Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

İdeolojik Tarih Yaklaşımının Türkiye’nin Geleceğine Etkisi!

Diyalektik Tarihi Materyalizm konusuna yeniden dönmeden, Türkiye’nin Sol’undan Sağ’ına ve etnik/dînî kimlikçiliğine kadar “teleolojik ortak payda”da buluşan ideolojik tarih yaklaşımının Türkiye’nin geleceğine neden ve nasıl aykırı olduğu konusu önemli… >>

  • Kendine göre tarih üretmenin, günümüz ideolojik bakışlarına özgü olmadığı malum. Mesela uluslarararası resmi belgelerde son gününe kadar kendine “Devlet-i Âliyye” diyen Türk İmparatorluğu kurucusu “Ataman”a, tarih yazıcısı Âşık Paşazade’nin “Osman” adını yakıştırdığını biliyoruz..
  • Ama İmparatorluğu basında ve bazen intern belgelerde “Osmanlı” diye adlandırmanın, esasen II. Abdülhamit döneminde başladığını ve İslamî Muhafazakarlaşma adına sonra da sürdürüldüğünü, ama Dünya’nın, eski kaynaklara sadık kalarak “Ottoman Empire” dediğini de biliyoruz…
  • Bir dönemin muhafazakar ruhuna uygun olarak bilimsel açıdan çok yakın zamana kadar sorgulanmadan benimsenmiş, okullarda -Dünya’ya rağmen- “Osmanlı” diye öğretilmiş (hatta soyadı kanunu çıktıktan çok sonra Türk Vatandaşlığına kabul edilen hanedan üyeleri bu adı almış) olsa da… >
  • Türkiye’nin tarihine (ideolojik değil) objektif yaklaşan bilim erbabı her zaman var olmuştur -onlar arasında Halil İnalcık ilk akla gelen Türk tarihçilerdendir… Türk İmparatorluğu Dünya tarihiyle ilgili bir konu olduğundan brçok ülkenin tarihçisinin de ilgi alanına girer…
  • Yani, “Biz artık ‘Osmanlı’ diyoruz, herkes de öyle desin” diyemezsiniz. Kendi zikriyatınıza göre (bitmekte olan bir döneme uygun olarak) öyle diyebilirsiniz, ama Türk İmparatorluğu sadece, birkaç Muhafazakar zamane politikacısının malı değil, onunla ilişkili olmuş Dünyanındır…
  • Bilimi bir tarafa bırakıp tarihi kendine göre yorumlayıp kafasına göre yazmaya en kötü örnek, kendiyle başlattığı tarihin öncesini reddetmektir… Mesela Muhafazakar anlayış, Türklerin İslam öncesinde başka bir dinlerinin olduğunu, hatta varlıklarını bile görmezden gelir… >
  • Muhafazakarların kendini din ile sınırlayan tarih anlayışının bu sınırlılığına rağmen tutmasının nedeni, daha öncesinde Türkiye’yi kontrol eden Kemalist anlayışın çok daha sınırlı olması ve tarihi adeta Atatürk’le başlatması olmuştu. Muhafazakarlarınki en azından “daha uzun” idi!
  • Marx’ın ölümünden sonra Engels ve Leninistler tarafından, tarihin bir amaçlar/hedefler istikametinde ilerlediği fikriyatının (Teleolojik felsefe. Mucidi: Christian Wolff. 1679-1754) “Diyalektik Tarihi Materyalizm” ile Sol düşünceye monte edilmiş hâli aşılıp, bilimselliğe dönüldü.
  • Türkiye’de ortodoks Sol ve ortodoks Kemalizmin benimsediği teleolojik “Diyalektik Tarihi Materyalizm” anlayışı da, ideolojik Sağ Muhafazakar yaklaşımlarla aynı teleolojik temele dayandığından, tarihi bilime göre (çok daha) tarafsız değil, kafasına göre yorumlamaya yatkın…
  • Tarihi kendine göre yorumlayıp kendi kimliğinin tarihi ile sınırlayan kompleksli anlayışların aşılması, Onbin yıllık tarihe sahip Anadolu’nun ve İstanbul’un hakkını veren bir tarih ve vatandaşlık anlayışının kurulması ve malum kutuplaşmaların ilelebet sonlandırılması için şart…

Birkaç basit örnek…

  • Napolyon’un deyimiyle, “Dünya bir tek ülke olsaydı, İstanbul onun başkenti olurdu” sözüne hiç uymayan bir şekilde her yıl “İstanbul’un alınışı” karga tulumba kutlanır ama “İstanbul’un kuruluşu” asla kutlanmaz, çünkü Kemalistler de “Yunan’a” düşmandır… >
  • “Yeni Roma”yı kuran Konstantin bir Roma İmparatoru, Grek değil, hem sonradan grekleşmiş olsa ne olur, tarihte “O Yunan bu Kürt, diğeri Arap” diye ayrım yapılamaz… Teleolojik anlayış, Türkleri bir türlü ‘Buralı’ yapmayıp, “Ülkesini her yıl yeniden fethetmek” zorunda bırakıyor…
  • Kesintisiz Onbin Yıllık bir tarihi olan (Dünyanın en çok sayıda inananına sahip Hristiyanlığın genel kurallarını koymuş ilk tek tanrılı İmparatorluğunun merkezinin bulunduğu) yerin modern vatandaşlarını “Biz Altaylardan geldik, eskiden buralar boş araziydi” diye eğitemezsiniz…
  • Bugünün Türk Vatandaşları, kısıtlı/sınırlı/kompleksli (Sol veya Sağ) tarih anlayışlarının anlattığının tersine, bu Onbin yıllık tarihin bir sonucudur ve biryerlerden de gelmemiştir, hep buradaydı, ama Romalı Konstantin nasıl Avrupa’dan geldiyse, Türk Göçebeler de Asya’dan geldi.
  • Konstantin bu topraklara İmparatorluk anlayışını/ türünü/ tarzını getirdiyse (Devlet-i Âliyye de onu devam ettirdi), Türkler de savaşçı örgütçü gücü ve Göçebe mantalitesine özgü özellikleri ve tabii en önemlisi, Türkçeyi getirdi. Ama burası bunlardan ibaret falan değil…

Yeni dönemde Türkiye’nin bir Dünya ülkesi olması yolunda Türkiye vatandaşlarının da bu kompleksli kimlikçi teleolojik sınırlandırmaları aşarak, üzerinde yaşadıkları kadim uygarlıklar merkezinin Anadolu ve İstanbul’un hakkını verip Dünyayla bütünleştiklerini görebiliriz…

Bu Konu, Selçuk Salih Caydı @selcuksalih Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

1 Yorum

Yorum Ekle
  1. Ezberletilmis ve kaniksatilmis aji-pro sacmaliklarini tek yol kabul etmeyen ve sürekli sorgulayanlar icin, 4X4 tadinda özgürce “yoldan cikip” yeni seyleri kesfetme meraklilarina ufuk acici analizler. Daha fazlasini isteyenler icin blog versiyonu da var.. 🙏

Bir Yorum Bırak! ('Küfür Yok Beyler, Küfür Yok!')

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |