Türkiye İsrail İlişkileri

Son zamanlarda sıkça gündeme gelen bir konu üzerine flood yapmak istedim. ‘’Türkiye-İsrail İlişkileri ve İttifak’’ konusuna değineceğim. Birkaç güne yayılan tek günde bitmeyecek bir flood olabilir baştan söyleyeyim.

  • İzninizle kısa bir girizgah yapayım. Toplumumuz ne yazık ki ırkçı söylemlere, ideolojilere çabuk kapılıp gidebiliyor. İğneyi kendime de batırıyorum. Dünyada bir takım özelliklerinden ötürü eleştirdiğimiz milletler mevcut.
  • Ben en azından bu floodda bu milletlerden birinin, yani Yahudilerin; Türkiye ve Türk halkı için nasıl bir önem arz ettiğini anlatmaya çalışacağım. Tabi aynı zamanda İsrail’e dair toplumumuzda yer etmiş yanlış algıya da değineceğim.
  • Öncelikle akıllarda bir geçmişe dair imge oluşturmak istiyorum. Çünkü Türkiye’deki çoğu insan İsrail Devleti’nin kuruluşu ve Yahudilerin bölgeye gelişinin 20. Yüzyılın ortalarında olduğu gibi yanlış bir fikre kapılmış durumda.
  • İsrail ve Yahudiler ile ilgili kısa coğrafi ve tarihsel anekdotlar vereceğim özet şeklinde. Bu tamamen bölgeyi tanımak ve İsrail ve İsraillilerin bölgedeki konumlarını anlamak için.

Ben yeşil çayımı demledim ve başlamaya hazırım. İkinci fincana kadar simultane ve doğaçlama şekilde yazmaya devam edeceğim. Ondan sonrasına bakacağız artık 🙂

Kenan Ülkesi veya Diyarı;

  • İsrail, Filistin ve Lübnan topraklarının tamamını; Mısır, Ürdün ve Suriye topraklarının da bir kısmını içine alan bölgeye Kenan Ülkesi diyoruz. Tüm hikayenin merkez burada dönüyor aslında.

  • Bundan sonraki kısımda Tanah ve bazı kaynakları sentezleyerek ve özetleyerek anlatmaya çalışacağım. İsrailoğulları’nın Musa ve firavun sürecini, Kenan Ülkesine gelişlerini atlıyorum. Artık herkesçe bilinen bir süreç diye düşünüyorum. On Emir’i izlemeyen yoktur en azından.

İsrailoğulları

  • Hepimiz sıkça ‘İsrailoğulları’nı duyduk. Gerek tarih kitaplarında, gerek kutsal kitaplarda. Peki bu isim nereden geliyor? Yakup, Yahudiler için (aynı zamanda Hristiyan ve Müslümanlar için) büyük önem arz eden birisidir.

  • İsrail’İn anlamı da şudur ki: ”Tanrıyla güreşip onu yenen.” Yakup, güreştiği adamı ancak kendisini kutsar ise bırakacağını söyler. Adam da: “Artık sana Yakup değil, İsrail denecek” dedi, “Çünkü Tanrı’yla, insanlarla güreşip yendin. (Yaratılış 32/24-28)
  • Yakup’un 12 oğlu vardır ve bu oğullarının soyundan gelenlere de artık İsrailoğulları denilecektir.

İsrail Krallığı (Birleşik Krallık)

  • On iki soydan gelen İsrailoğulları, on iki ayrı kabile olarak yaşamlarını sürdürüyorlardı. Fakat onlar için çevredeki tehditler ve tehlikeler büyüyünce kabilelerini birleştirdiler ve İsrail Krallığı’nı kurdular. (MÖ 1050-930)

  • Krallık en parlak dönemlerinden birini Davut ile yaşadı. Davut, Yeruşalim (Kudüs)’i kurdu ve şehir MÖ 1006 yılında krallığın başkenti oldu. Ayrıca Tanah’ın Mezmurlar bölümündeki şiirlerin Davut’a ait olduğuna inanılır.

Davut’tan bahsederken bir meseleyi atlayamam. Buna gönlüm el vermez. Hepinizin malumu olan, Michelangelo ve onun harikulade detaylara sahip Davut heykeli.

  • Davut’tan sonra krallığın tahtına, günümüz meselelerinin de merkezi olacak kişi, Süleyman geçer. Öyledir çünkü Süleyman Mabedini inşa ettirecektir. Mabetlerin ilkidir. Mescid-i Aksa mabedin olduğu bölgenin üzerindedir. 3. Mabet de bu bölgeye inşa edilmek isteniyor.

  • Krallık, uzun yıllar iç savaşa sahne oldu ve sonunda ikiye bölündü. Kuzeyde İsrail Krallığı (Kuzey Krallığı), güneyde Yehuda Krallığı (Güney Krallığı).

  • Kuzey ve Güney Krallıkları ayrıldıktan sonra da geçinemediler. Şam’a karşı müttefik oldukları zamanların geride kaldığı vakitlerde Güney, Yeni Asur İmp. ile anlaştı ve Kuzey’in yıkımına sebep oldu. Kuzey’deki kabilelerin birçoğu dağıldı. Bir kısmı Güney’e, Yeruşalim’e kaçtı.

  • Nihayetinde bir süre sonra Güney Krallığı da Yeni Babil İmp. tarafından yıkıldı. Persler döneminde Yehuda (Güney) Krallığı tekrar kurulsa da İskender döneminde tekrar son buldu. Bölge Roma’nın hakimiyetine geçinde kendine yeni bir isim buldu: Filistin.
  • Romalıların, Bizanslıların, Osmanlının ve modern zamanlarda İngilizlerin bu bölgeyi Filistin olarak adlandırdığını görüyoruz. Kökeni Filistin, İbranice’de ‘’İşgalde bulunan, işgalci’’ anlamı taşır. Ve bu isim günümüze dek süregelmiştir.

Şimdi gelelim floodun asıl konusuna: ilişkilerimiz nasıl başladı?

  • Bu iki ülkenin milletleri hem etnik hem de dini olarak kadim zamanlardan beri ortak bir kaderi paylaşıyorlar. Bu ilk çağdan günümüze kadar süren bir ilişki.
  • Bu ilişki içerisinde Hazar Devleti’ne ayrı bir parantez açmak gerekiyor diye düşünüyorum. Hazar Devleti, Kafkas coğrafyasında 7. Ve 11. yüzyıllar arasında hüküm sürmüş Musevi Türk devletidir.

  • Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’a göre kavimler göçüyle birlikte batıya, Polonya taraflarına doğru hareket eden Hazarlar, Avrupa’ya Museviliği taşımış oldular.

Anadolu’daki İlk Yahudiler

  • Yahudilerin Anadolu’daki varlığını yapılan arkeolojik çalışmalarla MÖ 4. yüzyıla kadar çekebiliyoruz. Ankara, Ödemiş, Aydın, Fethiye, Pamukkale, Gümüşlü Liman, Milet ve Antalya gibi antik kentlerde Yahudilerin izlerine rastlamak mümkün.
  • Osmanlı’da Yahudiler; Konunun sanırım en can alıcı noktası burada başlıyor. Osmanlı günümüze sadece mimari, edebi ve bir ülke miras bırakmadı. Aynı zamanda millet bilinci oluşumunu ve ‘Gayrimüslim’ tebaanın halk üzerindeki etkisini de miras bıraktı.
  • Devlet olarak Osmanlı’nın Yahudilerle ilk teması Konstantinopol’ün alınmasıyla başlıyor. Fakat en önemli olay, bundan yaklaşık 50 yıl sonra gerçekleşecek olan, İspanya’nın sürgün meselesi ile kendini gösterecekti.
  • İspanya’daki Sefarad Yahudileri, Elhamra Sarayında imzalanan bir ferman ile ülkelerinden sürüldü. Evlerini, topraklarını, hayvanlarını, servetlerini geride bırakarak, bir gün geri dönmek umuduyla ancak sadece evlerinin anahtarlarını yanlarına alarak İspanya’yı terk ettiler.
  • Ülkesini terk eden Yahudi sayısı 120.000 dolaylarındadır. Bunun ciddi bir oranı Osmanlı’nın daveti üzerine, 1492 yılında bu topraklara geldiler. Altta, Yahudileri Osmanlı’ya getirmesi için bizzat padişah tarafından tahsis edilen Osmanlı kalyonu.

  • ’İspanya Yahudilerini geri çevirmek şöyle dursun tam bir içtenlikle karşılanmaları aksine hareket ederek göçmenlere kötü muamele yapacaklar veya en ufak bir zarara sebebiyet verecekler ölümle cezalandırılacaklar.’’ Sultan II. Bayezid

  • Rusya’daki 1881, 1891, 1897, 1903 yıllarındaki pogromlardan ve 1907 yılındaki Bolşevik devriminden kaçan binlerce Yahudi, Osmanlı’nın çeşitli şehirlerine sığınmıştır. (İstanbul, Selanik, Edirne gibi.)

  • Türkiye topraklarının Yahudilere nasıl ‘Ev’ haline geldiğini en yalın haliyle anlatan, 16. yüzyılda Osmanlı’ya gelen Avusturyalı Hans Dernschwam’dır: “…Yeryüzünde ne kadar Yahudi kovulmuşsa hepsi doğru Türkiye’ye koşuyordu.”

  • Moşe Şaret; Gördüğünüz kişi bir Osmanlı askeri. Moşe ya da duymaya alışık olduğunuz şekliyle Musa. Kendisi Yahudi bir öğrenci. İstanbul Hukuk Fakültesi’nde okurken cepheye bir Osmanlı subayı ve tercüman olarak gitti.

  • Fakat onu çekici kılan şey bu değil. Bu Osmanlı subayı, daha sonraki yıllarda İsrail Devleti’nin 2. başbakanı olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti ve Yahudiler;

  • Türkiye ne yazık ki Yahudiler konusunda acı bir geçmişe sahip. Çoğunuz nelerden bahsettiğimi anlıyordur. O elim hadiselere gelmeden önce, ülkemizin kurucusunun Türk Yahudileri tarafından sevildiğini ve devrimlerinin benimsendiğini belirtmeliyim.

  • M. Kemal’den esinlenmiş boynu bükük memleketler, gerçek bağımsızlıklarını elde edecekler ve kendilerine bu imkânı verdiği için bir milyar halk, bu insanüstü Türk’le komuta etmiş olduğu Türk ordusuna secde edecektir… O geçmiş ve şimdiki zamanın en büyük adamıdır. Avram Galante.

  • Avrupa’da yükselen faşist rejimler Yahudileri hedef almaya başlamıştı ve onlar için yine vatanlarından göç zamanıydı. Türkiye yine Yahudilere ev sahipliği yapacaktı. Atatürk, bilim insanlarının Türkiye’ye gelmesi için büyük çaba sarf etti.
  • Bu girişimler sonucunda 190 Yahudi bilim insanı Türkiye’ye geldi. Fakat Türkiye’de karşılaştıkları umdukları şeyler değildi. Genç Cumhuriyet, yoksulluğun belirtilerini yaşıyordu. Bu bilim insanları kendi eşyalarını satarak Türkiye’ye kütüphane ve laboratuvarlar kazandırdılar.
  • Daha sonraki yönetimler ise ‘’Bu Yahudilerin yerini Türkler almalı.’’ fikrine kapılarak, bu bilim insanlarının ayaklarını kaydırdı ve hali hazırda Türkiye’den İngiltere ve ABD’ye (Bir kısmı da İsrail’e) göçen Yahudiler’e, beyin göçü yapanlar da eklendi.

Struma; Struma Gemisi 

  • Türkiye tarihin en acı, en dramatik olaylarından birisi 1942 yılında yaşandı. Soykırımdan kaçan 800 Yahudi, Romanya’nın Köstence Limanı’ndan Filistin’e doğru yola çıktı.

  • İstanbul boğazından geçerken arızalanan gemi, Sarayburnu açıklarında demir atar. İnsan dramının başlangıcı da böyle olacaktır. Struma’daki yolcuların İstanbul’a inişine izin verilmez. Çünkü Almanlar bunu bizzat Türkiye’ye bildirmiştir.
  • İngilizler de Struma’nın Filistin’e doğru yol almasını istemiyordu. Gemi haftalarca açıkta bekledi. Kızılay ve sivil vatandaşlar gemidekilere erzak yardımı yapıyordu. Gemiden birkaç kişi dışında asla karaya ayak basmadı.
  • Struma 23 Şubat günü römorklarla Karadeniz’e çekildi. 24 Şubat sabahı da Struma’da büyük bir patlama meydana geldi ve battı. 2 yolcusu dışında kurtulan olmadı. Struma’yı batıran ve beraberinde yüzlerce kişiyi öldüren ise Sovyetler’in denizaltısıydı.

  • Mefkure; Struma olayının bir ikizi 1944 yılında yaşandı. Romanya’dan yola çıkan Mefkure, Morina ve Bülbül isimli 3 gemi İğneada açıklarında durduruldu. Mefkure 300’den fazla Yahudi mülteci taşıyordu. Gemiye ateş açılmaya başlandı. 5 mürettebat dışında gemideki herkes can verdi.
  • Morina ve Bülbül’deki mülteciler ise Türkiye’ye iniş yapabildiler ve Türkiye üzerinden Filistin’e vardılar. Tel Aviv’de Mefkure’de can veren 300 Yahudi mültecinin anıtı bulunuyor.

  • Türkiye aynı utanç tablosunu Parita ve Salvador gemilerinde de yaşadı. Farklı zamanda, farklı limanlarda bulundular ama çoğunun kaderi ölüm ve keder oldu.

1934 Trakya Olayları;

  • Avrupa’da yükselen Nazizim ve Faşizm, Türkiye’deki ırkçıları da harekete geçirmişti. Birçok gazete ve dergi antisemitik açıklamalar yapıyordu. Bunlar halk tabanında infial uyandırdı.

  • Bu dergilerin başında Nihal Atsız’ın Orhun; Cevat Rıfat Atilhan’ın ise Milli İnkılap dergisi geliyordu. Sonunda olaylar patlak verdi ve Türkiye’nin Trakya’daki illerde Yahudilere ait evler ve dükkanlar yağmalandı. Kadınlar tecavüze uğradı. Binlerce Yahudi şehirlerini terk etti.

  • Bu noktaya kadar, İsrail’in kuruluş sürecine dek olanları anlatmaya çalıştım. Artık 1948 yılına gelip İsrail’in kuruluşuyla birlikte Türkiye ile resmi ilişkileri ele alacağım .

2. bölümden devam ediyorum dostlar.

  • İsrail Devleti, Kenan Ülkesi sınırları içerisinde kurulu bir devlet. Başkenti Yeruşalim. Eski başkenti Tel Aviv’dir. Bu durumu bazı dünya ülkeleri henüz tanımamıştır. Türkiye de dahil. Altta, İsrail Devleti resmi bayrağı ve arması.

  • Buraya da İsrail yıllar boyunca benimsemese de sonunda anayasasına eklediği milli marşı, ‘Hatikvah’ (Umut)’yı bırakıyorum.

  • Dünya Savaşları öncesinde ve sonrasında bölgeye binlerce Yahudi göç etti. Yahudiler’in bölgeye gelmesini istemeyen Araplar, Nazilerle görüşüyorlardı. II. DS’nin bitişiyle konu BM’ye taşındı. BM 1947’de bölgenin Yahudi ve Araplara bölüştürülmesine karar verdi.

  • 14 Mayıs 1948’de David Ben Gurion (Kendisi bir süreliğine İstanbul Üni. Hukuk Fakültesi öğrencisi olmuştur.) İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan etti. Yeruşalim’e özel bir statü (tarafsız yönetim) tanımlansa da Araplar BM kararını kabul etmediler. Altta, David Ben Gurion.

  • Ürdün, Mısır, Suriye, Irak ve Lübnan; İsrail’e savaş ilan ettiler. İsrail topraklarının batısındaki küçük bir alanı Yahudilere bırakarak, geri kalan bölgeyi işgal ettiler.
  • 29 Mart 1948 tarihi itibarıyla, İsrail Devleti’ni tanıyan ilk Müslüman ülke Türkiye olmuştur.

  • 1955 Bağdat Paktı, Türkiye ve İsrail’in ilişkilerinin gerilmesine neden olmuştu. Çünkü İsrail bu paktın kendi sınır güvenliğini tehlikeye düşürecek bir anlaşma olduğuna inanıyordu. Bu sebeple Türkiye’ye nota verdi.

  • 1956 yılındaki Süveyş Krizi iki ülke arasındaki gerilimin çok daha artmasına sebep oldu. Yıllar boyunca elçilik seviyesi maslahatgüzar seviyesinde tutuldu.

  • 29 Ağustos 1958 yılında Gurion ve Menderes arasında çok gizli bir görüşme yapıldı. Hatta ikilinin yanındaki diplomatların garson olup yemek yaptıkları anlatılır. Bu anlaşma iki ülke arasındaki istihbarat paylaşımını öngören gizli bir anlaşma olarak kaldı.

  • 1967 yılında patlak veren bir savaş, orta doğudaki tüm dengeleri değiştirecekti. İsrail; Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak’a karşı savaşacak, bu ülkeleri tek başına yendiği yetmiyormuş gibi bunu 6 gün gibi çok kısa bir sürede başaracaktır.

  • Moşe Dayan bu başarıyı şu şekilde özetleyecektir: ”İstihbarat, istihbarat, istihbarat.”

  • Konusu açılmışken dizi tavsiyesi yapayım. Sacha Baron Cohen’in Netflix yapımı 6 bölümlük ”The Spy” adlı mini dizisini izleyebilirsiniz. Bu konulara ilginiz varsa beğeneceğinizi garanti edebilirim.

  • Türkiye savaştan sonra İsrail’in ilhak ettiği topraklara karşı çıksa da, BM Genel Kurulunda İsrail yanlısı bir tutum sergilemiş ve daha sonrasında toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı’nda da İsrail aleyhindeki kararları veto etmiştir.

  • Bazı çevreler tarafından Arapların bu olayın intikamını, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Rumları destekleyerek aldığını söylenir.
  • 1980 yılında İsrail’in Yeruşalim’i başkent ilan etti. Türkiye ile İsrail’in arası bir kez daha bozuldu. Diplomatik seviye yine düşürüldü. 1993’te Filistin ve İsrail arasında yapılan Oslo anlaşması ilişkilerin biraz yumuşamasını sağladı.

  • 90’lı yıllar Türkiye ve İsrail devletleri için olumlu gelişmelere ve yakınlaşmalara sahne oldu. 1991 yılında, Körfez Savaşı’yla beraber iki ülke de güvenliklerini teminat altına alma amacıyla birbirleriyle yakınlaştılar.
  • Oslo görüşmelerinin ardından Türkiye İsrail’le olan diplomatik ilişkisini büyükelçiliğe yükseltti.

  • Yıllar sonra, 13 Kasım 1993’te Türkiye’den İsrail’e bakanlık düzeyinde bir ziyaret gerçekleştirildi.

  • Bu yıllarda bir ilk daha gerçekleşecekti. 4 Kasım 1994’te Tansu Çiller İsrail’e gidecek, böylece ilk defa bir Türk başbakanı İsrail’i ziyaret etmiş olacaktı.

  • 1996 yılında Türkiye ve İsrail arasında askeri işbirliği anlaşması yapıldı. Bu anlaşmayla Türkiye’nin eli iç tehditlere karşı güçlenmişti. Çünkü İsrail, Türkiye’nin PKK ile mücadelesinde Türkiye’ye çok büyük yardımlar yapmıştı.
  • Abdullah Öcalan. Terör örgütü PKK’nın lideri. Hepimiz onun yakalanış hikayesiyle ilgili bir şeyler duyduk. CIA desteği ile yakalandığı anlatıldı. Ama bu hikayenin gizli ve gerçek kahramanı MOSSAD’dı.

  • Netenyahu-Ecevit-Halevy üçlüsü arasında geçen konuşmayla, MOSSAD, Öcalan’ı tüm Avrupa kaçışı boyunca takip ediyordu. Bu takip Kenya’ya kadar sürdü. Ondan sonraki hikayeyi hepimiz biliyoruz. Öcalan, ‘Lazaros Mavros’ sahte kimliği ile Türkiye’ye getirildi.
  • 1999 yılında Süleyman Demirel de İsrail’e ziyarette bulunmuştu. Kendisinin daha sonra yaptığı açıklama Türkiye gündemini uzun bir süre meşgul etmişti. ”Bana İsrail cinayet işliyor dedirtemezsiniz.”

17 Ağustos 1999

  • Türkiye, Gölcük’te büyük bir sarsıntıyla uyandı. Resmi olmayan kaynaklara göre 50 bine yakın insanın yaşamını yitirdiği bir deprem Marmara bölgesini vurmuştu. 360 bine yakın bina hasar gördü.

  • İsrail Türkiye’ye C-130 ve Boeing 747 Jumbo Jet tipi nakliye uçaklarıyla 120 kişilik tecrübeli acil yardım ekibi göndermiştir. (Bilgi ve fotoğraflar için @madanoglupasa ‘ya teşekkür ediyorum.)

  • 2000’li yıllara gelindiğinde Türkiye-İsrail ilişkileri gelişme göstermeye devam etti. Türkiye, TSK’ya ait 160 adet M60 tankını modernize etmesi için ihaleyi IMI (Israel Military Industries)’a verdi.

  • İran ise o yıllarda Türkiye ve İsrail’in yakınlaşmasını ”Uğursuz ittifak.” olarak anıyor ve bu yakınlaşmanın devam etmesi halinde Türkiye’nin zarara uğrayacağını söylüyordu.
  • Bugün, İsrail Devleti’nin kuruluşundan Ak Parti iktidarına kadar olan ikili ilişkileri anlatmaya çalıştım. Yarın 2002’den günümüze kadar olan süreci ve ”İTTİFAK”a dair yol haritamızı paylaşacağım.

3. bölümden devam ediyorum. Yakın dönem olması itibarıyla birçoğumuz bu olayları hatırlayacaktır. Hafızalarımızı tazelemiş olalım. Başlıyoruz.

  • Yıl 2002. Türkiye siyasi tarihinin en önemli gelişmelerinden birisi gerçekleşti. Ak Parti tek başına iktidara geldi.

  • Ak Parti’nin kuruluş ilkelerinden biri ‘’Komşularla sıfır sorun.’’ İlkesiydi. Bu bağlamda 90’lı yıllarda İsrail ve Türkiye arasında başlayan muhabbet ortamı, birkaç sene aynı şekilde devam etti.
  • İsrail doğal kaynak suyu bakımından zayıf bir ülke. Su arıtma tesisleriyle halkının temiz su ihtiyacını gidermekte. 2004 yılında İsrail’in, Türkiye’den 20 yıl boyunca yılda 50 milyon metreküp su alması konusunda mutabakat sağlandığı açıklandı.

  • Ak Parti bu dostane politikaları 2 Mayıs 2005 tarihinde, henüz dönemin başbakanı iken Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail ziyareti ile devam ettirdi. Kendisini yine dönemin İsrail başbakanı Ariel Şaron karşılamıştı.

  • Erdoğan’ın hedeflerinden biri de, İsrail ve Filistin arasında arabuluculuk yapmaktı. Ariel Şaron Erdoğan’a ‘’Yahudi milletinin başkenti ve İsrail’in başkenti Kudüs’e hoşgeldiniz” demişti.

  • Erdoğan aynı ziyarette Holokost kurbanlarının müzesi olan Yad Vashem’i de ziyaret etmiş ve kurbanların anısı için çelenk bırakıp saygı duruşunda bulunmuştu.

  • 2007 yılında İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ve Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas; TBMM’de barış konuşması yaptılar.

  • ”Atatürk “Hayatta mutluluğun tek yolu sonraki nesillerin çıkarlarını gözetmektir.” demiştir. Türkiye son yüzyılda bir devrim yaşadı. Güçlü bir cumhuriyete dönüştü. Atalarınız atalarımıza yardım etti. Sadece Osmanlı bize kucak açtı. Buraya takdirlerimizi ifade etmeye geldim.”

  • 22 Aralık 2008’de, dönemin İsrail Başbakanı Ehud Olmert Ankara’ya gelerek Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan’la görüştü. İki lider, Tel Aviv ile Şam arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk eden Türkiye’nin bu rolünü sürdürmesi konusunda anlaştı.

  • Görüşmeden 5 gün sonra, 27 Aralık 2008’de başlayan, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği ”Dökme Kurşun” kod adlı operasyonu Erdoğan ihanete uğradığını belirtip, operasyonu çok sert ifadelerle kınayacaktı. ‘’İnsanlığa karşı işlenen suç. İsrail devlet terörü uyguladı.’’

29 Ocak 2009. Dünya kamuoyu şoka uğramıştı: Davos.

  • Bu yıla kadar İsrail ve Türkiye’nin ilişkileri bu denli bir kopma noktasına gelmemişti. Erdoğan Peres’in yüzüne Filistin meselesini haykırmış ve Davos toplantısını terk etmişti.

  • Anadolu Kartalı tatbikatının uluslararasına açık 3. etabında Türkiye, İsrail’in yer alacağı bölümü iptal etti. Aynı zamanda M-60 tank modernize anlaşması da iptal edildi.

  • Ocak 2010’da Kurtlar Vadisi Pusu’nun son bölümünde, MOSSAD’ın çocuk kaçırma sahnesini yayınlandığı için İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayolon, İsrail Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u Knesset’teki ofisine çağırdı ve burada ”Alçak Koltuk Krizi” yaşandı.

  • Ayolon muhabirlere İbranice konuşarak ”Bizim yüksek, onun daha alçak bir koltukta oturduğuna, masada yalnızca İsrail bayrağı bulunduğuna dikkatinizi çekerim.” dedi.
  • İki ülke bir kez daha gerilmişti. Karşılıklı sert açıklamalar bir süre daha sürse de, Danny Ayalon bir süre sonra Çelikkol’a resmi bir özür mektubu gönderdi. Fakat Türkiye buna rağmen İsrail’le olan 16 güvenlik anlaşmasını iptal etti.

Mavi Marmara

  • Tarih 31 Mayıs 2010. İki ülke arasındaki ipleri kopartan, birçok kişinin savaş tahminlerinde bulunduğu meşhur olay gerçekleşti: Mavi Marmara

  • Aralarında Mavi Marmara’nın da bulunduğu 6 gemi; İHH ve FGM öncülüğünde Gazze’ye yardım ulaştırmak amacıyla gönüllü ve aktivistleriyle birlikte denize açıldı.
  • İsrail bu gemilerin ablukayı geçmesine müsaade etmeyeceğini, gerekirse sert bir şekilde müdahale edeceğini bildirdi. Fakat filo yine de Gazze’ye yelken açtı.
  • Filo uluslararası karasularındayken İsrailli komandoların uyarısıyla karşılaştı. İsrail, gemilerin rotalarını Aşdod’a çevirmelerini istiyordu. Fakat filo bunu kabul etmedi.
  • İsrailli komandolar filodaki 5 gemiye kısa sürede el koyduktan sonra Mavi Marmara’ya hücum botları ve helikopterle çıkarma yaptı. Bu müdahalenin sonucunda gemideki 10 kişi hayatını kaybetti. Komandolarla birlikte 70’e yakın kişi yaralandı. IDF’nin gemilerde ele geçirdiğini belirttiği aletler.

  • Türkiye İsrail’i terörist ilan etti. BM bu olayı ”Kabul edilemez, ölçüsüz.” olarak tanımlasa da ”Gazze’den tehditler geliyor.” ve ”Deniz ablukası meşru bir güvenlik önlemidir.” olarak tanıdı. Türkiye bu raporu reddetti.
  • Sorunun çözümü için Türkiye İsrail’den: Özür-Tazminat-Gazze Amargosunun Kaldırılması talebinde bulundu. İsrail bu talepleri reddetti.
  • 3 Aralık 2010’da İsrail’deki Karnel Dağında çıkan ve 42 kişinin ölümüne sebep olan yangında Türkiye İsrail’e yardım uçağı yolladı. 23 Ekim 2011’de Van’da meydana gelen deprem üzerine İsrail Türkiye’ye yardım teklifinde bulundu. Türkiye bu yardım teklifini reddetti.
  • 14 Ekim 2012’de İsviçre’de gizli bir görüşme yapıldı. ABD’nin de dahil olduğu bu görüşmeden 4 ay sonra, İsrail Başbakanı Netenyahu Türkiye’den Mavi Marmara için özür diledi. Ayrıca İsrail, birkaç sene sonra 20 Milyon Dolar tazminat ödedi.
  • 2016’ya gelindiğinde Erdoğan, Musevi cemaati ile Yahudi kuruluşları temsilcilerini kabul etti. Bu iki ülkenin yakınlaşması için bir yeşil ışık olarak yorumlandı.

  • 19 Mart 2016’da Taksim’de IŞİD mensubu bir terörist, canlı bomba saldırısıyla 4 kişinin hayatını kaybetmesine sebep oldu. Olayda 3’ü İsrailli 1’i İranlı olmak üzere 4 kişi yaşamını yitirdi. İsrail olayın aydınlatılması ve titizliğinden ötürü Türkiye’ye teşekkür etti.

  • 27 Haziran 2016’da Binali Yıldırım ve Binyamin Netenyahu arasındaki görüşmede Mavi Marmara’da ölen insanların ailelerine tazminat konusu kesinleştirilmiş oldu.

  • 14 Mayıs 2018’de ABD’nin Tel Aviv’deki Büyükelçiliğini Yeruşalim’e taşıması sonrası Türkiye büyük bir tepki gösterdi ve İsrail’i terör devleti olmakla suçladı. İki ülke de diplomatik çalışanları sınır dışı etti.
  • Netenyahu bu olayların üzerine Twitter’dan şu şekilde bir tweet attı: ”Erdoğan Hamas’ın en büyük destekçileri arasında. Terörü ve katliamı iyi bildiğine şüphe yok. Bize ahlak dersi vermesin.”
  • Erdoğan da Netenyahu’ya şu şekilde cevap verdi: ”Netenyahu’ya hatırlatma: Hamas ve Filistinliler terörist değil. Filistin’i işgalcilere karşı koruyan bir direniştir. Dünya zalimlere karşı Filistin halkıyla birliktedir.”
  • Netenyahu Erdoğan’ı Kuzey Kıbrıs ve Kürt meseleleri üzerinden eleştirmeye devam ederken Erdoğan da Netenyahu’yu Filistin meselesi üzerinden eleştirmeye devam etti.
  • O vakitler CHP’den cumhurbaşkanı adayı olan Muharrem İnce: ”Filistin konusunda Erdoğan’ın sonuna kadar yanındayım.”

  • 18 Mayıs 2018’de ”Zulme Lanet Kudüs’e Destek” mitingi düzenlendi. İslam İşbirliği Örgütü üye devletlerinin liderleri, dönemin Başbakanı Binali Yıldırım, MHP lideri Devlet Bahçeli ve BBP lideri Mustafa Destici mitinge katıldı.

  • Dönemin CHP’den cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce sahneye yine çıkarak ”İsrail’e karşı miting yapmak yetmez. Somut adımlar atılmalı.” diyecekti.

  • Gerilen ilişkilere Netenyahu’nun şu sözleri de eklenecekti: ”İsrail Türkiye’nin Suriye’deki Kürt bölgelerine olan işgalini şiddetle kınıyor ve Türkiye’yi, Kürtlere karşı yapılan etnik temizlik için uyarıyoruz. İsrail cesur Kürt halkına yardıma hazır.”
  • Fahrettin Altun da şu şekilde cevap verecekti: “”Rüşvet, dolandırıcılık ve güven suçlamalarıyla hakkında yıllarca hapis istenen rezil bir politikacının boş sözleri. – Türkiye’deki  300.000 sürgün Suriyeli Kürtler de dahil olmak üzere Suriye Kürtleri Türkiye’nin koruması altında. Bölgedeki tüm teröristleri yok edeceğiz ve Suriyelilerin evlerine dönmelerine yardımcı olacağız.””
  • 2003’te G. Kıbrıs ve Mısır; 2007’de İsrail ve Lübnan arasında yapılan MEB anlaşmaları, Akdeniz’de sürdürülen sondaj çalışmaları, en son da EastMed oluşumuyla Türkiye’nin oyun dışı bırakılması Türkiye’yi refleks göstermeye itti.

  • Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında yapılan MEB anlaşmasıyla, Türkiye Akdeniz’de oyuna sert bir giriş yapıyordu.

  • Başta Yunanistan ve Mısır olmak üzere bu olaya tepki yağdı. Fakat Türkiye kararından geri adım atmadı ve Akdeniz’de EastMed ülkeleri ve ABD’ye rağmen sondaj çalışmalarına başladı. Fatih ve Yavuz sondaj gemilerinden sonra 3. gemisi de birkaç gün içinde envanterine girmiş olacak.

  • 9 Şubat 2020’de İstanbul Yenikapı Miting Alanında Saadet Partisi öncülüğünde ”Büyük Kudüs Mitingi” düzenlendi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da mitinge katılım gösterdi.

Yoruldum… Ama sonunda floodun Türkiye-İsrail ilişkileri bölümleri bitti. Eksik, hata varsa affola. Geriye kaldı müttefiklik ile ilgili yapılması gerekenler. Yarın son bölümde de bunları anlatıp floodu noktalayacağım, umarım…

  • Yukarıdaki bölümlere özet olarak diyebiliriz ki: Bugüne kadar İsrail ve Türkiye’nin arasını hiçbir olay, hiçbir kimse bozamamıştır. Şu etkenler dışında: 𝐀𝐫𝐚𝐩𝐥𝐚𝐫 𝐯𝐞 𝐅𝐢𝐥𝐢𝐬𝐭𝐢𝐧.
  • Türkiye Filistin’de ölen siviller için tepki gösterebilir. Türkiye hakkını demokratik şekilde arayan Filistinlilere destek verebilir. Türkiye Kudüs’e manevi aidiyet hissedebilir. Ama Türkiye bunları yaparken İsrail’e ve İsrail’le ilişkilere zarar vermemeli.
  • Dünyanın neresinde olursa olsun, sivilleri öldüren hiçbir oluşum masum ve haklı olamaz. Hamas masum ve haklı değildir. Hamas kendisinden olmayan Filistinlileri, El-Fetih mensuplarını infaz eden bir örgüttür. Hamas İsrail’de yaşayan sivil insanları hedef alan bir örgüttür.
  • Halkımızın bu konuda yeterince bilgilendirilmediğini düşünüyorum. ”İşgale tepki verenler.” imajı var insanlarımızın gözünde. Böyle olmuş bile olsa, böyle üreyip dünyanın başına bela olmuş birçok örgüt var. Bkz. IŞİD.
  • Diyeceğim odur ki: Türkiye eski günlerde olduğu gibi, Filistin meselesinin demokratik ve barışçıl bir şekilde çözüleceğine inandığı, bunun için mücadele ettiği zamanlara geri dönmelidir. İnanıyorum ki, orta doğuda barışı ancak ve ancak bu iki devlet el ele verirse getirebilir.
  • Burası bizim coğrafyamız. Burada bizler yaşıyoruz. Buranın çözümü buranın devletlerinden, buranın milletlerinden geçiyor. Rusya, ABD, Çin’den değil. Bunu da bölgenin iki kadim milleti, iki büyük gücü, kaderi ve kültürü aynı iki devlet yapacak. Ben buna inanıyorum.
  • Bu birlikteliği ortak HSS üreterek neden göstermeyelim? Dünyanın en başarılı örnekleri İsrail’de. Dronelarımız S-300leri gülünç duruma düşürdü. İsrail jetleri de S-300lere rağmen Şam’ı bombalayabiliyor.

  • İsrail dünyanın en büyük doğal gaz rezervlerinden olan Leviathan gazının Avrupa’ya dağıtımında neden Yunanistan ve Güney Kıbrıs ortak olsun? Neden Türkiye bu işte İsrail’le ortak olmasın? Milyarlarca doları neden başkalarına kaptıralım?

  • Modern muharebe için yeterli tank sayımız çok az. Neden İsrail’in göz bebeği Merkava IV tanklarından almayalım? Neden İsrail’in tecrübelerinden yararlanıp Altay’ı üretmeye başlamayalım?

  • YPG’nin birçok noktada Haşdi Şabi ile ortak hareket ettiğini biliyoruz. Düşmanımız aynı. Terör aynı terör. Neden İsraille aynı düşmana etkin bir şekilde ve omuz omuza çarpışmayalım?

Yazar; Aaron Grejuva

guest
1 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
Serkan aydin
Serkan aydin
23 gün önce

oncelikle bu yaziyi yazan yazar israil ve yahudi sempazitani ve sevdalisi olmaktanda ote tam bir yahudi milliyetcisi ve partizani..bunu yazinin muhteviyati ve iceriginden kullanmis oldugu uslup ve lugattan anliyoruz..israile methiyeler guzellemelerde bulunmus ve yahudi halkinin antik kadim bir surecin onurlu gururlu ayni zamanda mazlum magdur bir Halk oldugundan dem vurmus lanse etmistir..tarihte Israel ve turkiye halklarinin arasinda hasil olan hadiselerinin hep olumlu tarafini madolyonun hep latif ve guzel tarafini gostermis..kisaca tarihteki vuku bulmus vakalari carptirarak mugalata yaparak spakulatif ve demogojik bir anlatimla bazillion gerceklerin ustunu ortmustur..osmanli ispanyadan kovulan yahudulere kucak acarak tarihindeki en buyuk hatalardan birini yapmis bedelini de yikilis surecinde odemistir.. Yahudiler osmanli tarafindan kendilerine buyuk bir izzet misafirperlik ve Alicenaplik ornegi gostererek yahudilere kucak acmis ikamet ettirmis hatta iskan ve imar izni verdirmis daha da ote osmanli ticaretini ermenilerle birlikte yahudilerin tekeline tasarrufuna vermistir..oncelikle basta selanik olmak uzere Izmir illerinin nufus populasyonunun cogunu yahudiler olusturuyordu..osmanlinin yikilisinda yahudilerin jonturkler very ittihak terakki gbi olusumlar uzerinden etkisi buyuk ve muhim olmustur.keza selanik Mason locasinin ve Emanuel karasu adli sahisin osmanlinin yikilisidaki payi etkisi ve calismalari cok etkin ve nitelikli olmustur.cumhuriyetin kurulmasi ile kemalistler tarafindan avrupadan ithal edilen yahudu pedegoglar vasitasi ile Kadim Turk tarihinin degerlerinin ,akademik ve edebi litaraturunun ustu cizilmis yok edilmis format atilip yerine batiya entegre olan Bati ozenti taklidi degerler be egitim getirilip tesekkul ve tahakkuk ettirilmistir..yahudiler zorla zorbalikla cebren ve hile ile 1900lu yillarin basinda avrupali yahudu bankerlerin de destegiyle filistini ilhak isgal ve istila etmistir..gazzede filistinde yaptigi katliamlar cinayetler ise israilin bir terror devleti oldugunun gostergesidir..aptullah ocalanin yakalanmasinda yardimci oldugu soylenmis fakat pkk nin en buyuk destekcisi ve Hamiligini yapanin Israel oldugunu her Turk evladi Bilir..yazar kudusun Israel baskenti oldugu ve bunun dunyanin buyuk kismi tarafindan tanindigi vurgusu yapmis ki tan but yalan.. Bunu abd ve birkac etkisis devlet tanimis birkesmis milletler Kabul etmemistir.tank ihalesi olsun yine turkiyede yasayan be turkiyenin finansinda tusiadda coke etkili be kalifiyeli kifayetli olan Turk gorunumlu kripto sabatayistler ve bu zumre uzerinden Mason ve Leon localari araciligi ile Turk burokrasisi yargisi ve secilen hukumetler uzerinden icazetlerine bagli devsirme satilik piyonlarla yapmis olduklari Turk devletinin aleyhtari ve G-string milli politikalara islere deginmiyorum bile…

mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Facebook video indir | Yorumlar Libros Gratis | Pdf Free Books Download |
1
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x