Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Stratejik çalışmalar; Savaş ve Siyaset (‘Clausewitz, Sun Tzu, Maoist Strateji’)

Stratejik çalışmalar 101: ilk olarak klasik kuramcılar okunur: Clausewitz & Sun Tzu, opsiyonel: Mao. Sun Tzu öneriler verir, fakat neden bu önerilere uyulması gerektiğini açıklamaz: “X Y Z yap, A B C yapma, zafer senin olacaktır.” Clausewitz çok daha farklıdır, okuması da zor.

  • Sun Tzu kendini bir “usta” olarak tanımlar, bizdeki “hocaların hocası.” Ustanın bilgeliği sorgulanmamalıdır, dediklerini yapmanız yeterli. Clausewitz her söylediğinin altında yatan mantığı açıklama yoluna gider: “X yap, çünkü A, Y yapma, çünkü B.” Okuması neden zor?
  • Clausewitz erken 19 yy Avrupa düşünsel bağlamında yaşar (rasyonel düşüncenin başlangıç/altın çağı), “Almanlığını” konuşturur (ağır dil). Aynı zamanda kitabı (On War) bitiremeden ölür, eşi tamamlar. Ölmeden şunu yazar: bitiremeden ölürsem karmaşık gelebilir, benim suçum değil.
  • Sun Tzu (ST) & Clausewitz temel farkı: ST doğrudan “kralın” okuması için yazar, Clausewitz ise subayların/komutanların. ST barış-savaş-askeri-diplomasi-istihbarat alanlarının hepsinden bahseder. Clausewitz “savaş”a odaklanır, diplomasiyle pek ilgilenmez, istihbarata önem vermez.
  • Sun Tzu’nun gerçekte kim olduğu belirsizdir. Carl von Clausewitz’in hikayesi bilinir, biraz da acıklıdır. Yetenekli bir asker olan Carl, Prusya ordusundaki liyakat sorununa kurban gider, yeteri kadar asilzade olmadığı için “pasif” bir görev olan Harp Okulu başkanlığına atanır.
  • Clausewitz kitabı bitiremeden ölür, hayattayken de çok itibar görmez. Avrupa’da stratejinin “rock star”ı olması 1870-71 sonrası. Rivayete göre bu tarihlerde Fransa’ya karşı büyük zafer kazanan Alman komutan Moltke’ye “sırrını” sorarlar, O da “Clausewitz” der, olaylar gelişir.
  • Sun Tzu’nun zafer prensibi “esneklik” üzerine kuruludur: su gibi ol, zemine göre şekil/yöntem geliştir. En iyi kumandan savaşmadan zafer kazanan (istediğini elde eden) kumandandır. Clausewitz için rakibin “*asıl* güç merkezini” (center of gravity) yok etmeden savaş kazanılamaz.
  • Ne Sun Tzu, ne de Clausewitz “uzay boşluğunda” yazmaz, ikisinin de “stratejik düşünce” aleminde rakipleri vardır. İkisi de zamanlarının ötesinde yazarlar. Sun Tzu’nun rakipleri: “Konfüçyus”ün öğretileri ve savaşı “bir onur meselesi” olarak gören asilzadeler.
  • Sun Tzu Usta piyasaya girdiğinde en büyük rakibi Konfüçyus’tür. Konfüçyus, kısaca, “gelin canlar bir olalım, devletlerin kardeşliği, savaşlar olmasın” temasını güder. Savaş Sanatı’nın ilk cümlesinin teması: “savaş konusunda akıllı olmayanın hem aklını, hem de canını alırlar.”
  • Sun Tzu’nun diğer rakibi “onur için savaş” anlayışıdır. Sun Usta bu anlayışa da karşıdır: savaş söz konusu olduğunda onur söz konusu bile olmaz, her yol mübahtır: yalan, dolan, suikast, casusluk, katliam. Makyavel bile Sun Tzu’ya kıyasla “etik” diyebiliriz (tartışmaya açık).
  • Sun Tzu: hem kendini bilip düşmanı anlayamayan, hem de düşmanı anlasa bile kendini tanımayan gireceği 100 savaşın yarısını kaybeder. Ne düşmanı, ne kendini tanıyan girdiği her savaşta yenilir. Hem kendini hem düşmanı anlayabilen ise gireceği her savaştan muzaffer çıkacaktır.
  • “Düşmanı ve kendini tanı” hem Sun Tzu hem de Clausewitz’in altını çizdiği bir tavsiye. Stratejide belki de uygulaması en zor eylemdir. Çünkü “öz” kendini olduğundan farklı görmek ister, rakibini de gözleriyle değil ön yargılarıyla görmeye meyillidir. Misal: TR muhalifleri…
  • ”Düşmanı & kendini tanımayan, olduğu gibi görmeyen kaybeder.” Clausewitz bir ekleme yapar: savaşa girmeden savaşın ilgili devletler üzerinde yaratacağı etkiyi de hesaba katın. Misal: AKP Esad’ı indirmek için Suriye’ye ilk karıştığında İran/Rusya tepkisini düşünmedi.
  • Sonuç belli Clausewitz aynen Sun Tzu gibi “karamsar”dır: savaş ciddiye alınmalıdır, almayanın hem aklını, hem özgürlüğünü elinden alırlar. Tecrübe ile konuşmaktadır. Prusyalı komutan Napolyon’un ülkesine yaptıklarını ilk elden görmüştür. 1806 sonrası Napolyon Prusya’yı ezmeye başlar…
  • Clausewitz: “hiçbir savaş son savaş değildir.” Her daim savaşa hazır olmak gerekir. Barış güvercinliği oynayanlar, kılıçlarının paslanmasına izin verenler elbet bir düşman tarafından bertaraf edilecek, kolları düşmanın kılıcı tarafından kesilecektir. Karanlık realizm nedir…
  • Clausewitz’in en büyük motivasyonu Napolyon’dur. Ama sanılanın aksine Napolyon’u anlamaya/anlatmaya çalışmaz. Tam tersine: Napolyon bir “dahi”dir, dehayı yaratamazsınız. Ne yapabilirsiniz? Savaşa her daim “kafaca” hazır, aklını kullanabilen bir subay sınıfı eğitebilirsiniz.
  • Napolyon Clausewitz’i nasıl motive eder? Ülkesini işgal ederek. Clausewitz Napolyon’a “Savaşın Tanrısı” der, doğada benzeri az bulunan bir “dahi” olarak görür. Napolyon’un strateji çalışmasına gerek yoktur, ama Prusya’ya savaşın doğasını 7/24 çalışan bir subay sınıfı lazımdır.
  • Clausewitz iki farklı düşünceye rakip olarak piyasaya girer: savaşı bir “sanat” olarak görmek veya savaşa denklemi çözülebilecek “mekanik” bir olgu olarak yaklaşmak. Savaşın sanatı olmaz, savaş mekanik değil “organik” bir olgudur. Neden organik?
  • Clausewitz için kaçınılmaz olan: “savaşın getirdiği sis perdesi” (fog of war), belirsizlik ve ihtilaf (friction). Ne kadar plan yaparsanız yapın işler ters gidecektir. Hazır olun. Artı: “düşmanın da bir oyu vardır.” Düşman her hamlenize karşılık verecektir, ahmak da değildir.
  • Clausewitz’in asıl “devrimi” savaş ve siyaset arasındaki ilişki üzerinedir. Yaygın düşünce siyaset ve savaşın iki farklı “evren” olduğudur, veya gece ve gündüz. Biri başladığında diğeri biter. Clausewitz: savaş siyasetin devamıdır, farklı olan kullanılan araçlardır.
  • Clausewitz: savaş siyasetin devamıdır. Mao’nun yorumu: asıl siyaset savaşın devamıdır. Eğer seriyi sürdürürsem Mao’nun Clausewitz ve Sun Tzu’yu nasıl sentezlediğinden bahsedeceğim. Pek fazla bilinmeyen: Mao’nun strateji yazıları sayısız isyancı/terörist grubu etkilemiştir.
  • Peki Clausewitz’in savaş üzerine asıl “teorisi” nedir? Bu cevabı Clausewitz okumuş çoğu kişi doğru şekilde veremez. Neden? Yukarıda belirttiğim gibi “Savaş Üzerine” okuması çok zor bir eserdir, Clausewitz de bitiremeden ölmüştür. Teori biraz “gömülü” kalmıştır…
  • Dikkatli okursanız Clausewitz’in “savaş teorisi” bir “üçleme” (trinity) üzerine kuruludur: 1) Akıl, rasyonalite (“reason”) 2) Tutku, öfke 3) Şans, olasılık. Savaş bu üç mıknatısın ortasında duran bir olgudur, her mıknatıs kendine çekmeye çalışır…
  • Peki, Clausewitz “savaşın üç mıknatısı”nı nasıl betimler? 1) Akıl, rasyonalite: “hükümet”ten gelir, daha doğrusu gelmelidir. 2) Tutku, öfke: toplum/halkın özelliği 3) Şans, olasılık: “asker”in uzmanlaştığı alandır. Bir ordu sadece düşman değil, “belirsizlik” ile de savaşır.
  • Clausewitz: bir savaşa girmeden önce bu savaşın “doğasını” anlayın. Doğasını anlamadığınız bir savaşa girerseniz, veya girdiğiniz savaşın doğasına aykırı hamleler yaparsanız bu üç mıknatıs (akıl, tutku, şans) dengesini kaybeder, sonuç hüsran…
  • Kesin bilgi: Clausewitz Kurtlar Vadisi hayranı değildir, “sonunu düşünen kahraman olamaz” önermesine katılmaz. Clausewitz kahramanlık değil “ulus olarak hayatta kalma”yı amaçlar: atacağın son adımı -yani savaşı nasıl sonlandıracağını- düşünmeden asla ilk adımı atıp savaşa girmez.
  • Açık açık yazalım, kesin bilgi, paylaşabilirsiniz: strateji çalışmalarında hamaset dili ve edebiyatının yeri yoktur, olamaz. Size “strateji uzmanı” olarak sunulan kişilerden hamaset dili ve edebiyatına bulaşanların *gerçek dünyadaki* strateji çalışmalarında yeri yok. Net.
  • Clausewitz: Savaşta en önemli nokta “siyasi amaç”tır (*akıl*). Kararları etkileyen sadece siyasi amaç olmalıdır. Siyasi amaç (*akıl*) gerçekçi ve açık değilse, veya halkın *tutku*ları, askerlerin “*şans* ile dans” isteği aklın önüne geçerse sonuç hüsran olacaktır. Her defasında.
  • Clausewitz’e belki sonra döneriz. “Mao ne alaka?” sorusu çok geliyor: Çok alaka. Mao kaybede kaybede kazanmayı öğrenmiş, aynı zamanda “gerilla” savaşının fikirsel önderliğini yapmıştır. Biraz Sun Tzu, biraz Clausewitz, ama Çin usulü. Mao’yu anlamak için biraz “bağlam” gerekli.
  • Kısaca: Marx kapitalizmin kendini yok etmeye programlı olduğunu söyler. Dünya devrimi kapitalizmin en ileri olduğu ülkelerde – misal, Batı Avrupa’da – başlayacaktır. Başlamaz. Komünistlerin son umudu I. Dünya Savaşı’dır. İşçiler milliyetçiliği sınıf bilincine tercih eder.
  • Lenin bu “sorunu” Emperyalizm kitabında “çözer”: devrim ileri kapitalist ülkelerde çıkamaz, çünkü kapitalist devletler kolonilerini sömürüp arta kalan paranın bir kısmını işçi sınıfına dağıtarak onları “uyuştururlar.” Lenin: devrim gelişmekte olan ekonomilerde çıkacak. Rusya.
  • Mao için ise sıkıntı şudur: Lenin devrimi gelişmekte olan, kentleşmenin yükseldiği Rusya’da yapmıştır. O sıralar Çin’de kentleşme çok düşük, endüstri çok zayıf, halkın önemli kısmı kırsal alanda yaşıyor. Lenin’in kuramı/yöntemleri Çin’de tutmaz. Çözüm? Maoist strateji…
  • Maoist strateji, Maoist strateji, neymiş bu Maoist strateji? Çin’e komünizmi getiren, dünyadaki (IŞID ve PKK dahil) bir çok isyancı ve/veya terörist oluşumu etkilemiş bir anlayış. Sun Tzu’dan aldığı: esneklik & sadece muhabere değil, istihbarat ve algı yönetimi de çok önemli.
  • Maoist strateji “kırsal”da başlar, 3 aşamalıdır: 1) Devletin erişmesinin zor olduğu kırsal bölgelerde “üs alanları” kurmak, vur-kaç eylemleri 2) Stratejik denge: bu aşamada gerilla savaşı ile düşman yıpratılır 3) Topyekün muharebe: düşman güçleri yok edilir.
  • Çin’de tutar, Maoist strateji başka nerede tutar? En önemli örnek: Vietnam. Bu versiyon “dau tranh” olarak tanımlanır. Nerede tutmaz? Türkiye. PKK Maoist stratejiden epey ilham alır, fakat “Mao’nun 3 aşamasında” yol alamaz. 3. aşamanın yanına bile yaklaşamaz, 1. aşamada kısılıp kalmıştır.

Bu Konu, BurakKadercan @BurakKadercan Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

1 Yorum

Yorum Ekle
  1. Sunzi’nin kendini saraya kabul ettirmesi hikayesi de çok ilginçtir…
    İmparator, “Madam o kadar iyi stratejist ve askersin, benim haremime de bir asker disiplini getir de görelim” diyor.
    Sunzi, “ama bu süre zarfında üzerlerindeki emir ve ksrar yetkisi bende olursa” diyor. >
    > İmparator Sunzi’nin bu şartını kabul ediyor…
    Sunzi kadınlar arasından üçünü subay ilan edip ilk emrini veriyor:
    “Herkes mızrağı alsın sıraya geçsin.”
    Saray kadınları kikirdeyerek ellerine mızrakları alıp kibar kibar duruyorlar ama sıra, disiplin falan hak getire. >
    > Sunzi’den ilk uyarı:
    “Eğer disiplin sağlanmazsa, üç kadının başını kestiririm.”
    İmparatorun odalıkları cariyeleri buna gülüyorlar ama biraz daha düzgün bir sıra oluşturuyorlar.
    Birkaç gün sonra Sunzi kadınları kontrol ediyor, aynı laçkalık. >
    > Bunun üzerine Sunzi, üç kadının başının kesilmesini emrediyor. İmparator, “sen ne yapıyorsun?!” diyor…
    Sunzi, “Kayıtsız şartsız emir yetkim var” diyor ve üç kadını orada öldürtüyor.
    Bu olaydan sonra imparatorun haremini, bir bölük asker halinde İmparatora sunuyor! >
    > Sunzi, bu olaydan sonra Wu sarayının en önemli kişisi haline geliyor…
    (Düzeltme: üç değil iki kadını öldürtüyor) <

Bir Yorum Bırak! ('Küfür Yok Beyler, Küfür Yok!')

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |