Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

15 Temmuz Sonrası Cezaevlerinde neler oluyor? (Bir Günlükten Alıntılar!)

Sincan F-2 Cezaevinde 2-3 sağlık memuru olan küçük bir revir var. Haftanın 1 günü aile hekimi, 1 günü de diş tabibi geliyor, yarım günlüğüne. Önceden dilekçe vererek muayene olmak, ilaç almak mümkün.

  • Yönetimin baskısıyla olsa gerek, hastahaneye sevk etme konusunda sıkıntı yaşanıyor. Bu engeli aşabilen, cezaevi kampüsü içerisindeki hastanede uzman hekime görünebiliyor. İleri tetkikler için Sincan Devlet Hastanesine, ciddi durumlarda ise Numune Hastahanesine sevk ediyorlar.
  • 29 Mayıs 2017. Revir doktorunu zor da olsa rahatsızlığım konusunda ikna etmeyi başarıp 7 Haziran’da kampüs hastahanesine sevk edildim. Ancak doktor bir ilaç yazıp “1 ay sonra kontrole gel” diye geri çevirdi. İlaç sıkıntımın iyice artmasına sebep olunca tekrar revire.
  • “O zaman ilacı kullanma” diyor Hipokrat’ı yattığı yerde rahatsız eden revir hekimi. “Ağrılarım çok arttı” diyorum. “Tamam işte, 1 ay sonra kontrole gideceksin ya” deyip dört duvar arasına geri çeviriyor.
  • 26 Temmuz’da tekrar kampüs hastanesine. Buraya bile kelepçeli, jandarma refakatinde; zırhlı araçta yazın pişerek, kışın donarak gidip geliyorsunuz. Güzel olanı, yürüyecek haliniz olmasa da jandarmalar sürükleyerek götürüyorlar. Doktor bu defa ultrason istiyor. Geri dönüyorum.
  • 3 Ağustos’ta ultrason için kampüs hastanesine. 17 Ağustos’ta Devlet Hastanesinde bir test yapılıyor. 23 Ağustos’ta tekrar kampüs hastanesindeki doktora gidiyorum. Test sonucuna ve ultrason raporuna bakıp sıkıntımın varlığına ikna olup Ankara Numune Hastanesine sevk ediyor.
  • Hastanede ayak üstü biriyle laflıyorum. Cihat Yaycı’nın Dz.K.Kurmay Başkanı olduğunu öğreniyorum. Barbarosların, emanetine en iyi şekilde sahip çıkacağına olan inancımla, sevinçten içim pır pır ederek odama dönüyorum.
  • 22 Eylül’de Numune’ye. Doktor “operasyon” diyor. 27 Eylül’de yatış; 29 Eylül’de ameliyat. Genel anestezi yapılacak, ama jandarma kelepçeyi çıkarmak istemiyor. Doktorun ısrarıyla çıkarıyor, ama bu defa da ameliyathanede kalmak şartıyla. Uyurken uçmamdan korkuyorlar anlaşılan.
  • Mayıs’ta başlayan rahatsızlığım için Eylül sonunda ameliyat olmayı başarıyorum. Hastane yemekleri güzel. Kahvaltıda poşet çay veriyorlar. Sıcak su? O yoh. Temizlik şirketinin elemanı sağ olsun bir yerden can çekişen bir kettle bulup getiriyor ertesi gün. Bardak? O yoh.
  • Sincan’a dönünce “insanın evi gibisi yok” diyorum. Yine oda değişikliği. 6 aydır birlikte kaldığımız arkadaşım mahkemede, hazırlanmamı istiyorlar. Vedalaşamayacağız. Yatağının üstüne not bırakıyorum “Başkan hakkını helal et. Çıkınca görüşürüz.” Çıktım; şimdi onu bekliyorum.
  • Yeni oda, yeni arkadaşlar… Birisi yabancı ülkeye askeri ataşe olarak gitmek üzere hazırlıklarını yapmış. Eşyalarını göndermiş. Ailesiyle uçağa binmeden önceki gece telefonu çalmış. “Çok acele karargaha gel!” demiş bir ses. Askerseniz emir demiri keser. “Emredersiniz” demiş.
  • Karargahta olan biteni anlayamadan vurulmuş. Tedavisi tamamlanmadan da hastaneden çıkarıp Sincan’a atmışlar. İlk 6 ay yataktan kalkamadan yatmış. Oda arkadaşı yemeğini yedirmiş, altını temizlemiş, çamaşırlarını yıkamış, banyo yaptırmış, siniri kopan bacağına masaj yapmış.
  • Gardiyanlar her gün yoklamaya geldiklerinde “numara yapma, kalk artık” diye azarlamış. Sonra bir süre tekerlekli sandalye kullanmış. Tanıştığımızda koltuk değneğiyle yürüyebilse de üst kata inip çıkmakta zorlanıyordu.
  • Mahkemede darbeci değil, mağdur olduğunu, yaralanmasıyla ilgili olarak soruşturma yapılmadığını, kim tarafından vurulduğunun tespit edilmediğini anlattı. Hakim savcıya dönüp anlamlı bakınca savcı “Şikayet etse soruştururduk” dedi. “Şikayet ediyorum işte.” “Olmaz dilekçe ver!”
  • Hukuka Giriş-101 dersinden aklımızda kalan engin bilgimizle uğraşıp dilekçe yazdık . Gönderdi. Çok geçmeden Cumhuriyet Savcısının hukuk tarihine geçecek cevabı geldi: “Soruşturmaya gerek görülmemiştir!”
  • 28 Aralık. Bir yıl daha bitiyor. Mahzunuz. Sincan kampüsünde, F-1 cezaevinde kalan devre arkadaşımdan yeni yıl kartı aldım. F-1’in mektup okuma komisyonu incelemiş. Bizim komisyon bir daha okumuş. Nihayet şifreli mesaj, kaçış veya isyan planı bulamayıp teslim ettiler.

  • Kapalı görüş. Annem-babam her zamankinden daha kederli. Astsubay kardeşimi görevden uzaklaştırmış Cihat Yaycı ve zavallı suç ortakları. Suçu kardeşim olması. Cezaevinde bile nefes almamı hazmedemiyor, canımı acıtmak istiyorlar. Başardılar, canım çok yanıyor.
  • Rahatsızlığım nüksediyor, ağrıdan duramıyorum. Arkadaşlardaki ağrı kesiciler fayda etmiyor. Revire çıkıyorum. “Ağrı kesiciye gerek yok” diyor Hipokrat’a yattığı yerde bile huzur vermeyen doktorumuz. “Hastaneye sevk etseniz, bir uzmana görünsem” “ıııh”. Bu da geçer.
  • Bileğimde uzun zamandır parçam haline gelen bir siğil var. Özgürken mutluyduk birlikte, kelepçe takıldığından beri aramız bozuldu. Sağ yanımda bir lipom vardı; iyice büyüdü. Doktorla uzun müzakerelerden sonra kampüs hastanesine, kampüs devlet hastanesine sevk ediyor.
  • 3 Ocak 2018. Kardeşimi Kuvvet karargahına çağırıyor Cihat Yaycı’nın zavallı suç ortakları. Sopa gösterip hakkımda suç üretmeye çalışıyorlar. Heyette devre arkadaşım var. Ama utanmadan “Abinin ilkokuldan beri bu yapının içinde olduğunu biliyoruz” diyor. Diyen kim mi?
  • Donanmadaki ilk icraatı, Rusya’dan getirttiği hayat kadınlarını Marmaris bölgesindeki sınıf arkadaşlarına pazarlamak olan, MİT’in durumu fark edip uyardığı, Kanal D Ana Haber’de Mehmet Ali Birand’ın yayınladığı görüntülerde personeline katalogdan kadın resimleri gösterip isteyene çıtır, isteyene “at gibi” olanını ayarlayan, İzmir casusluk davasındaki savunmasında “p.z.lik yaptığım doğru ama casusluk yapmadım” diyen, devre arkadaşları tarafından “Tezek” lakabıyla onore edilen, Cihat Yaycı’nın “insan” olarak sertifiye ettiği Bnb.E.K. Anlaşılan Cihat Yaycı, ATİİ şubede görevlendireceği suç ortaklarını seçerken ince eleyip sık dokuyordu. Tanıyan kime sorsanız bu elit göreve Bnb.E.K.’den daha layık birini bulamazsınız.
  • 23 Ocak. Ağrılarım dayanılmaz boyutta. İnsan canı yandığından ağlarmış gerçekten. Nihayet doktorumuz lütfediyor da ilaçlarım geliyor. Biraz rahatlıyorum.
  • 9 Şubat. Devlet Hastanesinde siğil ve lipom operasyonu. Doktorun acelesi olmalı. Lokal anestezi yapıyor ama uyuşmayı beklemeden kesiyor. Dişimi sıkıyorum. Öldürmeyen güçlendirir mi gerçekten? Hemşire hanım yüzümden anlayıp doktoru durduruyor. Yeniden uyuşturuluyorum.
  • Bu defa da bileğimdeki siğili bir neşter darbesiyle kopartıyor, kolumun uyuşmasını beklemeden. Revir tabibinin boşuna günahını almışım. Bu arkadaş yekden köprüleri atmış Hipokrat’la.
  • İlaç ve 1 hafta günlük pansuman yazdı. Pansuman için dilekçe yazdım, ama gelen giden olmadı. Odanın kapısına vurarak ana koridordaki nöbetçi gardiyanın dikkatini çekmeyi başardım. Meramımı anlatınca somurtuyor. “Böyle gereksiz şeyler için kapıya vurma”.
  • Akşam 5’e doğru revire götürüyorlar. Sağlık memurları çok meşgul, film izliyorlar. Dilekçeme neden işlem yapmadıkları anlaşılıyor. “Sen nereden çıktın” der gibi bakıyor yüzüme. Ertesi gün yine aynı durum. Bu defa akşam 5.30 gibi odama geliyor haber yolladığım sağlık memuru.
  • Giyinmiş, belli ki servise yetişecek. “Ben bile daha iyisini yaparım” diyeceğim şekilde pansuman yapıyor alelacele. O da anlıyor sanırım daha iyisini yapabileceğimi; batikon ve gazlı bez veriyor. “Bundan sonra kendin yap” deyip gidiyor.
  • 10 gün olunca dikişleri aldırmak için tekrar revire gidiyorum. Her şeyi de benden beklemesinler. Sağ olsun alıyor dikişimi, Aradan haftalar geçiyor ama yara kapanmıyor. Bir gariplik var diyorum. Biraz kurcalayınca bir iplik parçası bulup çıkartıyorum. Gözden kaçmış olmalı.

Yaralarım kapandı nihayet; biraz iz kalsa da şikayetim yok. “Her mihnet kabulüm, yeter ki gün eksilmesin” güzel ülkemin üzerinden. Sağlıcakla kalın.

Bu Konu, Cafer Topkaya @c_topkaya Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |