Hain İlan Edilen Alfred Dreyfus; (‘Sen doğru ol da varsın sanan eğri sansın!’)

“Hain” ilan edilip sürgünde yaşamaya mecbur bırakılan önemli şahsiyetlerden birkaçının kısa hikâyelerini daha evvel paylaşmıştım. Bugün de bildiğiniz bir mevzuyu, güncel bir gelişme nedeniyle kısaca dikkatlerinize sunmak istiyorum. Tarihte Hain İlan Edilerek Sürgüne Gönderilmiş Kişiler! (Gerçek Hain Kim?)

  • 1870’te uğradığı yenilgi sonucunda Alsas ve Mozel bölgelerinin Almanya tarafından ele geçirilmesi Fransa’da derin bir travma yaşanmasına sebep olmuştur. Fransa, Almanya ile gireceği bir sonraki muhasamat için hazırlanmaktadır.
  • Kaçınılmaz olan bu savaşı kazanmanın tek yolunun Rusya tarafından sağlanacak destek olduğuna inanan ve Türkiye’yi, pardon Fransa’yı, buna inandıran General Raoul Le Mouton de Boisdeffre’nin gayretiyle 1892’de Rus-Fransız ittifakı anlaşması yapılır.

  • Fransa’da 3. Cumhuriyet dönemi olsa da orduda hala monarşi yanlısı, politikacıları küçük gören, her şeyi bilen aristokrat generaller baskındır. École Polytechnique ve Saint-Cyr Askeri Okulundan yetişen subaylar arasında inanılmaz bir rekabet ve kamplaşma yaşanmaktadır.
  • Askeri Karşı İstihbarat biriminin başında Saint-Cyr mezunu, Alsaslı ve Yahudi karşıtı Yarbay Jean Sandherr bulunmaktadır. Dönemin en önemli kara silahı toptur. Fransa’nın teknolojisini gizlemeye çalışırken Almanların bu konudaki gelişmelerini ele geçirmeye çalışmaktadır.
  • Almanların bilgi sızdırdığı Fransız kamuoyu tarafından bilinmekte, Fransız Harbiye Nazırı General Auguste Mercier gazetelerde çok ağır eleştirilmektedir. Acilen bir casus bulunup yargılanmalı, toplum rahatlatılmalıdır. İdeal günah keçisini bulmak hiç de zor olmaz.
  • Aralık 1894. Yahudi kökenli, Alsaslı ve École Polytechnique mezunu Topçu Yüzbaşı Alfred Dreyfus, Paris’teki Alman Büyükelçiliğine Fransa’nın yeni geliştirdiği 120’lik topla ilgili bilgi sızdırdığı gerekçesiyle tutuklanır. Aranan “hain” bulunmuştur.
  • Divanıharpte yangından mal kaçırma hızıyla ve kapalı olarak yapılan kısa bir yargılamadan sonra suçlu bulunan Dreyfus, rütbeleri sökülerek Fransız Guyanasındaki Şeytan Adasında ömür boyu hapse mahkûm edilir.

  • Dreyfus’un masum olduğuna inanan ailesi siyasiler ve gazetecilerle görüşerek gerçekleri anlatmaya devam ederler. 1896’da istihbaratçı Albay Georges Picquart asıl suçlunun başka bir subay, Binbaşı Ferdinand Walsin Esterhazy olduğunu delillerle ortaya çıkarır.
  • Fransız Silahlı Kuvvetleri bu durumdan rahatsız olur. Askeri mahkemede 2 gün içinde aklanır Binbaşı Ferdinand. Dreyfus’un masumiyetini ispatlayan Albay Picquart Kuzey Afrika’ya sürülür. Eski komutanları, Dreyfus’un Şeytan Adasında kalması için de yeni sahte deliller üretir.
  • Hiçbir suç gizli kalmadığı gibi bu mevzu da Paris’te duyulur. Birileri “aman başıma iş açılmasın” düşüncesiyle susmayı tercih etse de Emile Zola 13 Ocak 1898’de L’aurore Gazetesinde Fransa Cumhurbaşkanına hitaben J’accuse! (Suçluyorum) diye başlayan ünlü mektubunu yayımlar.

  • Gazetenin adı, yani L’aurore, Fransızcada “şafak” anlamına geliyor. Bugün masum insanları sahte delillerle yargısız infaza maruz bırakan basın tarihinin kara lekesi yalancı @yenisafak’tan ne kadar farklı olduğunun kritiğini sizlere bırakıp o konuya girmiyorum.

  • Zola’nın yaktığı kıvılcım Fransız aydın ve aktivistlerini harekete geçirir. Dreyfus’un yeniden ve adil bir şekilde yargılanması için kampanyalar yürütülür. Fransa, Dreyfus taraftarları (Drefusards) ve iftiralarla onu karalayanlar (anti-Dreysfusards) şeklinde ikiye bölünür.
  • Baskıların artması üzerine Anayasa Mahkemesi Dreyfus’un mahkûmiyet kararını iptal eder. 1899’da Dreyfus yeniden yargılama için Fransa’ya getirilir. Daha önce müebbet hapis veren divanıharp tarafından bu defa 10 yıla mahkûm edilir ve Cumhurbaşkanı affıyla serbest bırakılır.
  • Bu kararı kabullenemese de yargılamalar, Şeytan Adasında geçen yıllar ve cahil kalabalıkların anlamsız nefretiyle yorulan Dreyfus itiraz hakkını kullanmaz. Fransız halkının gerçeği görmek için gözünün açılmasına, bunun için de zamana ihtiyacı olduğunun farkındadır.

  • Köprünün altından sular akar ve gerçekler yavaş da olsa gün yüzüne çıkar. Dreyfus’un tasfiye edilmesine gerekçe gösterilen delillerin sahteliği inkâr edilemeyecek şekilde ispatlanır. Anayasa Mahkemesi tarafından 1906’da resmi olarak aklanır ve binbaşı rütbesiyle göreve döner.

  • Kendisini vatana ihanetle itham eden asıl hainlere inat, 1. Dünya Savaşı boyunca ülkesini savunur. Kendisi gibi oğlu Pierre de topçu subayı olarak savaşa katılır. Baba-oğul savaştan madalya almış olarak dönerler.
  • Yarbay rütbesiyle, onurlu bir şekilde emekli olur. 1935’te 75 yaşında hayata veda eder. Cenazesi askeri törenle kaldırılır.

  • Ölümünün üzerinden 80 yıldan fazla geçtikten sonra, 2016’da, Emil Zola’nın müzeye dönüştürülen Paris’teki evinin önünde yapılan Dreyfus heykeli törenle açıldı. Onu sahte delillerle suçlayan komutanları ve ömür boyu hapse mahkûm eden sözde yargıçlar ise çoktan unutuldular.

  • Geçen hafta Fransız basınında Emil Zola’nın evinde kurulacak Dreyfus Müzesinin 2019 sonbaharında açılacağı yazıldı. Türkiye’de @SALOMgazetesi dışında bunun haberini yapacak yiğit çıkmadı. Gazete müsveddeleri Paris moda haftasındaki göz alıcı iç çamaşırı defilesiyle meşguldü.

  • Yunus Emre ile bitirelim bu faslı: Sen doğru ol da varsın sanan eğri sansın!

Bu Konu, Cafer Topkaya @c_topkaya Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Güncelleme: 1 Ekim 2018 — 02:18

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir