Siyasal İslamın Çöküşü; (‘Postkapitalizm Rasyonalitesi’)

Teori dergisinin nisan sayısında ilk “yazı”, Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Konseyi Enformasyon Ofisi’nin, “Terörizm ve aşırılıkla mücadele ve Sinciang’da insan haklarının korunması” adlı “Beyaz Rapor” çevirisi… >>

  • ÇKP’nin bir raporunun hiç bir eleştiriye tâbi tutulmadan Sol olduğunu iddia eden Milliyetçi bir dergide yayınlanmış olması “ilginç” tabii, ama rapor ve Türkiye’yi de ilgilendiren konulara değinebiliriz… İlk konu, çeviri… Yanlışlar var… >
  • Teori Dergisi’nin dördüncü sayfasında çevirmen “Qing” (yani Mançu) hanedanlığı ile en eski “Qin” (Çin) hanedanlığını karıştırmış ve son Mançu hanedanlığını “Çin” diye çevirmiş, ama bir sonraki sayfada vazgeçip bu hanedanlığın doğru adını, yani “Qing”i kullanmış…
  • Çeviride, istisnalar dışında Çin’in kullandığı adlar kullanılmış -oysa Çin tarihi kısmen Türk tarihi sayılır ve o adların birçoğunun Türkçesi vardır, mesela (s.4) “Tubo” değil “Toba”, “Hitan” değil “Kitan” vs… Bir de dikkatimi çeken başka -genel- bir abukluk var Çin hakkında…
  • Çinliler adlarının Latin alfabesi ile ifadesi konusunda 1956’da bir yasa çıkardılar ve 1982’de bunu ISO üzerinden enternasyonal bir norm haline getirdiler. Mesela eskiden (1982 öncesi) Mao’nun adını Sol dahil herkes kafasına göre yazıyordu ve en yaygın hâli “Mao Tse-tung” idi…
  • Ama 1982’de Çin adları enternasyonal bir norma göre yazılıp çizildiğinden, Mao’nun adı “Mao Zedong” diye yazılıyor (“Mau Zı-tung” diye telaffuz edilir). ÇHC’nin başkanının adı da “Xi Jinping” diye yazılır, Türkiye entelcesiyle kaleme alındığı üzere “Şi Cinping” değil…
  • Türkiye’de kerameti kendinden menkul bir entel milliyetçiliği var, bu milliyetçilik, Washington’a “Vaşington”, Xi Jinping’e “Şi Cinping” diyor, ama bir yabancı da Mustafa’ya “Mustapha” dedi mi basıyor yaygarayı… Bu konuda “şahit olduğum” en saçma “Türkçe Çin adı” Deng’in! >
  • Biriki gündür Deng Xiaoping’in şahsında Çin’in değişimini anlatan 900 sayfalık bir çeviriyi okuyorum. Çeviri kötü, ama daha kötüsü, her Çinliyi sinirden yerinden zıplatacak başka bir şey. Kitabın ilk sayfalarında çevirmen, “Deng”in “Dıng” diye okunduğunu söylüyor -e güzel! >
  • > Ama sonraki sayfalarda “Deng” adını böyle yazıp, cümle içinde okunduğu şekline göre kullanıyor, mesela “Mao, Deng’e dedi ki” demiyor, “Mao, Deng’a dedi ki” diyor ve adamın adını ısrarla “Şiaoping” diye yazıyor. Türk tercüme/çeviri tarihine tersten “katkı!..”
  • Yani madem Türkçe okunduğu şekliyle kullanmakta ısrarlı, yazarken “Deng” değil “Dıng” diye yazıp, uydurduğu “Şiaoping” adına ekleyebilirdi, yani kitapta kullanıldığı haliyle adın yarısı resmî Çin Pinyin Latin harfleri ile yazılmış, yarısı da Latin harfleriyle alaturka entelce…
  • Rapora dönecek olursak, burada Çin’in İslamcılığa karşı ödünsüz/kararlı tutumu görülüyor ama komik ifadeler de var, mesela “İnsan haklarına dikkat ediyoruz” gibi, “yasadışı dînî faaliyetler” gibi… Bunların ne anlama geldiğinin tarifi yok…
  • Rapordaki Sinjiang-Uygur özerk bölgesinin tarihi öyle bir anlatılıyor ki, “burlar kâlübelâdan beri bizim” gibi bir sonuç çıkıyor -ki tarihî Çin’in burayla alakasının olmadığı, dünyanın (Çin hariç) tüm Sinoloji fakültelerinde anlatılır…
  • Rapordaki tarih mantığı şuna benziyor: “Belgrad, oraya Sultanımız bayrağını diktiğinden beri Türk toprağıdır. Yıldırım Bayezid’i Ankara savaşında son ana kadar bir tek Sırplar terketmemiştir. Sırplar, Türk tarihinin bir parçasıdır!” (Türk yerine “Çin”, Sırp yerine “Uygur” koyun!)
  • Bu raporun içeriğindeki diğer konulara daha fazla değinmeyeceğim ama Türkiye’yi de ilgilendiren bir konuya dikkat çekeceğim. Raporda enternasyonal terörizmden bahsedilirken Türkiye’den verilen tek örnek 1 Ocak 2017 Reina saldırısı. Yani sadece İslamcı terörü…

2008-2024 aralığında başlayan Postkapitalist dönemin sosyo-ekonomi merkezli rasyonel yaklaşımlar devrinin en büyük “kurbanı” İslami teolojik politika oluyor ve ona karşı en kararlı/etkili siyasi tavırların Çin ve Rusya’dan geldiği de bir tesadüf değil… >>

  • Doğu Türkistan’ın Çin Halk Cumhuriyeti tarafından ülke topraklarına katılmasının en önemli sorumlularının başında, Doğu Türkistan’daki “Hacegan” (Hocalar) yönetimi olduğu bir sır değil. İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan Amerikan Çağı’nda Batı, Uygur muhalefeti destekledi…
  • Birer “Sonradan Modernleşme” projesi olan SSCB ve ÇHC, çok etnik kökenli çok halklı ve çok dilli ülkelerdi ve bu özellikleriyle “Homojen Kültürlü/Dilli” birkaç Batılı ülkeye (ve Japonya’ya) kıyasla, iç zaaflara sahiptiler. Uygur muhalefetinin islamcılaşması, konjonktüre uygundu..
  • Şimdi hem Amerikan Çağı, hem de neoliberal döneme özgü etnik/dînî kimlikçilikler devri sona eriyor -ama özellikle İslamcılık (yani İhvan ve selefî türevleri) tüm Dünyada büyük bir kesinlikle eziliyor. Uygur muhalefetin, zamana uygun olarak islamcılaşmış olması büyük şanssızlık…
  • İslamcılığın topyekün yokedilmesi trendi öyle büyük bir kesinlikle işliyor ki, mesele birçok Avrupa ülkesi (en son Bulgaristan) kendi Hoca ve İmamlarını yetiştirmek için kendilerine göre bir İslam kurguluyorlar -ki böyle bir şey gerçekten bir ilk…
  • 2008-2024 dönemine kadar Müslüman olmayan bütün ülkeler, Müslüman din adamlarının Müslüman ülkelerden gelmesine özen gösterirlerdi, mesela Türkiyeden gönderilen Türk din adamlarının Avrupa ülkelerinde imamlık yapması olayın tabiatı gereğiydi… Bu değişiyor -ki çok önemli…
  • Müslüman ülkelerin, yükselen selefî teröre karşı fikirsel/dînî anlamda hiçbir şey yapmamaları/yapamamaları, teolojik politikanın (dinci fundamentalizmin) her türüne karşı ABD tarafından da savaş ilan edilmesi (Trump hükümeti tarafından) noktasına kadar geldi…
  • İhvan kökenli bütün rejimlerin, hareketlerin/partilerin birer birer yıkılması ve her zeminde hedef alınması, aslında yeni Postkapitalist dönemin ruhuna uygun bir gelişme. Bunu 2011’de blogumda ifade etmiştim. Şimdi asıl mesele, “yeni dönemin siyasi oyuncuları kimler?” meselesi…
  • ÇKP’nin raporu Uygurlara/Sinjiang’a, sonradan geliştirilmiş Han milliyetçiliği (yani Çin’in makro milliyetçiliği) tarafından kurgulanmış bir “kültürel homojenlik” varsayımı üzerinden yaklaşıyor ve yaklaşımda da tıpkı Dünyanın başka yerlerindeki gibi “islamî siyaset”e yer yok…
  • Burada dikkat edilmesi gereken (ama Teori dergisinde görülmeyen) konu, Çin’le tarihte daima ilişkili olmakla birlikte ondan daima farklı ve özgün bir yer olan Sinjiang’ın/DoğuTürkistan’ın halkının/kültürünün islamcılık bahanesiyle ezilmemesi…
  • Çin bundan sonra daha da önemli bir ülke olacak, ama Çin’le kurulacak ilişkilerin “getirisi” adına (eskiden ABD ile olduğu gibi), Çin’e Çin’in gözlüğü ile mi bakılacak? Yeni dönemde asıl soru bu… Ve bu, Türkiye’nin yeni dönemdeki karakteri ile ilgili bir konu aynı zamanda… <<

Kaynak; Twitter, Selçuk Salih Caydı @selcuksalih

Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar