Z-Kuşağı | Çin’in Yükselişi

Yeni bir Dönemden de öte, yeni bir Çağ geliyor, bu çağın ilk kuşağı, “Z-Kuşağı” denen -2023’de oy kullanan Türk vatandaşlarının dörtte birini oluşturacak- Gençlik olacak. Çalışma hayatına atılmalarıyla birlikte “keşfedildiler” ama Çin, Türkiye’de henüz keşfedilmiş değil… >>

  • Çin’in yükselişine ve çok kutuplu Dünyaya gözlerini açacak yeni kuşağın Yeni Türkiye’si Çin’e yaklaşırken elbette sadece sayılara/grafiklere falan bakmayacak, o “maddecilikten kırım kırım kırılan” BETONARME GEÇMİŞ zihniyetin ifadesi. Artık yeni kriterler olacak…
  • Bu kriterlerden ve Çinlilerin mantalitesinden bahsetmeden önce sonda söyleyeceğimi başta söylemem gerekirse: Çin, Yeni Çağ ile önemli uyumsuzluklara sahip, bu yüzden geleceğin Asya’sında asıl süper gücün Hindistan olma ihtimalinin yüksekliği ve bunun nedenlerinden bahsedeceğim…
  • Covid19 Türkiye’de can almaya başladığında Twitter’da iğrenç bir ırkçılık gözlemlendi, koyun bağırsağı, koç testisi yiyen Türkler, Çinlileri güya yarasa yiyen bir halk gibi gördü, ama bereket versin bu çok kısa sürdü ve güçlü bir furya haline gelmeden hemen sona erdi…
  • Çinlilerin küçük/hakir görülmesi oldukça yeni sayılabilecek bir olay. 19. Yüzyıla kadar Çin, tarihte “Lüksün adı” sayılıyordu. Topkapı sarayını ziyaret edenler bunu hemen anlar. Çin’in düşüşü, Afyon Savaşları ve Batılılar tarafından işgaliyle başladı ve artık çoktan sona erdi…
  • “Çinli birey (ki bu lafın yanlışlık payı da yüksek) nasıl bi ruh haline veya mental yapıya sahip?” Bu konuda Çince kitap yok, zira konuyu karşılayan ve Türkçe “Psişe” diye (biz de nasıl/niye kullanacağımızdan emin olamadığımız) “Psyche”, bir Batı terimi ve “Çinli”ye göre yok…
  • “Psişe” terimiyle aslında Türkler de sorunlular ama bu (ve benzeri) durumları “bilimselliğe halel gelmesin diye” -sanki bilim sahiden evrenselmiş, öznellikle alakasızmış gibi- dile getirmiyorlar. Çinliler böyle konularda çok daha netler ve bu Yeni Türkiye’nin öğreneceği bir şey..
  • Çin’in kendine has bir özgül ağırlığı var. Batı’dan elbette etkilenmiş, Çin Komünist Partisi de Marx ve Engels’in Manifestosundan -yani Batılı bir ideolojiden- yola çıkarak insanoğlunun yeryüzünde kurduğu en büyük organizasyon, ama günümüzde “kendine has” bir yapı halinde…
  • Çokkutuplu Dünyanın kurulması, aynı zamanda kapitalizmin sonuna da denk geliyor. Bu da halkların özgün yanlarının yeniden belirginleşmesi demek. Burada Çinlilerin -yeni normlar koymaya aday- özgün yanlarından bahsederken, Türklerin özgün yanları da daha belirginleşecektir tabii..
  • Batılı bireysel “Psişe” (psyche) kavramının Türkçe, -ifade edilen/edilmeyen tüm duygu ve düşünceleri içeren- “zihin” mi, yoksa (Arapça) “Rûh” mu olduğu belirsiz. Çincede ise, ayrı bir “ben” sözcüğü bin yıl öncesine kadar varolmayıp, “ben/biz” ayrılmadan kullanılmış. Aile önemli..
  • Bireyin kendi başına halet-i ruhiyesi “Psişe”si yerine ailede ve toplumdaki yeri ön planda (zaten soy/aile adı Çincede önce yazılıyor, sonra ön ad geliyor). Bireyin kendi başına bir anlam ifade etmediği bir mantalite bu ve ne olursa olsun, uyumluluğu esas alıyor. Yeni nesle ters!
  • Çinliler birbirlerine sarılmayı, birbirlerine aşırı duygusal ifadeleri vs. “Barbarlık” sayan bir gelenekten geliyorlar. Bir kişinin annesini-babasını sevdiğini göstermesi, -bu diyardaki gibi onları öpmekle olmuyor- çok başarı kazanıp “ailesinin adını yükseltmekle” oluyor…
  • Çinliler tarih boyunca katı yasaklarla yaşamayı öğrenmiş, herkesin kendini “bütünün hiyerarşisi içinde bir parçası” olarak görmeye alışmışlar. Yasaklar da (şimdiki versiyonunda) şöyle işliyor: “ÇKP’yi eleştirme, afaroz edilmiş bazı politikacıları anma da, sonra ne istersen yap!”
  • Bu “istisnalar”a uydukları (siyaseti eleştirmedikleri) takdirde Çinliler, her türlü konvensiyonun ötesinde “istediklerini yapıp” çok canlı bir yaratıcılık ortaya koymakta “serbest”ler, çünkü bu noktada (etik/metik) sınır tanımayabiliyorlar. Uyum, bireysellikten önce geliyor…
  • Kongfuzi’nin yorumladığı Yijing metinlerinde bile, ailedeki hiyerarşi, kimin kime itaat edeceği belirlenmiştir. Ülke büyük bir aile gibi düşünüldüğünde herkes yerini bilir ve “Uyumluluk” esastır, burada bağımsız bireyin “Psişe”sine, (çıkıntı muhalifliğe!) yer yoktur…
  • Batı’dan, Çinlilerden daha çok etkilenmiş Türklerin tam içselleştirMEmekte ısrar ettikleri -artık zayıf- Batılı normlara karşı kendi özgünlüklerini geliştirmeleri önündeki engelleri: şablonlara çok fazla takılmak ve şekilsel Batılılık ile İhvanî Ortadoğululuk arasında kalmaları..
  • Yeni Kuşağın Türkiyesi, bu konuda Çinliler gibi, ne Batıya ne de Doğuya ve Ortadoğuya yaslanan/karşıçıkan, kendi özgül ağırlığını yeniden keşfetmeye aday… Bu gelişme, Çince gibi çok özgün bir dil olan Türkçenin güvencesi altında…
  • Çinlilerin Toplum merkezli yaşamlarında alıştıkları tehlike sayesinde Batı’daki gibi başı sonu düşünülmüş hayatlardan ziyade, anlık yaşamak zihniyetini güçlendiriyor, -hem de ülkeyi yöneten ÇKP’nin yüzlerce yıllık gelecek planlarına/simülasyonlarına rağmen…
  • Önümüzdeki dönemde bir çok normun ülkeye/bölgeye göre değişmesi konusuna verilebilecek en iyi örneklerden biri, Batılı kurumlarca yapılan (mesela World Happines Report ile açıklanan) “Mutluluk endeksleri” olabilir. Burada Danimarkalılar bir numara, Çinliler çok arkalarda…
  • Mutluluk araştırmasında Batıda konan normlar geleceğe yönelik ve teorik, “sağlık, güvenlik, gelecek güvencesi” üzerinden değerlendirildiğinden Çinliler -bu kriterlere göre- sonlardalar ama aslında hiç de mutsuz değiller, sadece mutluluk kriterleri farklı, zira anlık yaşıyorlar…
  • Çinlilerin mutluluk konusunda pratik/anlık kriterleri var, “iyi yemek yemek”, “iyi ve kaliteli cinsellik” gibi. Sadece Batılı normlara (veya sadece Doğulu normlara) göre araştırmaların ne kadar yanıltıcı oldukları açık… Çok mutlu Danimarka, intihar oranı en yüksek ülkelerden…
  • 18 yaş altı intiharların en yüksek olduğu ülke Çin. Orada intihar nedenleri farklı. Sınavını veremeyen ortaokul talebesi, “Babamın yüzüne nasıl bakarım, ailemi utandırdım” diye mektuplar yazıp intihar ediyor. Görüldüğü gibi ne Doğulu ne Batılı kriterler Türkiye’ye tam uyuyor…
  • Yeni Türkiye, kendine has kriterler koymak ve uygulamak konusunda -önümüzdeki dönemde- çok daha özgüvenli bir yer olacağa benziyor, çünkü yeni kuşak özgürlükçü, yaratıcı ve iyi yaşamak istiyor. “İyi yaşam” kriterleri arasında da “mülkiyet”ten ziyade “paylaşmak” ön alıyor…
  • Çinlilerin toplum odaklı, Batının Hristiyan/İslam kültürünün tersine insanı “doğanın/dünyanın efendisi” görmeyen yanları, yeni döneme uygun olduğundan benimsenmeye aday. Kuralcı/hiyerarşik/uyumcu Kongfuzi bu diyarda pek tutmaz ama şairane/hayatabağlı Laozi etkileyebilir…
  • Yeni Dönem’in özelliği daha çok yerinden yönetimi, Belediyeler/Şehirler gibi yerel yönetimi ön plana çıkarırken, heterojenlikten korkmayan eşitlikçi bir mantaliteyi de güçlendiriyor. Han Milliyetçiliği üzerine kurulu homojen ulusdevlette ısrar eden Çin, zamanın ruhuna aykırı…
  • Totaliter yapıların birer birer çözüleceği yakın gelecekte, hem heterojenliği hem de popülist totaliterizmden uzaklaşması daha kolay olacak Hindistan, zamanın ruhuna daha uygun özelliklere sahip. Bu yüzden orta vadede Hindistan, Çin’den daha önemli olacak gibi görünüyor…
  • Konu çok boyutlu ve önemli. Çin mantalitesini ve özgünlüğünü giderek daha vurgulamasını anlamak, “Çok kutuplu yeni Dünya” ve mental dönemden pratiğe geçmeye başlayacak “Postkapitalist dömnem”i anlamak için gerekli… Konuya devam edeceğim…
  • Çinlilerin ÇKP yönetimine güven oranı, dünya ortalaması yüzde 45’in çok üzerinde, yüzde 62 gibi bir yerde. Bu çok ilginç. Demokrasi ve insan haklarından ziyade refah ve istikrarı tercih ediyorlar. Yeni Türkiye’ye ters. Eh Türkiye de herhangi bir yerin kopyası olmayacak gibi… <<

Yazar; Selçuk Salih Caydı

guest
1 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
Anonim
Anonim
1 ay önce

sağ tarafdaki en cok okunan floodlar kısmını kaldırırsanız daha iyi bir okuma deneyimi elde edilebilir .

mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Video İndir | Yorumlar Libros Gratis | Free pdf download |
1
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x