Dövizdeki Dalgalanmanın Nedenleri! Türkiye Ekonomisi Nereye Gidiyor?

Önemli veriler, tespitler ve tahminler yapacağım. Bilgiselde yazdığım her şeyin teminatı daha önceki bilgisellerde yaptığım nokta atışlarıdır.

  • Ekonomi’nin gittiği yeri her yerde tartışabiliriz. Evde anne babamızla, cafede arkadaşımızla, sınıfta hocamızla.. Mutlaka herkesin bu konuda bir fikri vardır ya da bir çıkarım yapıyordur.
  • E tabii bu çıkarım herkesin uzmanlık alanına göre değişir. Örneğin benim annem markete, pazara çıktığında anlar ekonomi iyiye mi gidiyor, kötüye mi gidiyor. Ya da bir öğrenci kafelerdeki çay fiyatlarından, kitap fiyatlarından, telefon, bilgisayarlardan falan anlar. Değil mi?
  • Peki bir ekonomist nereden anlar ekonominin nereye gittiğini? Bir ekonomist nasıl olur da hem öğrenci, hem anne, hem baba, hem gamer falan olabilir ki? Tabiiki matematikle, sosyolojiyle, tarihle..
  • Aslında matematik çoğu zaman buzdağının o görünen kısmıdır. Görünmeyen kısmında ise sosyoloji, tarih vb. alanlar bulunur. Tomas Sedlacek, bu alanlara meta-fiziğe bir atıfta bulunarak meta-ekonomi demiş mesela.
  • Bugün ise biz sizlerle ekonomiyi bir ekonomist gözüyle inceleyeceğiz. Korkmayın, bunu yaparken sıkıcı matematik terimlerinin yanında meta-ekonomiyi de kullanacağız.
  • Öncelikle şöyle başlayalım, dolar sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada değer kazandı ve son 10 yılın -tüm dünya para birimleri için geçerli olarak- en yüksek seviyesine ulaştı.
  • Bu tabiki bir tesadüf değildi. Trump’ın korumacı politikalarından tutun da FED’in faiz artırımına kadar pek çok etmen bunu tetikledi ve böyle bir sonuca ulaşıldı.
  • Kısa vadede, -yani günümüzde- doları tüm dünya çevresinde yükselten bu uygulamalar, orta vadede ise doları tam bir hüsrana uğratacaktır.
  • Hadi hep beraber madalyonun diğer yüzünü Amerika için kısaca inceleyelim ve daha sonra güzel ülkemize geçelim. USD’nin değer kazanmasının asıl sebebi ise FED’in faiz artışları. Faiz arttıkça ABD MB’si olan FED, ülke dışındaki dolarları kendinde topluyor.

Sonuç: Bütçe açığında bir artış bulunuyor. Bu durum finansal sistemdeki “ucuz para”yı daha da azaltıyor, dolayısıyla devletin daha fazla borç alması gerekiyor. 21 trilyonluk devasa borcun ödenmesi için ödenekler artıyor.

  • Ayrıca Trump’ın vergi reformları da Amerika için işleri oldukça zorlaştırıyor. Gelir kaleminde eksilmeye yol açan reformlar; halkı rahatlarak faize bir alternatif sunuyor. Ekonomi çift yönlü ısınmaya gidiyor.
  • O zaman bu bilgiler ışığında doların orta vadeli dönemde değer kaybedeceğini söyleyebiliriz. Ancak bu değer kaybetme durumu Türkiye için geçerli olur mu, inceleyelim.
  • Bu tablo dolar euro paritesini inceleyebilmemize olanak sağlayan bir tablo. Gördüğümüz gibi, Ağustosun ortasında(12-13 Ağustos) doların euro karşısında mükemmel bir tavan yapışına şahit oluyoruz.

  • Şimdi bir de dolar tl paritesini inceleyelim. Görüyoruz ki, Ağustos’un aynı döneminde dolar, TL karşısında da aynı mükemmel tavan seviyesine erişmiş.

  • İşin sıkıcı matematik kısmındayız farkındayım. Sabredin biraz. 12.08.2018 günü dolar 7TL’yi aşmış.(7.1998₺) Aynı gün dolar, euro karşısında 0.876’yı görmüş. Bunlar maksimum değerler.
  • İlk tabloyu incelediğimizde fark ediyoruz ki, Nisan ayında başlayan dolardaki artış her para biriminde 12 Ağustos günü tavan yapmış.
  • Nisan ayındaki artış başlamadan önce “Dolar, 0.80€ civarlarında imiş. İşlem kolaylığı için biz de böyle kabul edelim. Maksimum olduğu gün yani 12 Ağustosta ise 0.876 idi. Hesaplıyorum bir sonraki tweette sonuçlar yazıyor ehehe.
  • Hesaplamalarıma göre, Nisan ayından 12 Ağustos’a kadar Euro, dolar karşısında %9.5 değer kaybetmiş. Şimdi de TL yüzde kaç kadar kaybetmiş, ona bakalım. Hesaplıyorum…..
  • Yine hesaplamalarıma göre, Türk lirası dolar karşısında Nisan ayından 12 Ağustos’a kadar %79.95 değer kaybetmiş.
  • Burada görüyoruz ki; Avrupa’yı dünyanın en sorunsuz ekonominin ve dolayısıyla kurum sahibi olan bölge olarak sayarsak, FED; Trump bilmem ne derken doların “ÖZ DEĞER ARTIŞI(yani ABD ekonomisinin iyiye gitmesi, kendi politikaları kaynaklı) %9.5 imiş.
  • Şimdi de nihai çıkarıma ulaşmak adına 12 Ağustos’tan tam bugüne kadarki gelişmeleri inceleyelim. 12 Ağustos’tan bugüne, dolar euro karşısında o maksimum artışa verilen reaksiyonlar sebebiyle vs. vs. %2.3 değer kaybetmiş.
  • Şimdi aynı tarihler arasında TL’yi inceleyelim. Dolar, o tarihten bu yana %12.6 değer kaybetmiş.
  • İncelemeye devam: Görüyoruz ki, USD/Euro paritesinde doların özdeğer artışı ile; maksimum noktasından sonraki sonra özdeğer inişinin(Avrupa ekonomisinin tepkisi) oranı: %413. Artış, inişin dört katı diyebiliriz.
  • Aynı oranı Türkiye için incelediğimizde sonuç %634 oluyor. Bu da demek oluyor ki, artış; inişin neredeyse 6.5 katı. Birinde artış inişin 6.5 katı, diğerinde 4 katı.
  • Buradan Avrupa ekonomisini sağlıklı rol model olarak referans alırsak çıkaracağımız sonuç: Eğer Türkiye ekonomisi bu süreç içerisinde bozulmamış olsaydı, bizde de artış inişin yaklaşık 4 katı olmalıydı. Demek ki ekonomimizde “kendiliğinden” bir bozulma da görülüyor.
  • Bizde artış, inişin dört katı değil de, 6.5 katı olduğuna göre şu sonuca erişiriz: ekonomi ABD’den bağımsız biçimde de kötüye gidiyor. Her şeyi dış güçlere yıkmayı çürütüyoruz burada. Devam edelim.
  • Buradan yola çıkarak meşakkatli hesaplamalarımızın sonucu olarak, anlık 6.32 olan dolar, ABD böyle şeyler(ambargolar, doların her yerde değer kazanması vs..) yapmamış olsaydı 5.87 olacaktı.
  • Ancak bu hesaplamada ABD’nin bu hamleleri yapmasından dolayı ortaya çıkan gerçeklikte bir yanılgı payı olduğunu da düşündüğümüz taktirde; doların aslında şu an %90 ihtimalle 5.51 dolaylarında olması gerekirdi.
  • Her açıdan basiretsiz ve kötü bir ekonomi. Diyeceklerimin özetini geçeyim mi? ABD ile Rahip krizini hiç yaşamasaydık,FED hiç faiz arttırmasaydı, dolar hiç küresel anlamda değer kazanmasaydı bile şu an 1 dolar 5.51 TL olacaktı.
  • Nisan ayında 4 lira olan dolar, Eylül ayında 5.51’i görüyorsa(şu an o varsayımdan devam ediyorum) biz şunu deriz; bu ülkeyi bir ekonomik kriz bekliyor olabilir. Eğer 6.32 olursa şunu deriz, bekliyor olabilir değil, bekliyor. Stagflasyon kapıda.
  • Bakın, tamamen nesnel ve asla siyasi görüş vs. katmadan konuşuyorum. Eğer “dış güçler” olmasaydı bile bugün dolar 5.51 idi. Dolayısıyla ekonomimiz hızla değer kaybediyor ve eriyor.
  • Tabii dış güçlerin olması(sadece bizim için yoklar,unutmamak lazım) bu durumu daha da kötü etkiliyor ve doları 6.32 seviyelerine taşıyor.
  • Asıl konumuza dönelim, FED’den vs. gibi Amerikan odaklarından dolayı gerçekleşen olaylarda dolar aslında %12 seviyelerinde, Türk lira karşısında ise %79 seviyelerinde değer kazandı diyebiliriz.
  • Dolayısıyla yazının başında bahsettiğim Orta vadeli süreçte değer kaybedecek olan dolar, ülkemizdeki fiyatını en fazla 5.60 seviyelerine geriletebilir. Öyle 1-2 liralar hayal..
  • Şimdi gelelim yaklaşık bir hafta önce MB tarafından politika faizlerinin 625 baz puan arttırılması meselesine.
  • Faiz arttırımı her zaman tehlikelidir, bunu hep söylerim lakin bazen de gerçekten gereklidir. MB’nin son faiz hamlesinin gerçekten yapılması gereken tarih ise geçtiğimiz Nisan ayı idi.
  • Geçtiğimiz Nisan ayında 350-400 baz puanlık bir faiz artışı doların kötü seyrini engellemek için yeterli olurdu ve işler bu denli kötüye ilerlemezdi.
  • Kaldı ki; geçtiğimiz Nisan ayında halk, her şeyden daha önemli gözüken hiç bir şeydi. Sebep: seçimler. İktidar, faiz arttırımının Hazirana kadar ‘fakirlik, alım gücünde düşme’ye sebep olabileceği için bu hamleyi düşünmedi.
  • Keza doğru bir düşünceydi. Faiz arttırımı fakirliktir. Faiz arttırımı alım gücünde düşme, büyümeyi sınırlama, reel sektöre yatırım bulamamaktır. Faiz arttırımı üretime kısıtlama getirmektir.
  • Şimdi 625 baz puan artış getiren MB’nın işi daha zor. Faiz arttırımı açıklanmadan bir gece önce sebepleriyle beraber 0-500 baz puan arasında arttırım beklediğimi söylemiştim, açıkçası ek 125’e ben de şaşırdım.
  • 625 baz puan çok açık ve net şunun sinyalcisi: “Biz MB olarak yeterli düzenlemeleri yapamadığımızdan daha geriye dönük kayıpları da telafi etmek istiyoruz.”
  • Öte yandan bu denli şiddetli bir faiz arttırımı pek çok ‘çakallık’ içeriyor. Faiz arttırmak, bankaları rahatlatmak ve reel sektörü boğmak demektir bunu zaten söylemiştik. 10Eylül’de ise bir şey oldu.
  • 10 Eylül’de, reel sektör 90 milyar dolarlık borç ödemesi yaptı(yaklaşık 25 milyarı yapılamadı, hala iflas/konkordato açıklamaları devam ediyor) ve bir sonraki borç ödemesi Aralık ayında.
  • Bu borç ödemesi ile reel sektörü boğan bir büyük yükümlülükten kurtulmuş olmak; faiz arttırımının hissedilenini azalttı. Lakin bunu her açıdan azalttı. İyi yandan da kötü yandan da.
  • Piyasalar salak değil, her şeyi görüyor ve anlıyor. Bu yüzden 625 baz puanlık faiz arttırımına rağmen herkes dolar çok düşmedi eyvah moduna geçti.. İngiltere, Almanya ve Fransa toplam 625 baz puanlık faiz uygulamıyor. Biz o kadar arttırdık.
  • Bu faiz arttırımı(FA) reel sektörü boğar mı? Boğar. Neden? Çünkü FA gerçekleştiğinde yatırımcılar üretim yapan firmalara/şirketlere yönelmek yerine paralarını yüksek faiz oranları veren bankalara yatırmayı tercih ederler.
  • Ek olarak, genel bağlamda şu istenir: faiz oranları enflasyonu geçsin ki bu durum yatırımcılar için cazibeli olsun. Ancak öyle değil. Türkiye’de piyasanın güvenilirliği kalmadı desek yeridir belki, bir türlü toparlayamıyoruz kendimizi.
  • Öte yandan, bu FA’ya rağmen doların düşmemesinin sebeplerinden biri de bu. Ülkemizdeki faiz oranı enflasyonun üstünde değil(her ne kadar enflasyon %17 falan açıklansa da!)
  • Bir sonuca bağlayalım hadi. Sonuç: FA’lar dolayısıyla reel sektör boğulur, bankacılık sektörü bir nefes alır. Reel sektör boğuldukça üretimi kısar, ticareti düşürmeye başlar. E tabi bu durum reel sektörün(RS) girdisini azaltır. Girdisi azalan RS, bankalara borç ödeyemez..
  • RS bankalara borcunu ödeyemiyor ise RS krize girmiş demektir. İki ay sonra da, iki aydır RS’den borçlarını temin edemeyen bankalar için de kriz gelmiş demektir.
  • Tabii kriz sadece bundan dolayı değil. Her ne kadar farklı veriler açıklansa da ülkemizde ‘gerçek kişi başına yıllık gelir’ 24.000₺ civarında. Bunun %61.7’si borç.
  • Dolayısıyla kişi başına düşen 24.000 liranın 14.808 lirası ile borçlar ödenmek ZORUNDA. Ödenmez ise borç tahsilat zinciri bozulur ve bu da krizin bir diğer sebebidir. Geriye 9.192₺ kalıyor. Bununla bir yıl geçinebilecek var mı aranızda?
  • İşte burada baş gösteren sorunlardan biri de bu. Halkımız 16 yıldır ‘hak etmediği bir lüks’ içerisinde yaşıyor. Sorsan neredeyse herkesin evi, herkesin arabası var ama unutulan bir şey var: aslında hepsi bankaların.
  • Normalde bir vatandaşın bankaya olan borcunu ödeyememesi bankanın işine gelen bir durumdur. Türlü faizler bindirilir, türlü icralar yoluyla para katlarıyla geri alınır ancak bir ülkenin bankalara borcu var ve ödenemiyorsa bankaya geçmiş olsun..
  • Ben aslında bu durumu şu sözle uyuşur buluyorum: “Bir bankaya 100 dolar borcunuz var ve ödeyemiyorsanız, başınız büyük bir belada demektir. Bir bankaya 1.000.000 dolar borcunuz var ve ödeyemiyorsanız, bankanın başını büyük bir belada demektir.”
  • Tabii bu 1.000.000 dolar bankayı ya da ülkeyi krize sokmaz ancak bir de 182.000.000.000$ alacağını tahsil edemeyen bir ülkenin bankalarını düşünün. Evet, evet evet. Doğru tahmin, Türkiye.

Bu Konu, Karasakal Edward @bureauofeconomy Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Güncelleme: 20 Eylül 2018 — 02:38

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir