Hak Hukuk Adalet ve Hakkaniyet (‘Bir Hatıra; Hukukun Kişiselliği’)

Hukuk, adalet ve hakkaniyet konusunu önemseyenler için, 22 yıllık avukatlık ve 15 yıllık hukuk hocalığı geçmişimdeki en önemli tecrübelerden birine dair flood. Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde “hukukun kişiselleştirilmesi gereği”ni öğrenciye hep şu hatırayla hatırlatırım:

  • Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde “Anglo-Amerikan Hukuk Sisteminin Temel Esasları” dersi açmıştım. O dersi de rekabet hukuku dersine ilave olarak verdiğim ilk yıllar. 2004-2007 arasındaki güz veya bahar dönemlerinden biri olmalı. Din ve vicdan hürriyetini tartıştırıyorum.
  • Anglo-Amerikan hukuk sistemindeki bu konudaki davalar eşliğinde, kamusal alanda inancına göre giyinebilme konusuna geldik. O sırada geçerli olan hukuk kuralları, üniversiteli öğrencilerin başörtüsü ile derse girmesine izin vermiyor.
  • Bir yandan, hukuk kurallarının toplum talebinden kopuk olarak ve toplum dışında doğurularak toplumsal mühendislik için kullanılması durumunu anlatıyorum bir yandan da öğrenciye “üniversitede türban yasağı” konusunu tartıştırıyorum. “Yasak olmasa ne olurdu ki”ye nihayet geldik.
  • O noktada, sınıfın sol ön tarafında oturan, ismini ve yüzünü hala gayet iyi hatırladığım fevkalade başarılı bir kız öğrencim, anfideki genel yumuşama ve artan empatiyi daha fazla taşıyamayarak, “ülkemiz bu davaların kaynağındakilerden farklı tehditler altında”lı bir atağa kalktı.
  • “Bizler Kanada ve Meksika ile yahut Hollanda, Belçika ve Fransa ile çevrili değiliz” diye başlayan cümlelerini “biz fırsat verirsek onlar bize bu fırsatı vermezler, bizi başörtüsü takmaya zorlarlar, bizi baskılarlar” diye sürdürmekteydi ki, hepten beklenmedik bir şey oldu.
  • Sınıfın sağ arka tarafından “yeter” diye bir ses yükseldi ve konuşan öğrenci ile benim arama bir şey atıldı. Atılan şey benim bulunduğum platformun ayakları dibine sürüklendi. Atana baktım. Erasmusla sınıfıma gelen gayet başarılı bir öğrencimdi. Başında türbanı vardı.
  • Ne attığına baktım. Peruğuydu. Kimse bilmiyordu ama aslında sınıfta tartışılan bu kuraldan etkilenen birisi vardı. “Her sabah bu kız gibiler istiyorlar diye kafama bunu takıp okula geliyorum, bir de benim ne kadar baskıcı olduğumu ondan dinleyecek değilim” diye bağırdı öğrenci.
  • Tüm öğrenciler donup kalmıştı. Muhtemelen benden tartışmalardaki medeniyet çerçevesine dair üst perdeden söylev bekliyorlardı. Konuşması kesilen öğrenciye döndüm. Ikimizin ayakları arasında, bir sınıf arkadaşının peruğu yatıyordu. “Bir şey diyordunuz, yarım kaldı, buyrun”, dedim.
  • Az evvel fevkalâde kendinden emin bir biçimde mevcut hukuk kurallarını tutkuyla savunan ve aralara da muhtemelen anne babasının yemek masasında duyduğu ezberlenmiş huzur cümlelerini katıveren bu öğrencim, dudakları bembeyaz halde, ne diyeceğini nihayet toparlayıp kararını verdi.
  • Söyleyebileceği onca şey ve bu tartışmaya dair ezberinde olan bunca cümle ve kendisine bir şey atılmış olmasının yarattığı o kadar yan yol arasında, kendi solundan arkasını dönerek uzaktaki arkadaşına bakıp “hayatım lütfen, seni kastetmedim ki, şahsileştirmeyelim” demeyi seçti.
  • Diğer öğrenciye döndüm. Kendi isyanının ve ani öfkesinin şaşkınlığında görünüyordu. Peruğunu yerden aldım ve “buyrun” dedim. Peruğunu vereceğimi sandı ve yerinden davranır gibi oldu. “Hayır” dedim “sözleriniz için buyrun”. Hatırlattım. “Siz konuyu şahsileştirmemeliymişsiniz”.
  • Yine sinirlenmemeye, sesinin titremesini bastırmaya ve gözlerine dolanları yutmaya çalışarak, “neyi şahsileştirmeyeyim hocam, beni gerçekteki saçlı halime benzetmesin diye rengiyle, kalitesiyle, modeliyle nefret ettiğim bir şeyi kafama geçirip okula gelmeyi mi?” dedi öğrencim.
  • Sınıf geneline döndüm. “Kural yaratırken, kuralı değerlendirirken, insanın gerçek hayatına dokunduğunu hep hatırlayın. Başkalarının ezberlerini satın almayın. Hukuk her zaman şahsileştirilmiş halde olmalı. Onu insandan boşamayın, dedim.” Ilk konuşan öğrenci, elini kaldırdı.
  • “Peruk ne olacak?” dedi. “Ne olmasını istiyorsunuz?” diyerek gözlerinin içine baktım. Bu tecrübe onu yorgun düşürmüştü, ama artık nereye gitmek istediğini biliyordu. “Ben isteyemem, arkadaşımın peruğu, o karar verir, ama kirli bence, takmasına gönlüm razı değil” dedi.
  • Hepimiz biliyorduk. Kirli olan peruk değil kuraldı. Hepimiz biliyorduk. Ilk konuşan öğrenci, kendine ait olmayan alandan çekilmişti. Ben biliyordum. Tüm öğrenciler hukuku başkalarının ezberlerinden arınarak, insan etkileriyle ve kendi samimi duygularıyla değerlendireceklerdi.

Yazar; Gönenç Gürkaynak @GurkaynakGonenc

Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar