Akp Çözülüyor mu? (‘Bir Tez, Bir Antitez’)

BİR TEZ, BİR ANTİTEZ… Bir kaç gün önce Medyscope TV’de bir video gözüme çarptı… Levent Gültekin’in “AKP ÇÖZÜLÜYOR MU?” başlıklı canlı yayınının videosuydu.

  • Levent Gültekin “karşı mahalleden” gelip,o mahalle ile en objektif biçimde yüzleşebilme cesaretini gösteren,eleştirel görüşlerine önem verdiğim bir yazar. Bu nedenle açtım ve sonuna kadar videoyu izledim.
  • Levent Gültekin “AKP ÇÖZÜLÜYOR MU?” sorusunu cevaplarken ilginç bir tez attı ortaya… Gültekin’e göre AKP’de uzun yıllar iktidarda kalmanın sonucu olan bir “gerileme” olduğu doğruydu ama çözülme yoktu…
  • Ama Gültekin’in tezine temel olan çarpıcı saptaması bu değildi.Levent Gültekin AKP’nin çözülmek yerine Türkiye’de parti devlet olduğunu ve bunu kurumsallaştırarak kökleştiğini ifade ederken bir başka çarpıcı tespit olarak da artık siyasi partilerin “gereksizleştiğini” öne sürüyordu.
  • Gültekin’e göre “Toplumun ilgisini çekebilecek bir aktör” yanına topladığı 20-30 kişi ile sosyal medyayı da kullanarak iktidara yürüyebilirdi.
  • Buna en önemli örnek olarak da İmamoğlu’nu veren Levent Gültekin,Dünya’da da yeni trendin “partisiz hareketler” olduğunu ifade ederek İtalya’da 5 YILDIZ HAREKETİ,Fransa’da Macron örneklerini veriyordu…
  • Ve Gültekin bir adım daha ileriye giderek Türkiye’yi “sembol olarak” verdiği Mansur Yavaş,İmamoğlu,Demirtaş ve Babacan 4’lüsünün sadece “parlamenter sisteme geri dönüş”
  • asgari müşterekinde buluşacağı ve bir araya geleceği bir “hareketin”- Bakın parti değil hareket-kurtaracağını belirtiyor, böylesi bir “hareketin” parti kurmaya gerek olmadan %80 oy alacağını iddia ediyordu…
  • Tabii Gültekin bu 4 ismi temsil ettikleri siyasal yelpazeyi somut olarak daha iyi anlatmak için verdiği “sembol” örnekler olduğunu eklemişti.
  • Yani Gültekin “Partiye gerek yok ve partiler de artık gereksiz. AKP “PARTİ DEVLETİ” yönetimi kurdu.Buradan çıkış için ise partiye değil sağcı,solcu,muhafazakar,milliyetçi çizgideki sembol isimlerin bir araya geleceği bir partisiz hareket gerekli” tezini ortaya koydu…
  • İşin açıkçası videoyu şaşkınlıkla izledim… Zira ülkemizde sıklıkla yapılan “KAVRAM KARGAŞASI” ve kavramları yanlış biçimde kullanma hatasına ve seçmenin sosyolojik yapısından kopuk siyasi tahlillere bu kadar kolay biçimde Levent Gültekin’in bir analizinde yer vermesi beni oldukça şaşırtmıştı…
  • Öncelikle Levent Gültekin’in “AKP PARTİ DEVLETİ kurdu ve çözülmek yerine bunu kökleştiriyor” saptamasından başlayalım… Gültekin burada sıklıkla yapılan şekilde bir “Kavram Kargaşasını” tespitinin ana merkezine koymakta.
  • PARTİ DEVLETİ kavramı 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan bir siyasal kavram 1920’lerin ortasında ilk olarak siyasal sahneye çıkıyor… 1930’lar ile birlikte pratikte ve teoride zirveyi görüyor…
  • Bu sistem kapitalizm karşısında korporatist devlet anlayışı ile paralel ortaya çıkan bir sistem . PARTİ DEVLET sisteminde ülkede başka hiç bir parti olmaz hatta kurulu olanlar kapatılır. Yasama yürütme yargı parti mensuplarından oluşur.
  • Toplumun her bir ferdi istisnasız olarak bu “PARTİYE” üyedir. PARTİ DEVLETİ’ni oluşturan “PARTİ” nin başındaki isim devleti yönetirken bu ülkelerde vali v.s gibi üst düzey bürokrasi partinin yetkili kurulları tarafından “atanır.
  • Belediye başkanlığı için seçim yapılmaz. PARTİ DEVLETİ’nin “PARTİSİ” görevlisini gönderir bu iş için.
  • PARTİ DEVLETİ’nde yargı erki de parti devletinin idelojik doktrinine göre şekillenir,hukuk kararları bu ideolojik doktrin esas alınarak verilir.
  • Tüm bu devlet aygıtını tek bir kişi kullanır PARTİ DEVLET’lerinde…
  • En önemli örneği İtalya Faşist Partisi ve Mussolini, Alman Nasyonalit İşçi Partisi ve Hitler, BAAS Rejimleri ve Saddam, baba oğul Esad’lar ile pek tabii SSCB’deki Komünist Parti’nin devlet aygıtını yönetişidir.
  • 1930 yılında Cumhuriyet Halk Partisi 3. kurultayında alınan kararlar ile de Türkiye’de “Parti Devleti” deneyimi yaşanmış hatta o dönem rejimin en güçlü 3. ismi olan CHP Genel Sekreteri Recep Peker bu durumla övünmüştür….
  • Zira o dönemde korporatist ekonomik dinamikleri açısından PARTİ DEVLETLERİ çok hızlı bir kalkınmanın da önünü açan alternatif bir yönetim sistemi olarak son derece revaçtadır.
  • Peki Türkiye’de olan nedir? Türkiye’de yaşanan 2002-2017 yılları arasına kadar “HAKİM PARTİ” sistemi, 2017 yılından bugüne ise “HEGEMONİK/HEGEMONYA PARTİSİ” sistemidir.
  • Bir demokratik ve çok partili sistemde partilerden birisi sürekli en çok oyu almakta ise sistem “Hakim Parti” sistemi olarak tarif edilmektedir.”Hakim Parti” sisteminden “HEGEMONYA PARTİSİ” sistemine geçişte bazı kriterler vardır…
  • HEGEMONİK/HEGEMONYA PARTİSİ sistemine “geçiş” için bir partinin 15 seneden fazla sürekli iktidarda olması ve her seferinde en fazla oyu alarak tek başına hükümet kuracak gücü elde etmesi gerekir.
  • İkincisi kendi siyasal kulvarında kurulan nispeten küçük partileri bünyesine katan hegemon parti, bu partilerin önemli isimlerine bakanlıklar verir…
  • Hegemonik partiler geçiş esnasında “yozlaşma ve yola çıkış ilkelerinden uzaklaşma belirtilerini çok güçlü biçimde” gösterirler.
  • Buna siyasal bilimciler en net ve çarpıcı örnek olarak Meksika’da 71 sene iktidarda kalan “Kurumsal Devrimci Parti”yi örnek vermektedirler…
  • Ama “HEGEMON PARTİ” yönetimlerinde olmayan bir şey var karakteristik olarak ve Türkiye’de olan işte bu… Nedir o? Bazı istisnaları olsa da HEGEMONİK PARTİ sistemlerinde “HEGEMON PARTİ” karakteristik olarak “Totaliter” özellikler taşımaz…
  • Türkiye’de olan işte tam da budur… Türkiye bir “HEGEMON PARTİ” tarafından yönetilmekte ancak o “HEGEMON PARTİ” için bu yeterli gelmediği için yönetim tarzı kuvvetli totaliter eğilimler göstermektedir…
  • Bu işin “AKP PARTİ DEVLETİ kurdu” saptamasının kısmının yanlış olduğunu gösteren kısmı… Doğrusu “AKP HEGEMON PARTİ oldu, ancak yozlaştı ve elde ettiği yüksek güçle de yetinmeyerek totaliter eğilimler göstermeye başladı” saptaması olacaktır…
  • Şimdi gelelim Levent Gültekin’in “Partiler önemini kaybetti… Partilre gerek yok, kişiler ve hareketler yeterli” saptamasına ve iddiasına… Bu saptama/iddia da Türk toplum ve seçmeninin sosyolojik karakteristik özelliklerinden uzak.
  • Levent Gültekin bu saptamayı yaparken Dünya’dan örnek verirken Avrupa ülkeleri ile Türkiye arasındaki bir temel farkı göz ardı etmekte…
  • O da Avrupa’da Karl Popper tarafından temeli atılan liberal ekonomik felsefenin özellikle toplumda “Bireyselcilik” olarak karşılığını bulmasıdır… Türkiye’nin en büyük sorunu nedir? (‘Bireyleşememek!’)
  • İşte tam da bu nedenle 2.Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş döneminde Komünist Parti’nin demirperde ülkeleri dışında en güçlü olduğu ülke olan ve Gladio operasyonlarına maruz kalmış İtalya’da bugün, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra insanlar sıkı ideolojik bağlarını kopartmışlardır…
  • Keza Fransa, Yunanistan gibi ülkelerde “ideolojiler ile insanlar arasındaki bağ zayıflamıştır” Bu da bugün yaşanan “Partisiz siyasal hareketlerin başarısı” sonucunun alt yapısını hazırlamıştır.
  • Ancak durum Türkiye için çok farklıdır… Türkiye halen tamamen “Bireyselcilik” felsefesini tek doğru olarak kabul eden bir sosyolojik düzlemde değildir.
  • Özellikle Anadolu’nun kendine özgü dinamikleri ve insani bağları bu “Bireyselcilik” felsefesinin tek hakim oluşunu engellemiştir.
  • Bunun siyasal yansıması ise Türk toplumunun halen aidiyet duygusunu güçlü biçimde arayan, bunu siyasal organizasyonlar olan partilerde ve ideolojilere de uyarlayarak partilerine ve ideolojilerine bağlı seçmen profili oluşturması olmuştur. Yani Türk toplumunun “sadık seçmen” profili mevcuttur.
  • Bunun yanısıra Türk toplumu sosyolojik olarak yüzyıllarca “Bey”, “Sultan”, “Padişahlar” yani “Tek adamlar” tarafından yönetilmiş bunun Cumhuriyet dönemindeki çok partili sisteme yansıması ise “Güçlü ve karizmatik lider peşinden gitme” şeklinde tezahür etmiştir.
  • Menderes de, Demirel de, Özal da, Ecevit de, Erbakan da, Türkeş de ve bizatihi Erdoğan da bu “güçlü ve karizmatik liderin peşinden gitme” “kodlamasının” siyasal hayattaki tezahürüdür… Ve bu her biri güçlü lider olan kişilikler aynı zamanda bir “ideolojinin” temsilcileridir.
  • Yani Türk toplumu bu “Karizmatik-güçlü” liderlerde bir ideolojiye bağlanmaktadır ve aidiyet duygusu ile bağlandıkları ideolojiyi temsil eden siyasal partilere “sadık kalmaktadır”.
  • İşte bu nedenledir ki Türkiye’de siyasal partisi olmadan bir siyasal figürün iktidara gelmesi olanak dışıdır. Kaldı ki Türkiye -HDP ekolünün “hülle yöntemi” hariç- bağımsız milletvekilini dahi çok çok ender çıkartabilen bir siyasal yapıya sahiptir.

Şimdi gelelim kendi anti-tezimize… “AKP ÇÖZÜLÜYOR MU?” sorusu üzerinden…

  • Evet AKP çözülmektedir ve bunun asli sebebi AKP’nin %50+1’e kendi elleri ile “kilitlediği” yeni dönem siyasal konjonktürü içerisinde bir daha iktidar şansının olmamasıdır…

Berat Albayrak Süleyman Soylu Kavgası (‘Tokatlar Konuştu’)

  • AKP açık ve net biçimde ifade edilmelidir ki bir “ideoloji ve gelenek partisi” değil, bir “RANT KOALİSYONU” şeklinde tezahür etmiş olan “Konjonktürel” bir partidir.
  • Ve AKP’deki gücün zayıfladığını gören toplumsal katmanlar gibi parti kadroları da AKP’yi tedricen terk edecektir.
  • Kimse AKP’nin DSP’nin 2002 seçimlerinde trajik biçimde %21’den %1’e düşüşü gibi bir “yokoluş sürecine” girmesini beklememelidir. AKP, ANAP’ın yok oluş süreci benzeri zamana yayılarak giderek eriyerek tedrici olarak siyaseten tasfiye olacaktır…
  • 4 Nisan günü gazzetta9.com da yazdığımız “SEÇİMLERİN TESCİLLEDİĞİ GERÇEK: İTTİFAKLAR” yazısı Türkiye’de yeni dönemin siyaset gerçeği olan ittifaklar ve küçük partilerin öneminin nasıl stratejik olarak artacağı konusunda yazılmış ilk makale olması açısından önemlidir.
  • Türkiye’de bundan sonraki süreçte %50+1’in dayatılmış olması Levent Gültekin’in “Partilere gerek yok, partiler önemini kaybetti” tezinin tam aksine Türkiye’de %1’lik partilerin dahi çok büyük bir öneme sahip olacağı yeni bir siyasal düzlemi önümüze koymaktadır.
  • Babacan-Gül iklisinin kuracağı partinin %6-8 bandında, Davutoğlu’nun partisinin ise %3-5 bandı bir potansiyele sahip olduğu anket şirketlerince açıklanmaktadır.
  • Öte yandan “ittifak” içerisinde “kaybeden” konumunda olan ve istediği hiç bir şeyi alamayan İYİ PARTİ’nin “Millet İttifakı”na katolik nikahı ile bağlı değiliz” açıklamaları ve “İttifakta istediğimiz şeyler olursa devam ederiz” şeklindeki açıklamaları dikkatle izlenmelidir.
  • Yine 14 Eylül günü Youtube kanalımızda yaptığımız yayında -İRAN ABD’Yİ VURUYOR,TÜRK SİYASETİNDE KARTLAR YENİDEN KARILIYOR başlıklı yayın- Akşener’in CHP ile yeni bir pazarlığa oturacağını ifade etmiştik..
  • İYİ PARTİ, CHP ile “Millet İttifakı”nın sürdürülmesinin şartlarını yeniden masaya yatıracaktır.%1’in dahi büyük önem taşıdığı bu yeni sistemde Akşener’in %10’luk potansiyeli olan İYİ PARTİ’si “kilit rolde” olacaktır…
  • Akşener istediği şartlar sağlanmazsa Babacan ve Davutoğlu ile bir 3. ittifak kurabilir mi? Bu ittifaka Saadet Partisi ve Demokrat Parti dahil olur mu? Gayet olası… Böyle bir 3. ittifak %21-23 bandında bir potansiyel taşır ve Türk siyasetinde büyük bir etki yaratır.
  • Böylesi bir 3.ittifakın kurulması halinde CHP açıktan HDP ile ittifaka giremeyeceği için tek başına kalır ve %25’e demir atar ve”örtülü” olarak HDP ile ittifaka gitmesi zorunlu hale geldiği için daha çok taviz verir…
  • Bu 3. ittifak Babacan-Davutoğlu kanalı ile AKP seçmeninden, Akşener kanalı ile MHP seçmeninden oy alarak Cumhur ittifakının oylarında minimum %5-8 bandında düşüş yaşanmasını sağlar…
  • Öte yandan ortaya çok partili bir Meclis çıkar… CHP-DSP-HDP bir blok, Babacan-Gül-İYİ PARTİ-Davutoğlu-Saadet Partisi-Demokrat Parti bir blok, AKP-MHP-BBP bir blok… Dediğimiz gibi Türk siyasetinde “küçük partilerin” çok stratejik ve değerli olacağı bir döneme girdik.
  • Yani öyle Levent Gültekin’in “Partilerin öneminin kaybolduğu ve gereksizleştiği” değil tam aksine küçük partilerin dahi öneminin ve kıymetinin arttığı bir siyasal süreç yaşayacak Türkiye…
  • Neticede Türk siyaseti üzerine analiz yaparken kavramları doğru kullanmanın ve sosyolojinin seçmen profili ve davranış hareketlerine etkisini görmezden gelerek yapılan her analizin eksik ve sağlıksız olacağı kanaatindeyiz…
  • Kıymet verip,sabredip okuyan yahut daha sonra okuyacak tüm dostlara bin selam olsun derken klasikleştiği gibi bitiriyoruz floodumuzu… “Takdirleriniz beğenilere,beğenileriniz RT’lere yolculuk etsin”…

Yazar; Celal Eren Çelik

guest
1 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
trackback
AKP'den Ayrılıp Parti Kuranlar - Mutlaka Oku
2 yıl önce

[…] “Grup” ifadesi de son derece önemli öte yandan. Siyasi partiler enteresan biçimde kişileştikçe oy/güç kazanıp kamulaşıyor, yaygınlaşıyor; karizmatik temsil özelliğini kaybettiklerinde ise küçülüp kişilerin toplandığı fikir kulüpleri mesabesine düşüyorlar. Akp Çözülüyor mu? (‘Bir Tez, Bir Antitez’) […]

mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Video İndir | Yorumlar Libros Gratis | Free pdf download |
1
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x