Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

İstanbul’un ilk ve son kadın Kabadayısı Ecelyandı Ateş Behiye!

Hem korkulu hem kabadayılı flood başlıyor. “Ecelyandı Ateş Behiye”nin hikayesini nakledeceğim. Uyuyan uyusun, sabah okusun. Başlıyor!

  • Sultan Avcı Mehmed Han’ın saltanat senelerine rastlıyor hadise. Esir kafilelerinin Kırım limanlarına, gemilerin de İstanbul’a indiği seneler. Behiye dedikleri bu esir kafilesiyle gelenlerden biri. Çok küçük iken Kaf Dağları’nın bağrından koparıp almışlar. İstanbul’da bulmuş kendini. Daha o yaşta endamıyla salınışıyla ileride nam salacağı belli. Esirciler hayli yüksek paha biçmiş. Bir gün paşa konaklarından birinin kendisi de kölelikten, esirlikten gelme hanımı denk gelmiş Esirciler’de. Pek beğenince o gün satın almış, adı da olmuş Behiye.
  • Behiye gelmiş paşa konağına. Kısa sürede lisana alışmış. Ev işlerini öğrenmiş, ders almaya daha başlamamış. Pek güzel ama bir kusuru var. Haylaz mı haylaz, haşarı mı haşarı. Ele avuca sığmaz. Ne büyük hanımın çimdikleri ne de zenci halayıkların maşaları onu yıldıramaz.
  • Konakta yıllar geçiyor Behiye de büyüyor, serpiliyor. Bir gün konağın küçük beylerinden birisi çimdik atmaya kalkınca ağzının payını veriyor. Nasıl becerdiyse ve eli artık ne kadar ağırsa küçük beyi bir hayli benzetiyor. Lakin attığı dayağın mislini konak halkından yiyor. Uslanır diye konağın izbesine kapatıyorlar.
  • Bir gece küçük bey hıncını alamıyor, usulca iniyor izbeye. Niyeti ziyadesiyle rezil. Behiye pabuç bırakmıyor tabi. Boğuşma, didişme derken bakıyor rezil rezilliğinden vazgeçmeyecek, testiyle yarıyor kafasını küçük beyin. Yine dayak, yine tahkir, yine dehliz. Döşeklere düşen küçük bey devrisi geceyi göremeden canını teslim edince Behiye çıkıyor kadı huzuruna. Suçunu üstelemeyince yeniçeri kolluklarının arasında Baba Cafer zindanının yolunu tutuyor.
  • Neden Baba Cafer? Eskiden buraya İstanbul’un cürüm işleyen kadınları gönderilmiş. Behiye de kendini bu zindanın karanlık köşelerinden birinde buluyor. Konaktan gelme olduğundan oranın gedikli kadınları, feleğin çemberinden geçmişleri, onu da sindirebileceklerini zannediyorlar. Ummadık taş yarar baş. Behiye’ye hangi çamur sıçramaya kalktıysa pişman oluyor. Cazgırlığıyla kasıp kavuruyor zindanı. Behiye’nin ilk vukuatları bu zindan senelerinde cereyan ediyor. Saçlarının renginden “Ateş” diye nam salan bir deli bela oluyor zindanda.
  • Behiye’ye zindan dar gelmeye başlayınca, bir gece kapıları tutar bekçilere güç getirip anlık bir gulguleden yararlanıp firar ediyor. Sokaklar bildiği yerler değil ama “Ömrüm ya konağın dehlizinde geçti ya saltanatın zindanlarında” diyor, yuva belliyor sokakları.
  • O tarihlerde Galata Hamamı’ndaki külhanilerin başı, külhanbeylerinin çoğunu sindirmiş zebellah cüsseli Tellak Mustafa varmış. Bir gece ikisinin yolu Galata sokaklarından birinde kesişiyor. Behiye’yi kolundan tutup külhana götürüyor, kabul ediyor Behiye. Sokaklarda kalmaktan iyidir diye düşünüyor. Külhana yakın bir hanede kalıyor ama Behiye kafes ardında pinekleyecek kadın değil. Sırası geldi mi elinde satırla maşuku Tellak Mustafa’nun yanında kaldırım kurtlarına, sokak zorbalarına karşı sille tokat kavgalara giriyor.
  • Tellak Mustafa bir gün püsküllü belaya çatıyor. Yeniçeri zorbalarından biriyle hasım oluyor. Hem de ne zorba! Bıyığını balta kesmez, bir nice zorbayı haşereyi bıçağı altından geçirmiş namlı zorbalardan Cellatgördü Muhlis Ağa’yla. Lakabı neden böyle? Rivayete göre padişah fermanıyla cellat kemendine girdiği halde, cellat bunun kafasını kesemeden ömrü nihayete erip kalp sektesinden ölüyor. Şehirde hemen laf çıkıyor. “Cellata bir bakış atmış o biçim, cellat korkusundan ölmüş” diye. Bir başka fermanla idamdan yırtınca tabi namının tesiriyle hayli güç kazanıyor. Tabi bileği de güçlü. Ehirmen suretli, adeta adem ejderhası!
  • Bir gün Behiye’yi görüyor yolda. Diyorlar bu Tellak Mustafa’nın kapatmasıdır. Muhlis Ağa cellat görmüş adam tellaktan niye korka? Haber salmış bir gün Galata hamamına. Kadın meselesi kan meselesi ama Tellak Mustafa ilkin çekiniyor. Yeniçeriyi vursa ocaklılar sağ bırakmaz, öbür türlü namı silinip gider. Külhanbeylerinden biriyle Cellatgördü Muhlis Ağa’ya haber göndermiş. Behiye için kapışacaklar, ya karnı ya sırtı artık.
  • Taraflar “it dalaşı” için Kule dibindeki “Kanlı Hendek”te buluşuyor. O tarihlerde zorbaların kapışıp kozlarını paylaştıkları mıntıka. Bıçaklar fora ediliyor, camadan kola sarılıyor. Yek diğerini bıçak altından geçiren Behiye’yi ve namını kurtaracak. İt dalaşı başlıyor. Tellak, yaşı ilerlermiş Muhlis Ağa’yı terlettiyse de yılların sokak kurdu Muhlis Ağa ters bir hamlede Mustafa’yı devirip kulağını kesiyor. Rezil olan Mustafa tasını tarağını toplayıp şehirden çıkıyor, sırra kadem basıyor. Ateş Behiye de Muhlis Ağa’nın kapatması oluyor.
  • Behiye, Muhlis Ağa için farklı bir hayat kaynağı oluyor. Elini eteğini hovarda alemlerinden çeken zorba onu nikahına almayı düşünüyor. Maksatı mütekait olup karışık kuruşuk işlerden uzaklaşmak, kalan ömrünü hanımıyla geçirmek. Behiye ilk defa talih yüzüne güldü sanıyor. Tabi ihtiyar kurdun böyle çekilmek istemesi, meydanda gözü olan diğer zorbazların da iştahını kabartıyor.  Ağa’nın eski hasımları, ona diş bileyenler ve karanlık köşelerde pusu kurmaktan çekinmez madrabazlar, “Haklamanın zamanıdır” diyorlar.
  • Muhlis Ağa mütekait olduktan sonra bir sabah camiye gidiyor. Nikah için tedarik görmeye başlayacak, hocayı çağıracak falan. Cami avlusuna giren Muhlis Ağa, günah dolu yaşamını kapının ardında bıraktığını sanıyor ama yanılıyor tabi. Abdest alırken bir-iki hainin hançer darbeleriyle kanlar içerisinde yere yığılıyor. Behiye dirisini beklerken ölüsü geliyor Muhlis Ağa’nın.
  • Erkek kısmından ve vaatlerinden yılmış Behiye, ya karnı ya sırtı diyerek, üç-beş birikmişiyle kendi yolunu çiziyor. Baba Cafer zindanında tanıdığı, o dönemde hem işret hem kumar ehlini tanıyan bir kadının yanına gidiyor. Cinayetsiz batakahane diyelim. Zira boğuntuya getirme yok bu yerde, işret ehli gidip geliyor sadece. Behiye diyor burada kalıp bela çıkarana hakkını vereyim.
  • Bir gün yeniyetme yeniçeri zorbalarından birisi, evin kızlarından birini hamam yolunda “çekip götürmeye” kalkıyor. Kızların başında duran Behiye’nin hışmından kurtulamıyor tabi. Dayağı yediği gibi yanındaki çakallarla birlikte çareyi kaçmakta buluyor. Yeniçeriler, yoldaşlarıyla dalaştı diye, hem de Muhlis ağanın ölümüne sebep olduğunu düşündüklerinden Ateş Behiye’den hiç hazzetmiyorlar. Bir punduna getirip halletmeyi, defterini dürmeyi kuruyorlar.
  • İşret sehpalarında kurdukları hamleleri Behiye öğreniyor. Nasıl öğreniyor? Behiye, o zorbazların eline kızı bırakmayınca İstanbul kadınları arasında namı yayılıyor en önce. İşret sofrasındaki lakırdı geliyor kulağına Mısır Çarşısı’ndan zehir aldırtıp bıçaklarını bu zehirlerde bekletiyor günlerce. Kınlarında dahi zehirli vaziyette tutuyor. Bir gün yine bir hamam yolunda üzerine üşüşüyor bozguncular. Zehir sürülmüş bıçaklarla yüz geri ediyor hepsini. Ama asıl mevzu sonra kopuyor, Bıçağının dokunduğu kopuk ertesi günü göremeden ölünce daha yaşarken destanlaşıyor. Kadın kabadayı yakıştırması yapıyorlar.
  • Behiye, namını sürdürmeye karar veriyor. karısına zulmeden, kıza kızana hallenen, kadına el kaldıran görende yıldırım gibi düşüyor tepesine. İstanbul’un değme zorbası, belalısı karşısında susta duruyor, sesini çıkaramaz oluyor ama sayısız da düşman topluyor Behiye.
  • Bıçaktan yüz bulamayınca Celalilerin piri namlı Köroğlu’nun bile savaşmaktan çekindiği tüfenklerle, barutla işi halletmeyi kuruyorlar. Anadolu dağlarının başıbozuklarından, tüfek tutar sarıcalarından, sekbanlarından ipten kazıktan kurtulma sekiz tanesini getirtiyorlar şehre. Gece vakti oyun gereği Behiye’nin evinin civarında bir kadına güya saldıracaklar. Çığlık seslerini duyan Behiye meydana iner inmez de pustukları yerlerden ateş kusacaklar, misketlerle kadıncağızın canını cehenneme ısmarlayacaklar. Pusu kuruluyor. Yeniçeri kolları dahi o gece oradan geçmeme kararı alıyor.
  • O uğursuz gecede parayla tuttukları bir kadın basıyor çığlığı. Kadın çığlıklarıyla ortalığı yıkınca Ateş Behiye pusudan habersiz evden çıkıp meydana yürüyor, etrafına bakınıyor. Yağlı namlular şahi toplar gibi ateş kusuyor. Ateş Behiye, saçlarındaki kızıla çalan kanlarla yere yığılıyor. Vuranlar geceye karışıyor.
  • Behiye’nin ölümünün haberi İstanbul’a gülle gibi düşüyor, şehrin kadınları günler geceler boyu yasını tutuyor. Zorbalar şenlik yapıyor. Bilhassa Behiye’yi haklayanlar, birkaç işret yerini basıp kadınları kaldırıp kendi alemlerini tertip ediyorlar.
  • Rivayet bu ya. O gece İstanbul kadınlarının ahları ve bedduaları tutuyor. Sanki gizlice kavilleşilmiş gibi Behiye’nin mezarında bir kalabalık. Şehrin dehlizlerinde, eski dede yadigarı beli bükük evlerde yaşayan, İstanbul’un okur üfler kadınları, cadıları toplanmış hep. Ateş Behiye’nin kabrinin başına giderek okuyorlar. O gece genç, yaşlı, insan, cazu ne kadar kadın varsa ya dua ediyor ya beddua ediyor.
  • Duayla bedduanın birbirini bulduğu anda Ateş Behiye’nin kabir toprağından yükseldiğine şahit oluyorlar. Gözlerinde tuhaf bir ışık parlıyor, kanlarının akıp bulaştığı kanlı, toprak lekeli kefeni ay ışığında mermer mezar taşları gibi ışıldıyor. Sanki iki dev kollarının altından tutuyor gibi havada uçuyor, ayak uçları birbirine bakar vaziyette yerde sürünüyor. Yel gibi gidiyor.
  • Kendisini vuran zorbazların eğlendiği mıntıkada bir anda gözlerine görünüyor. Toprağın bulandığı karma karışık saçları ve ürkünç gözleriyle. O kefeni kanlı hortlağı gören zorbaların şekli şemali değişiyor, ağzı yüzü eğiliyor hep. Kimi de kalpten o anda ölüp gidiyor. Dünya gözlerine zindan oluyor. Rüzgarlar ve ay ışığı altında Behiye’nin korkunç sureti her birini korkudan delirtiyor.
  • Sabah horozları öterken Behiye kabrine geri dönüyor. Behiye’nin hortladığı haberi İstanbul’u karıştırıyor tabi. Ölümü bile güzelliğiyle etkileyerek geri döndüğüne inanıyorlar ve ölü olduğunu bilseler de bu dünyadan çekip gittiğini kabul edemiyorlar. Söylentiler ve hikayeler artıyor. Eceli bile etkilediğini anlattıkları Behiye’nin namını bu vakaya nispetle “Ecelyandı”ya çıkarıyorlar.
  • İstanbul’un ilk ve son kadın kabadayısı Ecelyandı Ateş Behiye’nin uzun seneler geceleri dolaştığı anlatılıyor kulaktan kulağa. Kefenli haliyle görünerek bir nice zalimi böyle delirttiği yahut sekte-i kalpten öldürdüğü rivayet ediliyor yıllarca.

Bu flood da burada biter. Başka korkulu, tarihli floodlarda görüşmek üzere. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola. İyi geceler efendim…

Bu Konu, Mehmet Berk Yaltırık @SonGulyabani  Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Güncelleme: 10 Eylül 2017 — 05:02

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |