Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Avrupa’nın Kalbine Saplanan Bıçak; ‘GLADİO’ – 3’üncü Bölüm: “12 Eylül Darbesi”

  1. Avrupa’nın Kalbine Saplanan Bıçak; ‘GLADİO’ – 1’inci Bölüm: “Derin Devlet” 
  2. Avrupa’nın Kalbine Saplanan Bıçak; ‘GLADİO’ – 2’inci Bölüm: “Türk GLADİO’su”

GLADİO konulu yazı dizimizin 3.bölümü ile sizlerle olacağız dostlar. 2.bölümün sonunda GLADİO’nun zemin hazırlaması ile yaşanan 12 Mart 1971 muhtırasına kadar gelmiştik.

  • Bugün ise 1971-1980 arası dönemi ve bu dönemde GLADİO’nın etkisi ve eylemliliklerini, küresel odakların Türkiye üzerindeki ilk büyük operasyonu nasıl başlattıklarını işleyeceğiz… Çayınızı kahvenizi kapıp gelin. İşte başlıyoruz…
  • 12 Mart 1971 muhtırası GLADİO’nun Türkiye’de solun sandık yolu ile iktidara gelmesi tehlikesini görmesi ve buna paralel olarak gerçekleştirdiği bir operasyon olarak gerçekleşti. Ancak 12 Mart 1971’de verilen muhtıra bir “sonuç” değildi ve aslında herşey daha yeni başlıyordu…
  • 12 Mart sonrası kurulan Erim hükümeti tarihe geçen ifadesi ile “solcuların üzerine balyoz gibi inerken” ordu içerisinde de 9 Mart cuntacıları başta olmak üzere sol görüşlü subaylar tasfiye ediliyordu…
  • Ülke adeta bir “cadı avına” şahitlik ederken işkenceli sorgular için Ziverbey Köşkü kullanılıyordu. Ve buradaki işkenceli sorguların başında olan isim Turgut Sunalp’ti. Sunalp bizzat bazı sorgulamaları gerçekleştirdiğini daha sonra itraf da edecektir…
  • Ancak Özel Harp Dairesi’nde de sular sakin değildi. 12 Mart Muhtırası’na zemin hazırlamasına ve ciddi pay sahibi olmasına rağmen Özel Harp Dairesi Başkanı Cihat Akyol ve MİT Müsteşarı Fuat Doğu hedefe konmuşlardı…
  • Devletteki “yeni yapılanma” Özel Harp Dairesi Başkanı Cihat Akyol ile MİT Müsteşarı Fuat Doğu arasındaki “bilek güreşinden” rahatsızdı. Bunun devlete zarar verdiği düşüncesi hakimdi. Ancak aslında yeni yapılanmanın tedirgin olduğu konu başkaydı..
  • Özel Harp Dairesi Başkanı Cihat Akyol ile MİT Müsteşarı Fuat Doğu arasındaki mücadeleden ikisinden birisi galip çıkarsa devlet içerisinde muazzam bir güce kavuşacaktı.
  • Bunun kurumsal yapıların dışına çıkan, kişiye bağlı “devlet içerisinde devle” şeklinde bir yapıya dönüşme ihtimalinin ortaya çıkması ile hem Fuat Doğu hem de Cihat Akyol’un “kalemi kırıldı”…
  • İlk olarak muhtıradan 2 ay sonra MİT Müsteşarı Fuat Doğu görevinden alınarak Lizbon’a Büyükelçi olarak atandı ..
  • Sıranın kendisinde olduğunu ve tasfiye edileceğini anlayan Özel Harp Dairesi Başkanı Cihat Akyol görev süresinin bitimine aylar varken bir dilekçe vererek “Kıta görevine çıkmayı”talep etti…
  • İsteği jet hızı ile kabul edilen Cihat Akyol Trakya Tümen Komutanı olarak atandı ve görevine başladı. Akyol da pasifize edilmişti…
  • Bu arada Özel Harp Dairesi kendi iç çalkantıları ile uğraştığı bu dönemde kurduğu gizli kampları kapatmış ve daireye yeni sivil unsurlar dahil edilmemişti. 1971-73 arasında kontrolün askerlerde olduğu 2 yıllık dönemde sivil unsurların kullanıldığı sokak eylemleri de kesilmişti.
  • Ülke bu sıkıntılı süreçten geçerken tarih yaprakları 1973 yılını göstermiş ve muhtıradan 2 yıl sonra yapılacak ilk seçimler kapıya dayanmıştı…
  • Seçimlerden önce Ziverbey Köşkü’nde yapılan işkenceli sorgular ortaya çıkmış ve kamuoyunda şok etkisi yaratmıştı. Kısık sesle de olsa Türkiye’de ilk kez “Kontrgerilla” telaffuz edilmeye başlanmıştı…
  • 12 Mart muhtırasına karşı dik bir duruş sergileyerek CHP Genel Sekreterliği’nden istifa eden Bülent Ecevit sonraki süreçte CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturmuştu. Ve bu siyasetin parlayan yıldızı 1973 seçimleri öncesinde kritik bir karar aldı…
  • Ecevit,”Kontrgerilla” konusunu meydan meydan halka taşıdı, Kontrgerilla’dan hesap soracağını söyleyerek kitleleri arkasına aldı…
  • Ve 1973 seçimlerinde Ecevit’in CHP’si %33 ile 1.parti olarak sandıktan çıktı. Tek başına hükümet kuramayan Ecevit yine kendisinden beklenmeyen bir hamle ile Erbakan’ın Milli Selamet Partisi ile koalisyon kurdu…

GLADİO 12 Mart Muhtırası ile solun iktidara gelişini sadece 2 yıl erteleyebilmişti. Özel Harp Dairesi’nin “çarklarının yeniden çalışmaya başlaması” uzun sürmeyecekti…

  • Ecevit hükümeti kurduktan sonra ilginç şeyler yaşanmaya başlandı. Örneğin Ecevit’in Başbakanlık’taki makam odasına ait telefon MİT adına kayıtlı çıktı. MİT bağlı olduğu Başbakanı alenen hem de dalga geçer gibi kendisi adına olan kaydı saklamaya dahi gerek görmeden dinliyordu…
  • Ecevit bu olayı “Telefonda konuştuklarımın saklanacak bir yanı yoktur” açıklaması ile kapatsa da kafasındaki soru işaretleri gün geçtikçe çoğalıyordu. Kontrgerilla’yı bir iddia ve söylence olarak bilen Ecevit somut varlığına dair bir ize ulaşamamıştı…
  • Ancak Ecevit’in çok beklemesi gerekmeyecekti. 1974 yılında ABD Özel Harp Dairesi’nin yeni teknik cihaz ihtiyacını karşılayacağını ama bunu ödenekten keseceğini bildirince Özel Harp Dairesi’nde işler karıştı…
  • Ödenekte yaşanan bu sıkıntı bir süre idare edilse de kısa süre sonra dayanılmaz boyut kazandı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Ecevit’ten “özel içerikli ve başbaşa” yapılacak bir toplantı için randevu talep etti…
  • Ecevit Genelkurmay Başkanı’nın bu “özel toplantı” randevusu nu hemen verdi ancak tedirgin de olmuştu. Daha 3 yıl önce muhtıra verilen bir ülkede ordu içerisinde yeni bazı cuntalar faaliyete mi geçmişti acaba?
  • Genelkurmay Başkanı Semih Sancar Ecevit ile randevusuna elinde Özel Harp Dairesi’ne ait özel ve gizli bazı dosyalar ile gitti. İki taraf da görüşmeye gergin girdiler… Ve Sancar sunumunu yapmaya başladı…
  • Sancar, Özel Harp Dairesi ile ilgili bilgileri verirken şaşkınlıktan şoke olmuş durumdaki Ecevit, siyah maroken makam koltuğuna adeta “gömülmüş” sigara üzerine sigara yakarken tek kelime etmeden Genelkurmay Başkanı’nı dinlemekteydi…
  • Sancar sunumumun bitimi ile birlikte Özel Harp Dairesi’nde yaşanan mali sıkıntıyı aktardı ve asıl sadede gelerek Ecevit’ten Özel Harp Dairesi’ne aktarılmak üzere örtülü ödenekten 1 milyon dolar istedi. Bu o dönem için çok ciddi bir rakamdı…
  • Ecevit şoku çabuk atlatmıştı… “İstediğiniz rakam çok yüksek. Bir düşüneyim” dedikten sonra Genelkurmay Başkanı’nın getirdiği evrakları istedi. Evrakları inceledikten sonra Ecevit bir yol ayrımına gelmişti…
  • Ecevit’te göre bu yapılanma mutlak surette kontrol altına alınmalıydı. Bu zamana kadar parayı Amerikalılar vermiş kontrolü de Amerikalılar sağlamıştı. Ecevit parayı vererek Özel Harp Dairesini kontrol altına almayı planladı.
  • Çünkü bu para bir şekilde bu daire tarafından bulunacaktı ve bu parayı sağlayan güçlerin ileride Özel Harp Dairesi’nden ne isteyeceğini kestirmek mümkün değildi.
  • Ecevit acilen Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’dan Özel Harp Dairesi ile ilgili bir brifing istedi. Sancar beraberinde Özel Harp Dairesi Başkanı Kemal Yamak ile birlikte 6 saat süren uzun bir brifing ile daireyi tüm detayları ile Ecevit’e anlattı…
  • Daha doğrusu Ecevit “herşeyi öğrendiğini sanıyordu” Oysa ki kendisine anlatılan buzdağının sadece görünen kısmıydı.
  • Bu arada sadece Türkiye içinde değil Türkiye dışında da önemli gelişmeler yaşanıyordu. Ve Kıbrıs’ta müdahale şart olmuştu… Özel Harp Dairesi yıllardır daha önceki bölümümüzde yazdığımız gibi Türk Mukavemet Teşkilatı’nı kurarak adada örgütlemişti…
  • Türkiye’de solun yükselmesi ve iktidara gelişine ancak 3 sene mani olunabilmesi ve Ecevit’in bir yerde “ödenek karşılığı” Özel Harp Dairesi ile ilgili bazı öğrenmemesi gereken bilgileri almış olması GLADİO’yu harekete geçirdi…
  • Ecevit Kıbrıs’ta müdahale talimatı verdiğinde Özel Harp Dairesi’ne de çok güveniliyordu…
  • Çıkartma esnasında adadaki tüm istihbarat faaliyetleri Özel Harp Dairesi tarafından yürütülecekti. Bu çıkartma ve harekatın sonucu açısından hayati önem arz eden bir görevdi…
  • Ancak harekatın son günlerine kadar ne Genelkurmay’a ne de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na Özel Harp Dairesi tarafından tek bir istihbarat gelmedi…
  • Sonunda adadaki istihbarat görevi Özel Harp Dairesi’nden alındı ve Genelkurmay İstihbarat Dairesi bu görevi üstlendi. Bu değişiklik sonrası Deniz Kuvvetleri’ne istihbarat sağlanabildi…
  • Hatta Özel Harp Dairesi istihbarat sağlamayınca ilk gece Genelkurmay ile adaya çıkan birlikler arasında hiç bir irtibat sağlanamadı. Harekatın başarısı ve güvenliği daha ilk geceden riske girdi…
  • Özel Harp Dairesi Başkanı Kemal Yamak ise kendilerinin istenen tüm istihbarat bilgisini gönderdiklerini ama Genelkurmay’da bu bilgiler üzerinde “Çok gizli” ibaresi olduğu için ilgili askerin yerine ulaştırmaya çekinip arşive kaldırdığını düşündüğü şeklinde (!) bir açıklama yaptı.
  • Tabii Genelkurmay Başkanlığı arşivinde bu istihbarat raporları hiç bir zaman bulunamadı…
  • Bu esnada konferanslar başladı ama Rumlar oyalama taktiği uygulayınca Türk ordusu adanın 3’te 1’ini kontrol altına aldı. Harekat başarıya ulaşmıştı… Hem de Özel Harp Dairesi’ne rağmen…
  • Kemal Yamak başkanlığındaki Özel Harp Dairesi ve GLADİO sadece iktidardaki sol parti başarısız olsun ve iktidardan düşsün diye Kıbrıs Harekatı’nda operasyon çekmişler ama operasyon başarılı olmamıştı…
  • Ecevit’in Kıbrıs’taki başarısı ve dünyadaki konjonktür ile Türkiye’de farklılaşan sosyolojik yapı, oluşmaya başlayan sınıf bilinci, üniveriste ve sendikaların siyaset üzerindeki artan etkisi Türkiye’de ciddi bir sol dalganım yükselişini beraberinde getirdi…
  • Belki de yıllar sonra sosyalist unsurları da içinde barındıran, ana damarını kemalist bir çizginin oluşturduğu sol bir partinin tek başına iktidar ihtimali belirmişti… GLADİO için bu kabul edilemez bir senaryoydu…
  • Ayrıca “küresel güç odakları” Türkiye için “Serbest Piyasa” isimli bir elbise dikmeye başlamışlardı ve bu elbiseyi Türkiye’ye mutlak surette giydirmek konusunda kararlılardı…
  • Ancak Ecevit daha 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı sonrası barış görüşmeleri sürerken bir hamle yapmış ve Kemal Yamak’ı görevden alarak yerine Sabri Yirmibeşoğlu’nu atamıştı. Ancak Ecevit bu kararının adeta “Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” olduğunu bilmiyordu…
  • Sabri Yirmibeşoğlu Özel Harp Dairesi Başkanlığı’na gelir gelmez Ecevit’in haberi olmaksızın kapatılan eğitim kamplarını yeniden açtı, daireye sivil unsurlar yeniden dahil edilmeye başlandı… GLADİO hazırlıklara başlamıştı…
  • Bu esnada ülkede Demirel liderliğinde AP-MHP-MSP koalisyonu kuruldu. Ülkücü gençler yükselen komünizm tehlikesi bahanesi ve propagandası ile yeniden sokağa inmeye başladılar. Solcular da boş durmuyordu. Bir “el” aniden ve her iki tarafı birden silahlandırmaya başladı…
  • Özel Harp Dairesi’nin savaş dönemi için eğittiği sivil unsurlar sokaktaydı. MHP’li ülkücüler zaten paramiliter yapı olarak kullanılıyordu ama GLADİO sol örgütlerin de en üst yönetim kademelerine kadar sızmıştı…
  • 1976 itibariyle GLADİO’nun yaklaşık 50 kişiden oluşan “özel ve seçme” bir vurucu timi oluşmuştu. Üst düzey kontrgerilla eğitimi görmüş, silah kullanımı ve bomba konusunda uzman bu ekibin lideri Türkiye’nin adını 1996 yılında öğreneceği Abdullah Çatlı’ydı…
  • Özel Harp Dairesinde görevli üst düzey bir subay olan Korkut Eken, Çatlı’nın Özel Harp Dairesi’nin sivil unsurlarından birisi olduğunu kabul etmiştir…
  • GLADİO kamplarından çıkan sivil unsurlar şiddetin dozunu her geçen gün arttırırken sol da örgütlenerek ve silahlanarak şiddetli bir direniş göstermeye başlamıştı…
  • Bu arada sol dalga önlenemez biçimde yükseliyordu… Taksim’de bir milyona yakın işçinim katılım sağladığı 1 Mayıs 1977 işçi bayramı kutlamaları başlayana kadar solun gövde gösterisini andırıyordu… Ancak alanın tıka basa dolması ile birlikte sahneyi GLADİO alacaktı…
  • Taksim’de alan büyük bir coşku ile dolmuştu… İşçiler sloganlar ve zincirlerini kıran dev işçi pankartı koreografisi altında çektikleri halaylar ile 1 Mayıs’ın coşkusuna kendilerini kaptırmışlardı. Her şey harikaydı, sol kendisini o dakikalarda zirvede görüyordu…
  • Ancak bir anda duyulan bir el silah sesi büyük bir panik yaratırken bunu izleyen 2 el. silah sesi alanın tamamen kaosa bürünmesini sağlamıştı. Herkes kaçışıyordu ve Taksim’de artık halay sesleri değil çığlıklar vardı…
  • Çok geçmeden yaylım ateşi başladı özellikle su deposu üzerinden açılan ateş adeta ölüm kusuyordu…
  • Saldırı 20 dakika sürdü ve tarihe “Kanlı 1 Mayıs” olarak geçen bu günde tam 34 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı… Bu sıradan bir saldırı değildi… GLADİO “Düğmeye basmıştı” Bu saldırı ile Türkiye’de pek çok denge değişecekti…
  • Terörün boyutu halkı korkutmuş, halk sokağa çıkamaz hale gelmişti. Ecevit olaylarda Özel Harp Dairesi’nin dahli olmasından şüpheleniyordu. Ecevit’e göre Özel Harp Dairesi bu tip eylemler ile kaos ortamı yaratarak bir sıkıyönetim ilanının zeminini hazırlama niyetindeydi…
  • Oysa GLADİO’nun hedefi çok daha geniş ve küresel güç odakları ile koordineli biçimde kurgulanmıştı…
  • Ecevit bu dairenin varlığından Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ü haberdar etmeye karar vererek 6 Mayıs günü Çankaya Köşkü’ne çıkarak Korutürk’ü bilgilendirdi. Ancak Korutürk bu bilgileri yazılı olarak istedi. Ecevit hemen detaylı bir mektup yazarak Korutürk’e gönderdi…
  • Böylece Özel Harp Dairesi’nin varlığı ilk kez 1977’de Cumhurbaşkanlığı Çankaya Köşkü arşivine resmi evrak olarak girdi. Mektubun bir nüshası da Başbakan Demirel’e gönderildi…
  • Bu tarihten itibaren Ecevit’in hayati tehlikesi ortaya çıktı. Ecevit yapıyı deşifre etmesi gerek devlet makamlarını bilgilendirmesi gerekse meydanlarda bahsetmesi sebebi ile hedef olmuştu. Ve seçim gezilerinde pek çok kez saldırıya uğradı…
  • Artık seçimlere 5 gün vardı ve herkes seçimin heyecanını yaşamaya başlamışken Demirel ani ve beklenmedik bir karara imza atarak Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun’u YAŞ Toplantısını beklemeden 1 Haziran 1977’de emekliye sevk etti…
  • Bir kaç gün sonra Genelkurmay Başkanı Semih Sancar “TSK macera peşinde koşanlara iltifat etmeyecektir” şeklinde bir açıklama yaptı. İlk başta anlaşılamayan bu sözlerin manası bir yıl sonra net biçimde ortaya çıkacaktı…
  • Namık Kemal Ersun, CHP iktidarını engellemek için darbe hazırlığına girişmişti. Sık sık İatanbul’a giden Ersun, Özel Harp Dairesi çıkışlı generaller ile darbe toplantıları yapmıştı…
  • Hatta bazı istihbarat çevreleri halen tam olarak failleri bulunamayan 1 Mayıs Taksim katliamının arkasındaki ismin Namık Kemal Ersun olduğunu savunmaktalar…
  • Darbe girişiminin ardındaki fiili ismin ise Türkeş olduğu iddia edilse de bu iddia hakkında somut verilere ulaşılamadı. 2 ay sonra askeri lira yapıldı ve 850 subay ordudan atıldı. Atılanlar arasında Özel Harp Dairesi eski Başkanı Recai Engin ve Korgeneral Musa Öğün de vardı…
  • Ersun emekliye sevkedilerek Özel Harp Dairesi’nin darbe planı bozulmuş oldu. Ama GLADİO durmaya niyetli değildi…
  • 1977 seçimlerinden Ecevit 1.parti çıksa da tek başına hükümet kuramıyordu… Sıkıntılı bir süreç sonrasında Ecevit AP’den ayrılan milletvekilleri ile birlikte bir hükümet kurdu…
  • Ecevit’e hükümeti kurdurtmamak için sivil uzantıları ve silahlı bürokrasi üzerinde ciddi baskı kuran ve Ecevit’i yalnızlaştıran görevi geri iade etmesini sağlama stratejisi izleyen Özel Harp Dairesi, Ecevit’in AP’den ayrılan 13 vekil ile hükümeti kurması ile “Düğmeye bastı”.
  • Bu arada ordudaki Namık Kemal Ersun ekibini tasfiye operasyonu ile birlikte atılan 850 subay ile darbeci cuntanın tamamen tasfiye edildiği sanılsa da bir isim unutulmuştu…
  • Bu isim Orgeneral Vecihi Akın’dı ve Akın’ın özelliği Özel Harp Dairesi’nin kendisine bağlı olmasıydı. Akın, Namık Kemal Ersun ile çok yakındı.
  • Ama emekli edilmemiş yahut kızağa çekilmemişti. Ta ki savcı Doğan Öz cinayetine kadar. Bu cinayet sonrası İzmir NATO karargahında kızak göreve atanan Akın burada darbe için bir takım toplantılar yapsa da MİT’in zamanında istihbarat vermesi ile bu girişim sonuçsuz kaldı.

Bu arada bir not düşelim buraya… 1977 seçimlerinde MSP’nin eski bakanlarından Korkut Özal’ın kardeşi Turgut Özal, ABD’den Dünya Bankası’ndaki görevinden ayrılmış Türkiye’ye gelerek İzmir’e milletvekili adayı olmuş ancak seçilememişti…

  • 1978 yılına gelindiğinde Türkiye’de adeta bir iç savaş ortamı vardı ve kaos her yere hakim hale gelmeye başlamıştı. Hergün sabah-solcu demeden onlarca genç ölüyordu. Kardeş kavgası başlamıştı…
  • Ve 12 Ekim’de giden yolun en önemli kaldırım taşlarından birsi Kahramanmaraş’ta atıldı. Türkeş Başbakan Yardımcısı olarak MİT ve diğer istihbarat birimlerinin tek hakimiydi.
  • Kahramanmaraş’ta Alevi vatandaşların evlerine önce çarpı işareti konuldu. Katliam bağıra bağıra geliyordu. Ve eylemler başladı… Bombalar atılmaya, silahlı saldırılara geçildi. Olaylar aralıksız 2 gün sürdü…
  • Yaşanan olaylar Özel Harp Dairesi operasyonu olan 6-7 olaylarının adeta kopyası idi… Hemen 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi…
  • Ama daha bitmemişti… Alevi vatandaşlara yönelik bu GLADİO operasyonunun aynısı Çorum’da tekrar edildi…
  • GLADİO darbenin sosyolojik zeminini ve meşruiyetini saplayacak terör olaylarını gerçekleştirip uygularken, ordu darbe için 1 yıl önce özel birim kurulması ve “Bayrak Harekat Planı” adı ile darbe hazırlıklarının yapılması için askeri kanadın çalışmalarını yürütüyordu…
  • Küresel güçler asıl büyük operasyon için GLADİO’yu toplumu hazırlama ve darbenin önünü açma, orduyu ise yönetime el koyma noktasında yönlendirip koordine ederken asıl “hedef” çalışma siyasi alanda yürütülüyordu…
  • 1980 başında zorlukla bir MC hükümeti daha kuran Demirel’in karşısındaki mali tablo feciydi ve ülke iflasın eşiğindeydi…
  • Hemen IMF ile temaslara başlandı… Bu arada Demirel hem Başbakanlık Müşavirliği görevi verdiği hem de o dönem devletin ekonomik olarak en kritik kurumu olan DPT’nin başına vekaleten atadığı Özal dış odakların gözdesiydi. Demirel de Özal’ın bu kredisinden yararlanmak istiyordu.
  • IMF ile görüşmeleri Özal ve yardımcısı Kaya Toperi yürüttü. Ancak IMF ülke ekonomisinin kredi vermek için güvenilir olmadığını belirtti ve dilinin altındaki baklayı çıkarttı…
  • IMF, kredi vermeyi kabul etmek için Türkiye’de köklü yapısal reformlar talep ediyordu. Bunun sonucunda bu reform paketini hazırlama görevi tam yetki ile Turgut Özal’a verildi…
  • Yoğun bir çalışma ile tamamlanan yapısal reform kararları 24 Ocak 1980 saat 19.00’da kamuoyu ile paylaşıldı… Halk olan bitenden çok fazla şey anlamasa da ekonomi çevreleri şoktaydı…
  • Bu kararlar ile birlikte Türkiye hazır olmadığı yabancı şirketlerin açık pazarı haline geliyordu. Türkiye altyapısı olmaksızın serbest piyasa ekonomisine geçirilmişti. Aslında olan küresel güçlerin istediği gibi büyük bir pazar olan Türkiye’nin kapitalist düzene esir olmasıydı.
  • Ve bu kararların kabulü karşılığında IMF 500 milyon dolar kredi vermeyi kabul ederken OECD’den de bir miktar yardım sözü alınmıştı…
  • Ancak ortada bir sorun vardı. Alınan bu kararlar kısa süre sonra Türkiye’nin zaten pamuk ipliğine bağlı finansal sistemini, bankacılığını buhrana sokacak, sosyal pek çok patlamayı beraberinde getirebilecek derecede ağır kararlardı…
  • Bu nedenle bu kararlar normal bir sivil idare yönetiminde uygulanamazdı. Bu kararların hayata geçmesi için bir askeri yönetim şarttı. Hem de öyle kısmi sıkıyönetim falan değil tamamı ile program yerleşene kadar sürecek bir askeri yönetim. Bu da hali ile bir askeri darbe demekti.
  • Tabii ki küresel güçler bunu biliyorlardı, son 5 senedir adım adım bu planı GLADİO eli ile uygulamışlar, toplumu hazırlamışlar son aşamada orduyu sahaya sürmeye hazır hale getirmişlerdi.
  • Ve kısa süre içerisinde doruğa ulaşan terör olayları ile birlikte artık vatandaş ordu müdahale etsin psikolojisi ve beklentisi içine sokulmuştu.
  • Son olarak Cumhurbaşkanı seçiminin yüzlerce tura rağmen yapılamaması ve partilerin uzlaşmaz tavırları ile sokaktaki terör birleşmiş halk isyan noktasına gelmiş, siyaset kurumuna olan güven tamamen kaybolmuştu…
  • Gelinen noktada insanlar can güvenlikleri için özgürlükleri feda etmeye hazır hale gelmişlerdi…
  • Küresel odaklar kendileri için asıl önemi taşıyan ekonomik programın uygulayıcısını da yıllar öncesinden belirlemişlerdi. Artık harekete geçme zamanıydı…

Ve 12 Eylül 1980 sabahı Türkiye Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in okuduğu darbe bildirisi ile uyandı… Herkes derin bir “oh” çekmişti… Neredeyse askerlerin boynuma sarılmak isteyen bir halk vardı.

  • Partiler kapatılıp liderler hapse atılırken yeni hükümeti kurma görevi eski bir oramiral olan Bülend Ulusu’ya verildi. Ama kabinede en dikkat çekici isim başkasıydı…
  • Darbe ile Zincirbozan’a giden Demirel’in müşaviri DPT’nin başı, 24 Ocak kararlarının mimarı Turgut Özal darbe kabinesinde “Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı” olarak yer almıştı ve Türkiye ekonomisi tüm kurumları ile ona teslim edilmişti…

İşte 1971 ile 1980 arası GLADİO faaliyetleri ve GLADİO’nun belki de en uzun zamana yayılan, en organize, küresel odaklarla en koordineli çalıştığı operasyonun sonucu olan 12 Eylül 1980 darbesi ile Türkiye kapitalist küresel güç odaklarının eline böyle esir edildi…

GLADİO dizimiz planladığımızdan biraz daha uzun sürecek belirtelim… Sabredip okuyan tüm dostlara selam olsun, sağolsunlar… Ne diyoruz her floodumuzun sonundaki gibi “Taktirleriniz beğenilere,beğenileriniz RT’lere yolculuk etsin”

Bu Konu, Celal Eren Çelik @yazparov Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Güncelleme: 22 Temmuz 2018 — 19:47

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |