Kabadayı Hikayesi ; Külhanbeyleri (‘Apaçi Gençlik’)

Vakit geldi! Külhanbeyleri floodu başlıyor. Uyuyan uyusun, sabah okusun geç biter. Uzanalım biz Dersaadet hamamlarına!

  • Şimdi efendim geçen hafta kabadayıları anlattım, külhanbeylerini bu haftaya bıraktım. Aksi halde flood günün ilk ışıklarını bulurdu.
  • Külhanbeylik biraz tartışmalıdır. Paçası kanlı beli kuşaklıyı tahkir etme amaçlı kabadayıya da söylenir, kabadayı da tahkir amaçlı kullanır. Mesela Şener Şen’in Kabadayı filmine bir sahnede, eski dayılar Devran’dan bahsederken aşağılama amaçlı “hamam oğlanı” tabirini kullanır. Zira külhanbeyi kabadayının aksine yerine göre kaldırım kurdu, sokak iti, kopuk, hergele ve herzele güruhu, hayta, hulasa baldırı çıplaktır. Çünkü sokak çocukları, evsiz barksızlar arasından gelmedirler.
  • Viyana Bozgunu senelerini takiben İstanbul’un hamam külhanlarında doğmuşlardır. Bu yüzden teamül ve uygulamaları kabadayılardan eskidir. Yeniçeri zorbaları varsa da külhanbeyleri III. Selim döneminden çok önce, daha Patrona zamanında kendi törelerini, raconlarını ve argolarını oluşturmuşlardır. Yine de konumları gereği alt tabakadır.
  • Kabadayılıktan önce kimisinin yolu külhanbeylikten geçer, sokakta kaldırımda dolaşılır, kopuklarla çatışılır. Bir üste geçen aşağı görür yine, Baldırı çıplak güruhudur alayı isyanlara iştirak ederler, yeniçeri zorbalarına ayakçı ve fedai olurlar. Misalen Patrona Halil’in adamları. Patrona ve yakın arkadaşları yeniçeri, ocak kökenli. Ama hamam peştamalından sancak altına toplananlar ekseriya baldırı çıplaklar, haytalar.
  • Külhanbeylerine “külhani” de derler. Külhani aynı zamanda “rembet” anlamına gelse de aslen Rumlardaki “mangas”ı karşılar.

  • Külhanbeylerinin hem suçla içli dışlı hem de sosyal bir gruptur ilk zamanlarda. Pirleri ve tekkeleri vardır ilk ortaya çıktıklarında.
  • Dikkatli okuyucu soracaktır şimdi: “Yahu yeniçeri zorbalarının parlaması 1700’ler başı, külhanbeylerinin çıkışı 1600’ler sonu, neden?” diye. Tesadüf değil elbette. Yanılmıyorsam dört padişahın takribi 50 seneye yakın Edirne’den devlet idare ettiği senelerden bahsediyoruz nitekim. İdare Edirne’de olunca başı boş kalan Dersaadet’te asayiş konusunda belli zafiyetler kaçınılmaz oluyor.
  • İstanbul’a göç de var tabi o dönem. Zaten göç söz konusu olunca hemşerilik temayülleri biraz öne çıkıyor, koruma kollama derken işsizlikle beraber ya hamam külhanına yahut bekar odalarına, benâm yeniçeri zorbalarının kolu kanadı altına. Alt kat zorbanın kahvesi, üst kat bekar odası yeraltının insan kaynağı.
  • Külhanbeyleri ve kabadayılar hatta tulumbacılar, yerine göre hakaret amaçlı zikretseler de birbirlerini aynı havzadan çıkma hulasa. Hamam külhanlarına yani ateş yakılan yerlere düşenler oluyor külhanbeyi. Pirleri Sultan Mahmud zamanındaki Gazne’den Layhar nam meczup. Gazne ne alaka demeyin tesadüf değil. Arnavutluk örneğinde “besa” (söz) dediğimiz “code” ta Ortaçağ’a uzanır.
  • Bizdeki code “delikanlılık”.  Günümüzde silah külah taifeden günlük yaşamdaki kullanıma nedir delikanlı? “Yiğit, mert, korku salan…” Hulasa “feta”, uzanır Ortaçağ’a…  Feta “genç, yiğit, cömert” demek. Fütüvvet ise “gençlik, kahramanlık, cömertlik” demek.
  • Ortaçağ’da doğuda fütüvvet yapılanmaları vardır. işsiz güçsüz gençleri cezbetmiştir Ortaçağ’da. Çünkü bir amaç vermektedir, ortaklıktır, iş imkanıdır. Ama bazen iş değişebilmektedir. Belli bir zümrenin çıkar ortaklığının getirdiği ayrıcalık ve hiyerarşiden doğan kolaylık, dünyevi çıkarların yörüngesine kapılmıştır bazen. İşte bu yörüngeye kapılıp insana huzursuzluk veren tiplere “ayyar” demişlerdir. Arapça: zeki, kurnaz, gözüpek kimse anlamına gelmektedir.
  • Kendilerini kahraman, civanmert vb. olarak tanımlasalar da yağmacılık ve soygunculuk gibi menfi icraatları da olmuştur. Misal Suriye ve Irak şehirlerinde X.-XII. yüzyıllarda gençlerden toplanan yerel bir kuvvet olan “ahdâs”(Ar. genç adamlar) yapılanması vardır. Amme haklarını korumak vb. için oluşturulmuş tabi ama dönem dönem halka baskı yapmış, nüfuzlarını şahsi menfaatleri için kullanmışlardır. Ayyarların menşeini ve Anadolu’daki dönüşümünü M.Çulcu’nun “Her Sakaldan Bir Kıl” kitabından okuyabilirsiniz, biz külhanbeylerine dönelim.
  • Kimdir bu Gazneli Mahmut dönemindeki Layhar? Külhânî-i Layhar derlermiş. Layhar Farsça şarap tortusu yiyen. Hamam külhanlarında kalırmış. İlk külhanbeyleri disiplin ve kontrol altında tutulmak için tekke ve pir oluşumu çerçevesinde toplanıyorlar. İlk yerleri Gedikpaşa Hamamı. Sonra zamanla diğer hamam külhanlarında da görünüyorlar ama Gedikpaşa hep gedikli. Aralarındaki meselelerini buranın “külhanbaşısı” çözüyor.
  • Külhanlara sonradan, çok sonradan “Apaş Tekkesi” deniliyor. Apaş işsiz, serseri vb. Dilimize Fransızca Apache’den gelme. Aslı Yeni Dünya’dan Apaçi diyoruz hani, vahşilere binaen apache olmuş onların lisanında, bize geçmiş apaş diye. Biz bugün Apaçi diye kullanıyoruz. İlginç gelecektir bugünkü apaçi denilen gruplar sadece ismen değil şeklen de biraz külhanbeylerini andırırlar. Köşe başında mahalle koruma,değişik kılıklarının insanlara farklı gelmesi,birinin mani-semai kültürü, ötekinin arabesk rap mefhumu vs. Bu meselenin de tafsilatını merak eden “Apaçi Gençlik” nam araştırmaya göz atabilirler efendim. Biz flooda dönelim yine.

  • Osmanlı hamamlarında, Destebaşı yahut külhanbaşı, külhanbeylerini ilkin bir tür “kardeşlik merasiminden” geçirirmiş. Kardeş olarak iki kişiye bir gömlek giydirilir, fatiha okunur ardından bunlar ellerinde çuval esnaf esnaf, ev ev dolaşır erzak isterler. Kim ne topladıysa aynı kazanlarda pişer, ne yapılırsa hep birlikte yenilir. Kardeşlik töreni esnasında tuz ekmek yenir. (tuz-ekmek hakkı).
  • Bunların külhanbeyi olabilmesinde aranan yegane şart ailelerinin olmaması. Bu da kendi aralarında dayanışma sağlamak için tabi. Akşam saatinde herkes külhana döner işi gücü bırakıp. Yemek ortak yenir, aralarından biri eksikse şayet o yemek yenmez. Yemekten sonra türküler şarkılar söylenir, gazeller maniler okunur, kendi aralarında eğlence tertip ederler vb.
  • Şimdi bunlar töreleri gereği ufak tefek işler, yol temizliği falan yapıyorlar, yaşları çok büyük değil. Ama asıl mevzu şu erzak istemede. Para da isteyebiliyorlar. İstedikleri parayı vermezlerse, özellikle lalalarıyla dolaşan ekâbir takımına sataşmalarına izin veriliyor ama bu gasp şeklinde değil. Külhan için toplanan yardım kavlinden. Sonradan bu suistimale dönüşüyor, kardeşliğin verdiği güç de çıkar ortaklığına.
  • Demin apaçi bağıntısını yazınca garip gelmiştir. Şöyle bir örnek vereyim eski İstanbul ahalisi de şu tipleri garip bulmuştur:

  • 1700’lere doğru külhanbeyleri literatürümüze “bıçkın” ve “baldırı çıplak kılığı,”it kılığı” gibi tabirleri armağan etmişlerdir. Mesela bir zorbazın kanadı altındaki külhaniye bıçkın denilmiştir. (Ne tür bir birliktelik olduğunu kabadayılar floodunda anlatmıştım)

  • 1700’lere doğru otorite zayıflıyor. Taşrada ya bölgesel güç haline gelmiş ayanlar var yahut yine yeniçeriler. Misal Semendire Sancağı’nı (Belgrad ve havalisi) son dönemlerde haraca kestikleri söylenir yeniçerilerin. Köylere han inşa ederler, bu hanlar tıpkı kahvehane gibi merkezleri olur, haraç bölgeleridir binevi. Bu nedenle ilk Sırp isyanında (Prvi Sırpski Ustanak) asiler, genelde bir yeri ele geçirince tepki olarak ilk hanları yakıp yıkmış.
  • Bunu neden anlattım? Külhanbeyleri-yeniçeri zorbaları aynı havza dedik külhanbeyleri kendi başlarına göre değil genelde yeniçeri zorbalarının emrinde hareket etme eğilimindeler. Bu nedenle kıyafet kültürü aşırı derecede etkileşime uğruyor. Mesela “civelek kılığı” yani acemilerin, yeniçeri namzetlerinin kılığı, külhanbeyi takımını ve hatta şehrin diğer caka-gösteriş meraklısı gençlerini de etkiliyor, moda oluyor. Ama “baldırı çıplak kılığı” denilen bir giyiniş modası hasıl oluyor.
  • “Yahu nedir baldırı çıplak?” Kabadayılar floodunda anlattım, yeniçeri zorbaları orta nişanlarını pazu ve baldırlarına dövme yapıyor.  Bu karşı tarafa orta aidiyetini ve tehdit gücünü gösteriyor. İşte baldırı gösterir kıyafet ve dövme gençlerde de moda olmuş dedik ya işte baldırı çıplak kılığı böyle ortaya çıkıyor.
  • Peki nedir bu giyinişin veya modanın alamet-i farikası? Evvela ayakkabılar ve ökçelerin topuğuna basarak giyme. Bunu 20.yy’a dek tulumbacılar vs. de sürdürmüştür. (Topuğuna basarak) Bu kılığın diğer bir adı da “Cezayir Kesimi”. Tesadüf değil yine. Yeniçeri dayıları, kabadayı tabirinin bir anlamda kökeni, buranın idarecisi Cezayir’in denizci ahalisi, levent takımları vs. ister istemez yeniçeriler ve bunlara özenen kişiler arasında giysi modasının öncülü.
  • Kolları omuzlara kadar sıvalıgömlek, düğmeleri kasten koparılmış. Başlarında bir ucu omuzlarına sarkan bir, bir buçuk arşınlık bir şal. Yaka bağır açık (Tanıdık gelmiştir). Göğüslerinde bir parça kıl bırakıp buna bazen boncuk takarlar. Süs perçemi yahut sine perçemi derler. Belde sarılı bir buçuk arşınlık bir ucu yerde sürünen kuşak. (Basan olursa kavga çıkarma mefhumu, 20.yy’a dek Rum mangaslar da sürdürmüş) Bacaklarda kısa paçalı “diz çağşırı” olacak. Peykeye falan oturduğunda yahut yürürken orta nişanları dövmeler görünecek! Ayak yalın yahut “topuğa basılmış galata yemenisi” var. Galata kabadayının harman olduğu yer, anlatmıştım. Galata yemenisi denilmesi bundan.
  • Yeniçeri ocaklarına mensup olmasalar bile hepsi yeniçerilik güdüyor mahalle gençleri dedik. Malum “mahalle, ocak-orta içindir” dönemi. Orta nişanını kolda yahut baldırda dövme olarak taşıma (ölüm tehlikesine rağmen) modasını anlattım.
  • Bu moda dönem dönem yasaklanmış. İlk yasak benim geçen floodda anlattığım kendi tabirimle “İkinci Kabadayılar Meydan Muharebesi”nden sonra konuluyor. Kabakçı İsyanı sonrası. Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa malum. (Bir ara onu ve Rumeli ayanlarını da bir floodda anlatırım inşallah) Ayan demişken bu arada günümüzde de kullanılıyor. Yine ileri gelen anlamında ama “muasır apaş çevrelerinde”. Tabi eski anlamını bilerek kullanma söz konusu değil.
  • Alemdar Mustafa Paşa, Dağlılarla, Kırcaali çetelerinden ordusuyla İstanbul’a girip asayişi sağladığında baldırı çıplak modasını yasaklıyor. Alemdar katledilince yasak tedavülden kalkıyor ama bu moda yine uzun ömürlü olmuyor,1826’daki ilganın ardından II.Mahmud temelli yasaklıyor.
  • Peki yeniçerilik kalkıyor da külhanbeylerine ne oluyor? Onlar da 1846’ya dek varlıklarını sürdürüyorlar. Elalemi haraca kestiklerinden bir gece ansızın Serasker Rıza Paşa, zorbaların merkezi Gedikpaşa Hamamı başta olmak üzere İstanbul’un bütün hamamlarını basıyor. Ne kadar kabadayı, haneberduş, külhanbeyi varsa derdest ediliyor. 800 kişi civarındalar. Yaşı yetenler asker olarak yazdırılıp taşraya. Yaşı ufaklar ise imalathanelere gönderiliyorlar şehirde, iş güç sahibi olsunlar diye. Hamamlarda külhanbeyi vb. başka bir oluşum kalmıyor.
  • Böylece Patrona devrinde anonim bir müellifin: “Nasranisi kilise basar, Müselmanı imamı asar” dediği külhanbeyleri de tarihe karışıyor.  Artık ismen var oluyorlar. Tulumbacılık ve kabadayılık dönüşümü malum. Bu havzada devam ediyor kısmen.

Bu flood da burada biter. Başka korkulu, tarihli floodlarda görüşmek üzere. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola. İyi geceler efendim…

  • Kaynak soran olursa: Reşad Ekrem Koçu’nun “Patrona Halil” adlı eserine bakılabilir imkan var ise:

  • Bulma imkanınız yok ise şu makaleden de istifade edebilirsiniz: https://t.co/jvNQLLsUjP

Bu Konu, Mehmet Berk Yaltırık @SonGulyabani  Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

1
Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar
0 Yorum Konuları
0 Konu cevapları
0 Takipçiler
 
En çok tepki verilen yorum
En sıcak yorum dizisi
0 Yorum yazarları
Son yorum yazarları
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
mutlakaoku.com | #Bilgiseli | #Flood | © 2016 | Tanıtım Yazıları |