Amerikan Çağı’nın Türkiye’deki karşılığı mutlak bir ‘Son’a doğru ilerliyor!

Bir dönem sona eriyor… Amerikan Çağı’nın Türkiye’deki karşılığı olan ve 1950 DP iktidarı ile başlayan dönem, ifade bulduğu son karikatüründe adım adım mutlak bir ‘Son’a doğru ilerliyor… İleride çok yapılacak, ama bir muhasebe yapmaya başlamanın da vakti geliyor…

  • “Son 70 yılın Muhasebesi”, dozu yıllar içinde artarak kendi kendini imha eden bir “anlayışlar manzumesi”nin topyekün değerlendirmesi olmak zorunda. Ama bu kollektif bir konu ve “muhasebeyi” çok kişi, çok yönlü yapacak elbette. Burada sadece biriki noktaya dikkat çekilebilir…

  • En dikkat çekici durumun “Muhalefet”le ilgili olduğunu düşünüyorum… 2011’de, içinde yaşadığımız bu son dönemde Muhalefetin titizlikle uyması gerektiği bir temel ilkeden bahsetmiştim: “Her ne olursa olsun mutlaka ama mutlaka yüksek değerlere göre AÇIK ve NET davranmak…”
  • Yani gizli gündem, katakullik “planlar” ve DP tipi popülist “pilavlar” peşinden savrulup gitmek yerine açık net doğru dürüst onurlu olmak ve halka güvenmek gerektiği gibi bilinen bir öneriydi bu, ama kısa vadeli değil uzun vadeli işleyen bir kural -yani perspektif gerektiriyor…
  • Muhalefetin dürüstlüğü ve yüksek değerleri esas almanın gücünü farketmekle birlikte, son zamanda katakullik olaylara ve korkulara fazla prim vererek kendi siyasi intiharını yaşadığı, ama az sayıda insanın bu ilkeye uyarak gelecek için şimdiden ön aldığı görülüyor…
  • Bu süreçte, eskisinden çok daha net bir şekilde ortaya çıkıp insanda mide bırakmayan başat konu, “Biz de yararlanalım, zamana uyalım” diyen yazar çizer entel dantel takımı… Şimdi bu dönemin bitiş çizgisine doğru ilerlediğini anlayıp Atatürkçü olanlar bile var!
  • Muhalefet açısından asıl konu, Halk’a ve İyi’nin gücüne değil Ordu’ya (veya katakullik başka güçlere) güvenmek ve omurgasız olmak şeklinde özetlenebilir… Ve Türkiye Entelijansiyasının ruh ile para/mal arasında seçime zorlandığında ikincisini tercih etmesi gibi bir durum da var.
  • Yalan-dolanın üztünlük kurduğu baskıcı zamanları aşmanın tek yöntemi, ‘İyi’nin sağaltıcı gücüne sığınmak, mutlaka erdemli olmaktır… “Şimdi biraz da biz yiyelim, sonra karşı çıkarız” mantığı, ruhun değil malın mantığıdır ve bu ayrımı bilmeyen zaten entelektüel değil enteldir…
  • Devran dönüp bu dönem sona erince, “Biz aslında asla tam desteklemedik, zor zamanlardı” falan diyerek gene TV stüdyolarını doldurup köşelerde yüce bilgilerini pazarlamak isteyeceklerin ağzında buruk bir tad kalacak ise… Yeni neslin ağzında zehir gibi acı bir tad bırakacaklar…
  • Yaşanan dönem öyle bir dönem ki, “ihanet” sözü hiç bu kadar sık kullanılmamıştı, o halde bunun bir “gerçek” yanı da olmalı… Neredeyse herkes kendi doğasına ihanet etti… Birileri takiyyeyle, diğerleri sol kökenli olduğu halde Sağ’ın Allah’ını destekleyerek veya Orduculukla…
  • Bütün yüksek değerler çiğnenip, gerçek anlamda onur/haysiyet meta haline getirildiği aşamada ‘İyi’ olup ‘İyi’ kalmak, yani bu değerleri şaşmaz bir şekilde yüksekte tutmak ASIL MESELE idi… Bu konuda Muhalefet ve Türk Entelijansiyası kötü bir sınav verdi… Şimdilik bu kadar. <<

Muhasebeye, “Olaylardan öğrenilen ve çıkarılan dersler istikametinde -mesela sanatçıların/okumuşların kariyer perspektifi açısından- “ne yapmalı?” konusunda devam edebiliriz…

  • Devamında, geçmiş 70 yılın karikatürü sayabileceğimiz son beş yıla bakarak, “Geçmişin Muhasebesi”ne devam ediyorum… Elbette, kollektif bir değerlendirmeye sadece küçük bir katkı isteği adına…
  • Kasabalı politika “erbabı”nın iktidar veya muhalefetin uyandırdığı hayalkırıklığının ve ekonomik çöküşün ardından, elbette yeni politikacılar gelecek, “her şey daha iyi olacak” ve devran dönmeye devam edecektir, -ama yaşananların muhasebesi adına bazı şeyler ÇOK farklı olacak. >>
  • Sona eren Amerikan çağının Türkiye’ye yansıması yetmiş yıllık küçük Amerikan “Muhafazakarlar” devrinde ‘İyi’ye has evrensel yüksek değerleri en etkili şekilde kullananlar ve en önemli etkide bulunanlar, Meclis’deki anamuhalefet falan değildi… >
  • Mesela Atatürk’ü, Lenin’i şiar edinen, “devrümcü ve ulusalcı” anti-semitizmin bi ara “Beyaz Türkler”i kripto Yahudi sayıp, Yahudiliği de kafadan “kötülük” ilan edip “Ergenekon”dan yargılandığı dönemde, davanın bir komplo olduğunu Dünya’ya kabul ettiren, bir Türkiye Yahudisiydi.
  • Harvard Ekonomi Profesörü Dani Rodrik ve Eşi Pınar Doğan, sadece iki kişi, Türkiye’de herkesin bildiği ama dillendiremediği veya dillendirip kimseyi etkileyemediği atmosferde, çok sayıda kişinin kurguladığı, bir sürü köşemenin hakkında yazıp çizdiği bir komployu çökertti…
  • Diğer ilginç etki, Nuri Bilge Ceylan’dan geldi ve “Liberaller” denen çevrenin adeta “tekel” haline getirdiği yurtdışındaki entelektüeller/sanatçılar “etkisi”ni bir anda ortadan kaldırdı… Mesele “Geçmişin Muhasebesi” olacaksa, özellikle entekeltüeller ve sanatçılar için ders…
  • Evrensel Yüksek Değerler’den en ufak bir taviz vermeyen, Dünya kalitesinde (alaturka değil) rasyonel evrensel bir noktadan konuşanların tek bir sözü, bir cümlesi bile, kasabalı dandik Muhalefetin sullar seller gibi çağlayan demeçlerinden daha etkili oldu… Neden?
  • Birkaç sanatçı ve bilim adamının Türkiye’deki bozuklukların düzeltilmesinde bu kadar etkili olabilmelerinin birinci nedeni, Dünya tarafından tartışmasız kabul edilen kaliteleri/nitelikleri ve kontroledilemezlikleri idi…
  • Çok daha sert ve etkili olan, be daha çok şey söyleyen, Türkiye’deki muhalif -bir elin parmaklarından az- entelektüel ve politikacının, Dünya tarafından benimsenen Dünya kalitesindeki sanatçılar kadar başarılı olamamasının nedeni neydi?
  • İleride heykelleri dikilecek bu az sayıda insanın özelliği, evrenselliği-çeşitli nedenlerle- yakalayamamasıydı (bunu daha sonra konuşmalıyız)… O halde geleceğin güvenliği konusunda bir “Matris”den bahsedebiliriz: 1. Alaturka politikacı milletinin hiç bi türüne güvenilemez… >
  • Alaturka politikacı milletinin çok kötü sınav verdiği uzun bir deneyimden sonra, politika, artık “politikacı” denen kasaba pazarı eşrafına ve onun “ufuk” dediği asfalt/beton ve/veya Lise Cumhuriyet tarihi ders kitabı malzemesinden ibaret “seviye”ye bırakılamaz…
  • Gerçek anlamda Dünya kalitasinde edebiyatçı, sanatçı, bilim adamı yetiştirilmesi ve bunların, Türkiye’nin vasatlığının vücut bulmuş hâli politika esnafının kontrolü dışında yaşayabildiği bir atmosferin kurulması, bu uğurda sahici mücadele, geleceğin en önemli hedeflerindendir…
  • Türkiye’nin -kariyer planı yapan- bütün parlak ve yaratıcı beyinlerini, vasatlığın şahikasını temsil eden “Türk Politikası” lanetinin kontrolünden (yani engelinden) kurtarmak, bunun için ağırlık merkezi Türkiye değil Dünya olan bir anlayış kurmak önemli…
  • Anlayış önemli, çünkü madde her zaman ruhu yakip eder, anlayışlara uygun pratik gelişmeler onun arkasından gelecektir… Türkiye’nin Dünya kaliyesini esas alacak entelijansiyası, sanatçıları, bilim insanları, alaturka dandik “politika”yı hak ile yeksan edebilir, etmelidir… <<

Bu Konu, Selçuk Salih Caydı @selcuksalih Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Güncelleme: 18 Eylül 2018 — 23:58

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir