Osmanlı İmparatorluğu’nda Askeri İsyanlar ve Darbeler!

Geçen gün tarikatlar ve fetvalar hakkında Google lama yaparken bir çok kitap’a götürdü beni birbirine bağlı zincirleme. Genelde tarih artık günümüzde siyasi kavgalarda araç olarak kullanılmak üzere çarpıtılıyor veya siyasi gözle yazılıyor.#flood #fetva #tarikat #osmanlı #isyan

  • Gerçek bilgi sizialır götürür içine çeker .Siyasi gözlüklü kitaplar ise insanda vizyon yaratmaz sadece öfke ve fikrine onay tatmini yaratır. Bu kitap tesadüfen karşılaştığım ve herkesin okumasını tavsiye ettiğim bir kitap.Kısa alıntılar yapacağım.
  • 1-Cumhuriyet döneminde demokrasinin işleyişi sık sık darbe lerle kesildi. Aslında bu bizim eski bir geleneğimiz. Osmanlı döneminde de asker birçok defa isyan ederek yönetime müdahale etmiş, Osmanlı padişahlarının yaklaşık üçte biri askerin müda halesiyle değiştirilmişti.
  • İnsanoğlunun doğasında tamam herşey güzel olacak denmesine ihtiyaç vardır. Güçlü bir figüre örneğin babaya yaslanmak omzunda ağlamak veya güç almak. Günümüzde tarihten çok uyurken anlatılan masallar gibi Osmanlı tarihi anlatılıyor. hatasız. günahsız. güçlü . dindar. halifeler…
  • Orduda cuma namazını hangi tarikat kıldıracak. polis ve jandarmada tarikat yuvalanmaları. fetvalar. Önce tarikatım gelir. Bunlar yeni şeyler değil. Osmanlının yıkımına taş taş koyarak sebep olan oluşumlar. Osmanlıda bu o kadar ayağa düşmüş ki hayret ediyor insan. devam.
  • Osmanlı İmparatorluğu, kurduğu askeri sistem sayesinde önce Bizans ve Balkan devletlerine daha sonra da Avrupa devletlerine karşı büyük bir üstünlük kurmuştu. Ancak büyük fetihlere imza atan ordu,devlet otoritesinin zaafa uğradığı dönemlerde sıkca isyan edip, yönetimi belirledi.
  • Osmanlı isyanları ve darbelerinin tarihi Fatih Sultan Mehmed’in hükümdarlığının ilk dönemindeki 1446 Buçuktepe İsyanı ile başlar ve 1913’teki Bâbıâli baskınıyla sona erer. neredeyse F. S. Mehmed’den sonra isyanla yüzleşmeyen Osmanlı padişahı yok gibidir.
  • Osmanlı padişahından 12 tanesi isyan ve darbe ile tahtını kaybetti Kitabı okuyanlar, bu kadar askeri isyan ve darbeyi görünce bu imparatorluğun nasıl bir cihan devleti olduğuna ve nasıl ayakta kaldığına şaşıracaklardır.Diyor kitap ve okuyunca hak veriyorsunuz.
  • İstanbul, Osmanlı başkenti olduktan sonra büyüklü küçüklü birçok isyana tanık oldu. Bu isyanlar o kadar ileri boyutlara ulaşı yordu ki, bazen padişahın mutlak vekili olan sadrazamların kelleri alınırken, bazen de bizzat padişahlar tahttan indirilip, öldürüldü.
  • İsyan patlak verdikten sonra önünü almak oldukça güçtü ve asiler, birkaç istisna hariç, genelde istedikleri kişilerin kellelerinin mey danlarda sallandırılmasını sağlıyorlardı. Bazen saatlerce, bazen de günler hatta aylarca devam eden isyanlar günlük hayat tamamen felç oluyordu.
  • Özellikle Atmeydanı, Osmanlı devri isyanları ile âdeta özdeşleşen bir mekân olmuştu. Hem Bizans, hem de Osmanlılar döneminde eğlencelerin yapıldığı ve törenlerin düzenlendiği önemli bir yer olan meydan, kozların paylaşıldığı, hanedanın meşruiyetinin tartışıldığı,
  • idarecilerin icraatının yüksek sesle eleştirildiği ve şehrin kapılarının kapatılmasından sonra askerî grupların farklı unsurlarının birbirlerine kılıçlarını çekip silahlarını boşalttığı; karşılıklı FETFALARIN birbirini hükümsüz kıldığı; tüm bunların bazen bir padişahın tahttan
  • indirilmesine ve hatta öldürülmesine kadar ileri gittiği; bazı devlet adamlarının canla rına mal olurken, bazıları için ise ikbal kapılarının ardına kadar açıldığı; özetle herşeyin “devletin bekası ve adaletin temini için yapıldığı”, kozların paylaşıldığı bir mekândı.
  • Osmanlılar’ın Avrupa’ya ve diğer Türk beyliklerine üstünlük sağlayıp, dünyanın en büyük imparatorluklarından birini kurma larının sebebi çok erken tarihte düzenli ordu kurmalarıydı. Gerek Osmanlılar’dan önceki Türk devletlerinin, gerekse Safeviler ve Akkoyunlular gibi
  • Osmanlı ile çağdaş Türk devletlerinin orduları aşiret kuvvetlerinden meydana gelirdi. Avrupa’da da ordular, ya paralı birliklerden veya prenslerin, kontların ve düklerin gönderdiği askerlerden oluşurdu.
  • Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde asker ihtiyacı daha çok uç beylerinden ve halktan gelen gönüllülerden sağlanmaktaydı. Orhan Bey döneminde fetihler arttığından düzenli bir orduya ihtiyaç duyuldu
  • ve vergi muafiyeti karşılığı Türk gençlerinden yaya ve müsellem adı verilen bir askerî grup oluşturuldu. Edirne fethedilip, Osmanlı Beyliği Balkanlar’da hızla yayılmaya başlayınca yaya ve müsellemler asker ihtiyacını karşılayamadı
  • Rumeli yönünde fetihlerin genişlemesiyle elde edilen esirle rin sayısı da hızla artmıştı. I. Murad’ın veziri Çandarlı Kara Halil ile devlet adamlarından Kara Rüstem devletin ihtiyaç duyduğu merkezi orduyu bu esirlerden meydana getirmeyi düşündüler. Kanun gereği esirlerin beşte
  • beşte biri padişahın hakkı olduğundan uç beylerine aldıkları esirlerin beşte birinin padişaha gönderilmesi emredildi. Esirler merkeze gönderilmeden önce hizmet edebile cek duruma gelmeleri için Anadolu’daki Türk ailelerine verilerek burada İslamiyet’in esaslarını ve Türkçe
  • konuşmayı öğrenmeleri sağlandı. Burada üç, dört yıl gibi kısa bir sürede istenilen düzeye gelen esirler kapıkulu ocaklarının temellerini oluşturmuşlardı.
  • Timur’a karşı mağlup olunan 1402’deki Ankara Savaşı’ndan sonra seferlerin azalması sonucu, elde edilen esirler de azaldı ğından Türk tarihinde yeni bir uygulama olan devşirme sistemi hayata geçirilmeye başlandı. Osmanlı Devleti sınırları içindeki Hristiyan çocukları devşirildi.
  • Çelebi Mehmed döne minde (1413-1421) uygulanmaya başlandı, kanunlaşıp bir sisteme kavuşması F.s.Mehmed’in babası II. Murad’ın hükümdarlığı döneminde (1421-1451) oldu. Kapıkulu ocaklarının ihtiyaçları belirlenip Divân-ı Hümâyûn’a bildirilerek buradan çıkan karara göre
  • belirli bölgelerdeki Hristiyan ailelerinin sekiz ila yirmi yaş arasındaki gençleri devşirilirdi. Yeniçeri Kanunu’nda devşirileceklerin özellikleri sırasıyla şöyle
  • Papaz oğlunu ve kâfir arasında aslı iyi olan kâfirin oğlunu alalar. İki oğlu olanın birisini alalar Babası ve anası ölüp yetim kalan oğlanı almayalar.Gözü aç ve edepsiz olur. Sığırtmaç ve çoban oğlunu dahi almayalar, zira onların her biri dağda büyümüşlerdir, edep sizdirler.
  • Kel olanı almaya, fodal ve geveze olur. Aceleci oğlanı almayalar, kıskanç ve inatçı olur. Sureta taze şeklinde olan köse oğlanı alınmaya, fitne ve fesat ehli olduğundan başka, düşman gözüne ufak gelir. Doğuştan sünnetli olan oğlan alınmaya. Türkçe bilen ve kâfirdeyken evli olan
  • oğlan alınmaya, yüzü gözü açık olur ve evli olan ise padişaha kul olmaz. Sanat ehli olan oğlan dahi alınmaya, zira sanat ehli olan maaş için bela çekmez. Çok uzun boylu olan oğlan alınmaya, ahmak olur. Çok kısa boylu olan oğlan alınmaya,fitne olur. Orta boylu alınmak gerektir”
  • Bütün işlemlerden yeniçeri ağası sorumluydu ve devşirme esnasında herhangi bir yolsuzluk yaşanmaması için bölgenin önde gelenleri ile papaz hazır bulunur, kilisede bulunan vaftiz defterine göre de çocuklar tespit edilirdi. Devşirilen çocukların baba ve ana adları, köyü, kazası,
  • sancağı, doğum tarihi, bağlı olduğu sipahisi ve tüm fiziki özellikleri bir deftere kaydedilirdi. Bu çocuklar yüzer veya iki yüzerlik gruplar haline getirilerek sürücü emini nezaretinde İstanbul’a götürülmek üzere yola çıkarılırdı.
  • Bu yolculuk esnasındaki tüm harcamalar devşirilenlerin köylerinden temin edilirdi. Tabi ki bu yolculuk esnasında çocuğunu değiştirmek veya kaçırmak ve bu grubu soymak isteyenler de eksik değildi. İstanbul’a ulaşan bu grup burada da tüm yönleriyle kontrolden
  • geçirilerek, yolculuk esnasında zayiat verilip verilmediği veya çocukların değiştirilip değiştirilmediği teftiş edilirdi. Kontrolden sonra bunlar sünnet edilip, şehadet getirtilerek Müslüman yapılırlardı.
  • Kapıkulu ocağına girecek özelliklere sahip olanlar acemioğlanı adıyla Anadolu’daki Türk köylülerin yanına gönderilerek, eğitimlerini tamamladıktan sonra yeniçeri ocağının ihtiyacına göre ocağa alınırlardı.Padişahın sarayında çalışabilecek veya kapıkulu süvarisi olabilecekler ise
  • içoğlanı adıyla İstanbul, Edirne, Galatasaray ve İbrahim Paşa Saraylarına gönderilerek, yaklaşık iki ila yedi senelik bir eğitimden sonra ya padişah sarayında, ya da süvari ocağında göreve başlarlardı.
  • Kapıkullarının en çok bilineni piyade olarak savaşan yeni çerilerdir. Önce Edirne’de daha sonra da İstanbul’da bulunan yeniçeriler Osmanlı tarihin en önde gelen askerî grubu oldular. Kanunî döneminde meydana gelen Şehzâde Bayezid isyanından sonra İstanbul’un dışındaki
  • şehirlere de asayişi sağlamak için yeniçeriler yerleştirildi. İlk başta ok ve kılıçla savaşan yeniçeriler, Fatih döneminden itibaren tüfek kullanmaya başladılar ve ateşli silahlar sayesinde Osmanlı ordusunun en vurucu gücü oldular.
  • Yeniçerilerin yanı sıra kapıkullarının ismi fazla bilinmeyen ama oldukça etkili olan kısmı ise kapıkulu süvarileridir. Kapıkulu süvarileri derece ve maaş itibarıyla yeniçerilerden daha üst bir konumdaydılar. Bu durum da iki grup arasında çekişmeye yol açı yordu.
  • Mevki ve maaşları yüksek olduğundan asker olmak isteyen üst düzey devlet görevlilerinin çocukları da kapıkulu süvarilerine kaydedilirdi. Padişahın en yakınında bulunup, onun savaş ve barışta güvenliğini sağlamakla görevli olan süvarilerin nüfuzları da bu nispetle fazlaydı.
  • Süvariler atlı birlikleri İstanbul içinde atlarına bakmaları çok zordu. Bu yüzden İstanbul’un dışında veya Edirne, Bursa meraların bol olduğu yerlerde yerleşmişlerdi.ileri gelenleri, padişahın sürekli yanında olması gerekenler ve bekâr olan süvariler İstanbul’da yaşarlardı.
  • Bekârlar Süleymaniye’de hastane yakınındaki dokuz bekâr odasıyla, Sultanahmet Hanı, Çemberlitaş’ın karşısındaki Elçi Hanı ile Kurşunlu Han ve Yeni Camii hanlarında yerleşmişlerdi. Osmanlı ordusunun en önemli kısmı ise timarlı sipahilerden oluşuyordu. Timar sistemi sayesinde,
  • timar sistemi sayesinde, devlet kalabalık bir askerî gücü merkezî hazineye yük olmaksızın finanse edebiliyordu. Timar bir kısım asker ve memurlara, icra ettikleri belirli bir vazife ve hizmet karşılığında imparatorluğa ait devlet topraklarından kendi nam ve hesaplarına vergi
  • yetkisinin verilmesiydi. Sayısı 80 bini bulan timarlı sipahiler 16. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı ordusunun en etkili askerî gücüydü. 16. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’daki askerî sistemler değişti. Bu dönemde atlı askerler yerine tüfekli piyade ön plana çıktı.
  • Osmanlılar, 1593-1606 yılları arasında Avusturya ile yap – tıkları savaşlarda timarlı sipahilerin silah ve çarpışma şekilleri açısından artık uygun olmadığını fark ettiler. Devrin şartlarına cevap vermeyen timarlı sipahilerin yerlerini tüfekli askerler aldı. Yeniçeri sayısı artt
  • Kanunî döneminde 24 bin olan Kapıkulu askeri sayısı 17. yüzyılın başlarında 40 bine ulaştı.timarlı sipahi sayısı ise 80 binden 20 bine düştü. Kapıkulu sayısını artırmanın yanı sıra saruca-sekban adı altında Anadolu’dan ücretli tüfekli asker toplandı.
  • Eyalet valileri savaşlara paralı askerlerle gelmeye başladılar. Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa’nın artan askerî üstünlüğüyle başetmek için 17. yüzyıldan itibaren ıslahat, yani reformlar yaptı ama bir türlü istediği sonuçlara ulaşamadı. 18. yüzyılda
  • Avrupa’dan askerî uzmanlar getirtilerek yapılan reformlar da yeniçerilerin direnişi yüzünden başarılı olamadı. 18. yüzyılda yeniçeriler savaşlara doğru düzgün gitmedikleri gibi Avrupaî tarzda asker yetiştirilmesini de engellediler. Yeniçe riler, III. Selim’in Nizam-ı Cedid
  • uygulamalarını engelledikleri gibi II. Mahmud’un talimli asker yetiştirmesine karşı çıkınca ipler tamamen koptu. Kılıcını kuşanıp, halkın ve ulemanın desteğini alan II. Mahmud, 1826’da yeniçeri ocağını ortadan kaldırdı.
  • Ye rine Avrupalı uzmanların gözetiminde Avrupa tarzında Asâkir-i Mansure-i Muhammediye adı verilen yeni bir ordu kuruldu. Ancak yeni ordu da dertlere deva olamadı ve Osmanlı İmparatorluğu 19. yüzyılda girdiği birçok savaşı yine kaybetti.
  • ordunun gelişimini ve yapısıını anladıktan sonra darbelere ne kadar yatkın olduğunu zaten görüyorsunuz.brası detaylı olmak zorunda idi şimdi kısa kısa
  • İSYANLARIN KURALLARI Osmanlı devlet adamlarının yanlış politikaları sonucu ordu içerisindeki denge bozulmuş ve yeniçeriler devletin başına dert olmuşlardır. İsyanlar için en hayati hususlardan biri meşruiyetlerini sağlamaktı. Meşruiyet kaynaklarının başında da din
  • şer’î hukuk gelmekteydi. İsyan bayrağını kaldıranlar dinî meşruiyetlerini sağlamak için ya yetkili kişilerden fetva almalıydılar, ya da din adamlarından bir kısmını kendi taraflarına çekmeliydiler. İsyan edenler kadar, isyanı bastıracaklar için de dinî meşruiyet sağlanmalıydı.
  • İsyanı bastıracaklar için baştaki padişahın izninin, yani fermanın alınmış olması da bir meşruiyet kaynağıydı. İsyanı bastıracak olan askerler fermansız ve fetvasız asiler üzerine yürümek istemezlerdi.
  • fermanlar fetvalar yeniçeriler sipahiler….padişahların elini kolunu bağlayan denetimsizliklerÇünkü fermansız veya fetvasız bir isyanı bastırdıklarında, sonraki suçla malardan kendilerini aklamaları pek kolay olmuyordu.
  • Özellikle II. Osman ve Sultan İbrahim’in katledilmelerinden sonra, buna izin verenlerin meşruiyetleri sorgulandığında, yeniçeriler ve sipahiler “bu kan davasından” kendilerini temize çıkarmak için olaylarda bir rollerinin olmadığını savunmak zorunda kaldılar.
  • Bu da hem asiler hem de isyanı bastıracaklar için, sonradan yaşanması muhtemel tepkileri gidermek için, ferman veya fetvaların ne denli önemli olduğunun bir göstergesidir. Alınan fetvalarda, mümkünse birden çok ulemanın imzasının bulunması da özellikle aranan bir husustu.
  • Böylece hem ulema sorumluluğu paylaşmış oluyor, hem de birden fazla kişinin imzası alınan fetvanın meşruiyetini arttırıyordu. Dinî meşruiyetin önemli kaynaklarından biri de Peygamber soyundan gelen seyyid ve şeriflerin,
  • Özellikle bunların başı olan nakibüleşrafın asilerin veya isyanı bastıranların yanında yer al malarıydı. Her iki taraf da bu grubun saflarında yer almalarına dikkat etmekteydi.Sancak-ı şerif de önemli bir dinî semboldü. Saray, genelde isyanlarda Sancak-ı şerifi dışarı çıkararak halkı ve askerleri sancak altına davet ediyordu.
  • Bu, verilecek mücadelenin dinen meşru olduğunun, gaza hükmünde bulunduğunun bir işaretiydi. Dışarı çıkarılan Sancak-ı şerifin altına halkın ve askerlerin toplanması halinde isyanı bastırmak çok daha kolay oluyordu.
  • Ayrıca halkın ve askerin toplanması, isyanı bastıracaklar için de bir meşruiyet göstergesiydi. İsyan edenler de Topkapı Sarayı’ndaki Sancak-ı şerifi değil de daha çok Eyüp Sultan Türbesi’ndeki Sancak-ı şerifi açarak onlarda halkı bu sancak altına davet etmekte v böylece meş.test etmekteydiler.
  • İsyanların meşruiyetlerini sağlamak için asilerin sloganlarına da dikkat etmeleri gerekliydi. İsyanları başarıya götüren birinci slogan hiç kuşkusuz, “şer’le davamız vardır” sloganıdır. İsyan ve darbelerde şehir esnafı da hayati öneme haizdi. İsyan bayrağı kalkar kalkmaz yapılan Esnaf kepenkleri kapattığında şehirde hayat durma noktasına geliyor ve bir karmaşa yaşanıyordu. Esnafın asilere destek vermeleri halinde isyan daha da büyüyordu.
  • Çünkü hem asiler gerekli ihtiyaçlarını temin etme imkânı buluyor hem de devletin zaafiyeti ortaya çıktığından asilere hem de devletin zaafiyeti ortaya çıktığından asilere halk desteği artıyordu. Devlet adamları da, isyanlarda esnafın hangi tarafı desteklediğinin sonucu belirleyen en önemli etkenlerden biri olduğunu gayet iyi biliyorlardı. Bunun için onlar da esnafı kazanmak için çalışıyorlardı.
  • Ayrıca isyanlardan bastırıldıktan sonra şayet esnaf asilere destek verdiyse padişah fermanıyla uyarılıyor ve bundan sonra da asilere desteklerlerse kendilerinin de asi sayılacakları bildiriliyordu.
  • Şayet isyan, esnafın desteğiyle bastırılırsa bu defa da yine padişah fermanıyla onlara destekleri için teşekkür ediliyordu. Bir defa halk desteği kazanıldıktan sonra asiler bunu kaybetmemek için özel bir gayret sarf ediyorlardı. Asayişi bozanlar sert bir şekilde cezalandırılıyor ve gece devriyeleri ile yağmaların önü alınıyordu.
  • Hatta 1703 Edirne ve 1730 Patrona isyanlarında olduğu üzere, isyan zamanlarındaki asayiş normal günlerde dahi sağlanamıyordu. Darbeler için en önemli hususlardan biri de, isyan edecekler veya darbe yapacaklar için ya yeniçerilerin ya da sipahilerin kazanılmış olmasıydı.
  • Şayet bu iki askerî gruptan biri isyanı des – teklemiyorsa isyanların başarıya ulaşması pek mümkün değildi. Bunun için hem devlet adamları hem de isyan edenler bu iki grubun desteklerini kazanmak zorundaydı. Yeniçeri ve sipahilerin bu denli önem arz etmelerinin sebebi ise,
  • İstanbul’daki en kala balık, silahlı ve daimi birlikler olmalarından kaynaklanmaktaydı. İsyanlar ve darbelerde önemli noktalardan biri de hem isyan edenlerin hem de isyanı bastıracak olanların hızla karar vermeleri gerektiğiydi.
  • Karar vermekte geciken sultanların da sonu genelde tahttan indirilmek oluyordu. Örneğin II. Osman, Sultan İbrahim, II. Mustafa, III. Ahmed ve III. Selim, asiler üzerine hemen gidilmesine izin vermedikleri için tahtı kaybetmişlerdi.
  • Buna karşılık Kanunî ve I. Mahmud örneklerinde olduğu gibi isyan büyümeden ve toplumsal bir katılım olmadan bastırmayı bilen hükümdarlar tahtlarını koruyabilmişlerdir.İsyanla tahta çıkan padişahlar, iktidarlarının ilk dönemle rinde kendisini başa getirenler karşısında hareketsiz ve etkisiz kalmaktaydı.
  • Başarılı olan isyanlardan sonra asiler ve darbeciler kendi hayatlarını garantiye almaya da özen göstermekteydiler. Bunun en bilinen yolu da önde gelen ulemanın imzalarının bulunduğu hüccetler hazırlatmaktı.
  • Hüccetlerde canlarına ve mallarına dokunulmayacağına dair söz verilmekte ve eski suçlarının af edildiği belirtilmekteydi. Hüccetlerin meşruiyetini sağlamak için başta sadrazam olmak üzere diğer üst düzey devlet adamlarının da hüccetlerde imzalarının olmasına dikkat edilmekteydi.
  • Hüc cetler hazırlandıktan sonra bunun baştaki padişah tarafından da onaylanması istenmekteydi. Hüccetler sadece asilerin hayatlarını korumak üzere hazırlanmazlardı. Bu belgelerde asilerin artık devlet işlerine karışmayacaklarına, asayişsizliklerin önünü almak için ellerinden gelenleri yapacaklarına dair de sözler alınırdı.
  • Bu taahhütlerin devlet adamları nazarında meşru olması için de asi liderlerinin hüccetlerde imzalarının bulunmasına dikkat edilirdi.

Hüccet geleneği, tespit edebildiğimiz kadarıyla, ilk defa II. Bayezid döneminde başladı sonraki isyanların çoğunda da hüccet alınmaya dikkat edildi bir ülkenin üst çatısı ne din ne dil ne ırk olmalıdır.insan hakları.özgürlük .birkil ve beraberlikçhak .hukuk çerçevesi içinde medeniyete ve refaha yönelik olmalıdır. Gerisi faşisizmdir ve yıkılmaya mahkumdur. Bir sonraki isyanlar nasıl çıkarıldı.

Bu Konu, Askin Askin @Viona4N  Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Video İndir | Yorumlar Libros Gratis | Free pdf download |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x