Alfred Dreyfus Olayı

DETÖ; bir Fransız cinneti! Alfred Dreyfus Olayı; 

  • -Akşam üstü Paris’in neşe ve curcuna ile anılan gösterişli kafelerini dolanan ‘La Libre Parole’ gazetesinin genç muhabiri, halktaki inanılmaz çöküntüyü görünce, milliyetçi duygularla ağlar. Üstelik sokaklarda artık Fransız Ordusu’na çoşku seli de yoktur.

  • Gazetesine dönen genç muhabir; FRANSA ÇÖKÜYOR isimli bir haber yayınlar. 1888’te başlayan Fransa-Almanya savaşlarında üst üste ağır yenilgiler alan Fransızlar; depresyondadır ve halk, suçlunun kim olduğunun ortaya çıkmasını istemektedir! Haber infiâle sebep olur. Siyasiler panikler.
  • 1894.. La Libre parole’nin haberinden bir hafta sonra! 2 Fransız istihbarat subayı; Alman elçiliğinde hizmetçi olarak çalışan bir kadınla buluşur. Fransız casusu olan bu kadın; Almanların imha ettiği belgelerden bazılarını gizlice çalmış ve bu istihbarat subaylarına vermiştir.
  • Belgeleri inceleyen istihbarat subayları; KORKUNÇ 1 MEKTUP’la karşılaşırlar. Bu mektubu; bir Fransız subayı Alman Ordusuna yazmıştır. İstihbaratçılar mektubu yazan aralarındaki hâin casusun kim olduğunu bulmak için, Genelkurmay’da görevli olan tüm askerlerin el yazısını incelerler.

  • Ve kısa sürede casusu bulmuşlardır. Mektubu yazan kişinin; Fransa Ordusunda subay olan Yüzbaşı ALFRED DREYFUS olduğuna karar verirler. Ordu komutanı,hükümete bilgi verir. Müthiş bir heyecan oluşmuştur. Fransa’nın başına gelen tüm kötülüklerin sebebi bulunmuştur. Herkes tetiktedir.

  • Hem Genelkurmay hem de hükümet; Almanya yenilgisinin sebebini, ekonomik çöküntüyü, yolsuzlukları;depresyona girmiş Fransız halkına açıklayabileceklerdir. Yüzbaşı Alfred Dreyfus;alçakça vatanını satmış, Fransa Ordusunun tüm sırlarını Alman’lara vermiş ve YENİLGİ bu yüzden olmuştur.
  • Yüzbaşı Alfred Dreyfus’a haber verilmez. Onu 1 eşkıya gibi evinde derdest etmeli, eşinin, komşularının ve silah arkadaşlarının önünde aşağılamalıdır. Tüm medyaya haber vermeli, ve Fransızlar bu âdi, şerefsiz, vatan hâinini tanımalıdır. Baskın yapılır, Dreyfus tutuklanır, medya şahlanır.

  • Ertesi gün tüm Fransa bu olayı konuşmaktadır. Sessiz Paris kafeleri tekrar canlanmıştır. Meğersem Fransızlar; Almanları kesin olarak yenecekmiş de, bu alçak vatan hâini subay ve bir kısım terörist yandaşları, askeri sırları Almanlara vererek, Fransız Ordusunu kötürüm bırakmıştır.

  • Halk gâleyana gelir! Tüm Medya Dreyfus’u manşet yapar! Hükümet ve Genelkurmay son derece memnundur, çünkü artık kimse onlara başarısız, Fransa’nın yüz karaları, ‘hem ülkeyi hem de ekonomiyi batırdınız’, diyemeyecektir. Yenilginin ve acıların sebebi olan bu Dreyfus linç edilmelidir.
  • Yüzbaşı Alfred Dreyfus varlıklı bir Yahudi ailede doğmuştu. Orduda gösterdiği olağanüstü başarılar nedeniyle hızla yükselmiş ve 1 Yahudi olmasına rağmen Genelkurmay özel görevlerde istihdam edilmişti. Şimdi ise delilsiz bir mektupla; HÂİN TERÖRİST YAHUDİ olmuş ve linç ediliyordu.
  • Bir yandan Dreyfus; vatana ihânetten yargılanıyor,öte yandan hükümetteki siyasilerin ve Genelkurmay’ın kilit askerlerinin pohpohlamasıyla;yandaş medya tüm Yahudileri hedef gösteriyordu. Halk çıldırmaya başlamıştı. Yağma, talan, linç, küfür ve ırkçı saldırılar Yahudilere yönelmişti.

  • La libre Parole (HÜR SÖZ) gazetesi; YAHUDİLER HER YERE SIZMIŞ-YAHUDİLERE ÖLÜM-YAHUDİLER FRANSAYI YOK EDİYOR şeklinde ırkçı makalelerle,depresyona girmiş halkı; daha da zehirliyordu. Ülke delilik ve şehvet kazanı gibiydi! Halk; ellerinde kasap bıçağıyla günah keçisi avına çıkmıştı!

  • İlk savunmasında mektubun kendisine ait olmadığını, bir iftira ve komplo ile karşı karşıya olduğunu söyleyen Dreyfus’a mahkeme de, halk da inanmıyor;başka işbirlikçileri de açıklamasını istiyordu. Dreyfus elbette tek değildi! Fransız ordusuna sızmış Dreyfus Terör Örgütü! (DETÖ)!

  • Savaş Bakanı General Mercier, Fransa istihbaratının zaten önceden beri Dreyfus’u takip ettiğini ve ellerindeki delillerin sadece Mektup olmadığını (yalan olduğu ortaya çıkacak) açıklayıp; Ordu mensubu gizli tanıklarla Mahkemeyi baskı altına alıp yargıya açık müdahale ediyordu.
  • Siyasilerin suçlarına uyuşuk kalan halk, tüm kızgınlığını günah keçilerine yöneltmişti. Bu ırkçı şehvetle destekleri artan Siyaset ve Ordu komutanları; Dreyfus’u hızla düzmece bir mahkeme ile yargılayıp, suçlu buldular; Ve müebbet karar aldırmak için onu Şeytan adasına gönderirler.

  • Dreyfus’un ailesi oğullarının suçsuz olduğunu haykırsa da,hiçbir medya onları dinlemiyor, hatta ailesine yapılan saldırılar ve öldürme tehditleri ayyuka çıkıyordu. DETÖ destekçisi Yahudiler de korkunç bir baskı ile ve yok olmayla karşı karşıyadırlar. Komşu komşuya kan düşmanıydı.

  • Dreyfus’un mahkumiyetinden bir yıl kadar sonra, Genelkurmay İstihbaratının başına Yarbay Georges Picquart geçer. Cesur 1 subay olan; Picquart, Alman Askeri Ataşesi’nde ele geçirilen yeni bir belgeyi görünce; Dreyfus’un suçsuz olduğuna inanır. Ve hiç tereddütsüz işlemlere başlar.

  • Yarbay Picquart;bulunan yeni belgedeki el yazısının; Dreyfus’a değil, onun suçlanması için tanıklık ve itirafçılık yapan Binbaşı Ferdinand Walsin Esterhazy isimli bir subaylarına ait olduğunu tespit ettirmiştir. Heyetini toplar ve belgeleri üslerine tek tek izah ederek gösterir.

  • Buna göre;ESAS CASUS; Binbaşı Esterhazy’dir. Dreyfus’u suçlamasının sebebi de,kendisini gizlemektir. Zira yeni belge bulunduktan sonra; Esterhazy gizlice takip edilmiş ve Alman 1 metresi olduğu belirlenmiş ve bu metres aracılığıyla Alman Elçiliğine bilgi sızdırdığı ispatlanmıştır.

  • Yarbay Picquart’ı dinleyen komuta kademesi ve siyasiler durumdan hiç hoşnut olmaz ve Dreyfus’un suçsuz olduğunu kabul etmezler. Bunun üzerine Yarbay Picquart;yeni belgedeki el yazısının; Esterhazy’ninkiyle birebir aynı olduğunu, ve en azından bu binbaşının tutuklanmasını söyler.
  • Bakan yardımcıları toplantıyı kızgınlıkla terk ederler. General Gonse, yarbaya sinirlenir. Yahudi Dreyfus’u aşırı bir koruma refleksinde olduğunu bildirir ve kendisi hakkında soruşturma açmakla tehdit eder. Bu bilgilerin devlet sırrı olduğunu, asla medyaya açıklamamasını emreder.
  • Şerefli bir subay olan Yarbay Picquart; söyleminde ısrar eder. Dreyfus’un suçsuz olduğu halde; hapiste çürütülmesinin Fransız Ordusunun asâletini zedelediğini söyler. Geri adım atmaz, komutanlarıyla tartışır ve sonunda da fişlenerek, görevinden alınıp tehlikeli görevlere sürülür.
  • Sürgündeki Yarbay Picquart pes etmez; esas suçlunun Binbaşı Esterhazy ve işbirlikçisi bir kısım asker ve siyasiler olduğunu, bazı medyaya ve Senato Başkan Yardımcısı Scheurer-Kestner’e iletir. Bu arada hapisteki Dreyfus da, Esterhazy olayını duyup yüksek sesle haykırmaya başlar.

  • Medya da,eline geçen Binbaşı Esterhazy’nin casusluk mektubunu yayınlayınca, Senato başkanı durumu kabul eder. Genelkurmay bu Binbaşı hakkında dava açmak zorunda kalır. Fakat tahmin edildiği gibi Esterhazy suçsuz bulunup beraat eder. Dreyfus’un masumiyeti ise kimseyi ilgilendirmez.
  • Tam bu esnada;aslan yürekli cesur bir yazar olan; edebiyatçı EMİLE ZOLA meydana çıkar! İnanılması güç bir adâlet ve hakkaniyet manifestosuna sahip bu ünlü yazar; olayın detaylarını inceleyince; Yüzbaşı Dreyfus’a yapılanları; AŞAĞILIK, HAYSİYETSİZ BİR ADÂLET SUÇU olarak ilan eder.

  • Emile Zola,çalıştığı L’Aurore gazetesinde ‘İTHAM EDİYORUM’ isimli devrin Genelkurmayı, komuta kademesi, Mahkeme üyelerini, yandaş medyayı ve siyasileri tek tek,en ağır şekilde itham eden 1 yazı yayınlar! Ve adâletsizliğin kör kasap bıçağı bu defa Emile Zola’nın boynuna yönelir!

OKU; Êmile Zola – Suçluyorum

  • Devrin en ünlü edebiyatçılarından olan Emile Zola; yandaş medyanın ve bir kısım siyasilerin saldırısına uğrar. Halka hedef olarak gösterilir. Öyle ki sokakta yürüyemez duruma gelse de;inadından ve adâlet söyleminden tek bir adım geri atmadan savaşır. Yazılarına ısrarla devam eder.

  • Genelkurmay; Emile Zola’ya hakaret ve hain yandaşlığından dava açar! Sadece birkaç akademisyen ve yazardan cılız destek alan; gür sesli cesur Zola suçlu bulunur! Onun, halkın önünde medya yoluyla linç edilmesi için her türlü sahtekarlık, iftira, karalama ve itibar suikasti yapılır.
  • Emile Zola savunmasında, vatansever, insansever ve adâletsever olduğunu, asla Fransız Ordusuna hakaret etmediği; tam tersine Orduya esas hakaret edenlerin; masum 1 subaya kumpas kuran; çıkarcı, çeteci, menfaatçi HAYDUTLARIN olduğunu ve onlara boyun eğmeyeceğini hayırarak söylemiştir.
  • Fakat; ‘DETÖ’ yöntemiyle; ülkede istediği dizaynı yapan, halkı uyutan ve her tür sindirme operasyonunu başaran Fransız Hükümetindeki işbirlikçiler ve Ordu komutasındaki yüzsüzler, Zola’ya 1 yıl hapis verdirtir. Manşetlerle; suçlu ve hain olduğu yazdırılır. Zola; İngiltereye kaçar.
  • Sonraki yıl Fransız hükümeti bir sarsıntı geçirince; Yarbay Picquart yeniden sahneye çıktı ve Binbaşı Esterhazy’nin esas suçlu olduğunu, Dreyfus’un masum olduğunu ve bunu tüm delilleriyle yüksek adâlet ve medya önünde ispatlayabileceğini söyledi. Dava yeniden gündemdeydi.

  • Tam bu esnada; hiç beklenmedik olumlu birşey olur. Binbaşı Esterhazy’nin casusluk şebekesinde mektup taşıma görevlisi olan kuzeni; başına gelecekleri hissedip, Esterhazy’i açık bir şekilde ihbar eder! Fransa karışır;aykırı sesler yükselir ve sonuçta Binbaşı Esterhazy tutuklanır.
  • Kuzeninin itirafları ve Yarbay Picquart’ın belgeleriyle iyice sıkışan Binbaşı Esterhazy suçunu kabul eder ve hücreye konur. Fakat ertesi gün boğazını keserek intihar eder. İşbirlikçiler bu olayı büyütür; ve BİNBAŞI Esterhazy ŞEHİT EDİLDİ diye medyaya sunar! Ortalık yine karışır.
  • Başta, La Gazette de France olmak üzere tüm yandaş medya;esas casus ve iftiracı olduğu kesinleşen adam için; VATANSEVER BİNBAŞIYI ÖLDÜRDÜLER-İŞTE ŞEHİD’İN KANLI GÖMLEĞİ-FRANSA ŞEHİDİNİ YALNIZ BIRAKMA şeklinde herşeyi ters-yüz eden başlıklar atarlar. Şiddet ortamı yine alevlenir.

  • Bu karmaşayı fırsata çeviren hükümet ve Ordudaki Kumpasçı ekip; Dreyfus’un suçlu olduğuna dair ellerinde yeni belgeler olduğunu, bu belgelerin DEVLET SIRRI olduğu için medyaya açıklanamayacağını; Dreyfus’un casus/hain olduğuna dair fikirlerinin değişmediğini utanmadan tekrarlar.
  • Fakat; hem intihar eden casus Binbaşının net itirafları, hem de bu adamın el yazısının suç mektuplarıyla aynı olması, gerek Yarbay Picquart gibi sesini yükselten vatansever askerlerin sayısının artması, gerekse de Emila Zola; Dreyfus’un casusluk suçunu işlemediğini gündemde tutar!
  • Ayrıca Dreyfus’un suçlanmasında kullanılan diğer tüm belgelerin askerî istihbaratta görevli, senato ile ilişkileri olan bir albay tarafından düzmece bir şekilde hazırlandığı ortaya çıkınca; Dreyfus Eylül 1899’da Askeri Mahkemede yeniden yargılanır. Ve beraat yolu görünmektedir.
  • Fakat kumpasın diğer işbirlikçileri telaşlanır ve Dreyfus’un beraat değil, hafifletici sebeplerle mahkumiyet suresinin azaltılmasını isterler. Ve Bu adaletsizliği de toplumun talebi olarak belirtirler. Askeri mahkeme de, SUÇSUZ BULUNAN Dreyfus’a verilen müebbeti; 10 yıla indirir.
  • Cesur yürek Emile Zola bu duruma da kendi edebi diliyle isyan eder; SUÇSUZLUĞU KESİNLEŞEN, üstelik özgürlüğü yıllardır gaspedilen 1 Fransız Subayını, hangi hakla ve adalet anlayışıyla; HAFİFLETİCİ SEBEP vs diyerek hapiste tutuyorsunuz, der. Şimdi zamanla Zola’ya destek artmaktadır.
  • Yakın, yıkın, asın, kesin diyen halkın bir kısmının gözü açılmıştır. Yapılan adâletsizlikler tepki toplamaya başlamıştır. Toplum ikiye bölünmüş, huzursuzluk ise hat safhadadır. Ve Fransa Cumhurbaşkanı, Dreyfus’u AFFEDER. Korkunç bir mağduriyet ve linç yaşayan Dreyfus ailesine kavuşur.
  • Emile Zola; burdaki AF sözcüğüne de itiraz etmiştir. ”Suçsuz bir insanın AF edilmesi, onun tekrardan suçlanmasıdır”, demiştir. Ve 1904’te Dreyfus, rütbesi geri verilip, tüm suçlardan ve VATAN HAİNLİĞİNDEN BERAAT edilip, 1906’da binbaşılığa yükseltilmiştir. Hak/Adâlet kazanmıştır.
  • Dreyfus 12 yıl son derece onurlu ve dik bir mücadele vermiştir. Suçsuzluğum; en büyük dayanma gücümdü, demiştir. Légion d’ Honneur nişanı ile onurlandırırken onu destekleyenler, alkışlarla, “YAŞASIN DREYFUS” diye bağırınca, itiraz etmiş ve şunu söylemiştir “ Hayır, YAŞASIN HAKİKÂT!”

ELBETTE bu seriyi; TR’deki düzmece belge, iftiracı/itirafçı, paralı/işbirlikçi gizli tanıklarla korkunç bir lince uğratılan TSK’nın, masum onbinlerce şerefli, haysiyetli, dik mensuplarına ve diğer tüm masumlara ithâf ediyorum. @TSKGnkur ! YAŞASIN HÂKİKATİN ORTAYA ÇIKACAĞI GÜN…!!!! ADÂLET; savunacak tek kişisi dâhi olmayan; tüm hükümet, medya ve ordudaki menfââtçilerin ve ellerindeki devâsa devlet gücüne rağmen; masum 1 Yahudi’yi terk etmedi! Onbinlerce Türk Askerini, yüzbinlerce masum sivili de terk etmeyecek! İlâhi kanundur; ADÂLET er geç tecelli edecektir!

Yazar; Turan Felek

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Facebook video indir | Yorumlar Libros Gratis | Chapter 1 |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x