Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

İçeriden Fethedilen Kale; CHP (2’inci Bölüm; Doğan Medya Operasyonu)

  1. İçeriden Fethedilen Kale; CHP (1’inci Bölüm; Küresel Güç Odakları)

Evet dostlar,CHP’nin “yeni” diye ambalajlanarak aslında nasıl küresel projeler doğrultusunda içinin boşaltıldığını,tüm tarihsel arka planı ve ilişkiler ağı ile ortaya serdiğimiz flood serimizin 2. bölümü ile karşınızdayız…

  • Bu flood dizimizin önemi aslında sadece CHP’ye değil, CHP üzerinden Türk siyasetine yapılan operasyonu gözler önüne sermemiz.Son kurultay bu operasyon sürecinin devam ettiğini de bize kanıtlamış oldu…
  • Şimdi sözü çok fazla uzatmadan ilk bölümümüzde kaldığımız yerden bu operasyonu yazmaya devam ediyoruz.Çayını kahvesini kapan gelsin.İşte başlıyoruz…
  • 2002 yılında bizzat Baykal tarafından CHP’ye üye yapılan ve Genel Başkan kontenjanından İstanbul Milletvekili seçilen Kemal Kılıçdaroğlu ilk vekillik döneminde özellikle SSK hakkındaki soru önergeleri ve konuşmaları ile dikkat çekmeye başlıyordu…
  • 2002-2007 arası dönem Kılıçdaroğlu için parti içerisinde “tanınma ve tutunma” dönemi olarak planlanmıştı. Ve öyle de oldu…
  • Baykal’a Kılıçdaroğlu için yapılan PR ve lobi çalışmalarına ara verilmezken artık bu çalışmaları yapanların elleri daha da güçlüydü.
  • Asıl sahne ise 2007 seçimleri ile kurulacaktı.Öncelikle Kılıçdaroğlu’nun yeniden Genel Merkez kontenjanından milletvekili listesine sokularak Meclis’e girmesi sağlanıyordu…
  • Baykal’a yapılan PR çalışması etkisini gösteriyor ve Kılıçdaroğlu yeni dönemde 2007 itibariyle Kemal Anadol ve Ali Topuz ile birlikte CHP Grup Başkanvekilliği görevine seçiliyordu.
  • Kemal Anadol ve Ali Topuz Baykal’ın 30 yıllık yol arkadaşıydı ve bu kritik göreve seçilmeleri degayet normaldi.Ancak Kılıçdaroğlu’nun CHP geçmişi henüz 5 yıllıkken bu göreve gelmesi gelecekte kendisini nasıl bir “parlak” siyasi kariyerin beklediğinin ipuçlarını veriyordu.
  • Bu göreve seçilmesi önemliydi çünkü Kılıçdaroğlu’nun parti içinde “parlatılma ve tutunma” aşaması tamamlanmış,sıra “Kamuoyu gözünde parlatılma” aşamasına gelmişti.
  • Bunun yapılabilmesi içinse Kılıçdaroğlu’nun göz önünde yani medyatik olması gerekmekteydi.Parti adına Genel Başkan dışında kurumsal olarak kamera karşısına geçerek açıklama yapma yetkisi ise sadece Grup Başkanvekillerindeydi.
  • İşte bu nedenle Grup Başkanvekilliği stratejik öneme sahip, askeri tabirle adeta bir “hakim tepe” konumundaydı.
  • Ve o “hakim tepe” ele geçirilmişti.
  • CHP’de 3 Grup Başkanvekili vardı.Kemal Anadol,Ali Topuz ve Kemal Kılıçdaroğlu.Anadol ve Topuz açıklama yaptığındakanallar açıklamaları 2 dakika veriyor,gazteler bu açıklamaları ya çok küçük görüyor yahut hiç görmüyordu.
  • Ama iş Kılıçdaroğlu kameralar karşısına geçtiğinde değişiyordu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları gazetelerde geniş biçimde yer alıyor,kanallarda bu açıklamalar ile ilgili dakikalarca haber yapılıyordu.
  • Doğan Medyası ve Cemaat medyası bu bağlamda ilginç bir birliktelik gösteriyorlar,konu Kılıçdaroğlu olduğu zaman açıklamalarına en geniş şekilde yer veriyorlardı. Özellikle Doğan Medya Grubu’nun bu konudaki “özel çabası” dikkatlerden kaçmıyordu…
  • Bu noktada hemen bir virgül koyalım ve 2008 yılı Eylül ayına uzanalım…
  • 2008 Eylül Ayı’nda Doğan Grubu başta Hürriyet Gazetesi olmak üzere tüm önemli medya organlarını tek bir konuda adeta seferber etmişti:Almanya’da görülen Deniz Feneri E.v Yolsuzluğu davası…
  • Gazeteler konuyu manşetlere taşıyor,kanallar saatler süren programlar yapıyorlardı…
  • Bu davanın en önemli yanı ise AKP’li önemli isimlerin ve hatta dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dava dosyada isminin geçmesiydi…
  • Peki Doğan Medyası bunu sadece bir gazetecilik olayı olar mı gündeme taşımıştı?Elbette Hayır perde arkasında çok farklı hesaplar vardı…
  • Aydın Doğan büyük bir yatırım yaparak İstanbul’daki Hilton Oteli’ni satın almıştı ve amacı burada bir imar tadilatı yaptırarak,Hilton arazisi üzerine çok kat izni almaktı.
  • Buraya bir rezidans inşa ederek yüz milyonlarca dolar kazanmayı planlamıştı.Ancak imar değişikliği İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden bir türlü geçmiyordu.
  • Doğan sonunda konuyu dönemin Başbakanı Erdoğan ile görüşüyor,Erdoğan ise hem Doğan üzerinde baskı aracı olabilecek bir koz olarak elinde tutmak istemesinden hem de o alan için kafasında bulunan başka projelerden ötürü imar tadilatı isteğini reddediyordu.
  • 2007 seçimleri ile Erdoğan’ın “iktidar” olmaktan “muktedir” olma sürecine evrildiğinin farkında olan Aydın Doğan bu süreç tamamlanmadan isteğini elde edemezse bir daha hiç elde edemeyeceğini görmüştü…
  • O nedenle düğmeye bastı ve aslında Nisan 2007’de Almanya’da başlayan Deniz Feneri E.v soruşturmasını tam 1,5 yıl sonra bu kritik dönemde servis etti. Amacı tabii ki imar planı tadilatına onay vermeyen Erdoğan’ı köşeye sıkıştırmaktı…
  • Ama Aydın Doğan’ın planı ters tepti. Erdoğan Eylül 2008’de partisinin Güngören İlçe Tekilatı kongresinde Doğan’a açıkça savaş ilan etti. Hilton pazarlığını da deşifre etti.
  • Aydın Doğan zamanı geldiğinde kazanmak için bir adım geri atmayı bilen bir strateji ustasıydı. Ve hemen önce yazılı bir açıklama yaptı ardından Kanal D’de Mehmet Ali Birand’ın 32.Gün programında konu ile ilgili açıklamalar yaptı. Hatta Erdoğan’a mektup yazdı.
  • Ama artık çok geçti ve ok yaydan çıkmıştı…
  • 2007 seçimleri ile birlikte gücünü pekiştiren Erdoğan “kendi medya ve sermayesini oluşturma” projesi için düğmeye basmış harekete geçmek için doğru zaman ve zemini bekliyordu.Bunu yaparken kamuoyu desteği de gerekliydi kendisine..
  • İşte Doğan’ın Deniz Feneri hamlesine kamuoyu önünde Hilton pazarlığını deşifre ederek cevap veren ve “Baskılara boyun eğmeyen, millet menfaatini düşünen lider” imajını güçlendiren Erdoğan “medyayı dizayn etmek” için beklediği fırsatı ele geçirmiş oluyordu
  • Aydın Doğan,Erdoğan’ın “sonuna kadar” gideceğini ve kendisini tasfiye etmeden bu işi bırakmayacağını görüyordu.
  • Bu nedenle “taviz vererek zaman kazanma” stratejisini uygulamaya başladı…
  • Emin Çölaşan,Bekir Coşkun gibi yazarlar sonraları hep bu tavizin sonucu Hürriyet’ten “rica üzerine” ayrılacaklar, en nihayetinde Aydın Doğan aktif görevini kızına devredip “Onursal Başkanlık” pozisyonuna geçecekti…
  • Aydın Doğan kendisinin var olması için Erdoğan’ın “gitmesi” gerekliliğine tam anlamı ile kanaat getirmişti.
  • Ancak AKP çok homojen ve birleşik bir yapı olarak görünüyor, bu birleşiklik iktidar rantı ile daha da kuvvetli hale geliyordu.O nedenle AKP’ye içeriden bir operasyon yapmak mümkün gözükmüyordu…
  • Geriye Erdoğan “devrilemez” olmadan CHP’yi iktidara taşıyarak Erdoğan’dan kurtulmak seçeneği kalıyordu ancak Aydın Doğan’a göre bu da “Baykal liderliğindeki” bir CHP ile mümkün gözükmüyordu
  • Aydın Doğan’a göre Baykal çok yıpranmıştı ve halkta bir türlü iktidara gelecek karşılığı bulamıyordu.Yani Baykal için harcanacak çaba beyhude olacaktı… Ya yeni bir siyasal oluşum kurgulanacaktı ki şartlar müsait değildi ya da CHP “yeniden kurgulanacaktı”…
  • Aydın Doğan bu hesapları yaparken tam da bu esnada “Küresel Güç Odakları” da Kılıçdaroğlu’nu “parlatma” operasyonu için düğmeye basma zamanının geldiğine karar vermişlerdi. Ve tabii ki bunun için güçlü ve etkin bir medya desteğine ihtiyaç vardı…
  • Aydın Doğan’ın uluslararası alanda en önemli ortağı Alman AXEL SPRİNGER yayın grubuydu…
  • Ancak AXEL SPRİNGER öyle sıradan bir yayın grubu değildi.
  • AXEL SPRİNGER SE,30’un üzerindeki ülkede 150’den fazla gazete ve dergiye sahip Avrupa’daki en büyük basım şirketlerinden biriydi. 10.000’in üzerinde çalışana sahip şirket yıllık 1 milyar Euro net karı ile küresel bir güçtü…
  • AXEL SPRİNGER,Alman derin sermaye güçlerinin em önemli temsilcilerinden bir tanesiydi…Ve Aydın Doğan bu ortaklık ile Alman derin sermaye yapıları ve devlet kademeleri ile çok grift ilişkiler ağı kurmuştu…
  • Almanya’yı uzun yıllar yöneten parti Alman Sosyal Demokrat Parti olmuş,bu uzun iktidar dönemleri içerisinde AXEL SPRİNGER grubu ile Alman SPD arasında önemli bir bağ ve yakınlık tesis edilmişti…
  • Alman dış politikasında Almanya çıkarına faaliyet gösteren vakıfların önemi büyüktü ve her siyasal partinin desteklediği bir vakıf vardı.İşte Doğan’ın ortağı AXEL SPRİNGER’İN yakın ilişkide olduğu Alman SPD partisi de Friedrich Ebert Vakfı’nı destekliyordu…
  • Peki bu Friedrich Ebert Vakfı sadece Almanya’da mı faaliyet gösteriyordu?Elbette hayır…
  • Friedrich Ebert Vakfı dünya genelinde 30.farklı ve kritik ülkede “ilginç” çalışmalara imza atan “Küresel” bir vakıftı…
  • Şimdi sıkı durun çünkü Friedrich Ebert Vakfı’nın çok daha çarpıcı olan özelliğini açıklayacağız…
  • Bu küresel ve Alman dış politikalarında önemli işlevi olan Friedrich Ebert Vakfı’nın en çarpıcı özelliği SOROS’un Türkiye’de destek verdiği ve finanse ettiği başta TESEV olmak üzere hepsi ile “Partner” oluşu…
  • Bu partnerlik ilişkilerini tek tek ve rakamlarla önünüze sereceğiz lakin şimdilik not alın biz devam edelim…
  • Şimdi “SOROS ile Friedrich Ebert Vakfı ne alaka?” diye düşünebilirsiniz lakin kazın ayağı hiç de öyle değil…
  • SOROS’un Rothschild Hanedanı adına finansal manipülatörlük yaptığını ve siyasal bir takım olayları NGO’lar vasıtası ile finanse ettiğini flood serimizin 1.bölümünde yazmıştık…
  • Dünya’da Rothschild Ailesi denilince kafalarda hep bir İngiliz ailesi imajı vardır genelde.Zira aile 1700’lerin sonunda merkezini Londra’ya taşımış ve İngiliz Kraliyet Ailesi ile girift ilişkiler geliştirmişLondra Borsası üzerinden yaptığı finansal operasyonlar ile tanınmıştır
  • Ancak aslında Rothschild Hanedanı’nın kurucusu A.M. Rotschild Berlin doğumlu bir Alman Yahudisidir…
  • Ancak her zaman Almanya üzerinde etkin olan aile Almanya’da tam hakimiyetini Hitler döneminde sağlamıştır
  • Hitler iktidara geldiğinde kısa vadeli yahut yüksek faizli ciddi miktarda borçla karşı karşıya kalmıştı.Ancak Almanya’nın hemen hemen tüm borçları ya Rothschild ailesi kontrolündeki bankalara yahut merkez bankasını bu aileye teslim etmiş ülkelereydi…
  • Yani Almanya aslında Rothschild Hanedanı’na borçluydu…
  • Rothschild’ler Hitler’e bir teklif sundular.Borçların bir kısmını tamamen silecekler,bir kısmının faizini düşürecekler bir kısım kısa vadeli borcu ise düşük faizle uzun vadeye yayacaklardı.Karşılığında ise ALMAN MERKEZ BANKASI’NI istiyorlardı…
  • Hitler teklifi kabul etti. Ve Rothschild Hanedanı Alman Merkez Bankası’nı ele geçirdiği andan itibaren günümüzde dahi devam eden şekilde Alman devleti içindeki gücünü ve nüfuzunu doruk noktasına çıkardı…
  • Hali ile Alman vakıflarına da etki ediyorlardı ve bunlara etki ederken kullandıkları en önemli isim de kuşkusuz güvenilir adamları SOROS oluyordu…
  • İşte SOROS’un üzerinde etkin olduğu, Türkiye’de finanse ettiği STK ve Üniversiteler’in “Partneri” olan,AXEL SPRİNGER ve SPD bağlantılı bu Friedrich Ebert Vakfı aynı zamanda da Aydın Doğan Vakfı kanalı ile Aydın Doğan ile ilişkiliydi…
  • Aydın Doğan ile Friedrich Ebert Vakfı arasındaki ilişkiler 1990’lı yılların ortasında tesis edilmişti… 28 Şubat sürecinde “olgunlaşan” ve “operatif” hale gelen bu ilişkiler ağı 1990ların sonu 2000’lerin başı itibariyle en iyi ve güçlü dönemini yaşamaya başlamıştı…
  • Aydın Doğan Vakfı ile Friedrich Ebert Vakfı pek çok önemli ve “ilginç” projeye ve organizasyona ortaklaşa imza atıyorlardı…
  • Kılıçdaroğlu’nu “Parlatma” projesi kapsamında güçlü ve etkin bir medya ayağına ihtiyaç duyulduğunda ise Friedrich Ebert Vakfı kanalı ile çalınan kapı pek tabii ki Aydın Doğan olacaktı..
  • “Yeniden yapılandırılmış” ve yeni bir lider ile ve tabii kendisinin verceği medya desteği ile CHP’nin AKP karşısında zafer kazanabileceğini düşünen ve böylece Erdoğan tehlikesini bertaraf edebileceğini düşünen Doğan bir konuda yanılıyordu…
  • Zira “Küresel Güç Odakları”nın Erdoğan’ı devirmek gibi bir planı yoktu…
  • Onlar 2 partili bir sistemi “uygun gördükleri” Türkiye’de “kaldıracın” kendilerine sorun çıkarmayacak “sol” kısmını oluşturacak bir sol parti istiyorlardı.O nedenle de amaçları CHP’yi “dönüştürerek” dizayn etmekti…
  • Ama bunun farkında olmayan Aydın Doğan,Erdoğan karşısında son bir umutla projeye dahil oldu… Süreç başlıyordu…
  • Bu arada “REORGANİZE EDİLMİŞ” YEŞİL GLADİO ise Gülen medyasını dizayn ediyordu.Proje sürerken gereken destek verilecek, en azından karşıt yayın yapılmayacaktı…
  • Süreç başlamıştı ve “düğmeye basılmıştı”… Kemal Kılıçdaroğlu’na adeta “bilgi ve belge” yağmaya başlamıştı. YEŞİL GLADİO arşivinden bir bölümü “kullanıma açmıştı”…

Ve beklenen an geldi…

  • Kılıçdaroğlu ilk büyük patlamasını 2008 yılında AKP Sakarya Milletvekili ve partinin MKYK ve MYK üyesi olan Şaban Dişli hakkındaki yolsuzluk belgelerini ortaya çıkartarak yapıyordu…
  • Türk siyaset tarihine AKADEMİ OFSET skandalı olarak geçecek olayda Kılıçdaroğlu belgeler ile Şaban Dişli’nin bu şirket adına bir arsa imarı konusunda iş takibi yapmak karşılığında 1 milyon TL rüşvet aldığını ve bunun imzalı protokolünü ortaya çıkarıyordu…
  • Kılıçdaroğlu’nun ortaya çıkardığı belgeler aynı anda Doğan medyasının tüm gücü ile manşetlere çıkıyor ve bu konu ile ilgili saatler süren programlar yapılıyordu… Kılıçdaroğlu ismi ön plana çıkarılıyordu…
  • Kılıçdaroğlu ses getirmişti… Kısa süre sonra Şaban Dişli partideki görevlerinden istifa edecekti…
  • Ama yetmezdi bu daha başlangıçtı… Her şey planlanmıştı ve adım adım ilerlenecekti…
  • Şaban Dişli’yi istifa ettiren yolsuzluk skandalının ardından Kılıçdaroğlu kısa süre sonra bir kez daha kameralar karşısına geçiyordu.Bu kez hedefinde AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat vardı… Kılıçdaroğlu açıkça Fıratı “Uyuşturucu Baronu” olmakla suçladı…
  • Kılıçdaroğlu’na Fırat’ın yanıtı sert ve yine medya üzerinden oldu… İki isim bir süre medya organları üzerinden tartışmalarına devam ettiler. Doğan meedyası bu sırada Kılıçdaroğlu tarafını ön plana çıkartıyor iddialarını sayfalarına ve köşelere taşıyordu…
  • Aydın Doğan,Kılıçdaroğlı-Fırat tartışmasının medya üzerinden devam etmesini ve tarafların birbirlerini medya üzerinden suçlamalarını bir süre bilinçli olarak takip etti.Burada hem Kılıçdaroğlu’nu daha da parlatmak hem de tansiyonun yükselmesini sağlamak stratejisindeydi…
  • Çünkü yükselmesine seyirci kaldığı tansiyonu “düşürecek olan ” kendisiydi.Aydın Doğan,Kılıçdaroğlu’nu “parlatan” güç odaklarının O’na çok sağlam “Bilgi Servisi” yaptığını da görmüştü.
  • Bu “odaklar” Kılıçdaroğlu’nu parlatırken, AKP içerisine de Kılıçdaroğlu üzerinden operasyon yapıyorlar,Erdoğan’a da mesaj veriorlardı ve belli ki bu sefer mesaj Genel Başkan Yardımcısı’nı tasfiye ederek verilecekti.
  • Dengir Mir Mehmet Fırat’ın önemli özelliği Güneydoğu’da sözü geçen ve barışçıl çözümü savunan siyasal tavır içerisindeki bir siyasetçi oluşuydu ve anlaşılan Kılıçdaroğlu’nu “parlatanlar” AKP içerisinde “güvercin” değil “şahinleri” görmek istiyordu…
  • Aydın Doğan bir süre daha bekledikten düğmeye bastı…O dönem DOĞAN MEDYA GRUBU bünyesinde olan STAR TV’nin haberlerini duayen gazeteci Uğur Dündar yönetmekteydi…
  • Dündar ve başta Yılmaz Özdil’den oluşan deneyimli haber kadrosu ile, STAR HABER hemen her gün tüm rakiplerini reytinglerde ezmekte ve açık ara önde bulunmaktaydı
  • Uğur Dündar’ın en önemli özelliği ise toplumun tüm kesimlerinin görüşü ne olursa olsun sözüne itibar ettiği,güvenilirliğinden,objektifliğinden ve tarafsızlığından emin olduğu bir haberci olmasıydı.
  • Uğur Dündar sadece farklı kesimlerden farklı görüşlerden vatandaşların değil farklı siyasal görüşlerdeki siyasetçilerin de üzerinde mutabık kaldığı,güvendiği bir isimdi…
  • Türk televizyonlarında seçim öncesi parti liderlerinin açık oturumlarda karşılaştığı yayınlar olmuştu ancak birbiri hakkında iddiası ve sert sözleri olan farklı partilerden 2 siyasetçi hiç bir canlı yayında karşı karşıya gelmemişti…
  • Bu başarılabilirse bir ilk olacaktı ve habercilik açısından da önemli bir olaydı…
  • Aydın Doğan böyle bir “düelloyu” sağlaması için Uğur Dündar’ı görevlendirdi zira Türkiye’de bu iş için Dündar’dan daha uygun bir isim yoktu…
  • Dündar bir haberci refleksi ile görevi kabul etti ve tarafları canlı yayında iddialarını karşılıklı konuşmaya davet etti… Kısa süre sonra Dündar’a güvenen iki taraf da teklifi kabul ettiler
  • Büyük karşılaşma TBMM’de gerçekleşti… Bütün ajans ve kanallara açık olarak yapılan “düelloda” Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu belgeler karşısında,Dengir Mir Mehmet Fırat çok zor duruma düştü ve 1,5 saat boyunca savunmada kaldı…
  • Yayının hemen ardından Doğan medyası Kılıçdaroğlu’nu galip ilan ederek,performansını göklere çıkartan yayınlara başladı… Gazeteler Kılıçdaroğlu zaferi manşetleri attılar…
  • Aradan çok fazla geçmeden Dengir Mir Mehmet Fırat AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etmek durumunda kaldı.AKP Fırat’a sahip çıkmamıştı…
  • Kılıçdaroğlu artık “AKP Genel Başkan Yardımcısı’nı Koltuğundan Eden Adam” olarak tanınıyordu.Bundan 6 sene önce adını kimsenin bilmediği bu bürokrat emeklisi,6 yıl içinde önce CHP Grup Başkanvekili olmuş,ardından milyonlara adını ezberletmişti.

Kılıçdaroğlu siyasetin “parlayan yıldızıydı” artık…

  • Ancak artık CHP içerisinde ve kamuoyunda “Parlatılan” Kılıçdaroğlu için yürütülen planlı operasyon “Zirve” yapmamıştı. Operasyonun “Zirvesi” bugüne kadar karşısında kimsenin kendisi ile baş edemediği,polemik üstadı,Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’ti….
  • Ve aradan çok zaman geçmeden Kılıçdaroğlu bu kez Gökçek’i doğal gaz sayaçları üzerinden vurgun yapmakla suçladığı belgeler ile kamera karşısına geçti ve “Hodri meydan” dedi…
  • Gökçek’in çağrıya cevap vermemesi düşünülemezdi… İklili yine Uğur Dündar’ın moderatörlüğünde STAR TV ve CNN TURK ortak yayınında karşı karşıya geldiler… CNN’in devreye sokuluşu manidardı ve anlayan için çok “ince” bir mesajdı…
  • Uğur Dündar moderatörlüğündeki yayında Kılıçdaroğlu Gökçek’i çok zor duruma düşürdü.Belge ile konuşuyor,Gökçek terliyor ve agresifleşiyordu.Hatta Kılıçdaroğlu’na cevap veremediği için moderatörlük yapan Uğur Dündar’a karşı tavır alıyordu…
  • Yayının bitimi ile birlikte Doğan medyasında programlarda düello tartışmaya açıldı.Vücut dillerinin analizine kadar yapılıyor,Kemal Kılıçdaroğlu’nun kesin zaferinden bahsediliyordu,gazeteler bir gün sonra Kılıçdaroğlu’nun zaferini yazıyorlardı…
  • Kılıçdaroğlu’na imaj noktasında “zirve yaptırılmıştı”… O artık AKP’nin bir MKYK üyesi ve bir Genel Başkan Yardımcısı’nı koltuğundan eden,Gökçek’i hayatında ilk kez mağlup eden yılmaz bir “Yolsuzluk Savaşçısı” bir kahramandı…
  • Bu “kahraman” haline gelen eski bürokrat yavaş yavaş CHP tabanında özellikle Baykal’dan rahatsız olan geniş kitleler içerisinde “Kurtarıcı” olarak görülmeye başlanıyordu.
  • Bunda bazı köşe yazarlarının Kılıçdaroğlu’nun siyasi geleceğini genel başkanlık olarak gösteren yazıları da etkiliydi.
  • Baykal ise olan biteni sessizce izliyodu. Kılıçdaroğlu üzerinden CHP ve Türk siyasetine bir operasyon çekilmek istendiğini sezinlese de tam emin olamıyor ayrıca Kılıçdaroğlu’nun bunun farkında olup olmadığını yani plana bilinçli olarak dahil olup olmadığını kestiremiyordu…
  • Partide açıkça kendisine bir rakip yaratılıyor, bunun için en önemli gereklilik olan medya gücü bu yaratılan rakibin emrine amade ediliyor,kendisine ulaşmayan bilgi ve belgeler Kılıçdaroğlu’na ulaşıyordu…
  • Öte yandan belirli bir çevrenin de parti içerisinde yeniden Karayalçın ismini ön plana çıkartmaya çalıştıkları ve bazı özel toplantılar yaparak,kulis gerçekleştirdiklerini görüyordu…
  • Baykal bir operasyon geldiğini görüyor ama “arkasındaki güçleri” göremiyordu…Gölgelerle savaşamayacağını anlayan Baykal, planı bozmak ve CHP’nin ele geçirilmesini engellemek için çok riskli ve beklenmedik bir hamle yapacaktı…
  • 2009 Yerel seçim yılıydı…Baykal kimsenin beklemediği biçimde “Parlatılan” Kılıçdaroğlu’nu İstanbul, parti içinde yeniden ön plana çıkarılmak istenen Karayalçın’ı da Ankara adayı olarak gösterdi…
  • Baykal,CHP üzerinden Türkiye siyasetine çekilmek istenilen oyunu bozmak en azından zaman kazanmak adına 2009 seçimlerini kaybetmeyi göze almıştı…
  • Baykal’ın planına göre işler istediği gibi giderse “Alan tecrübesi olmayan” Kılıçdaroğlu, “Halihazırda Belediye Başkanıolan” ve iktidar partisi AKP’nin de devlet olanaklarını kullanan AKP adayı Kadir Topbaş karşısında, Karayalçın ise 1999 ve 2004’te 2 kez yenildiği Gökçek karşısında seçimi kaybedecek ve pasifize olacaklardı…
  • Eğer bu isimler seçimi kazanırlarsa Baykal geliştirdikleri ilişkiler ağının izini sürerek operasyonu planlayan asıl güçleri öğrenecekti…
  • Doğan Grubu Kılıçdaroğlu’nun seçim çalışmalarına çok ciddi destek veriyordu.”Çamura basan”,”Fakir aile sofrasına oturan” Kılıçdaroğlu ve halkın ona ilgisini yansıtan fotoğraf ve haberler servis ediliyor,Kılıçdaroğlu’ndan 2.bir “HALKÇI” Ecevit yaratılmaya çalışılıyordu
  • Doğan Grubu Kılıçdaroğlu’nun seçim çalışmalarına çok ciddi destek veriyordu.”Çamura basan”,”Fakir aile sofrasına oturan” Kılıçdaroğlu ve halkın ona ilgisini yansıtan fotoğraf ve haberler servis ediliyor,Kılıçdaroğlu’ndan 2.bir “HALKÇI” Ecevit yaratılmaya çalışılıyordu.
  • 29 Mart 2009 gecesi sandıklar açıldığında Baykal’ın planları tutmuş gözüküyordu.Kılıçdaroğlu İstanbul’da,Karayalçın Ankara’da kaybetmişti.Gökçek’e karşı 3.kez kaybeden ve çok fazla yıpranan Karayalçın gerçekten tasfiye olmuştu…
  • Ancak 30 Mart sabahı ile birlikte anlaşıldı ki Kılıçdaroğlu için kaybedilen hiç bir şey yoktu….
  • Seçimde %37 oy alan Kılıçdaroğlu iStanbul’da CHP oylarını %40 bandına dayamış, bir önceki seçim olan 2004 seçimlere göre CHP’nin oyunu %10’DAN FAZLA ARTTIRMIŞTI…
  • Doğan medyası özellikle bu %10 artışı işlemeye başladı.Gazetelerde ve kanallarda,köşelerde ve programlarda Kılıçdaroğlu’nun tek başına ismi ile %10 oya sahip olduğu propagandası dillendirilmeye başlandı…
  • Doğan Grubu, Kılıçdaroğlu’nu kaybetse de galip ilan etmişti “Galiptir bu yolda mağlup” kıvamında yayınlar yapmaya başlamıştı.
  • Kılıçdaroğlu’nun yükselişi durmamış, tam tersine arkasına “Tek balına CHP oylarını %10 arttıran adam” imajının rüzgarını alarak ivmesini bir kat daha arttırmıştı…
  • “Projede” tam bir koordinasyon hakimdi ve herkes üzerine düşen vazifeyi aynı anda eş güdümlü olarak uyguluyordu…
  • Doğan medyasının desteği ile yıldızı her geçengün biraz daha parıldatılan Kılıçdaroğlu belirlenen hedefe adım adım yaklaşırken, SOROS ise CHP’nin yeniden dizayn edilecek halinin kadro ve fikir iklimini oluşturmak için bir “çevreleme stratejisini” hayata geçiriyordu…
  • Belki kimse farkına varmıyordu ama TESEV ile çok dikkat çeken ve bu vakıf ile ilişkisi sorgulanmaya başlanan SOROS, Friedricj Ebert kanalı vasıtası ile 1996 sonrası kurulmuş bazı vakıfları finanse etmeye başlıyordu…
  • “Çevreleme Stratejisi” ne dahil edilen ve fonlanan vakıf,dernek ve Üniversiteler şunlardı…
  • Afrikalılar Kültür, Dayanışma ve Yardımlaşma (Afrotürk) Derneği – Afro-Türk Renkler, Afro-Türk Kadın ve Çocukları Güçlendirilmesi, Sosyal Dayanışma ve Farkındalık Meydana Getirilmesi Projesi –
  • Akdeniz Roman Dernekleri Federasyonu – Roman Hakları Forumu’nu (Romfo) Güçlendirme Projesi, -Anadolu Kültür – Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu Projesi, –
  • Anadolu Kültür – Sosyal ve Ekonomik Olarak Dezavantajlı Üniversite Öğrencilerinin İhtiyaç Duydukları Maddi Kaynakları Sağlayacak Burs Programı, – Bağımsız Araştırma Bilgi ve İletişim Derneği – Telgraflarda Sürgün Günlüğü Projesi,
  • -Bağımsız Sinemacılar Derneği – Acının İki Yüzü Projesi, -Bellek ve Kültür Sosyolojisi Çalışmaları Derneği (BEKS) – Ermeni Gençlerin Post-Belleği Üzerine Karşılaştırmalı Bir Araştırma,
  • Boğaziçi Üniversitesi – Türkiye’de Siyasetin Anlam Haritasını Çizmek: Tartışma Eksenleri ve Yorum Çerçeveleri, -Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği – Türkiye Hapishaneler Enformasyon Ağı, –
  • Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) – Önce Anadili: Eğitimde Anadili ve Çok Dillilik, -Ermeni Kültürü ve Dayanışma Derneği – Geride Kalanlar,
  • Güneydoğu (Turabdin) Süryani Kültür ve Dayanışma Derneği – Birlikteyken İyiyiz, -Hrant Dink Vakfı – Anadolu’nun Kültür Mirasını Ortaya Çıkarmak ve Savunmak, -İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği – Trans Hakları Projesi,
  • -İzmir Çağdaş Romanlar Derneği – Çocuklarına Gelinlik Değil Bezden Bebek Diken Roman Kadınların Kapasitesinin Güçlendirilmesi, -KAMER Vakfı – Dünyayı Kadınlar ve Çocuklar Değiştirecek Projesi,
  • –Kaos Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği – LGBTİ’lerin İnsan Haklarının İzlenmesi Programı, -Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği
  • – Trans-İzleme: Türkiye’de Translara Yönelik Hak İhlallerinin Savunuculuk Perspektifiyle İzlenmesi, -Koç Üniversitesi – Türkiye Seçim Araştırması 2015, -Muş Kadın Çatısı Derneği – Çocuk İstismarına Dur De! 2, -Ortak Gelecek için Diyalog Derneği – Doğruluk Payı,
  • -Pembe Hayat Lgbtt Dayanışma Derneği – 5. Pembe Hayat Kuirfest, -Pembe Hayat Lgbtt Dayanışma Derneği – Adaletin T Hali, -Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD)
  • – LGBT Eşitliğinin Altyapısını Oluşturmak, – Suriye Can Derneği – Nusaybin Suriye Can Okulu, -Toplumsal Duyarlılık ve Şiddet Karşıtları Derneği DUY-DER – Çocuklar İçin Mayın ve Çatışma Atıkları Eğitim Projesi –
  • Doğubeyazıt, Pervari, Eruh Köyleri, -Uluslararası Şeffaflık Derneği – Batı Balkanlar ve Türkiye’de Ulusal Şeffaflık Sistemi ve Yolsuzlukla Mücadele Gelişiminin İzlenmesi, -YUVA Derneği
  • Suriyeli Mültecilere Destek Projesi, -Zan Sosyal Siyasal İktisadi Araştırmalar Vakfı – Ezidilerin 73. Fermanı Şengal Soykırımı.
  • -Ve diğer projeler: Bağımsız Türkiye Komisyonu, Ders Kitaplarında İnsan Hakları Taraması, Eğitim Reformu Girişimi, Sosyal Politika Forumu, Herkes İçin İnsan Hakları, 20 İlde İnsan Hakları Filmleri Gösterimi, Bireysel Silahsızlanma Projesi, Grameen Mikrokredi projesi,
  • Özel Sektör Madenciliğinde Ekonomik ve Sosyal Hak Uygulamalarının Araştırılması Projesi, Kültür Karıncaları, Eğitim Reformu, Güneydoğu Okul Öncesi Eğitimi, Güneydoğu’da Yetişkin Okuryazarlığı, Göç, Hukuk Danışmanlığı Projesi, STK Eğitim Merkezi, Diyarbakır Sanat Merkezi,
  • Gezici Afet Eğitim Merkezi, Kadın Fonu, Namus Cinayetlerini Önleme Projesi, Kadın Filmleri Festivali, Açık Radyo, Beyoğlu Gazetesi ve Aydın Doğan Vakfı ile birlikte Gazeteci Eğitim Projesi.
  • Bir de bu uzun listede bulunmayan 2 önemli oluşum var… Bunlar 10 ARALIK HAREKETİ ve TÜSES (TÜRKİYE SOSYAL EKONOMİK SİYASAL ARAŞTIRMACILAR VAKFI)
  • 10 ARALIK HAREKETİ 10 Aralık 2005 yılında DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi önderliğinde, Prof.Burhan Şenatalar sözcülüğünde kurulmuş bir yapı. Liberal sosyal demokratlar…
  • Friedrich Ebert Vakfı,Hareket olarak kurumsal finansman sağlayamadığı için fonlamayı “partneri” DİSK üzerinden yapıyor… Hareketin kurucusu DİSK GENEL BAŞKANI Süleyman Çelebi…
  • -TÜSES ise adeta TESEV’in ikizi…Kurucusu da aynı zamanda TESEV KURUCUSU, SOROS’un desteklediği LEUREATE VAKFI tarafından satın alınan Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Asav Savaş Akad…
  • 65 milyon lira sermaye ile adeta dev bir holding gibi kurulan vajkfın kuruluş senedinde en büyük hisse 5 milyon lira ile AKADEMİSYEN ve Asaf Savaş Akad’a ait…Diğer paylar 250 şer bin TL’lik hisseler olarak eşit biçimde dağılmış.Yani Vakıf Akad kontrolünde…
  • Tabii ki bu finansman ve “Çevreleme Hareketi”,kadro hazırlama süreci boşuna başlatılmamıştı…
  • DOĞAN ve SOROS bunları yaparken müthiş koordinasyonda YEŞİL GLADİO da üzerine düşeni yapmıştı…
  • Ve büyük darbenin vurulması için tüm şartlar oluşturulmuştu… Sıfırdan bir kahraman yaratılmış,kadroları hazırlanmış,sermaye çevreleri ayarlanmış,kamuoyu oluşturulmuştu…

Şimdi sıra son adımdaydı…

  • Baykal operasyonun adım adım yaklaştığını farketse de “Gölgeler” karşısında birşey yapamıyordu…
  • Ve bir gün Haber Vaktim isimli internet sitesinde yayınlanan kısa bir video görüntüsü,Baykal’ın,CHP’NİN VE DAHA DA ÖNEMLİSİ TÜRKİYE’nin siayaset haritasını değiştiriyor,kaderi ile oynuyordu…

Filim daha yeni başlıyordu ve Türkiye’nin izleyeceği daha çok şey vardı…

Evet sevgili dostlar İÇERİDEN FETHEDİLEN KALE:CHP flood serimizin 2. bölümünün de sonuna geldik… Sabredip bizi takip eden tüm dostlara selam olsun… Ve tabii klasikleşen şekli ile bitiriyoruz floodumuzu”Taktirleriniz beğenilere,beğenileriniz RT’lere yolculuk etsin”

Bu Konu, Celal Eren Çelik @yazparov Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

2 Yorum

Yorum Ekle

Sen, bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları (Sponsor) | Pdf Kitap İndir