Galata Bankerleri (‘Bilinen Tarihin Bilinmeyen Yanları’)

Galata Bankerleri  – Prof.Dr. Haydar Kazgan (İ.T.Ü)

  • 19. asrın son çeyreğine geldiğimizde Osmanlı İmp. büyük kentleri, başta İstanbul, İzmir, Selanik, Trabzon, Şam ve Halep olmak üzere başlıca Avrupa kentleri seviyesinde bir yaşam biçimine sahne oluyorlardı.
  • Genellikle kozmopolit bir halk kitlesinin yaşadığı bu kentlerde “yeni milliyetçilik” akımları büyük destek görmeye başlamıştı.
  • Özellikle 1870 Alman-Fransız savaşından sonra Alsas-Loren’de yaşayan ve ırk olarak Alman olmalarına rağmen Fransız dil ve kültürüne bağlı + Fransayla beraber olmak isteyen halkın duygularını aksettiren “Renan Milliyetçiliği” bu sebeple büyük ilgi görmeye başlamıştı.
  • Osmanlı azınlıklan da o günlere kadar din, dil ve ırk bakımından farklı topluluklar oluşturmakla birlikte Emest Renan’ın ortaya attığı bu yeni milliyetçilik akımını benimsemiş görünüyorlardı.
  • Bilindiği gibi, Osmanlı azınlıkları 1850’lere gelindiğinde kendi içlerinde bir hiyerarşi içinde idiler. O kadar ki, 1856 da yayımlanan ve hukukî açıdan bütün azınlıklan bir sayan ve Türk İslamlarla hukuk açısından eşitlik tanıyan yeni hukuk düzeni genelgesine karşı çıkan Rum Başpiskoposu, doğru sadrazam Mustafa Reşit Paşaya giderek “Paşam siz yaptınız, biz vatandaş olarak ikinci sırada idik, bizi tuttunuz Ermeniler ile Yahudilerle bir yaptınız” demekten kendini alıkoyamamıştır.
  • Fakat 1856’Jan sonra gelişen olaylar ve özellikle Osmanlı Bankası’nın kuruluşu, yabancıların demiryollan, su, havagazı, elektrik, tramvay, nhtım şirketleri ile azınlıkların üstünde bir İktisadî güç oluşturmalan ve azınlıklara ancak orta ve alt kadrolarda iş vermeleri azınlık ..azınlık aydınları üzerinde etki yapmaya başlamıştı. Diğer taraftan, azınlıklar ellerine geçirdikleri İktisadî ve ticarî olanakları yabancılara kaptırmak tehlikesi ile karşı karşıya kalmışlardır.
  • Özellikle bankerler ve bir kısım tüccarlar Osmanlı Bankasının kuruluşu ile başlayan yabancı uyrukluların iş kurmak ve büyük kentlere yerleşme ve mal-mülk edinme işine karşı çıkmak için “Osmanlı” başlığını taşıyan banka ve ticaret kuruluşlarını yaymaya başlamışlardır.
  • 19. asrın son çeyreğine gelindiğinde, İstanbul başta olmak üzere, büyük kentlerin başlıca iş merkezlerinde ve caddelerinde asılı tabela ve ilanlarda “Osmanlı” kelimesinin yaygınlaşması bu tepkinin bir sonucu olarak görülmeye başlanacaktır.
  • Durumu özellikle Beyoğlu basınından da takip etmek mümkündür. Revue de Constantonople, La Turquie, Phare du Bosphore, Osmanlı, Le Moniteur Ottoman vs. gibi Fransızca olarak yayımlanan gazeteler her şeyden önce Osmanlı Devletinin birer sadık yayın organı olduklarını ve Osmanlı menfaatlerini savunma azminde olduklarını göstermede birbirleriyle yarışa girmişlerdir.
  • Hatta, aralarındaki çatışmalann hemen tümünün bu tutumlarında birbirlerine olan üstünlüğü kabul ettirmek hedefine bağlı kaldığı görülmeye başlanmıştır.
  • Gerçekte, aynı günlerde azınlıklar arasında milliyetçilik cereyanlarının da hızla geliştiği fakat “Osmanlılığa” kayan bir sentez hareketinin daha ağır bastığını görmekteyiz.
  • Banker Zarifi Yunan kralının kendisine verdiği özel Yunan pasaportunu hiç kul­lanmamış, Avrupa’ya gidiş gelişlerinden birinde Fransız gümrüğünden geçerken Fransız memurun kendisi için sarfettiği “Grek” sözünü tashih ederek “Osmanlı” kelimesini kullanmasını söylemiştir.
  • Bu akım özellikle Düyun-ı Umumiye İdaresi kurulduktan sonra daha da belirli olmaya başlamıştır. O kadar ki 1882 yılının sonuna doğru, ileride göreceğimiz gibi,
  • Düyun-ı Umumiye İdaresine bağlı olarak Tütün Reji Şirketi’nin kuruluşu bahis konusu olduğu zaman,  bu şirketin Galata Osmanlıları tarafından kurulması için yoğun çaba gösterilmiştir.
  • Bu arada aslında hissedarlarının ve yüksek kademede yöneticilerinin yine hemen tümü yabancı olan Osmanlı Bankasının bile, Düyun-ı Umumiye’ye karşı hükümeti ve Galata Bankerlerini tutmaya başladığı görülmüştür.
  • Gerçekten, Osmanlı Bankası’nın İstanbul’da ikamet eden yöneticileri bu kente gelip yerleştikten kısa bir müddet sonra Galata Bankerleri ile ailevi ve iş ilişkileri içini girmekte idiler.
  • Bu sebeple, bir taraftan da hükümet erkânı ile olan samimi ilişkileri dolayısıyla merkezden yani Londra ve Paris’ten gelen talimatlara uymakta zaman zaman güçlük çekmekte idiler…
  • Bir kısmı zaten sırf bu yüzden değiştirilmişti. Fakat, buna rağmen, Osmanlı Bankası’nın özellikle hükümet ile olan ilişkileri statüsündeki tahditlere ve kayıtlara rağmen bankerlerin gelenek haline getirdikleri ilişkilerden farklı olamamıştır. Ayrıca  bu bankanın yöneticileri Padişahın verdiği hediye ve nişanlar karşısında direnme gösterme olanağını da yitirmişlerdi.
  • Nitekim içlerinden biri bir gün istifa ederken: “sizlerce takdir edilmedim ama Osmanlı padişahının takdir ve sevgilerini kazandım, bu bana yeter” diyecektir. Neydi bu Galata’nın Osmanlılığı?
  • Avrupa’da III. Napolyon’un başlattığı ve daha sonra 3. Fransız Cumhuriyetinin de, Alsas Loren dolayısıyla benimsediği bir milliyetçilik anlayışı ile ne ilgisi vardı? Frankofil Galata ve Pera Beyleri’nin Fransa’dan ithal ettikleri her şeyden biri mi idi?
  • Bu konuda bir araştırma yapmakta fayda vardır. Zira Galata Beyleri ve diğer azınlık tüccar ve işadamları hakkında o devirde de hükümet ve İslam halkı arasında yaygın olan kanaat, onlann bu Osmanlılığı ile hiç bağdaşmıyordu.
  • Bunlann hepsi azınlık idi ve bizi sömürüyorlardı kanaati, bugün dahi canlılığını muhafaza etmektedir. Ama aradan yıllar geçtikten sonra, Türkiye’de, özellikle bankacılık ve ticaret kesiminde kaydedilen gelişmeler ve oluşan politika ve tutumlan ele alacak olursak, bir zamanın Galata Beylerine karşı daha insaflı olabiliriz…
  • Onlar Osmanlı olabilmek için “oyunun kaidelerinden” “katı kişisel menfaatlerden” zaman zaman nasıl sapmak zorunda kaldıklarını bugün içinde yaşadığımız olaylara bakarak daha iyi değerlendirebiliriz sanıyorum…
  • Geçen asrın (19. asır) ikinci yansından itibaren çeşitli okullanmızda, iktisat ve bankacılık, programlarda yer almasına rağmen 1908 Devrimi’nden sonra İttihat ve Terakki Fırkası’nın öncülüğü ile kurulan bankalara Türk-İslam personel bulunamamış, 1924’te İş Bankası kurulurken aynı dert yine başgöstermiştir.
  • Bazılarına göre bunun sebebi Osmanlı toplumu içindeki iş bölümünün durağanlığını muhafaza etmesidir. Bazılanna göre ise asıl sebep, azınlıkların birçok meslekte olduğu gibi bankacılığı ele geçirdikleri, aile ve yakın çevreleri dışında kimseyi işlerine almamayı bir politika haline getirmiş olmalan idi.
  • Ama ortada bir de gerçek vardı: Diplomalı Türk gençleri işe başlarken bir “masa bir makam” istiyorlardı. Oysa ne Kristaki ne de Zarifi işe masada değil, elinde süpürge ile dükkânın önünü süpürmeyle işe başlamışlardı.
  • O devrin ünlü bankerlerinin hemen tümü hademelikten çıkarlıktan yetişmişti. Zengin bankerler bile çocuklarını okullarını bitirdikten sonra patronun oğlu olarak masa başına geçirmiyorlardı.
  • Hatta bir aralık bu azınlık gençlerinin Osmanlı kalem efendilerini kıskanır duruma girdikleri ve babalarına isyan ettikleri bile söylenmişti.
  • Bizdeki anlayış ve tutumdan bir örnek verebilmek için uzun bir müddet İstanbul Ticaret Mektebi Aliyesi’nde hocalık yapmış Zühtü Bey’in “Malî Piyasalar ve Banka Siyaseti” adlı eserinin (İstanbul 1337-38) 22. sayfasında “Tanzimat ve Bankacılık” başlığı altında yazdıklarına bakın
  • “Tanzimat devrinin inkısam eylediği üç devrin İkincisinde, Abdülaziz’in tahta çıkısı ile başlayan yeni hareket zamanlarında aydın sınıfla beraber hükümet erkanının ve özellikle padişahın fikir ve düşüncesi iki noktada özetlenebilirdi: Banka ve yol,
  • Devletin her ıslahat teşebbüsünde memleketin itibarını (kredi alma gücünü) artırmak arzu ve emelleri görülüyordu. Bunun için çalışılmakta, Avrupalılar’la onlara aracı olmak isteyenlere hürmet ve itibar göstermekten başka siyasî, hukukî ve İktisadî imtiyazlar verilmekte idi.
  • Bu devirde ilan edilmiş olan çeşitli Fermanı Hümayun’larda Türkiye’yi Avrupa’ya benzetecek en esaslı ve gerekli vasıtanın ‘banka ve yol’dan ibaret bulunduğu resmi bir lisanla itiraf ve ilan edilmekte, muhiti mâliyeye doğru yükseklerden propaganda yapılmakta idi.
  • Bu teşebbüslerin faydası olmadı denemez. Birçok banka tesisin temel taşları bu zamanda atıldı. Devlet bankamız bu zaman vücut buldu; yahut mevcut bankalardan biri yükseltilerek devlet bankası haline getirildi ve sonra hususi banka teşebbüsleri meydana çıktı. ”
  • Bu hareket ve emellerin hem zahiri muhalifleri vardı, hem de fiilî muhasımlan muhiti millide çok idi. Türk kitlesi, umumiyetle bu yeni değişikliklere şüpheli gözlerle bakmakta ve değişikliklerden bir şey anlamadığını göstermekte idi.
  • Ülkede banker sınıfı namı ile eski sarrafların üstünde, daha yeni ilmî ve İktisadî araçlar ile donatılmış bir sınıf türedi. Fakat bu sınıf içindeki efradı umumiyetle Müslüman ve Türk olmamak şartı ile vücut buldu. Yeni bankerler sınıfı Avrupalı Levanten Rum, Yahudi Ermeniydi.
  • Devlet, resmî hükümet lisanı ile bankacılığın ehemmiyetin pek açık bir ifade ile ilan ettiği halde, bu sınıfta ortaya çıkan bizden kimse yoktu. Hükümet de mesleğin Türkler arasında revaç bulmasını temin edecek tedbirler düşünmüyordu.
  • Bu zanaatı yeni gençlere tedris edecek mektepler açılmıyor, ameli dersler, bankacılık öğrenmek üzere başka yollara müracaat etmiyordu. Hatta bu kadarla seyirci kalsa yine iyi idi…
  • Bazen deli Fuat Paşa gibi vezirlerinin ağzı ile “banka ve yol” bank ve rut, evet Türkiye dört el ile çalışıyor, bu maksadına süratle gidiyor. Evet, yakında görürsünüz Türkiye “bankörut” yani “müflis” olur diyordu. (Fransızca Banqueroute kelimesi iflas anlamına gelmektedir).
  • Fuat Paşa iste bu sözlerle bankacılığa hücum ediyordu. Belki burada maksadı herhalde bankerlerin hırsı muhtekiranesine hücum idi. Nitekim bunlardan Türkiye’nin inkişafı için medet beklemek saflık idi.
  • Fuat Paşa saf bir kişi olmadığı için yeni türeyen ve memleketin böğrüne zamanın padişahının ve bütün ekabiri milletin rica ve arzuları ile tayin ve kuvvetli bir sınıf teşkil etmeye başlayan bankerlere hücum eder ve onlardan memleketin geleceği için muhakkak ki korkardı.
  • Fakat bu korkusunu emniyete tahvil lazım gelmez mi idi? Müslüman’dan ve Türkler’den banker yetiştirmeye çalışmak kendisine ait bir vazife olmuyor mu idi?
  • Bankacılık tedrisatına memlekette önem vermek ve bu müthiş silahı memleketin açık fikirli tüccarı arasında başka yollarla da yapmak onun gibi büyük vezirler için bir vazife değil mi idi?
  • Fuat Paşa, demek oluyor ki, hakikatte faydalı fakat bizim elimizde olmadığı gibi, zararımıza kullanılması ve malum emellerine dolaylı dolaysız hizmet ettikleri iddiaları zaman zaman gerek basında ve gerek bazı kitaplarda tekrarlanmıştır.
  • Ancak bu iddialar genellikle bazı hükümet adamlarının ve hatta bazı aydın kişilerin kendi hata ve tutumlarının sebep olduğu kötü sonuçlara bahane bulmak çaresizliğinin bir sonucudur.
  • Gerçekte Galata Bankerleri özellikle ilk dış borcun alındığı 1854 yılından itibaren, zaman zaman gerek hükümet adamları ve gerek basın tarafından dış alternatif öne sürülerek âdeta tehdit edilmişlerdir. “Siz vermezseniz dışanda daha iyi şartlarda bize para verecekler var”
  • şeklindeki bu tehditler birçok bankeri dış ülkelere göçe kadar zorlamıştır. Bazı iddialar Galata Bankerlerinin Avrupa finans kapitaline davetiye çıkardığı şeklinde de ortaya çıkmıştır.
  • Gerçekte, 1850’lerden sonra gerek devletin gerek ekonominin finansman açıkları bankerlerin gücünü aşmıştır ve bankerler Hükümetten ve piyasadan olan alacaklannı tahsil edebilmek için finans kapitali ile işbirliğini girişmek zorunda kalmışlardır.
  • Ancak onların bu aracılığı, Finans Kapitalinin tekelciliğini zaman zaman bozmuştur. Şöyle ki, bankerlerin aracılığı sayesinde Osmanlı Hükümeti ve tüccarlar, aynı finans kapitalinden kredi talep eden diğer bazı memleketlere nazaran daha iyi şartlarda kredi sağlamak olanağı bulmuşlardır.
  • Galata Bankerlerinin Rum, Musevi ve Ermeni azınlığından olmasının Türk-İslâm insanının bankacılık ve benzer işlerden uzak tutulmasının bir sebebi olduğu fikrine gelince, bu konuda da ihtiyatlı olmak gerekir. Gerçekte  azınlıklar, sahip oldukları bütün işyerlerinde Türk-İslâm gençlerini ancak istikbal vaat etmeyen işlerde kullandıkları iddiası, daima genellemeye tabi tutulmuştur.
  • Türk gençlerine en ağır işleri yaptırırlar, içlerinde istidatı olanlan ustalık, muhasebecilik vesaire gibi geleceği olan işlerde kullanmamak için çeşitli bahaneler bulurlar, şeklindeki iddiaları genelleştirmek doğru değildir.
  • Bunun ne kadar doğru olabileceğini Riza Tevfik’in 1908 hürriyetinden sonra Selanik’te yayımlanmaya başlanan “Bahçe” dergisinde çıkan ‘Hapishane Hatıratları’ndaki bir olay ile ortaya koymayı faydalı buluyoruz.
  • Bilindiği gibi, filozof lakabı ile ün yapan Riza Tevfik, Abdülhamid devrinde geçirdiği gençlik yıllannda hürriyetçi ve istibdat rejimine karşı yazı ve eylemlerinden dolayı tutuklanarak o zamanki Zaptiye Nezareti binasında bizzat nazır tarafından soruşturmaya tâbi tutulmuştur.
  • Günlerce süren bu soruşturma sırasında öğle ve akşam yemeklerini bir lokantada yemesine müsaade edilmiş ve yanına iki polis verilerek her gün yemeğe çıkması sağlanmıştır. Polislerle gide gele ahbaplık kuran Riza Tevfik, birgün bunlardan birine nasıl polis olduğunu sorar.
  • Polis biraz da pişmanlık duygusu içinde hikâyesini anlatır: Çocukluğunda Unkapamda bir Rum yağ tüccannın yanına girmiştir. Rum tüccar çocuğu olmadığı için onunla bir baba-oğul ilişkisi içini girmiş, okuma-yazma, hesap ve piyasa ahvalini öğretmek için yoğun çaba göstermiştir.
  • Böylece seneler geçmiş ve askerliğini yapmak için delikanlı köyüne gittiğinde onu okur-yazar gören köylüleri “Sen bu halinle hâlâ o çorbacının yanında çırak olmaya devam mı edeceksin, git polis ol, askerde de çavuş olursun” demişler ve gitmiş polis oluvermiş.
  • Oysa Rum tacir işini ona bırakmak istediğini büyük bir içtenlikle söylemiş… Ben, diyor Riza Tevfik lokantada karnımı doyururken, onlar kapıda o güzelim yemek kokularını koklaya koklaya nöbet tutuyorlardı.
  • Zühtü Hoca’nın bankacılık eğitimi veren okullar açmada geç kaldığımız iddiası da pek doğru sayılamaz. Osmanlı İmparatorluğu’nda ticaret mektepleri ve yüksek ticaret okulu açıldıktan sonra da bu okulları bitiren azınlıklar, babalarının işlerine dönerken, Türk-İslâm çocukları devlet kapısına girmeyi hep tercih etmişlerdir.
  • Yabancı bankalar Türkiye’de şube açmak için müracaat ettiklerinde Türk-İslâm memur alma zorunluluğu konmuş, fakat uygulamada akde riayet etmeyen onlar değil bizler olmuşuzdur.
  • Açıp bütün yabancı şirket ve bankaların yabancı müdürlerinin bazılarının yazmış olduğu hatıratları bir okuyun, göreceksiniz. Türk-İslâm memurlan, hâkim olan yargı değerleri ve sosyal baskıya dayanamayarak kısa bir müddet çalıştıktan sonra devlet memuriyetine geçmişlerdir.
  • Bir çok devlet ricalimiz bu yabancı banka ve şirketlerdeki memuriyetlerini terk ederek devlet kadrolarına geçip yükselmeyi tercih etmişlerdir.
  • Galata Bankerleri’nin kurdukları bankalarda hep azınlıklann çalıştınlmış olmaları bir politika değil bir zorunluluk olmuştur. Zira bu bankaların sahipleri ile hükümet ricali arasında Osmanlı âdetlerine uygun bir ahbaplık ve samimiyet mevcut idi ve buna dayanarak bu hükümet adamlarının çocuklarına, eş, dost ve akraba gençlerine bu bankalarda iş verilmesini temin edebilirlerdi.
  • Ama bir banka hiçbir zaman bir vekil veya vükelanın çocuğu ve akrabası için cazip bir çalışma yeri kabul edilmiyordu. Toplumdaki bu yargının kaynağı ne idi?
  • Neden bu gibi işler hep aşağılanıyordu? Ama aşağılanan bu işler aşağılayanları daha da aşağıya itmiyor muydu? Oğlunu bu bankalardan birine memur yapmayı kendisine yediremeyen bir nazır bakıyordunuz aynı oğlunu evlendirmek için aynı bankanın sahiplerinden bir miktar borç  borç almak arzusu ile kendini ne kadar küçük düşürüyordu!
  • Gerçekte tarihimizin bu yönlerini pek iyi bilmemekteyiz. Bu sebeple Galata Bankerleri hakkında olumlu ve olumsuz yargıları ortaya çıkarmanın yanında olayları bu açıdan da değerlendirerek bu yargılara ters düşenleri özellikle belirtmeyi amaç edineceğiz… (DEVAM EDECEK)
  • Prof Dr Haydar Kazgan hocanın “Galata Bankerleri” kitabı çok kült bir kitaptır ve piyasada bulunmaz, bulunsa da fiyatı 400-500 lira arasında değişir herkes alamaz. Kitabı bölüm bölüm paylaşarak o döneme ve dönemin iktisat tarihine de ışık tutma zamanıdır diye düşünüyorum.

Yazar; Sakalar İskitler (Gizlenen Eski Anadolu Halkı)

Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar
mutlakaoku.com | #Bilgiseli | #Flood | © 2016 | Tanıtım Yazıları | Glovo Kurye Olmak İstiyorum |