Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Nato’da Görevli Askerlerin Hain İlan Edilmesi! (‘Türkiye’nin Nato’ya Girişi!’)

Gözaltına alındığımda “olağan şüpheli” olmamın nedenlerinden birinin de NATO’da çalışmak olduğunu daha önce arz etmiştim. Bu, sadece bana karşı değil, benzer şekilde tasfiye edilen pek çok askere isnat edilen “korkunç” bir suç idi. 15 Temmuz Darbe girişimini takip eden karanlık günlerdi! (Yaşayan, Anlatıyor!)

  • Hatta gölge iktidarın başındaki zat, TSK’dan 30 bin personelin tasfiye edilmesini “Türkiye’nin kendi içindeki NATO’nun kanserli urunu bıçakla temizlemesi” olarak izah edecekti. Hem de bir zamanlar en büyük öcü olarak korkutulduğumuz İran’da yaptığı açıklamada.
  • Peki, doğru mudur bütün bu NATO soslu komplo teorileri? Türkiye’nin sarılması gereken bir dost mu, yoksa acilen kurtulması gereken bir düşman mıdır NATO? NATO’nun kısa tarihine var mısınız efendim? Ben somut gerçekleri arz edeyim, kararı siz verin.
  • 2.Dünya Harbi sona ermiş. Yerle bir olan Avrupa ülkeleri bırakın kendini savunmayı, halklarının karnını doyurmakta zorlanıyor. Rusya Avrupa’nın içlerine kadar girmiş; Almanya’nın ve Avrupa’nın doğusunu işgal edip kukla rejimler kurmuş. Durmaya niyeti olmadığını da gizlemiyor.
  • Kurt kokusu alan sürünün bir araya toparlanması misali, Avrupa ülkeleri bir savunma ittifakı kurma ihtiyacı hissediyor. Ama aylar öncesine kadar birbiriyle savaşan ve karşılıklı güven bunalımı yaşayan ülkeler bunu kendi başlarına yapabilecek inisiyatife sahip değiller.
  • 1947’de ABD yönetimi, savaşta yerle bir olan ekonomilerini ve altyapılarını yeniden inşa etmeleri için “dost” ülkelere yardım etmek amacıyla, planı ortaya koyan Dışişleri Bakanı George C. Marshall’ın adıyla anılan, Marshall Planını devreye sokar.

  • Planın gizlenmeyen asıl amacı, kıtlık içindeki Avrupa’da komünizmin yayılmasının önlenmesidir. Planlama safhasında yapılan uluslar arası toplantıya Sovyetler Birliği ve uyduları da davet edilir ama ABD’nin iç işlerine müdahalesine yol açacağı endişesiyle katılmazlar.
  • Başkan Truman 1948’de 16 Avrupa ülkesine (Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, Batı Almanya, Birleşik Krallık, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İsveç, İsviçre, Türkiye) yardım edilmesini öngören planı onaylar.

  • ABD, gayri safi milli hâsılasının % 5’ine tekabül eden 15 milyar dolar civarında yardım edecektir “fakir” Avrupa’ya. Bugünün kuruyla 100 milyar dolardan fazla yapan yardımın koordinasyonu için daha sonra OECD olarak adlandırılacak olan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü kurulur.

  • Savaşa katılmayan ve diğer ülkeler gibi yıkıma uğramayan Türkiye, 1948-51 yılları arasında o zamanın kuruyla 137 milyon Dolar yardım alır.

  • Devir Demokrat Parti devridir. Pek çoğu öldü gitti, toprakları bol olsun. Bugünün Siyasal İslamcılarından pek de farklı değildir temel konulara yaklaşımları. Para betona gömülürken yandaş müteahhitler zengin edilir. Yeni gelişmekte olan sanayi yatırımları sekteye uğratılır.
  • Marshall Planı ile özdeşleşen ve eleştirilen süttozu, amerikan bezi vs. planın “Avrupa’daki açlığa, açıklığa son verme” amacının neticesidir. Batıda yaşayanlar belki bilmez ama doğuda at gübresi içindeki arpanın ayıklanıp yenildiğine dair çok hikâyeler dinlemişimdir. Neyse…
  • Şubat 1948. Çekoslovakya, Sovyet yanlısı bir darbe ile karanlık tarafa geçer. Durumun aciliyeti üzerine ABD, Belçika, Birleşik Krallık, Kanada, Danimarka, Fransa, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç ve Portekiz, 4 Nisan 1949’da Kuzey Atlantik Antlaşmasını imzalar.

  • Sovyetler’in yayılmacı politikalarını engellemek amacıyla antlaşmaya koyulan meşhur “hepimiz birimiz için” konulu 5. madde ile üye devletlerden herhangi birine yapılacak saldırı ittifakın tamamına yapılmış sayılır. Zira NATO bir “kolektif güvenlik” örgütüdür.
  • Gelelim Türkiye’ye… Çar 1. Petro’dan beri Boğazlara sahip olarak sıcak denizlere inme politikası izleyen Rusya, tarih boyunca İstanbul’a Konstantinopol yerine Çargrad, Çar şehri, demiş zaten. 93 Harbinde batıda Yeşilköy’e (Ayastefanos), doğuda Erzurum’a kadar gelmiş.

  • Rusya iç sorunlarıyla cebelleşirken 1925’te Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalanır. İşler bir süre iyi gider. Atatürk’ün gerçekten “yerli ve milli” politikası sayesinde Türkiye tarım ürünleri sağladığı Rusya’nın teknolojisi ile önemli fabrikalara sahip olur bu dönemde.
  • Yine Atatürk’ün uluslar arası konjonktürü dâhiyane bir şekilde değerlendirmesi neticesinde imzalanan Montrö Antlaşması ile Türkiye Boğazlarda hâkimiyet sağlar, Avrupa ülkeleriyle iyi ilişkiler kurmaya başlar. Ancak bu durum Rusya’yı tedirgin etmektedir.
  • Stalin’in ve dışişleri bakanı Molotov’un gerek Türk diplomatlarıyla ve gerekse Batılı ülkelerle görüşmelerinde Boğazlarda üs kurma talebinde bulunduğunu; Gürcistan ve Ermenistan lehine sınır düzeltmesi yapmak üzere Kars, Ardahan ve Artvin vilayetlerini istediğini bilirsiniz.

  • 8 Ağustos 1945 tarihli Sovyet notasında, Türkiye’nin savaş esnasında Alman savaş gemilerini Boğazlardan geçirdiği ileri sürülerek Montrö yerine yeni bir rejim tesisi talep edilmektedir. Bu tehditler her geçen gün Türkiye’yi Avrupa’ya ve ABD’ye yaklaştırır.

  • Rusya’nın Doğu Avrupa ülkelerine müdahaleleri şakasının olmadığını göstermektedir. Bitaraf olanın bertaraf olacağı zor zamanlardır. Devlet aklı, Sovyet mandasını kabul etmektense Batı ittifakına katılmayı tercih eder.
  • 1950’de 2 defa başvurur Türkiye NATO üyeliğine. ABD sıcak baksa da İngiltere Rusya’yı tahrik edip yeni bir çatışmaya yol açacağı endişesiyle karşı çıkar. Adnan Menderes, toprağı bol olsun, Kore Savaşına asker gönderme kararı alarak Batı’ya gül uzatır.

  • İsmet İnönü’nün başında olduğu CeHaPe “hainlik edip” bu karara karşı çıksa da Demokratların ve Menderes’in dediği olur. Menderes’i yere göğe sığdıramadıkları halde bu konuda neden hiç gündeme getirilmediği ayrı bir yazı konusu olur.

  • Kore dağlarında tabakamızla birlikte 741 şehit, 2.068 gazi, 163 kayıp, 244 esir bırakırız. Ağır kayıpların nedeni muhabere problemleri ve personelimizin İngilizcesinin yetersizliği nedeniyle merkezi karargahtan verilen direktiflerin anlaşılamaması veya yanlış anlaşılmasıdır.

Yakın tarihte ABD’ye giden bir heyetimizin de İngilizce sıkıntısı yaşaması 70 yılda pek de ileri gidemediğimizi gösteriyor. Gladyo konusunu Ergenekon’la birlikte ayrıca incelemek gerek. O işi en iyi Adnan Tanrıverdi Bey bilir ama affını istirham ederek bir gün arz ederim.

  • 80 yapımı, Goldie Hawn’ın başrolde oynadığı “Private Benjamin” filminde, NATO’nun SHAPE karargâhında görevli bir Türk generalin zayıf İngilizcesinin neden olduğu aksaklıklar mizahi bir dille anlatılır.

  • Yine o yıllarda “NATO muvazzaf subayı” anlamındaki NCO (NATO Commissioned Officer) kısaltması Türk subaylar için “no comment officer” (yorum yapmayan subay) şeklinde kullanılıp alay edilir.
  • O dönemin NATO’da görevli Türk subaylarının genel profili sert görünüşlü, fazla konuşmayan, pipo/puro içen, hafif kimlik bunalımı yaşayan tiplerdir. Neyse…
  • Efendim yaygın kanaatin aksine NATO Türkiye’ye karşı komplolar çevrilen, bölme-çarpma işlemlerinin planlandığı bir yer değildir. Olamaz da. Zira neredeyse her karargâhında, her başkanlığında, her şubesinde, her biriminde pek çok ülkeden ve dahi Türkiye’den personel bulunur.
  • Eğer bir zamanlar o tür planlar yapılmışsa muhakkak ama muhakkak NATO’da görevli Türk subaylarının katılımıyla olmuştur. Hiçbir şerefli Türk subayının o kadar ihanet içinde olamayacağını da hepimiz biliyoruz, değil mi efendim.
  • Kaldı ki NATO’da kararlar askerler değil, siviller tarafından alınır. Yanlış duymadınız, siviller karar alır. Her ülkeyi temsilen bir büyükelçi görev yapar NATO karargahında. Kararlar da bu büyükelçilerin katılımıyla NAC’ta, yani Kuzey Atlantik Konseyi toplantılarında alınır.
  • NATO’da Türkiye’nin onaylamadığı bir karar alınması mümkün değildir. Örneğin, İsrail’in NATO’da gözlemci sıfatıyla ofis açması Türkiye izin vermeden imkansızdır. Gazze ve dahi Bilad-ı Şam halifesinin onayı ile İsrail, 15 Temmuz sonrasında NATO’ya “kapak atabilmiştir”.
  • Türkiye’yi temsil eden subaylar ehliyetli ve liyakatli olduğu; eli işte-gözü oynaşta olmadığı sürece NATO dünyanın en krizli üç bölgesinin ortasında yer alan Türkiye’nin güvenliği için faydalı olmuştur diyebiliriz.
  • NATO’da Türk Askeri Temsilciliği yapan, pek çok konuda cesur bir şekilde görüş bildiren bir komutanımızın neden vaktinden evvel emekli edildiğini ve NATO konularında pek görüş bildirmediğini hep merak ederdim.
  • 2015’te NATO’da göreve başlayınca tanışma imkânı bulduğum yılların emektarı Sadi Baba dediğimiz şoförümüzden işin aslını öğrenebildim. Bahse konu komutanımız görevi esnasında sekreteri ile gönül bağı kurmuş maalesef. Daha da fenası sekreter hanım hamile kalmış.
  • Makam aracıyla kürtaj için hastaneye gidişlerini, olaya nezaret etmek isteyen hanfendinin yol boyunca bu kıymetli komutanımızı nasıl azarladığını gülerek anlatmıştı Sadi Baba. Tabi o yılların Türkiye açısından NATO’daki en parlak zaman dilimi olmadığını takdir edersiniz.
  • Hâlbuki son yıllarda iyi eğitimli, pek çoğu İngilizcenin yanında 1-2 dil daha bilen, medeni cesareti yüksek personelimiz NATO’da farklı bir ortam oluşturmuştu. Bu dönemde Türkiye artık NATO’da saygı duyulan, çok daha iyi kadrolar alabilen, süreçleri yöneten bir ülke olmuştu.
  • Veto yetkimizin olmadığı BM’nin yapısını değiştirmek amacıyla “Dünya 5’ten büyüktür” gibi hamasi söylemler yaptıkları bir dönemde veto yetkimiz olan tek uluslar arası örgütten ayrılmanın mantığını izah etmekte kendileri de zorlanıyorlar.
  • Ancak bir süredir batıdaki bazı şahinler Türkiye’yi NATO’dan çıkarmak gerektiğini söylerken bunun içeride dile getirilmesi, ister istemez “acaba dirsek temasında mı çalışıyorlar” algısı oluşturuyor.

Dikkatli olmanızda yarar var Ulusalcı-Siyasal İslamcı-Avrasyacı-Maocu arkadaşlar. Maskeniz düşerse nice olur haliniz! Bir de NATO’dan ayrılış sonrası için Boğazlar konusunda Rus dostlarınıza ne sözler verdiğinizi kamuoyuyla paylaşır mısınız? Herkes bilsin ne mal olduğunuzu.

Bu Konu, Cafer Topkaya @c_topkaya Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Sen, bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir