Korku Hikayesi ; Edirne Karaağaç İstasyonu

İyi geceler efendim. Takribi bir saatlik rötara rağmen bu gecelik bir korku hikayesi floodu yazmak istedim. Toplaşın!

  • Edirne memleketin ucu. Karaağaç da Edirne’nin de ucu. Osmanlı döneminde pastaneleri, birahaneleri ve binalarıyla Avrupa şehrini andırırmış.
  • Mevzu o dönemde tren istasyonu olan, şimdi güzel sanatlar fakültesi olan mıntıkada geçiyor. Eski bir hikaye. Fotoğraftaki yerde.

  • Mevzunun geçtiği dönem tren istasyonu olduğu vakitler. Birinci Cihan Harbi’nden sonrası ama işgal zamanı.
  • Artık 1930’larda hizmete girdiği zamandan mı yoksa Yunan kontrolündeki zaman mı detayları meçhul.
  • Fotoğrafta görebiliyor musunuz bilmem büyük binanın karşısında bir ufak bina var. Şimdi ardiye. Tepesinde sigorta demirleri duruyor.
  • Muhtemelen hikayede birazdan anlatacağım telgraf binası. (Rivayetten şeklen çıkardığım) Bir de yine orada bir bina daha var resmi elimde yok.
  • O da tren raylarının öbür tarafında bugün kara trenin hemen çaprazında duruyor, ağaçlığın içinde bir bina. bir ara depo yerine kullanmışlar.
  • Rivayete göre bu depoya bir gün bir cenaze geliyor. Sanduka işte. Yazısı belgesi yok. Memurlar evrakta kaydını bulamıyor, kaçak mı diyorlar.
  • Trendekiler kaçak olsa sokamazlar bunu. Kuş uçurtmuyorlar gümrükten. Bulgardan gelmiş denilene göre. Karışıklık olmuştur diyorlar.
  • Depoya kaldırıyorlar belki alacak vardır. Birinin yakını falandır diye. O depo dediğim yere taşıyorlar işte. İşin tuhafı memurlar kıllanmışlar.
  • Bulgar komitacıları silah falan mı taşıyor diye. Ama hakiki mevtaysa diye açmaya da çekinmişler. Gelen olursa anlarız demişler
  • Alıyorlar depoya. Bir gün, iki gün falan bir bakıyorlar orada kalıyormuş işçiler. hepsi huzursuz tedirgin. Uyuyamamaktan şikayetçi çoğu.
  • Bir şey uykularını kaçırıyor söylediklerine göre. Ama ses vs. değil. İç huzursuzluğu, boğuntu falan. Birkaç gün sonra işçilerden biri kriz geçiriyor. nedensiz ağlayıp çırpınıyor. doktor getiriyorlar. doktor nedenini anlayamıyor ama aklını yitirmiş olabilir diyor.
  • Müşahede altına alıyor birkaç gün. Adam gerçekten delirmiş. Sandukadan bahsediyor sürekli. Doktor memurlarla konuşuyor.
  • “Bunlar cahil insanlardır. Yersiz şeylerden korkarlar. Ya işçileri başka yere alın ya o sandukayı başka yere taşıyın.” Adam düzelmemiş.
  • Başka bir şehre nakletmişler adamı. İşçiler uzun süre o adamın çığlıklarının depoda hala duyulduğunu söylemiş falan. Ama asıl mevzu başka.
  • Sanduka emanet, kanunlar belli, teftiş gelirse bizden sorarlar bunu diye tartışırlarken bir memur varmış orada çalışan, telgrafhane memuru.
  • Karısıyla telgrafhanede yaşıyor tek başına karşısındaki o binada. o ara yeni memurlar gelmemiş henüz. iki ailenin kalacağı şekilde.
  • Memurlar nöbetleşe beklediğinden iki memur hesabı. Sandukayı işte o fotodaki büyük binanın bodrumuna atıyorlar. Okumuş adam bu çekinmez.
  • Adam günde karısını birkaç saat ya görüyor, ya görmüyor. Ekseriya telgraf başında. Bu ufak ardiye olan binada. Fotoğraftaki yer işte, yer.
  • Adam gündüzleri uyuyor, kalan zaman ayakta. Gündüzleri idareten gençten bir memur duruyor. Mors’u öğrenmiş şifreli gelince not alıyor vs.
  • Karısı sürekli “Gece uyku tutmuyor. Beni bırakma yalnız” falan diye konuşmaya başlamış. Adam benden başka doğru dürüst işi bilen yok, öteki memur da atasın düzene girecek işim diyormuş hep. Öteki memur çok iyi bilmiyor, idareten duruyor zaten.
  • Zaman içinde Kadın değişmiş. Böyle ya aşırı durgun ya aşırı sinirli. Birden adama bağırmış, bir gün:”Sen bir gece kal burada benimle de anlarsın” demiş.
  • Böyle deyince, adam merak etmiş. Öteki memura demiş bir gece, gündüz ben bakayım gece sen yerime bak. şifreli gelirse yine çağırırsın.
  • Genç memur peki demiş. Gece oturmuş telgrafhaneye bu, öbür memur evde. Hava az serin kapıyı açık bırakmış o yüzden. Mesaj falan yok gece.
  • Ortalık sessiz sakin böyle. Derken gecenin ortasında karşı binadan kadının kahkahasını duymuş. “Ayıptır” falan söylenmeye başlamış kendince.
  • Birden adamın da kahkahası gelmiş ama daha yüksek perdeden. Garipsemiş. Normal gelmemiş. Korkmuş biraz. Demiş bana öyle geldi herhalde.
  • Sonra evden yükselen kahkaha sesleri artmış. İyice ürkmüş bu duaya başlamış. Konuşma sesleri yok, çığlığı andıran gülme sesleri.
  • Adam korkusundan kıpırdayamıyor olduğu yerde. Sabaha kadar gözünü kırpmıyor. Kapıyı kapatmaya bile korkuyor gözünü eşikten ayıramıyor.
  • Sabah oluyor adam geliyor gayet normal. Bu diyor gece çok gürültü oldu. Adam biz gülmedik uyuduk diyor. Öteki memur diyor,
  • Herhalde utandı, ondan öyle diyor. Deşelemiyor. Diğer çalışanların yanına gidiyor onlar da duymuşlar sesleri ama ayıp olur diye takmamışlar.
  • O esnada fark ediyorlar adamın da karakteri değişmiş. Kadın evden çıkmıyor, adam telgrafhaneden. Gözleri kan çanağı uykusuz.
  • Tırsıyorlar bunlar inceden ama bir şey de yapamıyorlar. Bir gece kadının çığlıyla uyanıyorlar. Feryat figan yıkıyor ortalığı kadın.
  • Memurlar fırlıyor binalardan. salonda sabah ekspresini bekleyen yolcular falan da yok tenha bir gün uykuda millet. Kocası dövdü zannediyorlar.
  • Bir gidiyorlar Adamı telgrafhaneden çıkarken görüyorlar, elinde balta var telgrafhanenin yanındaki odun yığınlarının oradan almış eve giriyor.
  • Yapma etme diye bağırıyorlar ama araya girmeye de korkuyorlar. Adamın gözü hiçbir şeyi görmüyor. Delirmiş gibi. Silah falan görmüyor.
  • Adam kadını saçlarından sürükleyerek dışarı çıkarıyor. Kıpırdayamıyor hiçbiri. Kadını o fotoda en uçta görünen büyük ağacın dibine götürüyor.
  • Asıl korkunç olan ikisi de gülüyor kahkahalarla. sürüklerken kadınla ikisi boyne gülüyorlar gözleri boşluğa dikili, gecenin bir körü.
  • Kadını o ağacın dibinde baltalarla parçalara ayırırken adam, kadın ölene dek gülmeye devam etmiş. Ardından jandarma gelene dek ağacın dibine çömelip çığlık çığlığa ağlamaya başlamış. Zincire vurup götürmüşler adamı korkudan. Sanduka yüzünden olduğunu biliyorlar.
  • Açmıyor. Demiryolu müdürü emrediyor, kaydı kuydu yok götürün bir yere gömün belli ki içindeki rahat etmiyor diyor. İşçiler dokunamıyor.
  • Köylerden birinden bir hoca çağrılıyor. Kırk türlü dua sandukayı çıkarıyorlar yine karaağaç’ta bilinmeyen bir yere gömüyorlar.
  • Nereye gömdüklerini ne başkası soruyor ne gömenler söylüyor. Ama bu telgrafhane mimleniyor.Gelen memurlara anlatmamak üzere tembihleniyorlar.
  • Boş yer olmadığında burada yahut depoda kalmaya korkuyorlar, sanki gülen birini duyuyorlarmış anlatılana göre.

Hikaye bu kadar. Bir kısmı kurgu bir kısmı rivayet. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola. Başka floodlarda görüşmek üzere iyi geceler…

Bu Konu, Mehmet Berk Yaltırık @SonGulyabani  Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Cevapla