Tarihi Salgın Anıları

Gündem salgın olunca, annem muhabbete damardan girdi. Çocukluğunda yaşadığı çiçek ve veba salgınlarının hikayelerini anlattı. Annemi dinledikçe ne kadar şımarık, nazlı ve kırılgan bir nesil olduğumuzu düşündüm. Kısa bir flood ile gerçek bir salgının dehşetini sunayım.

  • II. Dünya Savaşı’nın sonları. İnsanlar o dönemde açlıkla boğuşuyorlar. Düşünün ki tuz bile yok. Dedem başka bir köyden yakın bir dostuna uğrayıp az miktarda tuz alıp cebine saklayarak eve getirmiş. Evde o gün bayram havası esmiş. Tuzdan kimseye bahsedilmemesi de tembihlenmiş.
  • Köyde un olmadığı için insanlar ormandan ağaç kesip sırtlarına vuruyorlar ve Karadeniz Dağları’nı aşarak Bayburt’a gidiyorlar. Devasa keresteleri teslim edip karşılığında 3-5 kilo un alabiliyorlar. Tabi hava her zaman güzel olmuyor, kimi zaman tipiye yakalanıyorlar.
  • Bu tipilerden biri sırasında kaybolan ve ancak baharda, karların erimesiyle yan yana cesetleri bulunan üç genç kızın hikayelerini gözleri dolarak anlattı annem. Babam da tipiye yakalanmış. Şans eseri o gün Bayburt’tan horoz almış ve onu karnına yaslayarak ısınmış ve kurtulmuş.
  • İşte böyle milletin canı burnundayken çiçek salgını patlamış. Hemen ardından da tifo salgını. Annem “çiçek gençleri ve çocukları vurdu, tifo büyükleri” diye özetledi. Öylesine çaresizler ki, doktoru, hastaneyi ilacı geçtik, yol bile yok.
  • Yol derken yanlış anlamayın, araba yolu zaten yok. Patika var sadece, o da 3-4 ay kardan dolayı kapalı. Her evden en az bir cenaze çıkmış. “Her sabah kalktığımızda kimlerin öldüğünü öğrenmek için köyü dolaşan gençlerden haber beklerdik” dedi annem.
  • Tıpkı bizim her akşam corona vaka ve ölüm haberlerini beklediğimiz gibi. Ama bizimkisinin yüz katı yakıcı, bin katı dehşetli. Annemler o zaman dört kardeş ve tamamı çiçek hastalığına yakalanmış. Büyük abi kolay atlatmış, diğerleri ağır geçirmiş.
  • Bu arada dedem ve ninem tifoya yakalanmış. Dedem hafif atlatmış, ama ninem bir ay yatakta ölümle cebelleşmiş. Annemin durumu ağırlaşınca nineme “kızını son bir kez gör” demişler.
  • Ninem kalkamıyor tabi. Sırtlamışlar ve annemin yattığı odaya getirmişler. Annemin görüntüsü o kadar fenaymış ki, ninem “bu kız bu haliyle yaşamasa daha iyi, ölsün de kurtulsun” demiş ve annem de 8-9 yaşlarında ve bunu duyuyor. Travma mı istiyorsunuz, alın size travma.

  • Siz hayalleri olan genç kızlık arefesindesiniz ve anneniz ölmeniz için dua ediyor. Evin en küçüğünün -annemin kız kardeşi (5)- yaraları kurumaya başlıyor ve çiçeği atlattı sanılıyor. Yeni bir başlangıç olsun diye saçlarını kesiyorlar.
  • Sabah küçük kızın cansız bedeniyle karşılaşıyorlar. Annem şöyle devam etti: “Ölmesinden daha çok, saçlarını kestiklerine vah ettik, çok güzel saçları vardı ve onu saçsız uğurlamak çok koydu bizimkilere. Ben kız kardeşimi son kez göremedim. Çiçekten dolayı gözlerim kapanmıştı.”
  • Çiçek yeni evli çiftleri alıp götürmüş, birer gün arayla iki kardeşi. Nişanlı bir kızın ölümü vs. Yıllar sonra bile çiçekten çocukların annelerin ağıtlarını dinlemişler. O zaman orta büyüklükte bir köymüş ve yüzden fazla çocuk ve genç çiçekten hayatını kaybetmiş.
  • Bu arada bir taraftan çok sayıda yaşlı da tifodan ölüyor, ama çocukların, özellikle de gençlerin ölümü herkesin yüreğini dağlamış. Anne babalar da hasta olunca doğal olarak çocuklar iyice per perişan olmuşlar. O zaman ilkel aşılama teknikleriyle çare aramışlar.
  • Çocukların kollarına bir çizik atılıp, bu çiziğin içine hasta olan çocukların yaralarından irin sürmüşler. Annem bu tekniğin bazı çocuklarda işe yaradığını söyledi. Tifo ve çiçek sonbaharda başlayıp Temmuz sonuna kadar sürmüş. Tam bir azap yılı olmuş o sene.
  • Bizim bugün corona diye eteklerimizi tutuşturan hastalık hiç olmazsa gençleri ve çocukları vurmuyor. Kaldı ki yaşlılarda bile ölüm oranı gayet düşük. Şöyle düşünün. O zamanki gibi her evden bir cenaze çıksa 4 milyon kişinin ölmesi demek. Bu hikaye hepimize şükür vesilesi olsun.
  • 70 yaş üstü ihtiyarlarımızın; Ölüme bu kadar tevekkülle yaklaşmaları ta çocukluk, gençlik günlerinden ölümle yakınen tanışmalarından. Tutumlulukları çektikleri açlıkta.  Varsa bir huysuzlukları yaşadıkları ağır travmalardan. Gönüllerini hoş tutalım.

Yazar; Ziya Bilici

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Facebook video indir | Yorumlar Libros Gratis | Pdf Free Books Download |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x