Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Nurettin Soyer Kimdir? (‘Sıkıyönetim Mahkemeleri’)

Madem Tunç Soyer vesilesiyle bahsi açıldı, vakt-i zamanında söz verdiğim Nurettin Soyer floodunu yapayım o zaman.

  • Öncelikle şöyle bir not düşeyim. Özellikle siyaseten babalar ve oğulların birbirinin mirasçısı olma durumu, çantada keklik değildir. Bunun çokça örneği vardır. Ama Tunç Soyer’in, babası Nurettin Soyer’e dair bir reddimirasını duymadığımız gibi ününü ona borçlu olduğu aşikar.
  • Şimdi 1971’e dönelim. 12 Mart dönemi ve İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi savcısı Nurettin Soyer’in iddianamesiyle açılan “Nurculuk Davası”, onlarca tutuklama, yüzlerce gözaltı var.
  • Özellikle Ege bölgesinde Nurculuk ile iltisaklandırdıkları kim varsa torbaya atıp topluyorlar ve irticai faaliyet ve Anayasaya muhalefet ekseninde bir iddianameyle kim var kim yok topluyorlar.
  • Bir dipnot: tutuklu yargılananlar içinde, sanıklardan bir sanığın ismi M. Fethullah Gülen. Dava süreci boyunca kendini diğerlerinden ayrı tutan bir savunma yapıyor ve sanırım beş ay sonra mahkemeyi “nurcu olmadığına” ikna ederek tahliye ediliyor. Oysa yıllar sonra STVde yayınlanan FG belgeselinde bu “detay” atlanacak, dava faslı çarçabuk geçiliverecekti.
  • Daha önemli bir dipnot: Aynı dava vesilesiyle karakola çekilen Abdullah Aymaz, bir kaç saat tutulduktan sonra, NATO karargahından gelen fırçalı/sıvamalı bir telefondan sonra özür dilenerek serbest bırakılıyor. bu ikinci detayı bizzat Aymaz, hem de biraz ayranı kabararak anlatmıştı. Dahası aynı gururla “12 Eylül bize ilişmedi” diye eklemişti.
  • Dönelim İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi’ne: Maznunları (zanlıları) savunan avukatların en göze çarpanı Bekir Berk, savunması esnasında gözaltına alınıyor ve bir anda o da kendini sanık sandalyesinde buluyordu.
  • Şimdi Bekir Berk’i de savunacak yeni bir avukata ihtiyaç vardı ve işi en az Berk kadar zor olacaktı. Davayı takip eden kişiler, bir kişi üzerinde karara varmışlardı. Bürosu Adapazarı’nda olan Sakarya Barosu üyesi bu avukatın ismi: Nadir Latif İslam.
  • Telefon konuşmaları ardından atlayıp Adapazarı’na gelen kişiler, Nadir Latif İslam ile etraflıca konuşmuş ve davayı kabul eden İslam’a ücret konusunu açmak istediklerinde şu cevabı almışlardı: “Benim bu davayı almak için ne kadar verebileceğimi mi soruyorsunuz?”
  • Yüzlerce kişinin davasına ücretsiz bakmış olan rahmetli Bekir Berk’in savunması için elbette ücret istenemezdi. Bu konuda daha detaylı bilgilere Bekir Berk’in Nurculuk Davası ve Sabahaddin Aksakal’ın Hakkın Müdafaası kitabında ulaşabilirsiniz.
  • Duruşmalara katılmaya başlayan Nadir Latif İslam, Bekir Berk gibi cevval bir savunma yapıyor ve bu yolla Savcı Nurettin Soyer’in iddianamesini lime lime ediyordu.
  • İddianamede, evlerde bulunan takke, tesbih, seccade ve Kuran-ı Kerim’in suç delili olarak anılmasına isyan eden Avukat İslam bir duruşmada çantasından takke, tesbih, seccade çıkartıp “e madem suç unsuru haydi beni tevkif edin” diyor.
  • İddianamedeki bu gibi absürd unsurları bir bir mahkeme heyetinin önüne koyuyor ve iddianameyi çökerttiği gibi, Nurettin Soyer’i perişan ediyor, sonuçta maznun Bekir Berk, tahliye oluyor, Nurculuk Davası’ndan bir suç unsuru çıkmıyordu.
  • Sonrasında Avukat İslam, aktif siyasette bir dönem geçiriyor ve Adalet Partisi’nden milletvekilliği ve Adalet Komisyonu Başkanlığı ve Adalet Komisyonu üyeliği yapıyor.
  • Gelelim 1981’e. 80 darbesi oluyor ve sonra Ankara Sıkıyönetim Mahkemelerinin açtığı, “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar” davasından Avukat Nadir Latif İslam’a, tutuklu MHP liderliği vasıtasıyla çağrı geliyor.
  • Vekaleti alan Avukat İslam, yine yaklaşık 1000 sayfalık iddianameyi didik didik ediyor ve haftalık Duruşmalara katılmaya başlıyordu. Davanın Hakimi kim dersiniz?
  • Evet! Mahkeme Başkanı Hakim Nurettin Soyer. İslam ve Soyer ikinci defa karşı karşıya ve Soyer bu defa savcı değil, hakim ve karşısında 1971’den “çentik attığı”, “mim koyduğu” avukat var.
  • Avukat İslam, ilk duruşmalardan birinde konuşma sırası geldiğinde, şöyle bir girizgahla başlıyor: “Mahkeme heyetinin malumudur ki sizin orada sanıkların ise burada oturması bu ülkede siyasetin gidişatıyla ilgilidir ki bu ülkede bu yerlerin değişmesi her an mümkündür.”
  • “Bu minval üzere, eğer sümeninizin altında zaten alınmış bir kararınız varsa, hazirunu burada meşgul etmeyelim, okuyun kararı ve dağılalım. Eğer adaleti arıyorsak o ciddiyete münasip bir usülle devam edelim.”
  • Bu sözler, elbette Soyer’in tepesini attırmıştı ama bu sözleri söyleyen gayrıciddiliğe çok bariz bir örnek birkaç ay sonra gelecekti.
  • Mahkeme sürecinde zabıt altına alınan ve mahkeme heyeti/avukatlara dağıtılan bir belgenin altında, tüm heyet adına tek tek açılmış imza hanesi ve /fakat sadece Hakim Nurettin Soyer’in imzası vardır.
  • Bu duruma itiraz eden İslam, söz alır ve ilk konuşmasında zikrettiği gayrıciddiliğe atıfta bulunarak şu konuşmayı yapar: “evrak eksik imzalıdır, bu durum lakaytlıktır. Siz hakimsiniz, mahkemenin diğer üyeleri sizin müstahdeminiz midir ki tek sizin imzanız yeterli olsun?”
  • Bu cümledeki “müstahdem” kelimesini belli ki kulağıyla değil başka yeriyle dinleyip, anlamından, bağlamından ve cümle içindeki anlamından koparıp, işine geldiği gibi yorumlayan Soyer, hakaret olarak yorumlayıp o celsede behemahal Avukat İslam’ı gözaltına aldırır.
  •  Ve bir iddianame de İslam için hazırlanır ve dava süreci başlar. Soyer, aklınca bir açık bulmuş, yılların intikamını alıyordu. Köşe yazarlarından, TDK ya kadar çok kişi fikrini beyan eder. 1983 Kışında ilk karar çıkar ve altı ay hapis cezası verilir.
  • Temyize giden davada yüksek hakimler “ne şişi ne de kebabı yakacak” bir kararla cezayı 6 ay değil 6 ay bir hafta olarak “düzeltirler”. Böylelikle ” kudretli meslektaş” Soyer’in karizması korunmuş ama o dönem çıkan ve 6 ay üzeri cezalara uygulanan infaz kanunu işletilmiş olur.
  • Bir diğer deyişle: ceza 6 ay olarak kalsaydı %100 infaz edilecekti. Ama 6 ay 7 gün olunca o dönemki infaz indirimine girdi ve yaklaşık 2,5 ay oldu. Avukat İslam, bu cezayı 1987 baharında Şile Cezaevi’nde tamamladı.
  • Nurettin Soyer’in doğrudan bize değdiği noktaları anlattım. Ama özellikle MHP Mahkemesindeki halleri tam bir işkenceci cunta hakimi tanımına uyar. Mamak’tan mahkeme salonuna tam bir sardalya konservesi diziminde getirilen ve indirilmeden saatlerce, Soyer’in keyfine bekletilen  sanıkların hem cezaevinde hem de bu gitgellerde çektikleri ve Soyer’in genel gaddar, umursamaz tavrı, Nurettin Soyer’e karşı biriken kolektif nefretin ana sebepleridir.
  • 71 İzmir ve 81 Mamak mahkemelerini sanık olarak görmüş kiminle tanışsam, kim olduğumu öğrendikten sonra kesinlikle iki şeyden bahseder: ° Nurettin Soyer’in zalimliği, ° Nadir Latif İslam’ın kimi zaman onun “kudretli” imajını çiziveren keskin direnci.
  • Notlar: Soyer’in savcı olduğu İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi’nde paçayı ilk anda kurtaran isim, Fethullah Gülen. Soyer’in iddianamesine göre tutuklanması gereken Abdullah Aymaz ise, NATO subayından gelen bir telefonla, karakoldan bir çay içip ayrılıyor.
  • Soyer, bu ülkenin tarihine, Amerikancı cuntaların, hazırolda bekleyen zalim fedaisi olarak geçmiştir. Solcularımız ise kendi hikayelerinin yanında bu işkenceleri adeta hak edilmiş görür, birkaçı hariç bir çift laf etmezler.

Duydum ki Nurettin Soyer’in oğlu Tunç Soyer, babasının tüm icraatini iştiyakle savunuyor ve hatta gururla anlatıyormuş. Bu yönden benzeşiyoruz kendisiyle. Ben de babamın o dönemki duruşuyla iftihar ediyorum.

Bu Konu, Cem Sahir İslam @CemSahirIslam Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Güncelleme: 29 Ocak 2019 — 08:20

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |
Paylaşım;