2020’de neler olacak?

Bugün de 2020 ve sonrasına yönelik değerlendirmem paylaşacağım.

  • Dünyada her 30-35 senede bir siyasal/ekonomik statüko ve buna bağlı paradigma değişimi yaşanıyor. Türkiye’de de dünyadaki bu değişimlere bağlı bazı değişimler yaşanıyor. 2020 yılının bu çevrimsel değişimler içinde nereye oturduğuna bakmadan önce yakın tarihe göz atalım:
  • Yakın tarihteki ilk büyük değişim 1944-50 arasında yaşanmıştı. WWII bitişinin ardından Bretton Woods anlaşması, BM, NATO, IMF ve Dünya bankasının kuruluşu, sonraki dönemin temel paradigmalarını belirleyen gelişmelerdi. Sonrası iki bloğa bölünmüş dünyada soğuk savaş dönemidir.
  • Batı bloğunda sosyal devlet uygulamaları, Doğu bloğunda Varşova paktının ortaya çıkışı, ABD-SSCB arasında uzay ve silahlanma yarışı bu iki blok dışında kalanlarda bağlantısızlık hareketi, Asya ve Afrika’da ulusal kurtuluş savaşları ve sayısı hızla artan ulus devletler…
  • Dünyadaki bu değişime paralel olarak Türkiye’de tek parti döneminden çok partili rejime, devletçi uygulamalardan karma ekonomiye geçiş, yeniden kurulan Avrupa’nın kurumlarına kurucu ortak olma, BM’ye ve NATO’ya üyelik Türkiye’deki değişimin bazı satırbaşları.
  • Dünyada bu dönem 1970’lerin sonu ve 1980’lerin başında kapandı. 1978-1981 arasında İngiltere’de Thatcher, ABD’de Reagan, İran’da devrim ve İslam cumhuriyetine geçiş, İsrail’de Likud, Çin’de Deng Xiao Ping reformları yeni dönemin siyasi statükosunu belirleyen temel olaylar.
  • Dünyada 1980’lerde başlayan bu dönem, özelleştirmelere, denetimsizliğe, piyasalaşmaya, finansallaşmaya ve küreselleşmeye dayalı neo-liberalizm dönemiydi. Türkiye’de de 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle beraber, siyasal ve iktisadi paradigma radikal bir şekilde değişmeye başladı.
  • Bu yeni dönem kendi kurum ve siyasi statükosunu yaratmakta gecikmedi. 1990’ların başında Japonya ekonomisi çok uzun bir deflasyonist sürece girdi. Berlin duvarı yıkıldı, Doğu ve Batı Almanya birleşti, Yugoslavya dağıldı, Doğu Bloku çöktü, Bağlantısızlar hareketi sona erdi.
  • 1993 Maastrich anlaşmasıyla AB kuruldu, 1999’da Euro dolaşıma girdi. 1997’den sonra Uzak Asya kaplanlarının yerini Çin almaya başladı. 1998’de Rusya moratoryum ilan etti, 1999’da Putin Rusya’nın başına geçti. Dünyada internet/mobil iletişim dönemi başladı Küreselleşme yaygınlaştı.
  • Dikkat edilirse, her çevrimde önce 3-5 yıl süren bir hazırlık dönemi var. Bu dönemde bazı temel değişimler oluyor ve dünyada dengeler bozulmaya başlıyor. Daha sonra bu değişim dünyaya yayılıyor, yeni oyuncular çıkıyor, ülkeler değişime göre konumlanıyor. Sonra değişim hızlanıyor.
  • Çevrimin sonlarına doğru krizler ortaya çıkıyor ve statüko sürdürülemez hale geliyor, çözülme ve dağılma başlıyor: İlk çevrim öncesinde 1930’ların krizi, faşizmin yükselişi ve WWII, ikinci çevrim öncesinde Bretton Woods’un çöküşü, petrol krizi, enflasyon, değerli madenlere hücum.
  • 2008-2016 döneminin de böyle bir dönem olduğunu, yeni bir çevrimin başladığını, bu çevrime uygun yapıların ve teknolojilerin ortaya çıkmaya başladığını düşünüyorum: Önce parasal genişleme ile neo-liberal fantezinin ve serbest piyasanın çöküşü, daha sonra Donald Trump ve Brexit.
  • Bu süreçte devletlerin ekonomiye müdahalesi, ticaret ve kur savaşları, (aşırı sağın değil) popülizmin yükselişi, sosyal medyanın ortaya çıkışı, kripto paralar/block chain, elektrikli araçlar, iklim krizi kaygıları, eski ve yeni ekonomi arasında çatışma, kapitalizm dışı arayışlar.
  • 2020’lerde, değişen dünyaya bağlı olarak yeni çevrimin paradigmasına uygun olayların hızlanacağını düşünüyorum; tıpkı 1960 ve 1990’larda olduğu gibi. Donald Trump’ın başkanlığının ve Brexit’in en az Berlin Duvarının yıkılışı ve Doğu Blokunun çöküşü kadar önemli olduğu fikrindeyim.
  • 2020 senesinin bu iki tarihi olayın, yani Trump ve Brexit’in yaratacağı sarsıntıların hissedileceği ve bu olayların aktığı mecradaki gelişmelere bağlı global hizalanmanın başlayacağı sene olmasını bekliyorum. 2020, sonraki 10-15 yılı belirleyecek bir sene olacaktır.
  • ABD’de Trump’ın gelişi, Trump’ın akıbetinden bağımsız olarak bir tarihsel iddianın çöküşü anlamında önemliydi. 1990-2010 döneminde ABD bütün dünyaya “demokrasiyi ve liberal değerleri yayma” iddiasındaydı. Doğu Blokundan sonra, Ortadoğu’ya da “demokrasi” getirme iddiası vardı.
  • 2016 Başkanlık seçimi, dışarıda Irak, Afganistan ve Suriye’den çekilme kararı, içeride Trump’ın kurumlarla ve muhalifleriyle çatışmasında kullandığı retorik, damadı Jared Kushner’in ABD siyasetinde üstlendiği roller, vs… ABD’nin dünyaya “demokrasi” getirme iddiaları çöktü.
  • Birleşik Krallık’ta ise, iç ekonomide dengesizlikler, Londra’nın bir finansal merkeze dönüşmesi ve emlak balonları sonucu Britanya’nın geri kalan kısımlarının taşralaşması, UKIP ve Brexit partilerinin gücünün çok ötesinde oynadığı siyasal roller ve nihayetinde Brexit.
  • 2020’ye girerken tahtta 93 yaşında bir kraliçe, her gün yeni bir skandalla sarsılan kraliyet ailesi, parlamentoda Brexit partisi destekli bir Tory çoğunluğu, 10 Downing St.’de Boris Johnson, muhalefette daha sol bir çizgiye kayan Labour, İskoçya ve İrlanda’da homurdanmalar,
  • Britanya’da özellikle Kraliçe Elizabeth sonrası, birliği korumak çok güç olabilir. Ekonomide çok büyük ağırlığa sahip olan, finans merkezi Londra çökebilir; İngiltere çok kısa bir süre içinde kendi içine kapanmış, sıradan ve önemsiz bir ada-devlete dönüşebilir.
  • Neo-liberal küreselleşme döneminin en önemli sonucu, Çin’de Deng Xiao Ping reformları ve Doğu Bloku çöküş sonrası, dünya emek piyasasına 800 milyon, tüketim dünyasına 1,5 milyardan fazla insanın katılmasıydı. Bütün ’90’lar ve 2000’lerin ilk 19 yılı bu şokun sarsıntıları ile geçti.
  • Bu kadar kısa zamanda, dünya emek ve tüketim pazarında bu ölçekte genişleme, tarihte hiç görülmemişti. Anormal ve tarihi ölçekli kredi arzı, tüketim artışı ve ulusal sınırlara göre kurulmuş dünya ekonomisinde finansal ve ekonomik sarsıntılar, bizi 2020’ye getiren süreci hazırladı.
  • Türkiye’de olan bitene yukarıda çizilen çerçeveden bakalım: Dünyada 800 milyon civarındaki yeni emek pazarı, Türkiye’de görece pahalı emeği ıskartaya çıkarttı, Türkiye sınırlı birkaç sektör hariç rekabet edemez hale geldi. (Sendikal mücadele ve emeğin ücret talebi tamamen çöktü)
  • Diğer taraftan dünyadaki aşırı para/kredi arzı, Türkiye’deki finansallaşma/serbestleşme süreciyle beraber anormal ölçekli bir tüketim talebi yarattı. Bunun sonucu olarak devasa boyutlu bir borçlanmayla tüketimin yanında, ithalata dayalı bir büyüme modeli uygulamaya sokuldu.
  • Para/kredi arzı sonucu dünyadan bulunan ucuz para da oluk oluk altyapı yatırımlarına ve emlak sektörüne akıtılınca, Türkiye ekonomisi değişen dünya koşullarına ayak uyduramaz hale geldi. TL’nin değerinde denge bulmak zorlaştı; değerli TL ihracata, değersiz TL tüketime ket vurdu.
  • Bu arada işsizlik (özellikle de genç işsizlik) kronikleşmeye başladı, yerel paraya ve ekonomiye güvensizlik tasarrufların devasa boyutlarla yabancı paraya park edilmesine ve yastık altına çekilmesine yol açtı. Emek, ucuz, niteliksiz ve güvencesiz hizmet sektörüne yönel(til)di.
  • Bu arada 2017 referandumu sonucu parlamenter sistemden vaz geçildi, “cumhurbaşkanlığı hükumet sistemi” adı verilen bir sisteme geçildi. Ben bu değişikliğin en azından yakın vadede geçici olmayabileceği, “iyileştirilmiş parlamenter demokrasiye” dönüşün kolay olmayacağı fikrindeyim.
  • Toparlamak gerekirse, 2008-2016 dönemindeki küresel sarsıntının sonucu yeni bir dünyanın kurulmakta olduğu fikrindeyim. Bu dünyanın nasıl bir dünya olacağı, 2020 yılındaki gelişmelerle şekillenecektir. Türkiye’nin rotası da, dünyada yaşanacak bu gelişmelere bağlı olacaktır.

Tahminlerimi başlıklar halinde özetlemem gerekirse:

  • 1) Ekonomide iyileşme, işsizlikte azalma, yüksek büyüme rakamları, Kanal İstanbul gibi “çılgın” projeler, yerli/milli araba üretimi, vs kısa ve orta vadede hayaldir. 2020’de unutulup gideceğini tahmin ediyorum.
  • 2) Kurulacak yeni partilerin siyasal kompozisyonu değiştirmesini beklemiyorum. 2020 içinde bir erken seçim olmayacağını tahmin ediyorum.
  • 3) ABD ve Rusya arasında “denge politikasını” sürdürülebilir bulmuyorum. Biriyle yollar ayrılacak diye düşünüyorum. (Muhtemelen Rusya ile)
  • 4) Önümüzdeki sene siyasetçilerden, ekonomistlerden, finans uzmanlarından daha fazla, yerbilimcilere, “deprem uzmanlarına” kulak verme ihtimalini çok yüksek buluyorum.
  • 5) Kapanan televizyon kanalı ve gazete sayısının 2020’de rekor kırmasını bekliyorum.

Yazar; Tuncer Şengöz

Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Facebook video indir | Yorumlar Libros Gratis |