Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Anısına “Cumhuriyetin İlk Yıllarında Türkiye Ekonomisi” FLOOD
- Flood biraz uzun olduğundan 2 bölüm halinde sizlerle paylaşacağım dostlarım. Gelin önce Cumhuriyet dönemi öncesi Osmanlı Ekonomisine bakalım.
- Osmanlı yıkılış evresinde olduğu dönemde hem savaş hem de mağlubiyetlerde kaybedilen toprak-insan nedeniyle vergi ve insan kaynağının önemli bir bölümünü kaybetti.
- Osmanlı Devleti son büyük ve geri dönülmez darbeyi 1854 yılında gerçekleşen Kırım Savaşı sonrasındaki ilk dış borçlanma ile aldı.

- 1875 yılına kadar sürekli borçlanıp, bu bu tarihte artık borçları ödeyemeyeceğini ilan etti ve tam anlamıyla çöküşümüz o zaman başladı.
- Borç almak için ilk kapısı çalınan Galata Bankerleri sonrasında ise yabancı devletler oldu.
- Çeşitli yollardan borçlanmayı huy edinen Osmanlı Devleti almış olduğu borçların yarısını dahil ödeyemeyeceğini açıklaması üzerine 1881 yılında Duyun-u Umumiye kurulup , mali durum kontrol altına alınıp rehabilite edilmeye çalışıldı.
- Çöküşü daha da hızlandıran ve problemi derinleştiren bir süreçte 1838 de problemler kervanına katıldık. İngilizlerle ticaret anlaşması yaptık. 1861 de diğer ülkelerlede yaptığımız yeni anlaşmalarla yeni ayrıcalıklar verdik ve artık sanayileşme şansımızı neredeyse yitirdik.
- Osmanlı Devleti’nin bir diğer iktisadi çıkmazı ise 1838’de İngilizler ile yapılan ticaret anlaşması ve devamında 1861’de diğer ülkelerin lehine genişletilen ticari serbestlikler, yani kapitülasyonlardır. Bu olaylar sayesinde Osmanlı’nın sanayileşmesi tamamen engellenmiştir.
- Ekonominin lokomotifi durumundaki tarım ise Aşar Vergisi vb uygulamalar, ihracatta yaşanan zorluklar, insan gücü yetersizliği ve alt yapı eksiklikleri içinde ancak iç piyasaya kısmen yetecek durumdaydı.
- Osmanlı bu ekonomik buhran içinde WW1’a girmiş ve iyi durumda olmayan ekonomimiz çökme noktasına gelmiştir. Atatürk önderliğinde verdiğimiz Kurtuluş Savaşı‘na bu şartlar altında girdik ve bu mücadelenin sonunda yeni bir ülke kurduk. Türkiye Cumhuriyeti!
- GEÇMİŞİ iyi bir şekilde inceleyen Cumhuriyetin kurucu kadrosu politikaların merkezine olarak ekonomiyi belirledi. Kurtuluş Savaşı sonrası TBMM 1135 delege ile Yeni Türkiye’nin ekonomisinin ele alınacağı bir kongre yapmak istedi ve İzmir’de 1. İktisat Kongresi düzenlendi.
- Kongrenin açılış konuşmasında Atatürk o meşhur konuşması ile “Türk tarihi incelenirse gerileme ve çöküntü nedenlerinin iktisadi sorunlara bağlı olduğu görülür. Kazanılmış zaferlerin ve uğranılmış başarısızlıkların tümü iktisadi durumla ilgilidir.” duruma bakışını belirtmiştir.
- Bu kongrenin bir diğer önemi ise Lozan sırasında çıkan anlaşmazlıklardan dolayı oluşan boşluklardan yararlanışımızdır. Kongrenin gerçekleştiği dönemde Lozan tarafları tüm dikkatlerini bu kongreye dikmişlerdir.
Kongrenin sonlanmasıyla bir rapor hazırlanmıştır. Bu raporda;
- -Lekesiz bir ihtilal
- -Milli hâkimiyetin hiçbir şeye feda edilemeyeceği
- -Bütün gayretlerin iktisaden memleketi yükseltme gayesine matuf olduğu
- -Türklerin irfan ve marifet aşığı oldukları
- -Türklerin düşman olmayan memleketlere dost, ecnebi sermayeye aleyhtar olmadığı eklenmiştir.
Ayrıca raporun “Çiftçi Tüccar Sanayici ve İşçi Guruplarına İlişkin Esaslar” bölümünde ise;
- -Yerli üretimin geliştirilmesine çalışılacaktır
- -Lüks ithalattan kaçınılacaktır
- -Ekonomik gelişmeye katkısı olmak koşuluyla yabancı sermayeye izin verilecektir
- -Reji idare ve yönetimi kaldırılacaktır
- -Tütün tarımı ve ticareti serbest olacaktır
- -Aşar kaldırılacaktır
- -Temettü vergisi gelir vergisine dönüştürülecektir
- -Koruyucu gümrük tarifeleri kabul edilecektir
- -Sanayiciye kredi sağlamak amacıyla bir banka kurulacaktır
- -1913 Teşvik-i Sanayi kanunu günün ihtiyaçlarına göre yenilenecektir
- -Türk limanlarında kabotaj hakkı savunulacaktır
- -Amele yerine işçi kavramı kullanılacaktır
- -İşçilerin çalışma saatleri düzenlenecek ve sendika hakkı tanınacaktır denilmiştir.
- Başlıca esaslar bu şekilde belirlenmiştir. Bir diğer gelişme ise Lozan görüşmelerinde “Siyasi bağımsızlığı ekonomik bağımsızlıkla taçlandırma” parolasıyla giren Türkiye Cumhuriyeti antlaşmada önemli başarılar elde etmesine rağmen kendisine ekonomik anlamda ayak bağı olacak bazı kararları da kabul etmek zorunda kalmıştır.
- 28. Maddede kapitülasyonların her bakımdan kaldırıldığı hükme bağlanmış ve diğer iki gelişme lehimize sonuçlanmamıştır. Ancak gümrük tarifelerinin beş yıl süreyle 1916 yılındaki seviyede tutulması sanayi üretimini bir süre daha gümrük korumasından mahrum bırakmıştır.
- 1925’te Aşar Vergisi kaldırılmış ancak 1926 yılı ile birlikte Aşarın kaldırılışından doğacak açıkları kapatmak adına dolaylı vergilerde arttırıma gidilmiştir.
- Devletimiz prensip olarak yabancı sermayeye kapı aralasa da, Osmanlı döneminden kalma yarı sömürge işletmeleri de devletleştirmiştir. Bu uygulamalardan bazıları; 1924 Haydarpaşa liman ve rıhtımı ile birlikte Haydarpaşa-Ankara & Eskişehir-Konya & Arifiye-Adapazarı ve 1928’de Mersin-Tarsus-Adana demiryolu hatları ve 1925 yılında Osmanlı döneminin ağır miraslarından tütün rejisi, 4 milyon liraya satın alınarak devletleştirilmiştir. Dikkatinizi çekmek isterim ki bu belirtildiği kurumlara çökülmemiş, parasıyla satın alınmıştır.
- Kongre sonucunda alınan bir diğer karar ise yatırımcıya kredi sağlayacak güçlü bir banka kurulması idi ve Atatürk’ün teşvikiyle Celal Bayar’ın önderliğinde 20.08.1924 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla 35 kurucu ortaklı anonim bir şirket olarak İş Bankası kurulmuştur.
- Kuruluş aşaması çok zor geçen Türkiye İş Bankası, Türk bankacılık hayatının önemli bir kilometre taşı olmuştur. Banka, şeker fabrikası gibi kuruluşların meydana getirilmesi ve ülke hizmetine sunulmasını sağlamıştır. Yani bankalar sanılanın aksine yararlı bir kuruluştur.
- Ama dönemin genel politikası olan yap-devret ile özel sektöre aktarma açısından maalesef bir başarı elde edilememiştir. Bankanın sağladığı en büyük yarar ise bir nevi bir bankacılık okulu gibi çalışması ve önemli sayıda bankacının yetişmesine öncülük etmesidir.
- Devamında Sanayilerin arttırılması için devlet eliyle Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuştur. “Memleketimizde ise hükümet kapısından başka bir kapı yoktur” denilerek kuruluş amacı ortaya konmuştur.
- Bu dönemde bankacılık adına atılan adımlar ile ulusal bankaların sektördeki payını arttırmıştır. 1924’te yabancı bankaların payı % 78 iken 1924-1929 aralığında bu oran % 57’ ye kadar düşmüştür. Devlet teşviki ile dağıtılan kredi kâr amacı gütmediğinden halkın yararına olmuştur.
- Ülke’nin sanayi adına geliştirilmesi için tüm gerekli adımlar atılmış ancak bu dönemde Yunanistan ile gerçekleşen mübadele sonrasında en büyük darbe göçmek zorunda kalan zanaatkarlarımız tarafından vurulmuştur. Zira bahsettiğim üzere ekonominin çoğunluğu tarım üzerine kuruludur.
- Kurucu kadro, bankacılık sektörünün yanı sıra sanayiye zemin hazırlamak için 1913 tarihli Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun kapsamını genişletmek ve o tarihe göre uyarlamak olmuştur.
1927 yılında yeni Teşvik-i Sanayi kanunu yürürlüğe konulmuştur. Kanunun kapsamına hususlar şunlardır;
- -Uygun görülen teşebbüslere on hektara kadar karşılıksız arazi tahsil edilecektir.
- -İletişim için gerekli telefon-telgraf bağlantıları ile kullanılacak motor gücünün devletçe bilâ bedel tahsisi sağlanacaktır.
- -Teşebbüslere gümrük ve kazanç vergisinde bağışıklıklar yapılacaktır.
- -Yıllık üretimin %10’una kadar bölümünün satışı devlet garantisindedir.
- -Kamu ürünleri bu işletmelere indirimli satılacaktır.
- -Nitelikli işçi gerektiğinde bunlar ülke dışından kısa süreli ve Türk işçilere aynı işi öğretmek üzere getirilebilecektir… şeklinde belirlenmiştir.
Bu dönem sanayi kolları dağılımı ise şu şekilde kaydedilmektedir;
- -Tarım sanayi (tarım ürünleri ve değirmencilik gibi) %43,59
- -Dokuma sanayi %23,83
- -Madencilik %22,61
- 1927 yılı itibariyle Türkiye’de 65,245 işletme ve 265,855 çalışan bulunmaktadır. 1927 yılına ait 211 milyon liralık ithalatın içinde sanayinin payı 29,3 milyon TL’dir. Bugünün rakamları dikkate alınırsa 1927’de tüketim malları ağırlıklı ithalatın gerçekleştirildiği görülebilir.
- Osmanlı’nın dünyada yaşanan sanayileşme hareketine ayak uyduramayışından Tarım en önemli sektörü olmuştur. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin de ilk yıllarında Halkın %70’inden fazlasının tarım ile uğraşması sonucu ekonominin lokomotifi olarak tarım sektörü göze çarpmaktadır.
Tarımın bu denli önemine binaen ise 1. İktisat Kongresinde ”Çiftçi Grubunun Ekonomik Esasları” başlığı altında yayımlanan raporunda aşağıdaki hususlara yer verilmiştir;
- -Çiftçilere tarımın çeşitli alanlarını öğretecek kitap ve dergiler basmak ve ücretsiz dağıtmak
- -İlk ve ikinci derece okullarda uygulamalı tarım eğitimi vermek
- -Çiftlik okulları yapılması
- -Yükseköğrenim düzeyinde bir tarım okulu açmak
- -Çiftçilere müteselsil(karşılıklı) kefil ile şahıs kredisi sağlanması
- -Ziraat Bankası kontrolünde kurulan yardımlaşma şirketlerinin bir an evvel işe koyulması
- -Çiftçilerimize hayvan hastalıkları konusunda bilgilendirici broşürler dağıtılması
- -Sulama projelerinin ivedilikle uygulanması -Memleketimizde yetişen ürünlerin ithal ürünlere karşı korunması… şeklinde belirlenmiştir.
- Bu politikalar incelendiğinde kısmi başarı sağlandığını görebiliriz. Özellikle savaş sonrası askerlerin arazilere dönmeleri ve tarıma bağlı sanayilerin oluşturulması sonucunda GSMH’de yaşanan %9,3’lük artış içinde tarımın payını %39,8’den %45,8’e kadar çıkarmıştır.
- Bu dönem paramızda göreceli bir istikrar gözlemlenmesine rağmen bahsi geçen ticaret açıkları gibi unsurların etkisiyle dönem sonuna doğru paramızda değer kayıpları olmuştur. 1923 yılında Sterlin 763 Kuruş’tan 956 Kuruşa, Dolar 168 Kuruş’tan 195 Kuruş’a yükselmiştir.
- İktisat Kongresi’den itibaren çalışmalar devam etmiş ancak 1929 yılına kadar hedeflenen büyüme maalesef sağlanamamıştır. Bunlara örnek verecek olursak 1932 yılında kapatılan Sanayi ve Maadin Bankası Osmanlı’dan kalan sadece dört fabrikaya sahipti ve gelişim kısıtlıydı.
- 1929 ABD Büyük Buhranı sonrasında dünyanın da içinde bulunduğu krizden dolayı 1930 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devleti korumacı-devletçi kalkınma devrine geçmiştir. Bu buhran Kapitalist düzenin dünyaya büyük bir armağanı olmuştur(Yatırımlar kolay kazandıran borsaya kaymıştır).
Birinci bölümümüze burada ara veriyorum dostlarım. Devamında gerçekleşecek olan iktisadi kalkınma ve ekonomimizin hızla güçlenişine değineceğim. Umarım anlaşılır bir dille ifade ediyorumdur. Kaynaklardan yararlandığımı da belirtmek isterim. Yorumlarınızı bekliyorum.

Bu Konu, Sir. Bre Zındık @elcapitol Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…


Pelikan Grubu | Pelikancılar Kimdir?
Menzil Tarikatı; Gavs Kimdir? Nasıl Çalışırlar? Mal Varlıkları Nedir?
Serkan Kurtuluş Kimdir?
Kesinleşmiş Cezanın ne kadarı Cezaevinde yatılır! (‘Cezamın yatarı ne Avgat Bey?’)
Corona Virüsü
Yeşil kod adlı; Mahmut Yıldırım Yaşıyor mu?
Türkiye’deki Cezaevi Tür ve Tipleri hakkında pratik bilgiler!
Kur’an-ı Kerim’de Bilim ile İlgili Ayetler? (‘Kur’an bilime yönlendirir!’)
Erkekler neden mesaj yazmaz? Kızlar neden mesaj atmaz?
Akp’nin Yasadışı silahlı eğitim kampları! (‘İç Savaş Hazırlığı, Görüntüler – İddialar’)
Osmanlıca Küfür
Twin Flame
Atatürk’ün dedesi kimdir? | Soy Ağacı
Dr. Mehmet Öz; Corona Virüsü
Türkiye Yunanistan Askeri Gücü Karşılaştırması
David Rockefeller, Servetinin sınırlarına yolculuk! Ve Türkiye’deki Temsilcileri!
Adolf Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in Sözleri
Şehidimiz Var; Albay Okan Altınay
Rabıta Nedir? Nasıl Yapılır?
Ölün İstiyorum Artık | Nejat İşler