Başarıya Giden Yollar; (‘Düşündüğünüz her şey gerçek olur!’)

Başarı; hedeflenen bir şeye en iyi yollardan ulaşmanın kısa tarifidir. Başarılı olmak istiyorsanız; hayattan, ideallerinizden, sınavlardan korkmayın. Atın endişelerinizi, kaygılarınızı yüreğinizden, beyninizden. İdeallerinizden, planlarınızdan korkmayın. Korkuyorsanız, sonu kötü bitecek diye düşünüyorsanız, bilin ki bunların hepsi başınıza gelir. Düşündüğünüz her şey gerçek olur.

  • Bir şeyde başarılı olmak istiyorsanız kafanızda onu defalarca yapıyorken canlandırmanız lazım. Onun için derler ki bütün başarılar bir zamanlar hayaldi. Başarılı insanlara o yaptığı işler sorulduğu zaman, bir anda o işlerin olmadığını, o işi başarmadan önce defalarca beyinlerinde, gönüllerinde hayal ettiklerini söylerler.

  • Hayalinizde kendinizi zor olaylarla başa çıkarken canlandırın. Hayatta zorluklar var, sıkıntılar var. Kendinizi bununla mücadele ederken görün. Sabahın erken saatlerinde kalkıp konu tekrarı yaparken kendinizi görün. Herkes size o işi başaramayacağınızı  söylerken siz kendinizi o zorluklarla boğuşurken görün. Hepsini atlatıyorsunuz, hepsinin üstesinden geliyorsunuz, sonuçlar açıklandığında da muhteşem bir zafere ulaşıyorsunuz. Hayalinizde canlandırın…
  • Birçok insan beynini kullanmayı bilmiyor. Oysa siz zihninizi boğucu, karamsar resimlerle, cesaret kırıcı düşüncelerle geçirirseniz, canınız sıkkın bir biçimde dolanırsanız, beyniniz hatalarınız, beceriksizlikleriniz üzerinde durmaya devam eder. Ve kendinizi güçsüz ve kötü hissedersiniz. Siz bunları hissederseniz, bunları düşünürseniz beyin bunları böyle algılar. Aslında düşüncelerimizi ve hayallerimizi değiştirebilir ve kontrol edebiliriz.
  • Kendinizin programcısı olabilir ve beyninizi kontrol edebilirsiniz. Siz yapmazsanız, birileri yapacak. Siz yapmazsanız birileri size format atacak. Birileri sizin beyninizi programlayacak. Onun için kendinizin ve beyninizin çalışmasını kontrol etmek sizin elinizdedir. Beyin yorulmaz. Beynin tembelliği yoktur. Ama çalışmadığınız zaman elbette başınıza iş açacaktır.

Başarıya Giden Yolda Uygulanması Gereken Adımlar…

  •  Hayatta başarılı olanlar, kendilerine gereken bilgileri öğrenmekten bir an geri kalmazlar ve hadiselerin sebeplerini her zaman araştırırlar. ‘J.  RUDYARD KİPLİNG’

Büyük düşünün

  • Önce büyük düşüneceğiz. Düşüncelerimiz eylemlerimizi harekete geçirirler. Eylemlerimizin nasıl olacağını; iyi, kötü, doğru, yanlış, çirkin, güzel, nasıl bir eylemde bulunacağımızı bizim düşüncelerimiz belirliyor. Düşüncelerimizin  belirlediği eylemler ise belli bir zaman sonra alışkanlıklara dönüşüyor. Alışkanlıklarımız da bizim karakterimizi ve kişiliğimizi belirliyor. Karakterimiz ise, geleceğimizi şekillendiren en büyük etken oluyor.
  • Yaratıcımız geleceğimizi belirleme gücünü aslında bize vermiş. Yürüdüğünüz yolun sonunu görebilirsiniz. Tırmandığınız yola bakarak sonunda nereye yükseleceğinizi anlayabilirsiniz.
  • Dolayısıyla büyük sonuca giden yol; büyük düşünceden başlar. Küçük düşündüyseniz, o sizin küçük eylemlerde bulunmanıza sebep olur. O eylemler uygulandığında ister istemez alışkanlıklar hâline geliyor. Eylemleri değiştirebilirsiniz.
  • Düşünceyi değiştiremediniz, eylemlere devam ettiniz. Eylemler güçlendi, alışkanlıklar hâline geldi. Sonra soruyoruz. “Oğlum neden not almıyorsun?” “Hocam ben böyleyim işte. Bu benim alışkanlığım.” Neden? Yapmaya yapmaya o eylemi artık alışkanlık hâline geliyor. Alışkanlıkları değiştirmek gerçekten zordur.
  • Değiştirilebilir mi? Sadece biraz daha güç ve emek ister. Ama daha beteri var ki; alışkanlıklarımızı değiştirmediğimiz zaman bir süre sonra bu alışkanlıklar artık bizim karakterimiz ve kişiliğimiz olmaya başlıyor.
  • Onun için herkes yürüdüğü yolun sonuna varır. Olana ulaşır. Mesela bir yola girdiniz. Mahmutbey’den Edirne yolunda ilerliyorsunuz. Edirne’ye geldiğinizde; “Ben Edirne’ye gelmek istemiyordum. Ankara’ya gitmek istiyordum” diyorsunuz.
  • O zaman ne işiniz var Edirne yolunda? “Emek sarf ettim hocam. İki saat yolda gittim. Benzin gitti, alın teri döktüm, yolda bir sürü sıkıntıyla karşılaştım. Yani bunun sonucu bu mu olmalı?”

  • Evet, o olmalı. Çünkü siz Ankara yoluna girdiniz. Girdiğiniz yol sizi sonunda olduğu yere götürür. Hayat kıvrımlı yollarla doludur. Bazı sapakların sizi inanılmaz güzelliklerle dolu ovalara götürdüğünü görürsünüz ama bazı yolların ucunda da sonu ölümle olan uçurumlar vardır. Tehlikenin başına geldiğinizde artık her şey bitmiş olur. Sona gelmeden önce yolunuzu değiştirebilirsiniz.
  • Tedbir almazsanız geleceğiniz öyle bir ölüm bataklığına saplanır ki, yeniden dirilmek için ne bir çaba gösterirsiniz ne de göstereceğiniz çaba geleceğinizi kurtarabilmek için yeterli olabilir.
  • Yapılan çeşitli araştırmalarda; gençlerimizin büyük bir kısmının bir şirkete iş başvurusunda bulunurken ayda 600, 700 lira maaş veren yerlere binlerce insan başvururken, 3000, 5000 maaş veren iş yerlerine çok az insanın başvurulduğu görülüyor.
  • İnsanların çoğu neden daha  ucuz işlere başvuruyorlar? Bunun anlamı açık. Yola yüksekten başlamaya cesaret edemiyoruz. “Hocam ODTÜ’ye gerek yok, Anadolu’nun kıyılarında herhangi bir üniversite olsun da bana yeter” diyor gençlerimiz.
  • Neden daha büyük yerlerden başlamıyorsunuz? Neden hedeflerinizi büyük tutmuyorsunuz? Unutmayın hayatımız bizim tercihlerimizin sonucudur. Büyük işlere layık olmadığınızı düşünüyorsanız bilin ki o büyük işler size gelmeyecektir.
  • Çünkü kendinize güvenmiyorsunuz. Kader herkese istemeyi bildiği kadarını vermiştir. Düşünsenize niçin kaderin sahibi, Yaratıcı; “Dua edin, cevap vereyim. Dua etmezseniz ne öneminiz var” diyor. Sıradan bir iş istiyorsun Allah da sana sıradan bir iş veriyor. Neden şikâyet ediyorsun o zaman.
  • Nasıl bir psikolojiyle yetiştirilmişsek, nasıl kendimize güvensizlikle yetiştirilmişsek dualarımızda bile maalesef küçüklük var. Küçük, basit istekler var. Sokakta dilenciler bile Allah rızası için bir ekmek parası diyip günü kurtarıyor. Hayat felsefemiz bu.
  • Bugünü kurtaralım. Kardeş! Köşedeki fırın seni bekliyor, neden fırına talip olmuyorsun? Köşede koca bir ekmek fırını seni  beklerken Allah rızası için bir ekmeğe neden talipsin? Bazı dostlarımızın içinden “Hocam sen de amma açgözlüsün bize bir ekmek yeter” dediğini duyar gibiyim.
  • Ama sen fırına talip ol da fırını al da, yine bir ekmek  ye. 999 tanesini fakir fukaraya dağıt. Hepsini yemek zorunda değilsin. Ama senin talip olman gereken şey; küçük şeyler değil. Çünkü yaratıcı seni mükemmel, olağanüstü harika yaratmıştır.

Coşkunuzu geliştirin

  • Büyük düşünmekle iş bitmiyor. Sadece hamurla iş bitmiyor. Yağ koyacaksın, yumurta koyacaksın, ekmek yapmak için bir malzeme yetmiyor. Ekmek yapmak için sadece basit bir un yetmiyor. O ekmek, olana kadar geçtiği bir sürü safha var.
  • Coşkunuzu güçlendirmek için önerdiğimiz yollardan belki de en önemlisi; güçlendirici kelimeler kullanmanız. Pozitif olan güçlendirici kelimeleri her kullanışınızda, ruhunuzun kuvvetlendiğini görürsünüz.
  • Güçlendirici kelimeleri kullandıkça manevi gücünüzün, özgüveninizin, coşkunuzun arttığını göreceksiniz. Bu kelimeler onları her tekrar edişinizde sizi daha güçlü ve etkileyici gösterecektir.
  • Başarı yolunda cesarete ve özgüvene ihtiyacımız var. Küçük bir engelde  hemen ümitsizliğe kapılmamalıyız. Olumlu kelimeler hayatımızın aniden değişmesine katkı sağlayabilir. Öyle ki en zayıf olduğu anda güçlendirici kelimeleri beş dakika tekrar etseniz tüm duygularınızın değiştiğini göreceksiniz. Duruşunuzu, yüz hatlarını bile değiştirecektir.
  • Bilinçaltınıza gönderdiğiniz kelimeler, sizin o anki ruh dünyanızı, düşüncelerinizi, duruşunuzu, perişan olmanızı ya da güçlü olmanızı belirler.
  • Dinlediğiniz müzik neyi etkiliyor? Bir arabesk ya da duygusal fon dinlediğiniz zaman çöker gidersiniz. Ama coşku ve heyecanlı bir müzik dinlediğiniz zaman içinizde büyük coşkular meydana gelir.
  • Enerji yükü en fazla olan kelimelerden birkaç tanesi; büyük, şimdi, fırsat, harika, kazançlı,  yeni, kolay, heyecan verici, kesin, canlı, güzel, ilginç, muhteşem, başarı, zafer, yapmak, cesaret, önem, sevgi, saygı, barış, yardım vermek, yükselmek, coşmak, kahramanlık, şeref, dürüstlük… Bu kelimelerin hepsi insana heyecan veren kelimelerdir.
  • ‘Kendimi harika hissediyorum.’ ‘İnanılmaz işler başardım.’ ‘Müthiş bir insanım.’ ‘Başarmak çok kolay.’ ‘Ne kadar zevkli işler yapmışım.’ ‘Heyecan kuşatıyor beni.’ ‘Gücün ruhuma dolduğunu görüyorum.’
  • Bu sözleri ve buna benzer kendinize uyan sözleri yüzlerce kez tekrar edin. Kanatlanıp uçmaya başladığınızı göreceksiniz.
  • Eğer coşuyorum derseniz ve bunu sürekli tekrarlarsanız, idam sehpasında bile coşarsınız. Sıkıntıdan içim patlıyor derseniz de bilin ki padişah koltuğunda ölüm acısı yaşarsınız. Biz kendi yalanlarımızın kurbanıyız. İnandığımız tek doğru vardır. O da mutlak olan doğru değil, kendimize ısrarla söylediklerimizdir.
  • Hangi yalanı kendinize ısrarla söylerseniz tüm ruhunuz ona inanacaktır. Alt bilinciniz neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmez. Sadece ve sadece ona en çok söylediğiniz doğruları kabul eder.
  • Bizim tek doğrumuz kendimize ısrarla söylemeye devam ettiğimiz cümleler, kelimelerdir. Kendinize kırk gün deli olduğunuzu söylerseniz bilin ki gerçekten deli olursunuz. Büyüklerimiz öyle demiş. Bilinçaltınıza ne olmak istediğinizi söyleyin. Beyniniz olmak istediğiniz gibi olmakta zorluk çekmeyecek.
  • İsmimizin anlamının bile karakterimizi değiştirebildiğini bilmemiz lazım. Çocukların anne babası üzerinde olduğu haklarından bir tanesidir. İsim çok önemli. İsmimiz bile insanın üzerinde etki ediyorsa peki kullandığınız kelimeleri ayıklamayı ihmal eder misiniz?

“Elmas  nasıl yontulmadan  mükemmelleşmezse, insan da acı çekmeden olgunlaşmaz. “‘Konfüçyüs

  • Sinirli insanların yanında öfke kelimelerini duydukça onları kullanır hâle gelirsiniz. Bu kelimeler kendilerine bağlanan alanları bilincimize çağırırlar. Bu çağırma işlemi tekrar ettikçe öfkeyi bizzat yaşayan ve yaşatan insanlar oluruz. Farklı kültürlerden insanların konuşmaları ve duyguları arasındaki ilişkileri inceleyebilirsiniz. Ortak dili kullanımlar arasında duygu ve tutum benzerliği çok rahat bir şekilde fark edeceksiniz…

Hedefiniz olsun

  • Tam olarak ne istediğinizi bilirseniz çevrenizdeki güçler size nasıl yardımcı olacaklarını bilirler. Zihninize ne istediğinizi söylerseniz, onu yapmak için harekete  geçecektir. Nereye gideceğini bilmeyen gemiye hiçbir rüzgâr fayda vermez. Bakıyorsunuz okyanusun ortasında nereye gideceğini bilmiyor. Dünyalar kadar rüzgâr esiyor. Rüzgârlar alıp diğer gemileri götürüyor ama  nereye gideceğini bilmiyor, kararsız.
  • Şuan milyonlarca kararsız gencimiz var. Nereye gideceğini bilmiyor ama şikâyet ediyor. “Bu rüzgârlar bana yardım etmiyor. Ayşe’yi aldı götürdü falanca üniversiteye, Fatma’yı filanca liseye götürdü. Aldı onu falanca işyerinin tepesine koydu. O işte başarılı oldu ama bu rüzgâr ne hikmetse bana yardım etmiyor” diyor. Etmez. Siz rüzgâra nereye gitmek istediğinizi fısıldadınız mı?  Rüzgâr için zor değil ki, yüzlercesini götüren rüzgâr sizi de alır götürür o başarıya. Ama gel gelelim maalesef biz nereye gideceğimizi bilmiyoruz.
  • Hedefiniz yoksa fırsatları nasıl kullanacağınızı,  yelkenlerinizi ne şekilde ayarlayacağınızı bilemezsiniz. Kendilerini başarısızlığa mahkûm edenler hedefi zihninde dönen hayallerle karıştırıyorlar. İsteklerin, dileklerin hedef olduğunu zannediyorlar. İstemek, dilemek hedef değildir. Sonuçta hedefsizliklerini değil de talihsizliklerini suçluyorlar. Büyük işler başaranların hepsi sadece hedeflerine borçlular.
  • Hamuruna alın teri damlamayan bir bina bana gösteremezsiniz. Ağlamamışsanız bilin ki gülemeyeceksiniz. Uykularınız hiç kaçmamışsa bilin ki huzurlu uykulara kavuşamayacaksınız. Denizlerin derinliklerindeki inciye ulaşmak istiyorsanız, bilin ki derinliklerde dolaşmayı göze almalısınız.
  • Hedef belirleyebilmek için uykusuz kalmanız gerekiyorsa bunu göze alın. Konuşmalarınızı, ilginizi ve öğreniminizi hedefiniz belirleyecek. Böylece dikilen bir fidenin beslenerek büyüyerek ağaç olması gibi hedeflere sahip olmakla arzular içten içe inşa olmaya ve yeşermeye devam edecek.
  • Nasıl ki bir ağaç diktiğinizde onu besliyorsunuz, büyütmeye çalışıyorsunuz. Aynı şekilde zihinde yaşatılan arzular içten içe inşa olmaya, yeşermeye devam edecekler. Hedefsiz insan kökleri kesilmiş ağaç gibidir, yeşermez. Kökleriniz canlı mı bir bakın. Her gece uyumadan önce sulanmak isteyen büyük bir hedef kendisini size hatırlatıyor mu?

Arzularınızı güçlendirin

  • Başarmak; üretmektir. Üretemiyorsanız başarılı olamazsınız. Tüm başarıların ortak özelliği içlerinde güçlü arzuların bulunmasıdır. Başarı büyükse, ona yola açan arzu da büyük olmalıdır.
  • Küçük arzuyla bir mektup, büyük arzuyla bir kitap yazarsınız. Bugününüz geçmişteki arzularınızın eseridir. Geleceğinizi de bugünkü arzularınız belirleyecektir.
  • Ne istediğinize, nasıl ve ne kadar istediğinize veya istemediğinize bağlıdır. Herkeste var olan sıradan arzulardan söz etmiyorum. İstemekten, dilemekten, basitçe ümit etmekten söz etmiyorum.
  • Kâinattaki tüm güç ilişkileri arzu kanununa dayanır. Arzu; manevi gücün doğduğu kaynaktır. Ne kadar çok arzuya sahip olursanız, o kadar güçlü olursunuz. Yani arzu ne kadar şiddetliyse, sonuç ta o kadar güçlüdür. Arzularınız ne kadar güçlüyse başarınız o kadar büyük olacak.
  • Zor sanılan başarı aslında ummadığımız derecede kolay. Başaranlarla, başaramayanlar arasındaki harcadıkları çabalar açısından neredeyse hiç fark yok. Oysa onların dağlar ile taşlar kadar birbirlerinden farklı olduklarını zannedersiniz.
  • Bir cümleyi yazmakla, yazmamak arasındaki fark çok küçüktür. Bir sigarayı içmekle içmemek arasındaki fark çok küçüktür. Ama bu iki küçük eylemin sonuçları arasında korkunç farklar olduğunu görüyoruz.
  • Cümleyi yazarsanız kitap yazarsınız, sigara içerseniz ömrünüzü kısaltırsınız. Bu küçük fark bize büyük bir fırsat veriyor. Bu sayede biz de tüm başarılı insanlar gibi başarıyı yakalayabiliriz.
  • Baş döndürücü bir başarıyı imza atmak için baş döndürücü işler yapmak zorunda değiliz. Büyük iş yapmak, çok iş yapmaktan ziyade farklı  iş yapmakla elde edilir.
  • İş yapmanın iki boyutu vardır; biri miktar, diğeri içerik. Hiçbir milyarder iş adamı fakir köylü dede kadar yorucu çalışmaz. Çok çalıştığı hâlde fakir, az çalıştığı hâlde zengin olan insanların sırrını ne kadar yaptıklarında değil, ne yaptıklarında arayın.
  • Bir tanesi akşama kadar kürekle kum dolduruyor kamyona, bir tanesi kömür dolduruyor, bir tanesi altın dolduruyor. Hatta kömür dolduran sekiz saat dolduruyor. Kum dolduran on sekiz saat dolduruyor. Öbürü sadece bir saat hatta bir sefer bir kürek altın dolduruyor. “Kaygı; vadesi gelmemiş borcun faizini ödemektir.”
  • Bir damla suyu çok küçümsüyoruz oysa yumuşacık su ısrarla damladığın taşları deliyor, biriktiğinde gemileri yüzdürüyor. Sel olduğunda şehirleri yerle bir ediyor. Mağaralardaki heyecan verici sarkıtlar ve dikitler damlayan su zerreciklerinin birikimlerinin sonucudur.
  • Tüm büyükler küçüklerin birleşmesiyle oluşuyor. Bütün çabalarınızı arzuyla ateşlerseniz arzu damlaları biriktikçe arzu okyanusunu oluşturur. Sistem şöyle işler; ne kadar arzularsanız o kadar enerjiyi, o kadar gücü, o kadar emeği amacınız uğrunda feda etmeye hazır olursunuz.
  • Hatta en üst düzeyde her şeyinizi en çok istediğiniz hedefe feda edersiniz. Hedefinizi öylesine arzularsınız ki ona adanırsınız. Kendinizi adarsınız o hedefe. Şiddetli istek, basit bir ümit, basit bir direk değildir.
  • O kadar büyüktür ki yerine hiçbir şey geçemez. Onu öylesine arzularsınız ki onu elde etmeye çalışırken açlık hissetmezsiniz, uykularınız kaçar, rüyalarınızda onu görürsünüz. Hiçbir televizyon dizisi, hiçbir alışveriş merkezi, hiçbir arkadaş sizi ondan alıkoyamaz…

‘Moliere’ 5. Yöntem belirleyin “Güçlükler, başarının değerini artıran süslerdir.”

  • Yöntem belirlerken önce yeterli veri toplamalıyız. Daha sonra; hedefi kesinleştirmek ve son  olarak; hedefi planlamak. Hedefimiz kesin değilse tam olarak onu yapamayacağız.
  • Belirsiz hedefler arasında dolaşıp durmak zorunda kalacağız. Hedeflerimizi planlayamamışsak; üst basamaklara çıkma şansımız olmayacaktır. Gittiğiniz yolu kontrol edememeyle karşı karşıya kalacağız. Bir adımı ihmal etmek, tüm adımların boşa çıkmasına neden oluyor.
  • Kesin hedefin gerçekleşme ihtimali bulanık hedefe göre daha fazladır. Bir tarafta birinin kesin ve net bir hedefi var, öbür tarafta birinin hedefi biraz bulanık. Bir tanesi diyor ki; “Ben bu sene Allah nasip ederse falanca üniversitenin, falanca fakültenin, falanca bölümünü kazanacağım.” Çok net…
  • Öbürü; “Aslında şu bölüm olabilir. Şu falanca üniversite de fena değil. Şu inşaatı aslında ben yapabilirim” gibi. Hedefler bulanıksa bilin ki başarma şansı her zaman daha düşüktür. Kesin olmayan hedef; uğrundaki binlerce saatlik emeği boşuna çıkartır.
  • Hedefimizin kesin ve çok net olması lazım. Hedef kesin olmayınca, o hedef uğruna, gerçekleştirme uğruna dökülen bütün alın terleri boşuna gidiyor. Her sene o sınavı kazanamayan yüz binlerce insanın sırt üstü yattığını, çalışmadığını mı zannediyorsunuz?
  • Elbette gerçekten sınavı kazanamayan, başarılı olamayan birçok insan sırt üstü yatan; başarısızlar, emek harcamayan insanlar ama bilin ki çalışmayan, sırt üstü yatan insanlar kadar başarısız olanlar içerisinde belki de başarılı olanlardan iki kat, üç kat daha fazla emek sar eden, daha çok alın teri döken, daha çok gözyaşı döken, başarılı olmak için daha çok çaba ve gayret sarf eden gençlerin, insanların olduğunu bizzat biliyorum.
  • Sizler de etrafınızda bunları görmüşsünüzdür.  Onun için hedef, ulaşılmak istenen yer çok kesin ve net bilinmediği zaman, menzil belli olmadığı zaman; o attığınız adımlar, o yaptığınız emekler boşa çıkabiliyor.
  • Çoğumuzun başaramama nedeni hedefsizliğimiz değil ama hedefimizin bulanıklığıdır. Kesinlik tam olarak neyi, nasıl, nerede, ne zaman ve ne kadar yapmak istediğinizi belirtmektir. İçinizdeki bu soruların cevaplarını bulmanız gerekiyor. Aksi takdirde hedefleriniz uğrunda boşuna ömrünüzü tüketirsiniz.

Cesaretinize sarılın

  • İnsanlar kendilerini uydurma korkularının esaretine kaptırıyorlar. Kendimize güvenimizi kendi ellerimizle kaybediyoruz. İnanılmaz derecede utangaç kişilikler geliştiriyoruz. Edep noktasındaki utangaçlıktan bahsetmiyorum.
  • Kendimizi ifade edememek, korkularımız. Çeşitli korkular uydurmuşuz. Ve bu uydurduğumuz korkuların esareti içerisinde yaşıyoruz. Var olmamız, cesaretimize bağlı. Cesaretiniz varsa; herkes sizin var olduğunuzu bilir. Sizi insanların dünyasına sadece  cesaretiniz taşır.
  • Cesaretiniz yoksa kendi iç dünyanıza hapis olmaya mahkûm olursunuz. O cesareti kendinizde bulamıyorsanız, diğer insanların dünyasına, gönlüne girme şansınız yok. Varlığınızı yaşadığınızı ispat etme şansınız yok. Kendinize küçük bir dünya çizersiniz. Ve o dünyanın içinde yok olursunuz, mahkûm olursunuz.
  • Korku; içinizdeki güzellikleri yok eder. Aslında içinizde çok güzellikler var. Ama siz müsaade ettiğiniz için korku, içinizdeki güzellikleri yok ediyor. Cesaret göstereceğiz ama cesaret göstermek kolay bir şey değil.
  • Risk ve sorumluluk üstlenmeyen hiç kimse başarılı olamaz. Hem risk üstlenecek hem de o riskin sonucunda ortaya çıkacak sorumluluğu üstlenecek. Alışkın olduğunuz hayat size risksiz gelebilir. Aslında rahatlık içerisinde daha büyük riskler var ama çoğu insan bunun farkında değil. Çoğu insan sineğin ısırmasından kaçarken akreplere yem olur.
  • Ders çalışmak istememek sinekten kaçmaktır. Sineğin beni ısırmasını istemiyorum demektir. Ders çalışmayı istemiyor  olabilirsiniz ama unutmayın bu davranışı sergilediğiniz zaman Haziran’ın sonunda kendinizi akrebe yem ediyorsunuz.
  • Şuan azıcık bir emeği, azıcık bir uykusuzluğu, azıcık bir gayreti göstermiyorsunuz, ama Hazirandan sonra gece gündüz çalışsanız bilin ki hiçbir faydası olmayacak. Şuan atmanız gereken adımları atmadığınız zaman o iş geçtikten sonra yapacağınız bütün çalışmalar boşa giden çalışmalar olacaktır…
  • Kabul edelim ki gerektiği kadar cesarete sahip değiliz. Kolaylıkla kendimizi  kürsüye taşıyamıyoruz. İnanmıyorsanız buyurun kendinizi test edin; televizyon ya da radyoda canlı yayına katılmayı deneyin, şiddetle heyecanlandığınızı göreceksiniz.
  • Çoğu insan yaşayacağı sinir gerginliği nedeniyle telefon edemez. Katıldığınız seminerde ayağa kalkıp binlerce insanın içerisinde soru sormayı deneyin. Kalabalık bir insan topluluğunun karşısına geçip mesaj vermeye çalışın. İçinizdeki kalıpların sizi nasıl engellediğini göreceksiniz. Ama bu kalıpları yıkın. Bunları yıkmazsanız bilin ki ileride daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacaksınız.

Ertelemeyin, hemen yapın

  • Bir işi karşınıza çıktığı anda yapmaya başlamak, onun yüzde doksanını yapmışsınız demektir. Çünkü işi ertelendiğinizde en az on kat büyümüş oluyor.
  • Değişmek istiyorsanız hemen şimdi başlayın. Bilin ki bu akşam değişmek için adım atmayan yarın hiç atamaz. İniş çıkışlarla dolu bir hayatta yaşadığımızı bizde biliyoruz. Boğuştuğumuz sorunların biteceği bir günü bekleyerek ömrümüzü tüketebilirsek bilin ki hiçbir sorunu çözemeyiz.
  • Canınıza kast eden bir tehlike geldiğinde sinir sisteminiz hemen harekete geçer ve anında vücudunuzu savunur değil mi? Mesela eliniz yanlışlıkla ateşe temas etse, ayağınıza diken batsa, otonom sinir sisteminiz hemen tedbir almıyor mu?
  • Vücudunuz üşüdüğünde hemen ısı üreterek vücudunuzu korumaya çalışmıyor mu? Aşırı sıcakta dışarıya verdiği ter sıvısıyla ısıyı dışarıya vermeye çalışmıyor mu? Tabiattaki tüm sistemler bir görevi tam olarak yapılması gerektiği anda yaparken, biz niçin erteliyoruz.
  • Allah’ın yarattığı bütün varlıklar yapmaları gereken zamanda yapıyor. Çiçek açması gereken zamanda açıyor. Sistem çalışıyor. Peki, sen; aklı olan, düşünme özgürlüğü olan, geçmişi geleceği görebilen, Allah’ın en mükemmel varlık olarak yarattığı Ey insan! Yapılması gerekeni neden yapman gereken zamanda yapmıyorsun?
  • Unutmayın geciken her iş; hem fazla zamanınızı alır hem de maddi kayıplara neden olur. Mutfakta musluğunuz bozulur, ertelersiniz. Fatura bir çıkar karşınıza, faturayı görürsünüz. Faturayı bugün yarın yatırayım diyorsunuz, tembellik yapıyorsunuz.
  • Geliyorlar kesiyorlar suyunuzu elektriğinizi. Ondan sonra gidip günlerce uğraşıyorsunuz. Oraya git, şu parayı yatır, şuradan açtır derken zamanınız ve paranız kat kat fazla gidiyor. İşlerini gündemlerine girer girmez yapanlar ömürlerini kazanırlar.
  • Ertelenen iş daha uzun zaman işgal eder. Yarım saatte bitireceğiniz işi ertelediğinizde ona yarım gününüzü vermeye mahkûm olursunuz. Ödenmeyen borcun faizle büyümesi gibi, yapılmayan iş de büyür, altında ezilirsiniz.

Bahanelerden sıyrılın

  • Son günlerde gençlerimizin en çok başına bela olan unsurlardan bir tanesi; bahane üretmektir. Başarılı insan her türlü engele rağmen çalışmaya devam edendir. İlerlerken karşınıza engeller çıkacak ama bilin ki başarılı insanlar bu engelleri ezip geçerler.
  • Bu engelleri ortadan kaldırırlar. Ama ilerleme durmaya başladığında artık engeller de bahane olmaya başlar. Ama bir bakıyorsunuz başarı yavaşlamaya başlamış o an engeller bahaneler olmaya başlamış. Bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülük karşılaştığı zorluklara teslim olmasıdır.
  • Dünya kar ve tipiyle karşılaşmak zorunda kalmadığı bir kış yaşamamıştır. Kış olacak; kar, tipi, yağmur, soğuk bir hava olmayacak. Bakın son yıllarda iklim değişmesine rağmen kış ayında kış olduğunu, o soğuklardan hissedebiliyoruz. Hayat engellerle doludur ve kim olursa olsun tüm insanlar mutlaka o engellerle yüzleşeceklerdir.
  • Hayatın her alanında bu engeller var. Zengin veya  fakir, meşhur veya unutulmuş bir insan olsun; herkes hayat yolunda aynı geçit vermez dağlarla yüzleşecek. Zenginin ayrı bir engeli var, fakirin ayrı… Allah nefes verdiyse ve bu dünyada yaşıyorsak, hepimiz mutlaka o geçit vermez dağlarla yüzleşeceğiz.
  • Başarının bedelini ödemekten korktuğumuzda harika bahaneler buluruz. Her şeyin bir ücreti var. Bakkaldan bir ekmek almanın, sakız almanın ücreti var. Peki, başarının bir ücreti olmayacak mı?
  • Elbette olacak. Markete gidiyorsunuz, herhangi bir ürün alacaksınız bir tanesinin üzerinde 7 lira yazıyor, öbüründe de 6 lira yazıyor. Paranıza göre olanı seçiyorsunuz. Başarının da bir bedeli vardır ve ödediğiniz bedel doğrultusunda bir başarıya sahip olursunuz.
  • Bir insana güzel bir işe kalkıştığında başaramazsın demek ona yapılabilecek en kötü uyarıdır. Düşmanın yapmadığı bu telkini bizim için hayırlı olacağını sanarak çoğu zaman çocukluğumuzda ailelerimiz bize karşı yapmışlardır. Yapmaya devam ediyorlar.

“Hadi oradan sen yapamazsın. Sen bu sınavı kazanamazsın. Senin kafan çalışmaz, sen başaramazsın.”

  • Etrafımızda o kadar çok negatif insan var ki, insanların motivasyonunu bitiren, bu en yakınımızdaki anne babamızda olabiliyor. Akrabalarımız, öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız ya da komşularımız da olabilir.
  • Sizin amaçlarınıza ulaşma yolunda önünüze engel çıkaran insanların, sizi hayallerinizden uzaklaştırmasına fırsat vermeyin. Eğer siz kendinize inanıyorsanız, hiç kimsenin sizi o hayalden alıkoymasına müsaade etmeyin.
  • Şimdi dağlarda yuva yapan kartallar bir zamanlar oraya uçma zahmetine katlanmışlardı. Dağlara çıkmak için en azından taşların üzerinde yürümeye mahkûmuz. Başarılı olmak için yoğun çalışmaktan ziyade az da olsa sürekli çalışmaya ihtiyacımız var.
  • İlerlemek yavaş da olsa sürekli yürümekle mümkün. Dinlenme dışında ara vermek, durmak yok. Hiçbir engel tanımayacağız. Bizi durdurmak isteyen her şeyle amansız şekilde mücadele edeceğiz.
  • Sığınacağımız hiçbir bahane olamaz. Mazeret hiçbir başarısızlığı gizleyemez. Başkalarını kandırmak zorunda değiliz. Kendimizi kandırmak ise bize hiçbir şey kazandırmaz.

Maratonu tamamlayın

  • Birçok insan, hayatında devrim yapacak bir yükselişin tam ucuna  gelir. Biraz daha sabretse kendisini zirvede bulacak ama pes ediyor. Bir adım daha atamamak atılan binlerce adımın yok olmasına neden oluyor.
  • Uzunca bir yıl çalışmışsın, didinmişsin, ayağına taşlar takılmış, ayağına dikenler batmış, uçurumun kenarından geçmişsin ve öyle bir noktaya gelmişsin ki artık bir adım atsan, bir kere sıçrasan zirvede olacaksın ama tırmanmayı bırakıyorsun.
  • Bu kadar emeğe yazık değil mi? Bu kadar gözyaşına yazık değil mi? Son bir sıçrayış kaldı. Bunu neden yapmayalım ki? Bu cesaret bizim kendi iç dünyamızda var. Başarının olmazsa olmaz kuralı; yapmaktır. Yapmayı anlamlı kılan bir kural vardır; bitirmek. Bitmeyen iş; yapılmamış iş gibidir.
  • Başarısızlıkların pek çok nedeni vardır. Ama en önemli nedeni budur. Burada sözünü ettiğimiz neden, sizinle savaşacak olan en son düşmandır.
  • Arzularsınız, hedeflerinizi planlarsınız, duygularınızı şiddetlendirirsiniz, çalışmaya başlarsınız, coşku ve heyecanınızı korursunuz ama bitiremediğinizde yenik düşersiniz. Tüm çabalarınızın bir anda sonuçsuz kaldığını görürsünüz.
  • Örneğin; bir futbol maçı 90 dakikadır. Mücadele ediyorsunuz, inanıyorsunuz. “Biz bu maçı alacağız” diyorsunuz. Çıkıyorsunuz sahaya,  yüreğinizi koyuyorsunuz.  Taktik, strateji, her şey mükemmel, orta sahada paslaşma süper, topu ceza sahasına harika indiriyorsunuz ama bir türlü gol atamıyorsunuz.
  • Tam 90 dakika. Tek kale top oynuyorsunuz, adeta şov yapıyorsunuz. Futbol tarihinde bu kadar mükemmel oynayan bir takım, bu kadar harika organize edilmiş bir takım görülmemiş.
  • İnsanlar adeta çılgınlarca sizi alkışlıyor. Ama rakip takıp 90. dakikada bir kontra atakla kalenize gol atıyor. Ve maçı 1-0 kaybediyorsunuz. Kimse sizin nasıl oynadığınıza bakmaz. 3 puan 90 dakika sonunda golü atan takıma yazılır.
  • Önemli olan işi bitirmektir. Futbolda bitirmek; gol, baskette bitirmek; topun o çemberin içinden girmesidir. İşi bitirmek önemli…
  • Yoksa arzularınız, hedefleriniz, duygularınızı şiddetlendirmek, çalışmak bunların hepsi doğru ama bitiremediğiniz zaman yenik düşüyorsunuz. Yeniden başa dönmek zorunda kalırsınız.

“Nereye  gittiğini bilen  kişiye yol vermek  için  dünya bir yana çekilirdi.”‘Starr Jordan

  • Milyonlarca insanın yaptığı şudur; bir eser inşa ederler, eser ortaya çıkar, harika bir çevre oluşur. Sonra da yaptıkları işin temeline bir bomba koyarlar, yaptıkları her şey yıkılır. “Olmadı, yapamıyorum” derler. Yeniden sıfırdan başlarlar. Her defasında başka bir işe sıfırdan başlarsanız, zirveye ne zaman çıkacaksınız? Zirve zaman ister.
  • Bu anlattıklarımızla çok güzel teyit eden Temel ile Cemal arasında anlatılan güzel bir  fıkra  hatırıma düşüyor; Temel ile Cemal yüzerek Amerika’ya gitmeye ve dünya rekoru kırmaya karar vermişler.
  • Trabzon’dan yola çıkarlar. İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını, Ege’yi, Akdeniz’i, Cebeli Tarık  Boğazını aşıp okyanusun  azgın  sularına dalarlar.  Ve New York’un  dev gökdelenleri, Amerika’nın meşhur ‘Hürriyet Anıtı’ belirir.
  • Temel Cemal’e seslenir; “Cemal, Ula ben yoruldum uşağum geri döniyrum. Gerçekten de geri döner.” Bu fıkraya hepimiz güler geçeriz. Oysa çoğu zaman yaptıklarımızın Temel’in fıkrasından pek de farksız olmadığını görürüz.
  • Temel’in Hürriyet Anıtı’nı görüp geri dönmesiyle, bizim 11 yıllık emeğimizi son noktaya kadar getirip de sınava son bir ay kala çeşitli duygusal, ruhsal yıpranmaları ya da çeşitli mazeretleri üreterek pes etmeniz arasında ne fark var?
  • Değişen bir şey yok ki. Böyle yaparak sizin de ondan bir farkınız kalmıyor. Sizde pes ediyorsunuz. Yazık değil mi bunca emeğe? Bir işe giriyorsunuz. Tam yükseleceksiniz; bırakıyorsunuz, başka işe geçiyorsunuz. Ne farkı var?
  • Ne kadar iyi yapılırsa yapılsın tamamlanmayan iş can damarı kesilmiş vücut gibidir. En son çarkı takılmamış olan saat, yok olan saatten farksızdır. Tam olarak bitmeyen iş; hiç bitmeyecekse yapılmayan işten daha kötüdür. Çünkü emeğinizi, sağlığınızı alıp götürür.
  • Amerikalılar araştırmışlar, dünya ticaretinin yüzde seksenini üç defadan fazla teşebbüs edenleri elinde bulunduruyorlar. Biz aynı yolda yürümeye kaç defa teşebbüs ediyoruz?
  • Eserinizi çöpe atıyorsunuz, boynu bükük bırakıyorsunuz. Lütfen gelin kendimize gelelim. Ve maratonu bütünüyle başından sonuna kadar olabildiğince yürekten, olabildiğince sevgiyle tamamlayalım. Ve bunu koyabilmek için de elimizden gelen her şeyi yapalım.

Güncelleme: 1 Mayıs 2019 — 22:55

Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar