Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Türkiye Cumhuriyeti Nereye Gidiyeah? (‘Davranışsal Bilimci gözüyle’)

Türkiye Cumhuriyeti Nereye Gidiyor? Uzun bir flood yazıyorum. Söyleyeceğim bazı şeyler linç yenecek cinsten ama olaylara, tarihe bir psikoterapist, davranışsal bilimci gözüyle bakarak değerlendirdiğimi ve başka seçeneğim olmadığını belirtmem gerekiyor.

  • Depresyon yaşayan insan iyi düşünmez. İyiyi düşünmez. Onun için her şey olumsuzdur, olumsuz bakması gerektiğine inanır. Çünkü ancak bu şekilde hayatta kalacağına inanır. Yenilmiştir ve bu yenikliğin daim kalacağına inanır.
  • Diğerleri ondan daha iyidir, ve galiptir bu yüzden iyilerin, galiplerin yanında olmak istemez. Kimseye güvenmez, güvenmek istemez. Umudu da yoktur çünkü ona öyle olmaması gerektiğini hatırlatır.
  • Umutlu olmak ise işine gelmez çünkü umudun olduğu yerde risk vardır. O yüzden ne umudu sever ne de umutlu ortamları. Baskının olduğu yerde yaşayan insan depresyonda olan insana kardeştir.
  • Depresyonda olmazsa da depresyondaymış gibi davranır. Baskı ve şiddetin olduğu yerde yaşayan insanın derdi hayatta kalmaktır. Hayatta kalmasını sağlayacak en minimum hayat şartlarını kabul eder.
  • Böyle bir ortamda yaşayan insan özgür değildir. Özgür olmayan insan düşünmez, düşünmekte istemez. Tek derdi hayatta kalmaktır. Tüm enerjisini, duyu organlarını ona göre ayarlar ve kullanır.
  • Baskı altında yaşayan insanın umut ufku hayatta kalmakla sınırlıdır. O da depresyonda olan insan gibi umudu sevmez, umutlu olmak istemez. Umut risktir.
  • Türkiye Cumhuriyeti insanı tarihinin genelinde umutsuzluğu, özgüvensizliği ile varoldu. Türkiye Cumhuriyeti insanının belki de en umutlu olduğu zamanı Atatürk zamanında yaşadı. Öyle bir umut ki en dibe batmış bir ülkenin yeniden ayakları üzerinde durmasını sağladı.
  • Elinde kalemi olmayanlara kalem verip, okumayı, umut yazmayı öğrenmelerini sağladı. Ta ki bu umudun ve özgürlüğün bulaşıcılığının yeni özgürlükleri ve umutları doğurduğunun anlaşıldığı zamana kadar.
  • O tarihsel gelişim sürecinde belli bir yere varıldıktan sonra umut ve özgürlükler yeniden Türkiye Cumhuriyeti insanın elinden, beyninden koparılmaya başlandı.
  • Bunu da de yine ülkeyi kurma görevini üstlenen askerler, generaller aracılığıyla sağladı. Çünkü bu ülkenin umudu kırılacaksa bunu yapacak en güvenilir kaynak ülkeyi “kuran” ‘askerlerden’ başkası olamazdı.
  • Baskı ve şiddetle 1 yere kadar gelen ya da gelemeyen ülkenin içerisindeki toplumsal gruplardan biri ya da birilerinin bu gidişata müdehale etme zorunluluğu (özellikle ekonomik nedenlerden dolayı) kendisini dayattığında buna en hazır olanlar en iyi örgütleneler görevi ‘üstlendi’.
  • Kötüye giden, istikameti buzdağı olan ülkenin yön değiştirmesi gerekiyordu. Bunu da ancak umutla yapabilirlerdi. Umudumun ve değişimin olması için ise özgürlüğün ve barışın olması gerekiyordu.
  • Kabul edelim etmeyelim Erdoğanın başbakanlığının ilk yıllarında işte böyle bir umut, hayacan yaşandı. Türkiye Cumh. tarihinde bazı ilkler yaşanmaya başlandı. Ana dilde konuşma, yazma çizme, film yapma. Dokunulmaz sayılanların dokunabilirliği ve yargılanması. Barış umudu vs.
  • Öyle bir umut doldu ki yaratılan ortam yurtta ve özellikle yurt dışında (buna birebir şahidim) sanki yeni bir Atatürk geldi gibi algılanmaya başlandı. Peki ne zamana kadar?
  • Ta ki yaratılan umudun, barış havasının ve özgürlüğün yeni umutlar, özgürlükler doğurduğu anlaşılıncaya kadar. Özgürlükler doğmasa da doğma tehlikesi ve öyle bir ortamın oluşmaya başladığını fark etmeleri azımsanmayacak ve kabul edilmeyecek bir tehlikeydi.
  • Şimdi yazacaklarım biraz daha ‘controversial’. Yazacaklarıma sadece olduğunuz politik cepheden bakarsanız beni taşa tutabilirsiniz ama bunları yazarken yıllardır takip ettiğim bu alandaki en etkili Davranışsal Ekonomistlerin, bilim insanlarının yön verdiğini belirtmeliyim.
  • Şimdiki zamanda liberallere, Erdoğanın o dönemki politikalarına destek verenlere bugünün gözüyle bakarak ya da geçmişten beri karşı cephede yer aldığı için hiç destek vermeyenlerin (sol radikal kesim gibi) öfke duyanların görmesi gereken çok önemli bir durum var.
  • Gezi’yi, o başkaldırıyı sağlayan belki de işte bu barış, özgürlük ortamında umudun yeniden hissedilmesi aslında başka bir dünyanın var olabileceğinin fark edebilme durumuydu. (Bunu liberaller isteyerek mi yaptı? Değil ama politik duruşları tencere kapak gibi birbirine oturdu)
  • Fark edilen, özlenen “Barış ve özgürlük” ortamında öyle bir umut doğdu ki hep daha fazlasını istedik. Cesaretin bulaşma hali ancak doğru şartlar oluştuğunda kendisini gösterdi. Çünkü istedikçe ve yaşadıkça daha iyi hissettik. Daha iyi hissedince daha çok umutlandık.
  • Bu öyle bir güç ve liderler yarattı ki baskı, şiddet yeniden başlamasına rağmen umudumuzu çökertemediler. Haziran seçiminde, 7 Haziran 2015’te belki de en mutlu günlerimizden birini yaşadık.
  • Umudun ve direnişin, doğruyu söyleyip yapmanın neleri kazandırabileceğini fark ettik, gördük. Ama şunu fark etmedik bu yaşadığımız mutluluk çok da uzun sürmeyecek bir süreçte fitil fitil burunlarımızdan getirilecekti.
  • Peki bunu nasıl sağlayacaklardı? Kendi iç çatışmaları ile güç kaybeden, nasıl yöneteceğini, ne yapacağını bilmeyen AKP tek yapabileceği şeyi bu işi en iyi yaptığını tüm tarihleri, pratikleri ile kanıtlamış olanlarla işbirliği yaparak.
  • Yapılması gereken umudun, özgürlüğün, güvenin yok edilmesi ve korku imparatorluğunun yeniden inşa edilmesiydi. Bu yola zaten beceriksizce girilmiş şimdi yine ustalara devredilmişti.
  • Baskının olduğu yerde özgürlük olmaz, özgürlüğün olmadığı yerde umut olmazdı. Umutsuzluğun olduğu yerde ise sadece hayatta kalmak, başka bir şey değil.
  • Maalesef muhalifler, solcular vb. gruplar bu durumu iyi okuyamadı. Tahir Elçi gibi iyi okuyanlar da vardı tabii ki ve yok edilmesi gerekiyordu. Özyönetim çağrıları, patlatılan bombalar ve o süreçte yapılanlar AKP’ye geri adım attıracak tek dinamiğin yok edilmesi sürecini başlattı.
  • Umudun olduğu yerde risk vardır. Umudun olması için güvenin olması gerekir, güven yoksa umutta olmaz. Güven sarsılmış, umutta yoksa savaşın kol gezdiği, tehdit ettiği yerlerde en iyi yapılacak şey hayatta kalmaktır. Hayatta kalmak ise ölüme benzer, her yer ölüm kokar.
  • Türkiye Cumhuriyeti bataklığa doğru hızlı adımlarla ilerliyor ve şu andaki iç dinamikleri ile bundan çıkılması çok zor diye düşünürken HDP milletvekili adayı Ahmet Şık’ın söylemiyle özetlenen #KöprüdenİnceSonÇıkış bize yeniden umut oldu.
  • Bizi işte bu birliktelik kurtaracak: Muharrem İnce’nin ve Selahattin Demirtaş’ın kardeşliği yaşaması, dillendirmesi. İhtiyaç olunan ve bizi iyi gelecek olan tek şey bu İkisinin ve temsil ettiklerinin ortaklığında yatıyor. Bunu yaşatmakta hepimize düşüyor.

Bitti. Okuyup destek verenlere teşekkürler. Hep birlikte neşeli günlerimiz olsun, olacak.

Bu Konu, MhrgBoRh @mhrgbo Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Amacımız Twitter gündemindeki konuları, Twitter kullanmayan, Türkiye’nin ve Dünya’nın gündeminden bihaber yaşayan vatandaşlara ulaştırmak!

Sizler için daha çok içerik derleyecek editörler edinmek ve sitemizin altyapısını yenilemek amacıyla desteklerinizi bekliyoruz!

Bu doğrultuda, Çorbada benim de tuzum bulunsun, diyen Arkadaşlara ulaşabilmek adına bu patreon   hesabını oluşturduk!

Umarız gönüllü olarak devam ettirdiğimiz bu çalışmalarda bize destek olursunuz…

https://www.patreon.com/mutlakaoku

Bir Yorum Bırak! ('Küfür Yok Beyler, Küfür Yok!')

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |