubarek hayvanın üzerinde sanki bir hâller vardı” “Nasıl haller?” “Ne bileyim Sultanım, hiç yemiyor içmiyordu” “E karnı toktur Said!”
  • “Doğrudur Hünkarım.Fakat hep yatıyordu…” “E Yorgundur o zaman” “Ama Hünkarım, gözleri de hep kapalıydı” “Said! Uyuyordur hayvan! Ben ne bileyim” “Ama Hünkarım! Nefes de almıyordu!” “!!! E ölmüştür o zaman be adam!!!” Said Efendi soğuk terler boşanarak: “Vallahi siz söylediniz”
  • II. Mahmud’un atından devam edelim, Sultan’ın yine çok güzel ve huysuz bir atı varmış. Törenlerde Sultan’ı zor durumda bıraktığından törenlerden bir gün önce gece boyu yorulması için karnından yumuşak bir kuşakla havada, askıda bırakılırdı.
  • Gece yorgun düşen hayvan da ertesi gün yorgunluktan aheste aheste yürür, hiç sıçrayıp, ani hareketler yapmazdı. Halk da padişahın ata nasıl da hükmettiğini ve kontrol edebildiğini birbirine gösterirdi.
  • II. Mahmud vefat edince, atının kuyruğu bağlanmış ve gözüne cenaze öncesi tuz sürülmüştür.Bu bir ritüeldir ve aslında hayvanın ağlıyormuş gibi gözünden birkaç damla yaş akması için yapılır.Halk da atın bile Padişah-ı Alem-penah’ın irtihal-i dar-ı bekasına nasıl üzüldüğünü görürdü.
  • Bu gece gördüm ki bu güzel hayvanların kültürümüzdeki yerine dair bir kitap yazılabilirmiş. Ama asıl mesele, keşke okullarımızda Askerî Tarih dersleri olsa da, öğrencilere Zitvatoruk Antlaşması’nın maddeleri yerine bu müthiş kültür öğretilse… Keşke… Tabi önce yazmak lazım!
  • Bana gecenin bu saati, bu zinciri ördürenler, Allah sizlerden hesap soracak! Ben ne güzel kitabı bitirmeye çalışıyordum şurada Ya Hu!
  • “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik…” Son olarak Türk atının görüntüsüyle bitirelim. Tam Türk atı diyemedim ama, Türk atının ectomorfik iskelet yapısına benzeyen bir Asya atının ineternetten bulduğum bir görüntüsü. Efendiler, Atlar güzeldir. Atları sevin.

Gelen bir soru: “İngiliz atı, Arap atı dedin. Bunları hep duyuyoruz da Türk atı ne oldu?”En korktuğum şey bu soruydu. El-cevap: “Yok! Koruyamadık! Zaten bilmediğiniz hiçbir şeyi koruyamazsınız! Biz de bilmeyip unuttuğumuz için artık Türk, Türk atı yetiştiriciliği falan YOK!”

Bu Konu, A. Sefa Özkaya @asefaozkaya Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Güncelleme: 18 Eylül 2018 — 22:37

1 Yorum

Yorum Ekle
  1. Türk atı korunıyor.
    Türkmenistan Ahal Teke atları.
    At bakanlığı bile var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |
Paylaşım;