Jean-Jacques Rousseau

Sizlere Rousseau üzerine bir flood yapalım. Öncelikle Rousseau, Cenevre’ de doğmuş olan bir düşünürdür. Yazdığı kitaplar, yaşadığı toplumun tepkisini çekmiş hatta yazdığı kitaplardan biri ( Emile ) yasaklanıp yakılmıştır. Emile kitabı, çocukların ahlak eğitimi ile ilgilidir.

  • Tartışmalara yol açan düşünceleri, Rousseau’nun hayatını kovalamacalı bir hale getirmiştir. Hele kadınlar üzerine düşünceleri gariptir. Ama burda değineceğimiz olgu siyaset ve toplum birlikteliğidir. Ona göre insan ve siyaset birbirinden ayrılamaz.

  • İnsanı iyiliği, toplumun ve siyasetin iyiliğine bağlıdır. Rousseau görüşleriyle Antik Yunan Felsefesi’nin izlerini taşımaktadır. Yani Antik Yunan Felsefesindeki genel düşünce olan ”bilim ve sanat gelişirse insanın var olan erdemine zarar verebilir.” düşüncesini sürdürür.

  • Bilim ve sanat geliştikçe erdem yok olur. Burda örnek olarak Spartalıları vermiştir. Çünkü Spartalılar, felsefeyi dışlamış cehalet içinde yaşan bir toplumdur. Kim felsefeyle ilgilenirse onun erdemden uzaklaşacağını düşünmektedir. İnsan, erdemden uzaklaşırsa yurttaşlığını kaybeder.

  • Ama Rousseau, irrasyonalizmi ve akıldışı davranışı savunmamaktadır. Onun üzerinde durduğu asıl olay yarı bilmenin yanlışlığıdır. Ona göre, akıl gelişebilen bir durumdur. Aklını geliştirmeyen insan, hayvandan farkı yoktur. Doğa durumunda bir konumdadır.

  • İnsan, aklını geliştirdiği vakit hayvan konumundan çıkar ve insan konumuna gelir tabi bu ona yeterli değildir. Çünkü akıl, vicdan olmadığı noktada bağımsız olarak iyiliğe ulaşamaz. Buna etik rasyonalizm denir. Şimdi tartışmalı olan bilm ve sanata gelelim.

  • Ona göre, toplum, yozlaşmış, bencilleşmiş, bireyler arası rekabetin arttığı bir oluşum olmuştur. Bu birçok olayı kökten değiştirmiş. Bireyleri, bir kalıba sokup yaratıcılığı, farklılığı öldürmüş ve metayı doğurmuştur. Bilim ve sanat ne yazık ki metalaşmıştır.

  • Bu metalaşma kötülüktür ve eşitsizlikle bir bağlantısı vardır. Çünkü insanlar kendilerine biçilen rollere uymak zorunda kalıyor ve bu da zenginliği ve aylaklığı doğurur. Zenginlikten sanat, aylaklıktan ise bilim oluşur.

  • Eşitsizliğin hüküm sürdüğü, zenginleşmenin temel olduğu bir toplumda sanatların ve bilimlerin metalaşması kaçınılmazdır. Aslına bakarsanız Rousseau, sanatın ve bilimin bayağılaştığını düşündüğü için karşıdır. Çünkü metalaşma yarı aydınlar ve yanlış kılavuzlar yaratır.
  • Bilimin öz olarak iyi olduğu kesindir. Ama metalaştığı vakit insan, düşünsel özelliğini kaybedip dogmalar yaratır. bu da bozuk bir topluma ve kötülüğün doğmasına neden olur. bundan dolayı kötülük doğal değildir. Kötülüğün bir soyağacı var ve bunun çıkarılması önemlidir.

  • İnsan kötülükten arınması için doğal duruma gelmelidir. Yani toplumun ona kazandırdığı becerilerden, ilişkilerden, haklardan vazgeçip saf bir insan olmalıdır. Diğer sözleşmeci filozoflara bu noktada benzemektedir. İnsan kendini seven bir varlıktır.
  • Doğa durumundaki insanlar eşit bir şekilde yaşamlarını sürdürür. Bu eşitlik yaşamlarının aynılığından kaynaklanmaktadır. Yani insan bu konumda doğaya bağımlıdır. Bu şekilde eşit bir yaşam sürdürür. Bu bağımlılık, hiçbir ahlakilik taşımadığından özgürlüğe zarar vermez.
  • Bu durumda olan insan, özgür ve mutludur. Çünkü gerçekten sadece istediğini yapmaktadır. Bu durumdan topluma giden yol bir çok parametreyi barındırmaktadır. Doğa durumu, insanların siyasal toplumu oluşturmasıyla son bulur. İnsan için, ikinci bir evre yaşanır.

  • 2. evrede insanlar aileleri, aileler toplumu oluşturur. Bu evrede toplayıcılık ve avcılık vardır. Eşitsizliğin ilk biçimi ortaya çıkar. (bu evrede kim becerikliyse o daha üstün bir konumda olur). Bu döneme, Dünya’nın gençlik dönemi adını verir. Toplumsal işbölümü doğar.
  • İnsanlar, işbölümüyle birbirine bağımlı hale gelir. 3. evre bu şekilde başlar. Bu dönemde insan, madencilik ve tarım gibi işlere yönelir. Üretim nitel olarak arttığı için toplum daha belirgin hale gelir.

  • Bu üretimin artması, güçlünün ve beceriklinin daha fazla üretip kazanmasına neden olur. Ekonomik eşitsizlik ve mülkiyet doğmaya başlar. Bu çıkar çatışmalarına neden olur. Eşitsizlik daha belirginleşir. Bu evrede insanlar birbirine zarar vermeyi arzular.

  • Toplum 4. evreye geçer. Burda insanlar ikiye ayrılır. Mülk sahibi insanlar ve yoksullar. Hobbes’un dediği gibi insan, insanın kurdudur. bu söze yakınını Rousseau şöyle kurar:

  • İnsan, insan etinin tadına varınca bütün yiyeceklerini geri çevirip sadece insan eti yemek isteyen bir aç kurttur. Bu, insanların yozlaşmasını anlatan önemli bir sözdür. Siyasal bir toplumun yaratılmasının zorunlu olduğu bir yere doğru ilerler.

  • Bunun sonucunda zenginler, mülksüzleri kandırıp yalancı bir sözleşme yaparlar. Amaçları zenginliklerini korumak ve daha da artırmaktır. Bu da, eşitsizlik, adaletsizlik ve şiddetin büyümesine sebep olur. Bunlar, yalancı sözleşmeyle meşru bir hale gelir. Böylece toplum yozlaşır.
  • İnsan toplumsal bir köle haline gelir. İnsanlar, nesnenin peşinden koşmaktan, zenginliğin tutsağı haline gelir. Benlik sevgilerini tatmin etmek amacıyla insanlar, birilerinin kendilerine hükmetmelerine razı olur.

  • Çözüm olarak, doğru toplum sözleşmesinde yatmaktadır. Rousseau, normatif bir yaklaşım benimseyip bir sözleşme sunar. Olması gerekenden bahseder. Olgular, hukukun hizmetine sunulması ya da çıkar ve adaletin uyum içinde yaşaması gerekir.

Yazar; Mozartcultures

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Video İndir | Yorumlar Libros Gratis | Free pdf download |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x