Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Dertli Mustağ Bey’in Zenginlik Hikayesi; (‘Bir tahıl ölçeği de mi altını yok da dileniyor?’)

Vakit geldi! Bu gece tarihten pek acı ve kısmen maceralı bir vaka anlatacağım. Edirne’de Çarşı’ya giderken illa gördüğünüz şu eski konağın sahibi Dertli Mustağ Bey’in hikayesini anlatacağım.

  • 1900’lü yılların başları. Edirne’nin çoğunda tanınan ve servet yönünden en zengini olan Mustağ Bey, çiftlik konak sahibi bir kişi. Mustağ Efendi de diyorlar. En küçük hizmet için bile karşılığını altınla veren Rumeli beyleri gibi.
  • Zenginliği Edirne halkının dilinde. Rivayete göre bir gün kızı dilenci görmüş sokakta. Babasına dönüp hayretle sormuş: “Baba dilenen bir adam gördüm. ” diye. Uzun süre anlatılmış bu rivayet.

  • Mustağ Bey’in konağı bugün Edirne’de çarşıya giderken, hastaneye gelmeden evvel sağ tarafta gördüğünüz konaktır. Bugün tadilat altında, etrafı kapalı. Bu konağın selamlık bölümü yaz-kış, gece-gündüz gelip giden misafirlere açıkmış.
  • Ramazan vakti davetlilerle dolup taşarmış. İftara gelenlere diş kirası birer sarı lira verirmiş. Üstelik 15 günde 1 değil, her gün! Çiftlikte de aynı anda iftar verir, orada da günlük diş kirası dağıtırmış.
  • İstanbul’dan sürekli misafirler geldiği, süslü faytonlara konağında misafir kaldıkları anlatılırmış. Hayli hatırlıymış. Bu servet nereden geliyor peki? Mustağ Bey, evvela dededen zengin. Dedesi yanlış hatırlamıyor isem hazinedar. Sonra bir de ahbabı Mestan Ağa var!
  • Rumeli’de Mestan Ağa çok, bu hangisi? Maçin dağlarının Türk komitacısı Baş Kaptan Mestan Ağa! Mestan Ağa, Rumelinin zenginlerinden. Bulgaristan’da Maçin’den. Burada 1859’da yaptırdığı camii hala ayaktadır. Ağaysa neden dağa çıkmış peki?

  • 93 Harbi denilen 1876-77 Osmanlı-Rus harbi öncesinde Bulgar çeteleriyle karşılıklı müsademesi, baskınları olmuş. Eşkıya olup dağa çıkınca burnunun dibindeki Maçın Dağı’nı, civarındaki otlakları ele geçirmiş.
  • Karakaçanlar, Rumeli’ye yerleştirilen Çerkesler vs. gelip geçen sürü sahipleri ona otlak kirası verirlermiş. Öyle öyle zengin olmuş, dağa çıktıktan sonra da servetini muhafaza etmiş.
  • 93 Harbi patlak verip Ruslar Rumeli’ye sarkınca çetesi büyümüş. Istranca dağlarının Türk komitacısı Baş Kaptan Deveci, Edirne havalisinden ve okumuş kabadayılardan olduğu söylenen Tabağnalı Müderris Mehmet Ali ile birlikte Ruslarla, çetelerle çarpışmış.
  • Deveci ile Mestan Ağa tabi Bulgarlarla Rusların hücumunu engelleyememiş. Edirne’ye yürüdükleri esnada vuku bulan çatışmalarda Deveci şehit olmuş. Mestan Ağa sıyrılıp çekilmiş. Barış yapıldıktan sonra çetesini dağıtmış.
  • 80’lerine varmış olan Mestan Ağa biriktirdiği altınlarla Edirne’ye gelip ahbabı Mustağ Bey’in çiftliğine yerleşmiş. Bu çiftlik eskiden sarayın mıntıkasında olan (hayvanat bahçesi olduğu da rivayet edilir) Tavuk Ormanı yahut Akpınar Korusu denilen yerin yakınlarında.
  • Mustağ Bey’in servetinin bir kısmı da işte bu altınlardan gelirmiş. Mustağ Bey’in kızı haricinde bir oğlu var ki olaylar onunla alakalı. Oğlu Hacı Nuri Bey, o dönem 30’lu yaşlarda.
  • O vakitler Rumeli cadı kazanı. Daha İlinden ayaklanması olmamış. Çeteler kol geziyor, silah patırtıları ve eşkıya korkusu koca Edirne’de bile hissediliyor zira şehre kadar sokulabiliyorlar.
  • Babası bu bahsettiğim konakta bahçıvan olan ve Suyu Arayan Adam romanının başında bu hadiseyi anlatan Şevket Süreyya Aydemir birkaç örnekle o dönem halkındaki çete korkusunu özetlemektedir.
  • İster eşkıya olsun, ister komitacı. O dönem belli başlı iki gelirleri var. Baskınla para almak, vurgun yapmak yani. Bir diğeri ise fidye almak. Zenginlerin kendisini veya yakınlarını kaçırıp geride kalanlardan yüklü miktarda para, altın vb. isterlermiş.
  • Edirne ahalisinin “padişaha bile borç verdiğini” söyledikleri Mustağ Bey, haliyle Edirne havalisinde faaliyet gösteren bir grup Bulgar çetecinin kulağına gitmiş. Kendilerince tetkikat yapmışlar. Maksatları Mustağ Bey’in hazinesine konmak. Evet hazinesine!
  • Devrin ahalisine göre Mustağ Bey’in kendi serveti dışında bir de gizli altın hazinesi vardır. Bulgar komitacıları bu altını alabilmek için plan yapmaya başlarlar. Konağı basıp Mustağ Bey’i kaçırmaktansa, daima çiftlikte kalan oğlu Nuri Bey’i kaçırmak isterler.
  • Nuri Bey sık sık bu çiftlikte kalmaktadır. Mestan Ağa’yla sohbet ederlermiş, arkadaşları da hep buraya gelip gidermiş. Bir gece çiftiliği basan üç Bulgar komitacısı, Nuri Bey’i ellerinden bağlayıp sırra kadem basarlar. Edirne ayağa kalkar!
  • Ahali, zaptiye, asker, ileri gelenler… Herkes Nuri Bey’i arıyor, sağa sola bakınıyor. Mustağ Bey perişan. İki gün sonra bir şekilde kendisine haber ulaştırıyor komitacılar. Üç gaz tenekesi dolusu altın istiyorlar.
  • Altını Saray Ormanı’nın olduğu yere istiyorlar. Burası o dönem daha da büyükmüş. Kaçak, katil, eşkıya aransa bulunmaz bir yer. Bunlar Nuri Bey’i yarı beline kadar toprağa gömmüşler kaçmasın diye, Mustağ Bey’i bekliyorlar.
  • Mustağ Bey tenekeleri yükleniyor ama içine kurt düşüyor. Kendisi tek başına gidecek ama ya kendini de kapıp götürürlerse? Böyle endişelendiğinden o dönem askerin başında bulunan Muhlis Paşa’ya gidip yaşadıklarını anlatıyor.
  • Muhlis Paşa gururuna yenik düşüyor: “Üç buçuk çeteciye hazine verdirmem ben!” diyerek askerlerini topluyor, Mustağ Bey’i de teskin edip onu da yanında götürerek Saray Ormanı’na geliyorlar. Çepeçevre dağılıp Mustağ Bey’in çağrıldığı yere doğru ilerliyorlar.
  • Bu komitacılar fidye olayına girerken kendi başlarına hareket ediyor. Yani örgütlerinin bildiği bir husus değil. Üçü karar veriyor anladığım kadarıyla. Son vurgunu vurup başka bir yere kaçacaklar.
  • Kemal Tahir, Yağmur Yolları Kesti’de der ya hani “Kıyıcı adam kovalana kovalana kurt gibi olur” diye. Bunlar da o hesap. Tek başına gelir diyorlar Mustağ Bey ama yine de pusu tertibatında bekliyorlar. Bir tanesi Nuri Bey’in tepesinde.
  • Çeteciler üç teneke altınla Mustağ Bey’i beklerken karşılarında Muhlis Paşa’yla askerlerini görünce kıyamet kopuyor. Mermiler uçuşuyor, tüfekler gürlüyor. Mustağ Bey bir köşeye sinmiş korkuyla dua ediyor.
  • Sesler kesiliyor. Önce komitacıların yaralı olarak teslim alındığı haberi geliyor. Sevinçle oğlunun gelişini bekliyor Mustağ Bey. Onun yerine Muhlis Paşa geliyor, çatışmanın heyecanıyla çetecilerden birinin Nuri Bey’i öldürdüğünü söylüyor.
  • Mustağ Bey konağa nasıl vardı bilinmez, haber Edirne’yi ateş gibi yakıyor. Zira Mustağ Bey kadar Nuri Bey’in de çok iyiliğini görmüş ahali, diş kirası mevzusunu yukarıda anlattım misalen.
  • Derler ki Hacı Nuri Bey’in cenazesine İstanbul’dan vezirler ve paşalar, birçok elçi ve konsoloslar katılmış. Ahaliden katılanlarla cenazenin bir ucu Saraçhane’deki Beylerbeyi mezarlığına bir ucu Ayşekadın ve Kurşunlu Fırın tarafına ulaşıyormuş.
  • Beylerbeyi Camii’nin kabristanına defnetmişler Mustağ Efendi’yi. En yakın ahbabı sayılabilecek Maçin Ağa da iki hafta kadar sonra kahrından vefat etmiş. Vasiyeti üzerine yanına gömülmüş. İki ahbap hala Beylerbeyi kabristanında yan yana yatmaktadırlar.
  • Komitacılar yakalandı demiştik. Haklarında idam kararı veriliyor. Edirne ayağa kalktığından idamlarını seyretmek için cenazedeki kadar yoğun bir kalabalık söz konusu.
  • Edirne Valisi Müşir Paşa’nın emriyle çetecilerden biri Merkez Bankası’nın olduğu yerde, biri Zindanaltı tarafında, diğeri de Eski Camii önünde asılıyor. Cesetler o dönemde yaygın bir uygulamayla günlerce teşhir ediliyor.
  • Ahalinin ileri gelenleri vali paşanın huzuruna çıkıp çetecilerinin başlarının kesilip Üç Şerefeli Camii önündeki ibret taşlarında sergilenmelerini istiyor. Paşa: “Oraya vezir ve vezir paşalar dışında kimsenin başını koymak doğru olmaz” diyerek reddediyor.

 

  • Ek bilgi: Taşlardan birinin ucu kırık resimde. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın başının sergilendiği taştır, rivayete göre ondan sonra Edirne halkı bu sivri kısmı gizlice kırmıştır.
  • Koca Mustağ Bey “Dertli Mustafa Efendi”dir artık bir kere. O servet, o mal uçup gider. Öğretmen kızıyla birlikte bir tek o konak kalır ellerinde. Mustağ Bey olayı takip eden senelerde bir müddet daha yaşamış ama o da kahırdan ölmüş.
  • Edirne ahalisinden birinin aktardığına göre o servetten geriye en son Sultan Abdülhamid’in hediyesi altından birkaç şerbet kupasıyla bir tepsi kalmış. Mustağ Bey’in kızı, Nuri Bey’in kardeşi Fatma hanım saklamış bunları.

Olayı aktaran kişi çocukmuş. 1944 kışında bir gece kapıları çalınmış. Gelen Fatma Hanım’mış. bunları bir bohça içinde uzatmış biraz ekmek istemiş ve şöyle demiş: “Bana bu altınların yerine ekmek verin. Bir inek aldırdı, odamda ona da yer yaptım. Yakacak odunum yok, onun soluğu odayı ısıtıyor, onun sütünü içip yaşıyordum. Şimdi soğuktan sütü de kesildi. Birkaç gündür bir şey yemedim açım!”

  • Aktaran kişinin ninesi altınları kabul etmemiş, evde seferberlik zamanı pişen simsiyah bir cins ekmek varmış iki tane. Bir tekini ona vermiş karşılıksız. Floodun başında Mustağ Bey’e “dilencinin altını yok muymuş” diye soran küçük kızdır Fatma hanım.
  • Dertli Mustağ Efendi Konağı demişler bu konağa uzun süre. Sonradan Zorlutunalar alınca “Zorlutuna Konağı” adıyla anılmış. Bir dönem kız öğrenci yurdu olmuş. 18-15 yıl öncesine kadar ara katları yavaş yavaş çökmeye başlamıştı.
  • 2011’de ise bir fırtına sırasında ön cephesi tamamen çökmüştü. Şimdi bir hayırsever satın almış, tadilat altındaymış. Edirne’ye yolunuz düşerse, gezerken görürseniz artık hikayesini siz de biliyorsunuz:

Bu flood da burada biter. Başka korkulu, tarihli floodlarda görüşmek üzere. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola. İyi geceler efendim… Görüşmek üzere.

Bu arada olayları aktardığım kaynaklardan biri ve başlıcası, Edirneli emekli öğretmen, araştırmacı, musikişinas rahmetli İsmail Hakkı Soyyanmaz’ın kaleme aldığı “Tulumbacılar ve Edirne Tulumbacıları”dır

Bu Konu, Mehmet Berk Yaltırık @SonGulyabani Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Sen, bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları (Sponsor) | Pdf Kitap İndir