Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Korku Hikayesi; Eski Maden (‘Geliyorlar! Geliyorlar! Yetişin!’)

Saat gece yarısını vurdu! Korkulu flood vakti geldi. Bu gece “Eski Maden” hikayesini anlatacağım. Başlıyoruz, toplaşın! (Resim temsilidir)

  • Anadolu’nun bir nahiyesinde, sırtını dağlara vermiş bir mıntıkasında eskilerin “derbent” dediği geçitlerden biri varmış. Kervanların gelip geçtiği bir yerde, dağ yollarını eşkiyadan korumak için derbentçi koymuşlar geçide.
  • Buradaki derbentçiler tabi derbentçilik falan kalmayınca aileleriyle birlikte daha düzlükte ama yine geçidin yakınında bir yere yerleştirilmişler. Yeni köy kurulmuş.
  • Derbentçilerin boş bıraktığı dağlık mıntıka, mağara ağızları falan eşkıyalara yatak olmuş bir dönem. Ama orada da fazla kalabilen olmazmış. Zira insanların atadan dededen hatırladığı acayip hikayeler var.
  • Mağara ağızlarında ışıkların görüldüğü, bazen de gözleri ışıklı gölge gibi insanların yürüdüğü falan anlatılıyor. Tabi köy zamanında daha soba başı hikayesinde anlatılıyor. Eskiden derbentçilerin kendi bile mağaralara fazla sokulmazlarmış.

  • Eşkıya kısmı da zaten ekseriyetle o bölgeyi tanıdığından, ilk zamanlar o mağaralara fazla sokulmadan, duraksamadan kullanıyormuş. Tabi seneler geçtikçe rivayetler masala dönmüş.
  • Bir gün biraz uzak bir mıntıkanın ipten kazıktan kurtulma bir çetesi bu derbendin oraya çökmüş. Derbentin işler olmasından çok saklanabilecek bir yer arıyorlarmış.
  • Eşkıyalar bir arkadaşlarını gariban kılığında köye yollamışlar. Zengin var mı, ahalinin hali vakti yerinde mi diye. Adam gitmiş, köyün meydanındaki çeşmenin oraya oturmuş. Hemen gerisinde bir gölgelik var, ihtiyarlar vs. konuşuyor.
  • Bu da sohbetlerine kulak kabartmış. Köy fakir görünüyor ama belki gizli saklı servetleri vardır diye düşünmüş. Bu da sohbete karışmış bunları lafa tutup ağızlarından söz almak için. Ayaküstü kırk yalan uyduran cinsinden biri olduğundan sıkıntı çekmemiş konuşmada.
  • Söz bir yerde mıntıkadan gelip geçenler, uğrayanlar hakkında dönmeye başlamış. İhtiyarlara sormuş buraya uğrayan olur mu diye. Birkaç çerçi ve filanca köylere gidenler haricinde askerin dahi uğramadığını anlatmışlar.
  • O esnada içlerinden birisi buradakilerin dedelerinin derbentçi olduğunu, köye yerleşmeden önce geçitte yaşadıklarını anlatmış. Böyle deyince yanındaki: “Şu cinli mağaranın olduğu yan mı?” diye sormuş.
  • Eşkıyanın nazar-ı dikkatini celp etmiş “Cinli Mağara” bahsi. Sormuş hemen: “Niye öyle ismi?” diye. Adamlar kendi ninelerinden dedelerinden işittikleri şeyleri, kulaktan dolma rivayetleri anlatmışlar ayaküstü.
  • Eşkıya boşu boşuna sormamış tabi. Geleli birkaç gün olmuş oraya. Arkadaşlarından kimi “başka yere savuşalım” falan diyorlar, ötesini pek dile getirmiyorlarmış. Bu nedenle mağaraların bahsi dikkatini çekmiş.
  • İhtiyarlar mağarada gözleri ışıklı insanlar görüldüğünü, bazen çok parlak ışıkların da görüldüğünü, bakanların çarpıldığını söylemiş. Bazı çocukların oynarken kaybolduklarını, cesetlerinin dahi bulunamadığını da anlatmışlar.
  • Eşkıya geçide geri dönünce kimseye bir şey sezdirmeden doğrudan çetelerinin başına gidip duyduklarını anlatmış. Adamlar huzursuz olmasın diye söylememişler bunları. Çünkü söylenceleri bilmedikleri halde mağaralarda ses duydum, ışık gördüm diyenler varmış.
  • Epey bir zaman geçtikten sonra bu eşkıyalardan biri çeteden kopup köye yerleşmiş hakikatte kim olduğunu saklayarak. Aylar yıllar sonra çetesiyle oraya sığındıklarını, adamlar huzursuz olduğu için oradan ayrıldıklarını, kendisinin de onlardan o esnada ayrıldığını itiraf etmiş.
  • Yine köyün o zamanlarında köylülerden birinin oğlu mağara içinde kaybolmuş. Aramaya kimse cesaret edememiş. O dönem yine hikayeler dönmeye başlamış. Geçide girip kaybolmayan tek çocuk varmış o senelerde, o da köyün delisiymiş.
  • Köyün delisinin vaziyeti ortada olduğundan çocuktan umudu kesmişler. Geçidin oraya kimse sokulmamış. Seneler seneleri kovaladıktan sonra mıntıkaya Fransız bir maden şirketinin mühendislerinin yolu düşmüş.
  • Bunlar belli arazileri tetkik ediyormuş, bakır madeni falan arıyorlarmış. Geçidin oralarda izine tozuna rastlayınca bölgeyi incelemeye başlamışlar. Maden kurmaya karar vermişler. Bakır madeni.
  • Köylüler sevince boğulmuş ekmek kapısı diye. Söylencelerin üstünden zaman geçtiğinden dededen toruna geçen lakırtılar biliniyor sadece, aktarılabilenler. Bir de büyüklerinin “oralara gitmeyin” uyarıları.
  • Fransızlar mağarayı kazarken bazı kalıntılara rastlıyorlar. Mağarada daha önce maden varmış. Köylüler maden olarak işletildiğini hiç bilmiyorlarmış. Adamlar eski taş parçalarına paslı aletlere binaen Bizans’tan kalma olduğunu tahmin etmiş.
  • Ancak çok tuhaf bir durum varmış. Eski dönemde bakırın bolluğuna rağmen mağarayı toprakla kapatıp öyle terk etmişler. Fransızlar madeni gizleme hamlesi zannetmiş, köylüler de “kesin define var” zannına kapılmışlar.
  • Tabi define muhabbetleri dönünce cin peri anlatıları eksik olmaz. Maden çalışmaları başlamış, tesis kurulmuş falan. İşçiler arasında bazı söylenceler peyda olmuş. Bazı galerilerde ağlama ve gülüşen çocuk sesleri falan duyduklarını söylüyorlarmış.
  • Işıkların yanıp sönmesi bahsi de geçmeye başlamış. Özellikle en sondaki galeri en korkulanı köylüler yani işçiler arasında. Burada bazı gölge gibi siluetlerin dolandığı anlatılıyormuş.
  • Madenin daha işlemesi başlamadan, tesis kurulurken Fransız mühendislerden biri kaybolmuş. Devletle sıkıntı olur diye köylüler korka korka mağaraları dolamışlar. En sondaki galeride mühendisi delirmiş vaziyette bulmuşlar.
  • Adam kendi kendine konuşup sürekli boşluğa bakıyormuş. Artık bu yüzden mi yoksa madene el konulduğundan mı bilinmez madeni bir gün kapatıp gitmişler açılmadan. Köy de yaşamını sürdürmüş. Asıl mevzu yirminci yüzyılın sonlarına doğru yaşanıyor.

Köyün belli bir geçim kaynağı olmadığından çok göç vermiş. Almanya’ya falan gidenler varmış içlerinde. Bu göçenlerden üç çocuklu bir aile varmış. Bunların Almanya’da oturduğu şehre bir akrabası uğramış, hayli yaşlı bir adam.

  • Üç çocuklu ailenin üç oğlu var, ikisi evli biri ailesiyle yaşıyor. İhtiyar akrabalarıyla sohbet ederlerken adam oraya geliş nedenini anlatıyor. Köydeki eski maden mevzusunu açıyor.
  • Bunlar tabi üzerinden zaman geçtiğinden bilmiyorlar ne olduğunu. Köyde bir dönem orada altın bulunduğu, işgal senelerinin sonunda Fransızların mağara ağzını kapatıp oradan kaçtıkları söylence halinde konuşuluyor. Ama kuşaktan kuşağa unutularak.
  • Köyde yaşayan bir avuç yaşlı kalmış, biri de bu yaşlı amca. Sessiz sedasız gidip altını çıkarmayı teklif ediyor. Adam ikna oluyor. O tek oğluyla birlikte üçü toparlanıp bir bahaneyle Türkiye’ye geliyor.
  • Önce kimseye görünmeden ihtiyarın evine yerleşiyorlar. Akşama doğru ihtiyarlar dışarıda görünmez olunca ışıklarla kazmalarla küreklerle falan geçide yollanıyorlar. Mağara ağızlarının belli kısmında tesislerden kalma yarım bırakılmış örülü duvarlar falan var.
  • Bunlar çakılmış tahtaları kırıp mağaralara adım atıyorlar. Belli yerlere kadar dekovil falan da döşenmiş, üstünde vagonlar var ikişer-üçer. Kazmalar, kürekler, eski fenerler ve delik deşik olmuş küflü kıyafetler falan var duvarlara dayalı.
  • Köylülerin gece saat 2-3 sularına kadar hiçbir şeyden haberi yok. O vakitlerde köyün ortasındaki çeşmenin orada, tek sokak lambasının altında birinin bağırtısını işitiyorlar. Genç bir çocuk: “Geliyorlar! Geliyorlar! Yetişin!” diye köyü yıkıyor çığlık çığlığa.
  • O Almanya’daki adamın oğlu. Yaşlılar kalkıyorlar, muhtarın evine götürüyorlar. Çocuk karanlığa gelemiyor. Işık altında durabiliyor. Karanlık bir odanın önünden geçerken: “Oradalar, bakıyorlar, bana bakıyorlar” diye deliriyor, yıkıyor ortalığı.
  • Olayı nakledenler bu elemanın anlattıklarından öğreniyorlar mevzuyu. Bunlar madene girince, daha öncekilerin bulduğu o Bizans kalıntılarına falan denk geliyorlar. Defineyi bulabilmek için daha derinlere giriyorlar.
  • Mağara dışarıdan karanlık. Ellerindeki ışıldaklar iyi olsa da bunlar korka tırsa ilerlemişler. Giderlerken bazı galerilerde vagonların uzaktan gıcırtılarını duymuşlar sanki birileri hareket ettiriyormuş gibi.
  • Elemanı bir ara hayli yokuş bir mıntıkada bırakmışlar, “biz çıkamazsak yardım çağır” diye. İplerle falan inmişler. Bu tek başına beklemeye başlamış. Karanlıkta sanki birileri kendine bakıyor gibi arkasında biri varmış gibi hissediyormuş. Sırtını yokuşa dönmüş bu yüzden.
  • Karanlığa baktıkça tüyleri diken diken oluyormuş, bir süre sonra sade ışığa bakabilmeye başlamış. Beklerken yokuştan koşturma sesleri gelmiş. Babasıyla o yaşlı adam sanmış şöyle bir dönüp bakmış ardına.
  • Koşma sesleri geliyor, ayak sesleri çınlıyor ama kimse yok. Görünmez biri sanki patada kütede üstüne koşturuyor. Bu o hali görünce çığlık çığlığa fırlıyor mağaradan. Köyün ışığına kadar soluksuz koşturuyor.

  • Eleman muhtarın evinde bunları anlatıyor. Karanlıkta kendine bakan yüzler gördüğünü söylüyor sürekli. Bir ara evin elektriği kesiliyor. O karanlıkta eleman yine deliriyor. Ama çırpıntısı kesiliyor. Kalp krizi geçirmiş oracıkta.
  • Köylüler diğerlerini kurtarmak istiyor ama yaşlı hepsi, gecenin geçmesini bekliyorlar. Sabah ezandan sonra mağaraya gidiyor birkaç tanesi topluca. Desturlarla bismillahlarla galerileri dolanıyorlar.
  • O ihtiyar komşularıyla ölen çocuğun babasını mağaraların farklı farklı galerilerinde buluyorlar. Çıkışı bulamadan gece boyu koşturup dolaştıklarını, kaybolduklarını anlıyorlar. Ama daha fenası ölüş şekilleri.
  • Ellerindeki urganlar boyunlarına dolanık vaziyette. Kendilerini boğarak öldürdüklerini sanmışlar ama alenen belli ipleri birileri dolamış boyunlarına ayrı ayrı boğarak öldürmüş. Gözleri dilleri dışarıda, çırpınmışlar karanlığın içinde dakikalarca.
  • Jandarmaya haber verilmiş neyse. Cesetler alınmış, aileye haber verilmiş. Cenazeyi hemen orada halletmişler Almanya’ya dönmüşler. Jandarma madenin ağzını kapattıktan sonra köy kendiliğinden boşalmış, akrabalarının yanına gitmiş kalanlar duramamışlar orada daha.
  • Köylülerden ötekilere göre yaşı daha az olan biri köyün eski rivayetlerini başka yerdeki akrabalarından falan duymuş, bu son hadiseyle eski anlatılan rivayetler birbirini tamamlıyormuş.

Kısmen rüya, kısmen folklor derlemesi, kısmen kurgu. Başka korkulu, tarihli floodlarda görüşmek üzere. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola. İyi geceler efendim…

Bu Konu, Mehmet Berk Yaltırık @SonGulyabani Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Sen, bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları (Sponsor) | Pdf Kitap İndir