Siyasi ve Sosyal Kutuplaşma! (‘Ötekileştirme ve Ayrımcılık’)

Oy kullanmaya haiz vasıfları olanlar vatandaşlık görevi için sandık başına gitti. Hür iradesi ile görevini ifa etti. Henüz kazananlar mazbatalarını alıp vazifelerine başlamasalar dahi, halkın iradesinin sandıklara yansıdığı bu seçim milletimiz adına hayırlı olsun.

  • Demokrasilerde seçim demek, millet iradesinin en doğal ve en medeni şekliyle sandıklara yansıtılması demektir. Bu açıdan oy kullanmanın hep önemine inanmış biriyim. Fakat bu flood ile amacım, ne bir seçim değerlendirmesi ne de siyasi bir parti/partiler hakkındaki yorumdur.
  • Toplumsal olarak çok büyük bir tehlikenin içinde olduğumuzun, gittikçe de bu tehlikenin tırmanıp, vatan sathında her yere yayılıp, işin içinden çıkılmaz bir hal aldığının farkında mısınız?
  • Nedir bu tehlike diyeceksiniz? Siyasi söylemlerdeki sert,kırıcı ve hatta hakaret içeren ifadeler toplumu yıllardır germiştir.
  • Toplumumuzda çok ciddi anlamda “ya bendensin yahut düşman” gibi bir anlayış hakim olmuştur. Maalesef ki bu ateşi körükleyen toplumun önde gelen tanınan, bilinen meşhur simaları da vardır.
  • Siyaset toplumun en küçük yapı taşı olan aile kurumu içinde dahi bireylerin birbirini kırmasına, kırmanın da ötesinde küsmelere sebep olmuştur. Bunda siyasetin, tüm siyasetçilerin keskin dili muhakkak ki etkili olmuştur.
  • Birleştirici olması gereken siyasiler bu sınavı hakkı ile kazanamamış ve toplum fertleri kendi görüşünden olmayanları, muhalifleri adeta düşman bellemiştir.
  • X bir partiye oy vermeyi “iman” , “dini bir vecibe” gibi kutsayanların yanı sıra bir diğeri oy verme eylemini “bekâ” meselesi görmüştür. Başkaları ise “ülkenin geleceğinin teminatı” biziz naralarıyla ortaya atılmıştır.
  • Hal böyle olunca siyasetteki özellikle son yıllarda beliren keskin hatlarla ayrıştırıcı söylemler toplumda bana göre dinamit etkisi oluşturmuştur.
  • Yaşları 40 ve üzeri olanlar lütfen hatırlayınız. Bu ülkede o kadar seçim gördünüz, o kadar siyasi lider gördünüz, o kadar meydanlarda, mitinglerde siyasetçilerin konuşmalarına şahit oldunuz, hangi zaman diliminde ve hangi dönemde bu millet birbirine bu denli tahammülsüz oldu?
  • Dahası da var. Ben hiçbir zaman çocukluğumda arkadaşlarım ile, okulda, parkta, oyunda siyaset konuştuğumu hatırlamıyorum. Hiçbir parti ve lider için çocukluk ve de gençlik dönemimde arkadaşlarımı kırıp, birbirimizi ötekileştirdiğimize şahit olmadım.
  • Ama karşımızda hem sosyolojik hem de psikolojik bir vaka gibi duran bir gerçek var. Siyasetteki bu ağır söylemler insanları hasım haline getirmiştir. Artık insanımız tahammülsüzdür.
  • X partisi yerel seçimlerde bazı illeri kaybetti diye ağlayan küçük bir kız çocuğunu görmüş olmalısınız. Bu hakikaten akıl alır gibi bir şey değil. Aslında tam da demek istediğim hususa en iyi örnek teşkil edecek bir vak’a.
  • Okulunu, hedeflerini, başarısını, ideallerini düşünmesi gereken bir küçük yavrumuz, onun dünyasında çokta yer etmeyen bir olayı omzuna büyükleri tarafından yüklenmiş görmek, kelimenin tam anlamıyla üzücü.
  • Her şey gibi siyasi partilerin, siyasetçilerin de fani olduğunu bilmemiz lazım. Ama daha da önemlisi bizim hep birlikte bir millet olduğumuzun bilincine varip, kimseyi ötekileştirmeden, herkesi kendi konumunda, kendi inanışına saygı duyarak, birbirimizi hoş görüp,
  • Demokrasiyi sadece belli hedeflerimize ulaşmanın bir yolu değil, huzur ve ahenk ile yaşayabilmenin ilkesi kabul etmemiz lazım.
  • Ülkemizin herşeyin ötesinde bu engin anlayışa ihtiyacı var. Bu topraklar Mevlana’ lar, Yunus Emre’ ler, Hacı Bektaşî Veli’ ler yetiştirmiş münbit topraklardır. Bizim en temel anlayışımızdan biri “insanı yaşat ki devlet de yaşasın” değil miydi?
  • Siyasetçilerin de oy ve iktidar uğruna toplumdaki seçmeni bu denli germesinin, bu kadar acımasız ve hatta ahlaki değerler ile bağdaşmayan ifadeler kullanmaları asla doğru olmadığı gibi, kendi siyasi ömürleri bakımından da doğru bir yol bulmadığımı belirtmeliyim.
  • Bir öğle vakti, elinde fener ile sokaklarda telaşlı telaşlı dolaşan Diyojen’e sormuşlar; -Hayırdır, ne arıyorsun? -Adam arıyorum, adam, demiş Diyojen.
  • Şu zamanda, ülkemizin gerçekten bekâsını düşünenler var ise; Sağduyu ile hareket eden, Herkesi kendi konumunda kabul edip, siyasi fikri ne olursa olsun hoşgörü ile ona tahammül eden, Saygı çerçevesindeki eleştirilere açık olan, Kapı komşusunu, ailesindeki bir ferdi,
  • Arkadaşını, siyasi görüşü için kırmayıp, ona düşman gibi bakmayan, fikriyatı için başkalaştırmayan bir duruş sergilemesi elzemdir. Kazanan siyasi hırslarımız değil, dostluklarımız ve birlikteliğimiz olmalıdır. Başarı da birbirini başkalaştıranların değil,BİR olanlarındır.
  • Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı bir partinin, bir cemaatin, bir hizbin militanı gibi yetiştirmeyip, evrensel değerler doğrultusunda, iyilik, ahlak, dürüstlük, emin olmak, liyakatli olmak, insana insan olduğu için saygı duymak gibi,
  • Kıyamete kadar kabul görecek değerlere sahip isnanlar olarak yetiştirmek gerektiğini düşünüyorum. Temennim ve tüm dileğimde bu yöndedir. Bu toplumun gerçek anlamda refaha kavuşması, fertlerin, bireylerin öncelikle “erdemli, iyi bir insan” olmasına bağlıdır.
  • İyi insandan, iyi bir siyasetçi, iyi bir öğretmen, iyi ve adil bir hukukçu olacaktır. Bunların tamamından özlemini duyduğumuz güzel bir toplum meydana gelecektir.
  • Enerjimizi bu yönde değerlendirip, demokrasi, hukukun üstünlüğü, evrensel insan haklarının asla çiğnenmediği güzel günlerin gelmesi dileği ile…

Kaynak; Twitter, Murat ŞİMŞEK @muratsimsek37

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir